1 aydır yaptığım gibi bugünde güneş doğmadan uyandım.
Bütün malikaneyi gezdikten sonra bugünde hizmetçimin gelmediğini gördüm.
Nereye gittiğini bilmiyorum sonuçta şu ana kadar bir gün bile gelmemezlik yapmamıştı.
Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri yanımda duran hizmetçim artık yok.
En azından her gün yaptığımız büyü ve kılıç antrenmanları artık yok.
Sonuçta büyüden tenzih olmuş bir vücut ve kılıç tutamayan ellerim gelen yumrukları karşılamaktan başka bir şey yapmazdı.
?????????????????¿??????¿?????¿??????¿?????????????????.
Karnımın guruldamasıyla birlikte mutfağa yöneldim.
Tozlanmış ve yıkanmamış bulaşıklarla dolu koca mutfakta kurumuş birkaç ekmek parçasından başka hiçbir şey yoktu.
Tek çağre olarak mutfağın en üst dolabına çıkmam lazımdı.
Kenardaki sandalyeyi çekip ona tırmanmaya çalıştım .
Birkaç defa düştükten sonra üstüne çıkmayı başardım.
Küçük elerimi olabildiğince kaldırdım ve parmak uçlarıma yükselince dolabı açabildim.
Ama açtığım anda üstüme düşüşen eşyalar beni yere serdi ve son gördüm şey kafama doğru düşen kil tencereydi.
Kafamdaki ağrı ve zonglama yüzünden yerimden kalkmadan gözlaermi açtım.
Yüzümdeki sıvıyı hisetiğim anda elimi yavaşça yüzüme götürdüm.
Yapışkan bir sıvı elimi kırmızıya boyadı.
Bu benim korktuğum bir sıvı değildi ona alışmıştım.
Çünkü şehire indiğim her seferde birinden dayak yiyip bir yerlerimi kanatıyordum.
Kavgaya karışmak istemezdim ama herkes bir denekmişim gibi gücünü üstüme deniyordu.
Kolumla yüzümü kapatım ve ağlamaya başladım.
Yaradan ya da çektiğim acıdan değil daha 6 yaşındaiken neden bu durumdaydım.
Neden diğer çocuk gibi değilim bunun gibi bir laneti alacak kadar kötü bir şey mi yaptım?
Saçlarım ve gözlerim neden kırmızı neden herkesten daha zayıfım.
Kendimi zorlıyarak ayağa kalktım.
Baş dönmesinden dolayı birkaç defa düştüm.
"Acil doktora gitmem gerek."
Üst kata çıkmak için büyük merdivenin kenarına tutuna tutuna üst kata çıktım.
Evin büyüklüğü bir yana benim küçüklüğümü sayarsak koridorlar imkansız bir parkur gibiydi.
Ve daha fazla dayanamayıp kendimi yere attım.
Bilincim yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Her taraf çok karanlık.
"Hey çocuk uyan uyansana."
Gözlerimi açtığımda yatağa uzanmış ve kafam sargılıydı.
Sesin geldiği tarafa yönelmeye çalıştım ama kafamı kıpıldatamaz durumdaydım.
"Kimsin sen "
Sorum bittiği anda benim yaşlarda bir kız yüzümün dibine girip konuşmaya başladı.
"Para var mı? her tarafı aradım ama bulamadım."
"Soyuluyor muyum ."bu soruyu sorduğum anda kızın yüzündeki parıltı anltılmazdı.
Sanki yaptığı şey ile gurur duyuyordu.
"Evet soyuluyorsun."
Omuzlarıma gelen mor saçlarını tutup kendimi çektim ve sırtımı duvara yasladım."aaaa ne yapıyorsun?"
Sorusuna cevap vermeden bilmek istediğim şeyi sordum.
"Güçlü birisi misin?"
Kızın kızgın bakışları şaşkına döndü.
"Evet ama bu nasıl bir soru."
O zaman hiç karşı koymama gerek yok.
Yastığın altından çıkardığım altın kesesini ona uzatım.
Ama kızın yüzünü sanki hayal kırıklığına uğramış gibiydi .
"Neden karşı koymadın."
Ne kadar saçma bir soru tabikide karşı koymıyacam sağlamken bile herhangi bir kız beni döver.
