Ayla, ormandan ayrılmadan önce son kez kulübenin önünde durdu.
Altı yıl boyunca burası onun dünyası olmuştu. Burada ağlamayı bırakmış, korkusunu saklamayı öğrenmiş ve ailesinin adını taşıyabilecek kadar güçlü hale gelmişti.
Ama artık saklanma zamanı bitmişti.
Masadaki eski dosyayı açtı.
Veyra Hanedanı.
Krallığın kuzeyindeki en eski soylu ailelerden biriydi. Yıllar önce çıkan bir yangında bütün aile yok olmuş, geriye yalnızca tek bir varisin kaldığı söylenmişti.
Liora Veyra.
Kimse onun yüzünü bilmiyordu.
Kimse onun nasıl konuştuğunu bilmiyordu.
Kimse hayatta olup olmadığını bile bilmiyordu.
Ayla için bundan daha iyi bir kimlik olamazdı.
Yeni kıyafetlerini giydi. Saçlarını farklı şekilde topladı ve boynundaki Demir Kule kolyesini çıkarıp küçük bir keseye koydu.
Aynaya baktı.
Bir süre kendisini tanıyamadı.
Sonra fısıldadı:
“Bugünden sonra Ayla yok.”
Kapının yanında bekleyen yaşlı savaşçı ona baktı.
“Hazır mısın?”
Ayla pelerininin başlığını indirdi.
“Altı yıldır buna hazırlanıyorum.”
Akademinin kapıları öğle saatlerinde açıldı.
Ayla at arabasından indiğinde karşısında devasa bir taş yapı yükseliyordu.
Asteria Akademisi.
Krallığın en güçlü ailelerinin çocukları burada yetiştiriliyordu.
Geleceğin komutanları.
Soylular.
Saray danışmanları.
Hatta tahtın varisleri.
Ayla'nın bakışları kalabalığın arasında dolaştı.
Buradaki herkes bir gün krallığın kaderini değiştirebilirdi.
Ve ailesini öldürenlerden biri de muhtemelen aralarındaydı.
Tam akademiye girecekken siyah üniformalı bir genç önünden geçti.
Bir an durdu.
Ayla'ya baktı.
Uzun uzun.
Sonra hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Ayla arkasından baktı.
İçinde garip bir his oluştu.
Sanki o bakışta bir şey vardı.
Tanıma.
Şüphe.
Belki de ikisi birden.
Ayla akademinin kapısından içeri girdi.
Ve intikam planının ilk adımı başladı.


