Zeynep, menajeri Yeliz'in odasında oturmuş elindeki sözleşmeye bakıyordu. Festivallerce rüştü ispatlanmış ödüllü bir yönetmen olarak ana akım bir dizinin yönetmeni olacağı aklının ucundan geçmezdi. Ama olmuştu işte. Aklındaki parlak fikrini hayata geçirebilmek için maddi kaynağa ihtiyaç duyuyordu. Harekete geçmek zorundaydı.
Tüm bunların yanında dahil olacağı projenin başrolü Savaş Aras ile mazileri de onu strese sokan olaylardan biriydi. Kısa filminin deneme çekimlerinde aralarında bir gerginlik yaşanmış ve o olay üzerine bir daha hiç karşı karşıya gelmemişlerdi.
"Yeliz, sözleşme güzel gözüküyor. Kaşe zaten çok iyi..."
"Evet, hayatım. Ayrıca yapımcı Cemal Bey sana bayılıyor."
"Ama... Takdir edersin ki bazı çekincelerim var."
"Anlayabiliyorum tabiki. Ana akıma iş çekmek çok başka... Haftanın 6 günü yeri gelecek günde 13-14 saat çalışmak zorunda kalacaksın. Bir de bunun reyting stresi var. Çok göz önündesin, fanlar falan..."
"Bu kısımlar bana tecrübe olacaktır. Yani ben en azından işin olumlu tarafından bakmayı tercih ediyorum ama... Savaş konusu aklımı kurcalıyor."
"Hayatım, o konuda hiç gerilmene gerek yok. O da benim oyuncum biliyorsun.”
“Biz o olay üzerine hiç denk gelmedik. Şimdi bir anda okuma provasında karşılaşınca ya gergin bir ortam oluşursa…”
Yeliz kısa bir süre düşündükten sonra Zeynep’e bir çözüm önerisinde bulundu.
“Şöyle yapmaya ne dersin tatlım? Savaşla konuşayım. İkiniz bir kahve için ve belki konuşur bu olayı kapatırsınız. Hem yeni projemiz Bir Yaz Masalı üzerine de konuşursunuz.”
Zeynep, olumlu anlamda kafasını salladı. Yeliz ise mevzunun bu şekilde kapanmasını temenni ediyordu çünkü herhangi bir şekilde sektöre ya da magazincilere yansırsa başlarına iş açarlardı.
“Okuma provasına bir hafta var. Ben müsaitim genel olarak. Sen Savaş ile konuşur bana haber verirsin.”
“Anlaştık. O zaman istersen çıkalım. Cemal Bey’i de bekletmeyelim.”
…
İmzalar atılmış, yaptığı iki üç haftalık hazırlık da resmiyete dökülmüştü. Bir Yaz Masalı, artık onun projesiydi. Klasik bir yaz dizisi olan bu yapım; bir sosyetik prensin, fakir prensesini bulma hikayesiydi. Zeynep, nereden nereye diye düşünüyordu. İnsanlara belli etmek istemese de; dalga geçtiği, ciddiye bile almadığı, sinematografik değeri çöp dediği tarzda bir yapımın yönetmeni olmak onu kötü hissettiriyordu. Ama ustalık eserim dediği senaryosunu çekebilmek için de başka bir çaresi yoktu.
Yarın akşam Savaş ile kahve içmek için sözleşmişlerdi. Yani daha doğrusu menajerleri Yeliz organize etmişti bu buluşmayı. Biraz gergindi. Savaş’ın da aynı hissiyatta olduğunu düşünüyordu.
…
Ertesi gün ilk işi dizi için mekan seçmek oldu. Yapım şirketinin anlaşmalı olduğu mekanlar arasında mümkün oldukça dizinin havasına uygun olanları belirliyordu. Aslında Bodrum ya da İzmir’de çekilmesi gereken dizi bütçe sebebiyle İstanbul’da çekilecekti. Her ne kadar bir yaz dizisi olsa da kendi dokunuşlarını da eklemek istiyordu. Sanat camiasında zaten yeterince dedikodu malzemesi olmuştu. Daha fazlasına izin vermeyecekti, kafasına koymuştu. Savaş ile sözleştikleri saatin yaklaştığını fark edince birkaç mekanı ertesi güne bırakmaya karar verdi. Arabasına binip yola koyuldu. Karaköy’deki sakin kafelerden birinde buluşacaklardı. Hoş, basının bulunabileceği bir mekana da gitseler haber değeri taşıdıklarını düşünmüyordu. Kadro daha açıklanmamıştı. Şu an için de o her ne kadar ödüllü de olsa bağımsız bir sinemacıydı, Savaş ise şimdiye kadar birkaç reyting kurbanı dizide yan rollerde oynamıştı.
