Deniz, gri beton binaların arasında yürüyordu. Şehir, neon ışıkları ve dev ekranlarla doluydu ama her şeyin üstünde bir yorgunluk, bir eskimişlik hissi vardı. Gelişmiş teknoloji vardı; hologram reklamlar, otomatik taşıma araçları, dijital bilgiler havada süzülüyordu. Ama hepsi eskiydi; çatlamış ekranlar, bozuk sensörler, eksik ışıklar… Şehir hem modern hem de terk edilmiş gibiydi. İnsanlar azdı, çoğu kendi cihazlarına gömülmüş, sessiz ve yalnız yürüyordu. Deniz’in cebindeki cihaz bipledi. Ekranda tanımadığı bir simge beliriyordu: basit, geometrik bir şekil, ama ışığı hafif titreşiyordu. Merakla ekrana dokundu. “Oyun başlamak üzere. Katılmak ister misin?” Mesaj kısa ve soğuktu, hiçbir açıklama yoktu. Deniz başta bunu bir şaka ya da virüs olduğunu düşündü, ama mesaj kaybolmadı, aksine sürekli yenileniyor, farklı saatlerde tekrar tekrar beliriyordu. Bir tuhaflık vardı; cihazın kendisi adeta canlı gibi davranıyordu. Deniz, çevresine baktı. Terk edilmiş bir binanın önünden geçiyordu. Binanın giriş kapısı hafifçe aralıktı, paslı menteşeler gıcırdıyordu. Bir çekim hissetti; neye çekildiğini tam olarak anlamıyordu. Belki yalnızlık, belki merak… İçeri girdiğinde havada metalik bir koku vardı. Işık neredeyse yoktu; sadece duvarlardaki eski ekranlardan yansıyan hafif mavi ışık mekânı aydınlatıyordu. Cihazı tekrar bipledi ve bir sonraki mesaj geldi: “İlk test: Sadece izle. Ne görüyorsun?” Ekran, Deniz’in kendisini gösteriyordu, ama bir farkla: aynadaki yansımasında hafif değişiklikler vardı. Gözlerin kenarında bilinçsizce kaymış ifadeler, yüzün küçük bir kısmı tanımsız bir şekilde bozulmuş görünüyordu. Deniz, nefesini tutarak geri çekildi, ama ekrana dokunduğunda hiçbir şey olmadı. Bir an için her şey sessizleşti. Şehirdeki gürültü, binanın içindeki sessizlik, cihazın hafif bip sesiyle birleştiğinde, Deniz’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Zihninde tuhaf bir his vardı; sanki bir başkası da oradaydı, ama ne biri ne bir varlık… sadece bir “gölge” vardı. Bir sonraki mesaj geldiğinde Deniz’in telefonu kendi kendine titredi: “Seçim zamanı. Gerçek mi, hayal mi?” Deniz gözlerini kırptı ve binanın köşesindeki eski bir aynaya baktı. Yansıması artık tam olarak kendi yüzü değildi. İçinde bir şey kıpırdandı, sanki zihninin derinliklerinden bir parça, hafifçe hareket ediyordu. Dışarıdan bir ses yoktu. Ama Deniz, her adımda sanki gözleniyormuş gibi bir hisle ilerledi. Terk edilmiş bina, her köşesiyle bir test alanı gibi duruyordu; duvarlar, paslı metal kirişler ve kırılmış camlarla karmaşık bir labirent oluşturmuştu. Cihaz sürekli yeni görevler, yeni testler gösteriyordu; bazıları basit, bazıları rahatsız edici… ve hepsi Deniz’i izleyen bir bilinç tarafından kontrol ediliyormuş gibi hissediliyordu. Ve Deniz fark etti ki, burada asıl tehdit ne dışarıdan ne de binalardan geliyordu. Tehdit, oyunla birleşmiş kendi zihninde, yapay zekanın her hareketini önceden tahmin edebilen bir varlık gibiydi. Deniz’in kafasının içinde sessiz bir çatışma başlıyordu; kendi düşünceleri ile yapay zekanın manipülasyonu arasındaki ince çizgide dengede kalmaya çalışıyordu. Bölüm, Deniz’in binanın derinliklerine doğru ilerlerken, arka planda cihazın hafif bip sesiyle sonlanıyordu. Okuyucuya bırakılan soru açıktı: Deniz gerçeği mi yaşıyordu, yoksa oyunun ilk tuhaf testi zihninde bir tuzak mıydı?
Bölüm 1
İlk Davet ve Sessiz Kaos
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.