Kısa bir sessizliğin ardından çok daha kızgın bir sesle tekrar sordu.
"NEDEN KARŞI KOYMADIN."
Gözlerimin yaşarmaya başladığını hissettim.
Boğuk bir sesle "Zayıf biri nasıl karşı dursun."
Kızın kızgınlıkla dolu bakışları acıyan bir ifadeye döndü.
Hiçbir şey demeden keseyi alıp kapıya yöneldi .
Kendisini zorlıyarak kapı kolunu açtı.
Yüzünü dönmeden konuşmaya başladı.
"Bu hiç eğlenceli değildi."
Biraz durduktan sonra devam etti "sen zayıf değilsin sadece korkaksın."
Sözünü bittirdiği anda kapıdan dışarı çıkıp kapıyı kapattı.
O kapının kapanma sesiyle birlikte eski dostum olan sessizlik etrafı sardı.
Aniden kafamdan buharlar çıkmaya başlayınca hiç zaman kaybetmeden hızla yatağın yanındaki çekmeceden bir kağıt ve bir kalem çıkarıp o kızı çizmeye başladım.
Bu sefer resimi o sesten önce bittirmeliydim.
Bütün kafayı çizmiştim ama tam gözlerini çizeceiken.
"Zaman geriye sarsın"
"Ben neyi çiziyorum yine bitmemiş bir resim mi?"
Resimi kenara koyup yatağın altından dev bir sandığı çıkartım.
Kilitsizdi çünkü benim anılarım çalınmaya değecek bir şey değildi.
Sandığı açtığımda sandıktaki resimlerden bazıları düştü .
Yatağa bıraktığım resimle beraber toplayıp bitmemiş resimlerle dolu sandığa koydum.
Ertesi gün.
Sabahın ilk ışıklariyla birlikte gözlerimi açtım ve her gün ki aynı rutinle yaptığım gibi hemen mutfağa gittim.
Kapıyı açtığım anda gördüm manzaraya karşı şoka girdim.
Kil bir tencere düşmüş ve her yerde kan vardı.
Ama garip olan şey midemin guruldaması beni kana çekiyordu.
"Ne oluyor biri mi öldürülmüş."
Vücudumun kana doğru yürümeye başlayınca kendime gelmek için kendime tokat atıp hızla yatağıma koştum.
Elimi yastığın altına sokunca soyulduğumu anladım.
Hızla duvardaki tabloya yönelip onu indirdim ve arkasında duran kolu çektim
Duvarda birbirinin içine giren kiremitler gizli bir odayı açtı.
"Yapacak bir şey yok yemek almaya gitmeliyim."
İçeri girdiğim andan dar geçiteki meşaleler yandı ve onların üstünde yuva yapan örümcekler ya yanıyor ya da kaçışıyordu.
Aşağıya indikçe geçit daralmaya başlıyordu .
Artan rutubetten dolayı tavandan şu damlaları inmeye başlamıştı.
Buraya sadece bir defa girmiştim o da yılar önce hizmetçimle beraberdi.
Uzun bir yürüyüşten sonra benim girebilmem için eğilmem gereken bir kapıya vardım.
Acaba hizmetçi buradan geçecek kadar zayıf mıydı?
Kapıyı açtığım anda önümde duran gölün derinliklerinden bir ışık yukarıya doğru ilerlemeye başladı.
Birkaç saniye içinde küçük bir yerden suyun üstüne çıktı .
Işık yerkenin üstünde yosunlarla kaplı mumdan geliyordu.
- acaba sen suyun içinde nasıl sönmedin?
Fazla sorgulamadan küreksiz yelkene bindim .
Hatırladığım kadarıyla yelken beni ve hizmetçiyi paraya götürmüştü.
Gölün ortalarına varınca mum söndü ve beni karanlıkta suyun içine düşen damla sesleriye birlikte bıraktı.
"Heeee geçen sefer böyle olmamıştı"
Korkmam gerektiğini biliyorum ama neden korkmıyorum .
Daha doğrusu hiç bir şey hissetmiyorum.
Soruma cevap yerine balıklar gelmişti.
Işıldayan balıklar.
Yerkenin etrafında dönmeye başlayan balıklarla birlikte rengarenk ateş böcekleri etrafımı sardı.