Zeynep, arabasını bir ara sokağa park edip kafeye doğru yürüdü. Kendisine seslenilmesiyle duraksadı ve arkasına döndü. Savaş ile göz göze gelmişti. Gözü genç adamın çenesindeki dikiş izine kaydı. Savaş’ın gözü ise Zeynep’in dudaklarına kaymıştı. Üç yıl sonra ilk defa karşılaşıyorlardı. İkisi de tekrar göz göze geldiğinde gözlerini kaçırdı.
“Seni görünce, beraber geçelim dedim.” Savaş gergince tebessüm etti.
“Sanırım kafe birkaç dükkan ileride.” Buldukları kafede vantilatöre yakın bir masaya geçmişlerdi. Her ne kadar Mayıs ayının son haftaları olsa da hava çok sıcaktı.
“Öncelikle bu iyi oldu… Yani okuma provası öncesi görüşmemiz.” Zeynep, Savaş’ı onaylar şekilde kafasını salladı.
“Evet, öbür türlü tüm ekibin yanında biraz garip olabilirdi.”
“Zeynep… Ben özür dilerim. Evet, o zaman çok tecrübesizdim. Ama bu tabiki de rolden çıkamayıp-“
“Savaş, ben de özür dilerim ama bu konuyu artık tamamen geride bırakmamız gerektiğini düşünüyorum.”
Savaş gülümsedi.
“Dile bile getirmeyelim diyorsun.”
“Sadece üzerine konuşmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Hem ikimiz de özür diledik…”
“Peki.”
Garson sipariş ettikleri kahveleri getirmişti. Savaş bir yudum alırken Zeynep meraklı bakışlarını ona yöneltti.
“Bir Yaz Masalı için heyecanlı mısın?”
“Evet. İlk defa başrol olacağım bir iş olacak. Kendimi gösterebilme şansım da var… Ya ben sana bir şey sorabilir miyim?”
“Tabiki.”
“Yönetmenin sen olduğunu duyunca çok şaşırdım ben. Sonuçta bağımsız sinemacısın…”
Zeynep kahvesinden bir yudum aldı.
“Şartlar beni buraya getirdi diyelim… Güvendiğim bir senaryom var ama maddi kaynağa da ihtiyacım var. Yani özetini istersen mecbur kaldım.”
Savaş’ın kaşları çatıldı.
“Yapımcı ya da sponsorun sorumluluğunda değil mi bu maddi durumlar?”
“Görüştüğüm yapımcı ve sponsorlardan olumsuz dönüşler aldım. Filmin konusunun ve içeriğinin niş bir kitleye hitap ettiğini düşünüyorlar. Herkes de kazanacağı paraya bakıyor biliyorsun. Durumlar böyle olunca oturup ne yapacağım demek yerine harekete geçtim.”
Savaş, merakla ona bakıyordu.
“Konusundan bahsedebilir misin biraz? Yani bir sakıncası yoksa…”
“Fransa’daki bir doktora öğrencisi, sevgilisini trajik bir kazada kaybetmesi üzerine Türkiye’ye dönüyor. Onun yas sürecini ve hiçbir yere, hiç kimseye aidiyet hissedememesini izliyoruz.”
“Aslında çok insani duygulardan bahsediyorsun…”
“Niş bulunan kısım şu ki ana karakterimiz resim restorasyonu üzerine çalışıyor…”
Savaş şimdi anladım dercesine kafasını salladı.
“İlgimi çekti ama yalan söyleyemem. Fransa sahneleri olacak mı?”
“Hem Fransa, hem de Fransızca sahneler düşünüyorum.”
“Peki bu ana karakter erkek mi kadın mı?”
“Aslına bakarsan bu konuda net bir karar vermedim çünkü oynayacak oyuncu hem resme hakim olmalı hem de Fransızca sahneleri çekebilecek olmalı.”
“Sektörde de pek öyle oyuncu yok.”
“Maalesef.”
“Umarım hayata geçirebilirsin Zeynep.”
“Umarım Savaş…”
Kahveleri bitmişti.
“O zaman o konuyu bir daha açılmamak üzere kapattık değil mi?” diye sordu bir çeşit tereddüt ile Savaş.
“Elbette. Önümüzde güzel bir proje var. Tüm odağımız onda olmalı… Kalkalım mı?” dedi Zeynep. Kendini hala çok rahat hissettiğini söyleyemezdi. Bir an önce şu konuşma bitse de gitsek diyip duruyordu içinden. Gözü de genç adamın çenesindeki dikiş izine takılıp duruyordu.
