Merhabalar. Daha önce Wattpad uygulamasında yayınladığım hikayelerimi keşfettiğim bu güzel uygulamada yayınlamaya karar aldım. Sizlerin beğenisi ve yorumu ile buradan da dünyamı sizlerle buluşturmak için sabırsızlanıyorum. Umarım hikayelerimi beğenir ve sizi o evrenin içine çekmeyi başabilirim.
Keyifli okumalar🤍
Yıl; 1444
Yer; Karlı Kayın Ormanı
Mekan; Ateş ipli salıncak
Karlı kayın ormanında uluyan kurtların sesiyle bütünleşen rüzgarın elleri siyah saçlarına dokunuyor ve onları dağıtıyordu. Üzerinde olan beyaz, kadife kumaştan yapılma uzun kollu elbise tenine ilişen soğuğa engel olamıyordu. Küçük burnu, dudakları ve yanakları kıpkırmızı olmasına rağmen sanki bir daha gülemeyecekmiş gibi gülmeye devam ediyordu.
Bedeni ileri geri savrulurken geceye benzeyen saçları yüzüne değmeye devem etti. İnce parmakları sıkıca ipleri tutmuş, beyaz elbisenin eteği ise umursamazca uçmuştu. Düşmekten korkuyordu lakin arkasındaki bedenin sıcacık avuç içlerini sırtında hissediyor olmak ona güven duygusunu yaşatmaya devam etti.
Yaprakları dökülmüş, dalları kuru bir hal almasına rağmen güçlü duran, gri renk kayın ağacına, onun için kurduğu salıncakta küçük bedeni sallıyor ve kahkahlarını duydukça gülümsemesine engel olamıyordu. Yan profilden ona baktığında ise gümüş renge benzeyen gözlerin kapalı olduğunu fark etti. Oldukça düz olan sırtına nazikçe avuç içlerini dokandırıp küçük bedeni bir kez daha ileriye doğru savurunca uçurumun üzerine doğru süzüldü ve kısa süre içinde tekrar kendinsine doğru gelmeye başladı. Ama bu sefer onu iktirmek yerine sıkıca ince belinden tutmasıyla salıncak hızını kesip yavaşlmaya başladı.
"Ne oldu?" diye sordu mavinin oldukça açık rengine sahip gözlerini aralayıp kafasını hafifçe soluna çevirirken. "Bir sorun mu var?"
"Gözlerin," dedi çenesini omzuna yasladı ve tatlı bir şekilde onun gözlerine fazlasıyla derince baktı. "Gözlerinin kapalı olmasından hoşlanmıyorum."
"Neden?" diye sordu tedirginlik yansıyan sesine çatılan kaşları eşlik ederken.
"Çünkü gözlerini kapattığında ışığımın sönmüş olduğunu ve karanlığa gömülmüş olduğumu hissediyorum." Mavi gözlerine yıldızların parıltısı bulaşırken, onu daha iyi görebilmek için bedenini tamemen çevirmişti. Savaş alanına atılan bomba misali kalbinde bir gümbürtü meydana geldi. "Gözlerini benim için açık tutar mısın, Mahru?"
Mahru'nun güzel çehresinde şermende oluşurken bakışlarını kaçırmadan edemedi. Bu sefer yanaklarına bulaşan allar soğuktan değildi. Karşısındaki adamın mavi gözlerine bakamadı bir süre, bakması içinde zorlanmamıştı zaten. Her iltifat ettiğinde kızarıp, utangaç bir tavra büründüğünü bildiği için sesini çıkarmadan izlerdi kendisini. Bu genç kızı daha da utandırırdı aslında haberi dahi yoktu.
"Hava fazlasıyla soğudu," uzun ve kemikli parmakları ile Mahru'nun küçük omuzlarını kavrayarak salıncaktan inmesine yardımcı oldu. "Seni saraya bırakacağım. Alaca göçmek üzere."
"Ben gidebilirim, bırakmana..." Mahru'nun sözleri adamın sert bakışları ile kırmızı elmayı ortadan ikiye bölen bıçak olmuştu. Deniz mavisi gözlerinde bir daha bu tarz konuşmalar için dudaklarını aralamamasını isteyen bir duygu vardı.
Kayın ağacının kenarında duran Kırmızı renk, kadife kumaştan olan pelerini alıp güzel kızın omuzlarına geçirdi ve iplerini bağladıktan sonra şapkasını da örtmeyi ihmal etmemişti. Zemheri ikliminin çöktüğü zamanlarda incecik giyiniyor olmasına ne kadar kızıyor olsa da sıcağı sevmediği için pek fazla karışamıyordu. Sıcağa karşı bir tür hoşnutsuzluk içindeydi, Mahru. Fazla aşırıya kaçmadı müddetçe kendisine iyi gelirdi lakin kat kat giyip bedenini ateşle sarmalamış gibi hissettirmesini asla sevmezdi.
