Kutup bir gözlerini sakin sakin açar, bir süre tavanı izledikten sonra yabancı bir yerde olduğunu fark eder. Uzandığı yataktan kalkıp gözlerini ovuşturduktan sonra odaya bakar. Evet, yabancı bir yerdedir. Nerede olduğunu anlamaya çalışır, ayağa kalkar. Pencereye yönelir zira dışarı bakarak nerede olduğunu anlayabilecektir. İkinci adımında odanın kapısı çalar ve içeriye asil bir hanımefendi girer.
-Kutup, merhaba! Nihayet uyanabildin.
-Neredeyim ben ve sen kimsin?
-Tanışmadık seninle, ben Atele. Psikiyatrist doktorum ve burası da Doktor Vo'nun Mutluluk Sarayı.
-Buraya nasıl geldim, hiçbir şey hatırlamıyorum.
-Seni buraya Eda getirdi. Bildiğim kadarıyla senin rehber öğretmenin.
-Eda Hoca mı?
-Sen gerçekten hatırlamıyor musun hiçbir şey?
-Hayır.
-Arkadaşına sor, o anlatır her şeyi.
-Arkadaşım mı?
-Buğu'dan bahsediyorum.
Buğu Emre'nin on yaşından beri yanında olduğu, her konuşmaya ihtiyacı olunca ışınlanmışcasına yanına gelen Hızır gibi biriydi. İkisi çok iyi arkadaş idi. Lakin Emre'nin kafasına takılan bir şey vardı o da Buğu'yu bugüne dek kimsenin görmemesiydi. Altı yıldır ailesinin bile tanımadığı Buğu'yu bu Atele denen kadın nereden tanıyordu, üstelik henüz Atele kendisini bile tanımıyorken.