“Aslında biraz daha oturalım diyecektim ben de. Tabi vaktin varsa… Bir Yaz Masalı hakkında da konuşalım istiyorum. Dediğim gibi bu proje benim için büyük bir şans. Güzel bir iş çıkarmak istiyorum ve sen de çok iyi bir yönetmensin. Seni yakalamışken en azından birkaç konuda fikir sormak isterim.”
…
Zeynep son iki mekanı da gezdikten sonra, dizinin çekim açısından birçok detayı netleşmişti. Dün akşam Savaş ile karakteri Ali üzerine çalışmışlardı. Keyif almadım dese yalan söylerdi. Savaş’ın karakteri ele alış biçimi hoşuna gitmişti. Hatta bu akşam için de sözleşmişlerdi. Ona büyük bir heyecan ve istekle bakan Savaş’ı kıramamıştı. Gerçekten işini önemsediği her halinden belliydi. Zeynep’in kendi öngörüsüne göre de bu dizi tutsun ya da tutmasın Savaş gerçekten parlayacaktı.
Yapım şirketine uğrayıp senaristlerle toplantı yapması gerekiyordu. Neyse ki kalemi güçlü üç senarist diziyi ortak yazıyordu. Klişe sahneleri de olsa kendi içinde tutarlı sayılacak bir senaryodan söz edilebilirdi. Yoğun geçen toplantının da ardından okuma provasına kadar yapması gereken başka bir şey kalmamıştı. Bu akşamki Savaş ile olacak çalışma dışında…
…
“Ali’nin bu konudaki motivasyonunu tam anlayamıyorum.” Savaş kalemle kafasını kaşıyordu bir yandan da.
“Babası çok baskın bir karakter, kendince varolmaya çalışıyor gibi geldi bana.” Zeynep de kahvesinden bir yudum almış senaryoya göz gezdiriyordu.
Savaş ise dudağını bükmüş düşüncelere dalmıştı.
“Tamam ama yani gün sonunda onun istediğini yapıyor.”
“İşte asıl çatışma buradan yürüyor Savaş. Konu sevdiği kız olduğunda tam anlamıyla karşı çıkacak. Eğer Ali’nin sıkışmışlığını iyi yansıtabilirsen oradan yürür gidersin benden söylemesi. Senaryo aksı oraya evrilecek. Ekip ile olan bugünkü görüşmede de üzerinden geçtik…”
“Tamam, ben kafa yorayım biraz buna. Zeynep, vakit ayırdığın için teşekkür ederim.”
“Lafı olmaz.” Ufak bir tebessümle Savaş’a baktı Zeynep.
“Kalkabiliriz istersen…”
“Kalkalım da kapının önü magazinci dolu galiba.”
Savaş da arkasını dönmüş kapının önündeki magazincileri görünce bir of çekmişti.
“Bizim için gelmemişlerdir.”
“Bence de… İçeride ünlü birileri vardır mutlaka.” Zeynep gözünü gezdiriyordu mekanda ama tanıdık bir yüzle de karşılaşmamıştı.
“Çıksak bir şey olmaz herhalde.” Zeynep ayaklanan Savaş’ı durdurdu.
“Olur. Kadro birkaç saat önce basına duyuruldu. Eğer şu an başbaşa yakalanırsak sette de sektörde de başka yerlere çekilir.”
Savaş yerine geri oturdu. Zeynep haklıydı. Haklarında sevgili söylentileri çıkabilirdi. İş için olan bir görüşmeyse eğer diğer oyuncular, en azından partneri Beril neredeydi? Bu da daha dizi başlamadan bir çeşit felaket olurdu.
“Ne yapacağız?”
Zeynep bir süre düşündükten sonra garsonu çağırdı.
“Arka kapınız var mı?”
“Evet, efendim. Eşlik edebilirim eğer isterseniz.”
İkisi de ayaklanmış garsonun peşine takılmıştı. Arka kapıdan çıktıkları an hızlı davranmaları gerektiğini fark ettiler. Sokak çok küçüktü ve magazinciler onları fark edebilirdi. Zeynep arabasını işaret etti. Arabaya koştular. Genç kadın arabayı çalıştırdığında magazinciler sesi duymuş ve onları fark etmişti. Peşlerinden koşsalar bile sadece aracın hızla uzaklaşmasını çekebildiler. Savaş da Zeynep de nefes nefese birbirine baktı. Sonra bir kahkaha patlattılar. İnkar edemezlerdi, bu ufak aksiyon hoşlarına gitmişti. Zeynep bir yandan takip edilip edilmediklerini kontrol ediyor bir yandan da gülüyordu.
“Yakalansak mahvolurduk harbiden.”
“Bakalım hayat bu cümleyi bize kaç kere daha kurduracak?”
1.Bölüm Sonu