Uykudan yastığın kenarları kulaklarıma sıkışmış, rahatsız bir pozisyonda uyandım. Beynim zonkluyordu, tam anlamıyla uyuyamamıştım.
Sesler kesilmişti ama.
Ha, ne iyi...
Neyse, direkt aşağı indim. Kıyafet değiştirmedim, hiçbir şey yapmadım.
Merdivenden iner inmez dengemi kaybettim gibi oldum ama hayır, düşmedim.
Mutfak neredeydi? Geri dönüp tekrar yatsam mı diye düşündüm ama bedelini ödeme vakti gelmişti.
Kısacası, gereksiz abim ve aynı derecede gereksiz arkadaşlarının gece yaptığı parti yüzünden sadece bir saatlik uyku alabilmişimdir.
Mutfağa girdiğimde, sadece birisi vardı. Bu ve arkadaşı yeni katılmışlardı. Sanki diğerleri yetmezmiş gibi.
Bana baktığında, gülümsemek isteyen yüzü ifadesi ölümcül bakışımla dondu.
"Uyuyamadın mı?" Yarı alaycı yarı ciddi bir şekilde sordu.
"Uyumuş gibi bir halim mi var lan?" Kızgınlıkla karşılık verdim.
Alay etmesini bekliyordum çünkü o zaman önündeki kase mısır gevreğini kafasına dökmek için bir bahane yaratılırdı.
"Abin 'sorun çıkmaz' dedi," Caner mahcup bir ifadeyle baktı ve bir anlığına yumuşamama neden oldu.
Abim beni insan yerine ne zaman koydu ki?
"Oooo. Durmuş pamuk prenses," arkamdan gelen sesle döndüm. Kardeşimin bana takıntılı arkadaşı Serkan demişti bunu.
Hepsi tek tek mutfağı istila ediyorlardı.
Plan değişikliği: Kaseyi direkt kafasında patlat.
Hepsi mutfakta bir köy sürüsü gibi buz dolabını açtı.
Bana yemek kalmayacak…
"Ne mal mal bakıyorsun?" Kardeşim dönüp sordu. "Biz yemek yiyelim sonra gel sen."
Evet, hala tuvalete bile gitmedim ama beni kovmuş gibi davranamazdı.
"Rican reddedildi ve," masaya oturarak yanımdaki çocuğun hala kaşıklamadığı kaseyi önüme ittirdim. "Benim de ricam bu olsun, asla bu evde kalmayın. İnsan kalana benzemiyor çünkü gece boyunca seslerden uyuyamadım!"
"Kasemi niye aldın la-"
"Bir sabah bile açılmadı, dır dırını başlattın!" Ciddi şekilde gözlerini kıstırarak kardeşim cevap verdi.
"Bak sanki çok güzel bir gece geçirttiniz bana şimdi sizin sabahınızı umursayacağım!" Kaseden agresif şekilde kaşık alarak dedim. "Ayrıca, o senin değil, benim kasem. Hem o kadar kase arasından neden benim pembe kasemi alırsın ki?"
"Sana bir güzel gece geçirtirim istersen canım," Serkan sanki iyi bir şey söylemiş gibi sağ gözünü kırptı ona çevrilen bakışımı fark edince.
Allahın belaları.
Neyse, muhatap olma, lütfen.
Değmezler.
Cevap vermeden kaseyi Baran'ın önüne geri koyup kapıya yöneldim.
"Bir dahaki sefere bizimle daha nazik ol, canavar!" Abim arkamdan dedi.
Dikkat etme ve yürümeye devam et.
Dikkat etme.
Yapma, Çiçek.
Kapıdan çıkar çıkmaz üst kata koştum.
O sırada erkekler kendi aralarında saçma sapan konuşuyorlardı.
"Küçük boyuyla durmuş bizi tehdit ediyor!" Serkan dedi. "Boyu biraz sorun ama ya…"
"Sana ne boyundan?" Yavuz dedi, sessizliğini koruyamayarak.
"Altımda ezilir ya bu!" Serkan gülümseyerek dedi.
"Sorun sende," Baran dedi. "Ben senden daha zayıfım."
"Tamam, yeter," Tarık araya girdi. "Cidden, bu gereksiz yaratığa bakmaktan başka bir konu yok mu?"
“Haklısın, insanın hayat enerjisini çalıyor bir bakışı!” Baran destekleyerek dedi. “Önümden demin aldığı kaseyi katmıyorum bile.”
"Asi kızlar bayağı ateşli bence," Serkan dedi. "Hatta bugün bana nasıl baktı gördün mü?"
O sırada Caner dayanamayarak ayağa kalktı.
"Sizin erkekliğinizi- diyecekti ki Yavuz, ayağa kalkarak onun omzunu tuttu ve devam etmesine izin vermedi.
"Başka bir konu yok mu kardeşim? Çiçek hakkında iğrenç şeyler konuşmak dışında?"
Hepsi bir cevap vermeden yemeklerini yemeğe döndüler.
"Odanda ceketim kalmış. Alıp gidiyorum!" Kapıya doğru yürüyerek dedi.
"Nereye?" Baran sordu.
"Gitar dersim var bugün," cevapladı.
"Oooo. Kızlar gitar çalan erkekleri- Serkan konuşmaya başlarken, Caner anında onu kesti.
"Gitar çalmak beni rahatlatıyor. Ayrıca inan bütün müzik aletlerini çalsan bile aklı başında kimse senin gibi birine bakmaz!"