Saçtıkları ışıklar kafamın dibindeki tavandaki yosunlar parlamaya başladı.
Karşılaştığım görüntü beni biraz mutlu etmeye başladı.
Ama para nerede onu bulmam lazım.
O yüzden elerimi kürek yerine kulanmaya başladım.
Elerimden kaçışan balıklarla birlikte ateş böcekleri de kaçtı ve beni tekrardan karanlıkta bıraktı.
Bir süre ilerledikten sonra elerimi sudan çektim .
Dönen balıklarla birlikte eski renkli uyum döndü.
Ama bu sefer bir fark vardı.
Balıkların ağzında altın paralar vardı.
Elimi yavaşça balıklara yaklaştım ve balığı yakalamak için tam zamanı kolamaya başladım bunu kaçıramazdım. Bir altın bir haftalık ihtiyaçlarımı karşılardı.
Balık tam elimin altına geldiğinde hızla onu yakalamak için elimi suya soktum ama salanan yerkenden dolayı suya düştüm.
Hızla gözlerimi açtım ama gördüğüm görüntüyü hiç beklemiyordum.
Su kırmızıya dönmüş ve renkli balıklar dişli çirkin bir hal almış ve hızla bana ilerliyor.
Son anda yerkene çıktım ama yanan mumun ışığıyla ateş böceklerinin dev sineklere dönüştüğünü görmeye başladım.
Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı.
" Bekle neler oluyor biri beni kurtarsın."
Ayağıma saplanan siniğin iğnesi hiç tatmadığım bir acıyı tatırıyordu.
"YARDIM EDİN LÜTFEN"
Sesime imdat yerine sivrisinekler ve sudan çıkan balıkların bedenimi parçalayan dişleri geliyordu.
Yerkenin kenarından yardım alarak parçalanmakta olan vücudumu suya attım .
Atığım çığlıklarla beraber ciğerime dolan su acıyı katlıyor ve bilincimi yavaş yavaş kapatıyordu.
Son gördüm şey hizmetçimin kopuk kafası ve balıkların yediği diğer parçalarıydı.
Doğru benim hizmetçim geçen gelişimizde beni kurtarmak için kendini feda etmişti bunu nasıl unutum .
Bekle o mu beni kurtardı yoksa benmi onu terketmiştim.
Gece her zamankinden daha karanlıktı.
Ay tamamen kaybolmuş ve ormanı derin bir sessizlik sarmıştı.
- Of ne kadar sıkıcıydı.
Acaba neden karşı koymadı aurası çok güçlüydü onu gördüğümde işimin bittiğini sanmıştım.
Niye bu kadar düşünüyorum ki artık anneme ilaç kardeşlerimede yemek alabilirim.
O kadar çok para kazanmayı beklemiyordum bu 2 yıl yeter.
Çok mutluyum sonunda bu dağ evinden kurtulabiliriz.
Kendi sevyemce üretiğim ışık toplarıyla kendi yolumu aydınlatıp bütün hızımla eve doğru koşmaya başladım.
Bu haberi acil vermeliyim herkes beni bekliyordur...
Beş saat sonra.
" Evin ışıkları niye kapalı bu saate uyumazlardı"
Güneş ışıklarından daha hiç iz yoktu.
Tepenin başındaki kulübe ev garip görünüyordu.
Kapıya yaklaştığımda kalbimin durduğunu hisettim.
Her zamankinden daha farklıydı .
Sanki yaşam enerjisinden eser yoktu.
Bekle bu ölümcül baskı ne sanki yer çekimi iki kat artmış gibi.
Kapıya doğru atığım her adım ile baskı artıyordu.
"Neler oluyor "
Işık kapıyı aydınlatınca zamanın durduğunu hisettim sanki dünyadaki bütün renkler yok olmuştu sadece siyah beyaz ve kapıdaki çarpı işaretinin kıtmızı rengi .
"Olamaz olamaz "
Bu işaret infaz işareti devletin suçlu gördüğü ailelere yapılan soykırım işareti.
Kapıyı açtığım anda gördüğüm manzara ile birlikte yere yıkılıp bilincimi kaybettim.
İçeride gördüm şey bir sürü parçalanmış ceset
"Neler oluyor?"
"Neredeyim?"