İleride duran kahverengi atın yanına vardıklarında genç adam ağacın gövdesine bağladığı ipini çözdü, ardından ise Mahru'nun üzerine binmesi için yardım ettikten sonra kendisi de üzerine çıkarak yerleşti. Hafifçe iki ayağıyla atın gövdesine vurmasıyla at harekete geçmiş ve karlı kayın ormanını terk etmek üzere yola koyulmuştu. Yaprakları dökülmüş, gri renge sahip kayın ağaçlarının çevrili olduğu ormandan kısa bir süre içerisinde ayrılmışlardı.
Onlar, Saraya varana kadar alaca göçmüş yerini ise müphem bir karanlığa teslim ederek dolunay'a kucak açmıştı. Ağaçların dallarının uzanıp sarayın çevresini sarmış, dış cephesi soluk gri olan sarayın pencerelerinde kırmızı perdelere yansıyan mumların ışığı vardı. Mumların yanmış olmasıyla anlamıştı, Mahru fazlasıyla geç kaldığını ve şuan herkesin akşam yemeğinde toplanmış olduğunu. İçini korku kaplarken küçük bedeni, Sultan amcasının kızacak olma düşüncesi ile fazlasıyla gerilmişti.
Genç adam atından indi ve onu da belinden kavrayarak yanına indirmişti. Ellerini geriye çekmek yerine beline daha çok sardı ve şuan Sarayın bahçesinin önünde bulunduklarını umursamadan güzel kıza usulca sokuldu. Mahru rahatsızlık duyuyor, yakalanacak olma düşüncesi içini kemiren kurtçuklar oluşuyor olsa da burnuna ilişen tarçın ve kozalak kokusunu içine çekmekten kendisini alıkoyamadı. Ondan gelen, üzerine nasıl bulaştığını bilmediği bu koku genç kızı her zaman efsunluyordu. O hoş kokular kullanan birisi değildi lakin tarçınla bütünleşmiş kozalak kokusu doğdu andan itibaren bedenine mühürlenmişti.
"Seni her seferinde bırakmaktan nefret ediyordum," dedi sitemkar bir sesle. Denizin hırçın dalgalarının bütünleştiği gözlerinde karanlığın gölgesi vardı şuan. "Ayrı kalmamızdan hoşlanmıyorum."
"Ama burası benim evim, Vlad ." dedi fısıltılı bir sesle. Şeftali tonu olan dudaklarında küçük kıvrımlar oluştu.
"Biliyorum. Ama senin burada mutlu olmadığını da biliyorum."
Mahru'nun gözlerindeki aynada defeatın gölgesi vardı. Vlad haklıydı, sınırların, katı kuralların, kısıtlamaların ve en önemlisi onların istediği şekilde davranışlar sergilemek zorunda kaldığı bu sarayda mutsuzluk içerisinde yaşamını sürdürüyordu.
"Burada yaşamaktan başka çarem yok, Vlad " dedi kederli sesiyle. Yüzüne tutunmuş bakışlarını kaçırıp etrafta gezdirdi. Kimsenin onları görmemediğinden emin olmak istedi, aksi takdirde Sultan amcası öğrenecek olursa sonsuza denk saraydan dışarıya adımını attırmazdı. Vlad'la olan arkadaşlıklarını ne kadar hoş karşılıyor olsa dahi karanlığın çöktüğü bu vakitte, gizlice Saraydan kaçtıklarını öğrenmesi felakete yol açabilirdi.
"Var." Bıçak kadar keskin sesiyle güzel kızın bakışları anında, onu bulmuştu. "Kendi topraklarıma döndüğümde benimle gel, Mahru."
Karanlık göğün koynundan parıldayan ay misali oldu Mahru'nun gözlerinin içerisi. Kızıla çalan dudaklarında bir tebessüm olurken arkadaşının bu davetine karşı yüreği sımsıcak olmuştu. Lakin ardından gelen sesle ışığı yavaşça kaybolurken, ruhuna buz kırağı düşmeye başlamıştı.
"Mahru Hatun'un yanında bulunman bile yasak iken bir de boş vaatlerde mi bulunuyorsun."
Korku dolu bakışlarını yavaşça arkasına çevirdiğinde alevlerin hükmettiği karanlık bakışlarıyla karşılaştı. Bu bakışların hedefi ise yanında duran Vlad'dan başkası değildi. Yumruk yaptığı ellerinin üzerinde, ağacın damarlar gibi uzayan mavi ve yeşil damarlar olmuştu. Sıktığı çenesinden dolayı yanakları içeriye çöken ölüm çukurlarından ibaretti. Etrafını buzun yakıcılığı çevreleyen adam, Sultan amcısının oğlu, Mehmed'den başkası değildi
Gökyüzünü kaplayan elyel vaktinde, ihtişamıyla parıldayan dolunay bile karanlık bulutların arasına gizlenmişti. Bir ateş çemberinin ortasında kalmıştı güzel Mahru, çıkış yolu ruhunu saran küllerle son bulacaktı.
Başlama Tarihi: 08.06.2026
Başlama Tarihinizi buraya yazar mısınız?
HESAPLAR;
INSTAGRAM; Gulhanbghn
INSTAGRAM; Gulhan_hikayeleri
INSTAGRAM; Bataklikofficial
INSTAGRAM; Karmerzarligiofficial
INSTAGRAM; Dusleresitaliofficial