Burası neresi sonsuz bir boşlukta süzülüyordum.
Kimse Yok mu?
Bekle ileride bir ışık var.
Süzülerek ışığa doğru ilerlemeye başladım.
Buda ne ?
Sanki bir pencereden bizim evi izliyordum.
Ama bu sefer ışıklar yanıyordu.
- anne ablam niye hala dönmedi.
- ne o çok mu özledin onu .
Annem her zamanki gibi mutfaktayfı.
Kardeşim ise her zamanki gibi etrafa neşe saçıyordu.
Kardeşim mutfaktan ayrılınca ikizim içeriye girdi.
- anne Melisa niye bu kadar gecikti bir haftadır ortalıkta yok.
- Ahhh bilmiyorum edvart.
Bekle bir hafta mı dedi sadece bir gün önce gittim.
İçeriye giren abim ateşin üzerindeki tencereyi alıp mutfaktan çıktı.
Evi gözlediğim pencere yavaş bir şekilde karanlıkta küçülüp kayboldu.
Etrafıma baktığımda uzakta bir pencere daha gördüm.
Bu sefer pencere bana gelmişti.
İçine baktığımda herkes sofranın etrafına oturmuş sesiz bir şekilde yemek yiyordu.
- herkes niye bu kadar büyümüş .
Aklımdaki soru buydu .
Annemin saçları beyazlamış kardeşim bile benden büyük görünüyordu.
- abiniz hala dönmedi mi ?
- yok anne her gün yaptığı gibi bugünde onu aramaya çıktı.
Bu pencerede aynı şekilde kayboldu.
Gözlerim kırptığım anda kendimi evin içinde buldum.
Ama kimse yoktu evi gezmeye başladım.
Bütün odaları aynıydı hiç değişiklik yoktu.
Aynanın karşısına geçtiğimde kendimi kıyafetsiz bir şekilde buldum .
Bekle bu benmiyim .
Normalde sekiz yaşında olan ben yirmi yaşındaki bir kadının vücudundaydım.
Kendimi bir rüyada olduğumu bilsemde çıplak dolaşmak hiç iyi hissettirmiyordu.
Annemin dolabından çıkardığım iç çamaşırı giyip üzerime beyaz bir elbise geçirdim.
Mutfağa geçtiğimde ocağın hala yandığını gördüm.
Elime demir çubuğu alıp ateşi karıştırdım.
acaba ben buraya nasıl geldim en son
En son ne yapıyordum ?
Bekle bir şey gördüğümü hatırlamıyorum.
Ama neydi ?
Cesed .
"Olamaz"
Hızla dışarı çıktım.
Hava yağmurluydu ayakabım bana küçük geldiği için çıplak ayaklarla bahçede koşturmaya başladım.
"KİMSE YOK MU ? ANNE! ABİ ! EDVART! DORUK! KİMSE YOK MU?"
Arka bahçeden yükselen ses ile oraya koştum annemin sesiydi .
Arka bahçeye geçtiğimde nefes alışım kesildi .
Abinin kanlı cesedi duvara kareketsiz asılmış ikizimde yerde hareketsiz yatıyordu annem ise kardeşime sarılmış ona gelen kırpaçları engelemeye çalışıyordu .
Kan yağmura karışmış kırmızı bir görüntü oluşturmuştu.
Kıpırdanamıyordum konuşamıyordum ölüyordum.
Ne kadar uğraşsamda annemi kırpaçlayanı yüzünü göremiyorudum.
Ama kıyafetlerindeki armayı görünce onun kraliyet ailesinden biri olduğunu anladım.
"SÖYLE SENİ BÖCEK KIZ NEREYE SAKLADIĞINIZI SÖYLE ."
Annemin yıpranmış sesi sadece bu kelimeyi tekrarlıyordu.
"Bilmiyorum "
Adamın tereddütsüz kılıcı annemin sırtından girip kardeşimin göğüsünden çıkınca yapabildiğim tek şey
bütün sesimle çığırmak oldu.
KARANLIK.
Kendime geldiğimde evde uzanmış rüyada giydiğim kıyafetleri giyiyordum.
"Demek bunlar oldu öylemi?" Göz yaşlarımı tutamadım vücudum büyüsede hala bir çocuktum .
"Yemin ederim intikamınızı alacağım"