İçeriğe geç

DELİLER

Bölüm 1 · 4 dk okuma

DELİLER

Bölüm 1

Yıkılmış bir şehrin duvarlarını kim

örer, ben söyleyeyim hiç kimse.

Hiç kimse buna tenezzül etmez.

Aynı bizim gibi...

ilk zamanlarda ördüğüm herşeyi

evelsi gün yıkılmış halde bulmamız son noktayıdı. Bir daha düzeltmek

içimizden gelmedi. Şimdi siz

diyorsunuz ki bu kız neyden bahsediyor? Zihniyet...

Berbat olan zihniyetleri eskiden

nasılsa salgından sonra daha beter

oldu. Bir anne, yavrusunu nasıl

olur da delilere yem yapar. Sırf

Eski kocasına benziyor diye..

Önümdeki kanlı beşik bunun bir kanıtıydı.

"Beşiği sallamayı bırakta, şunları

toplamıza yardım et," başımın dibinde

gelen üzgün sesle kafamı kaldırdım.

Alvin, on beş sene önce çıkan salgın

yüzünden, evde babasının bir deli olmasıyla annesi ile birlikte evden

kaçtı. Önüne çıkan tırla sağ şerite

geçmek isterken annesi, arabanın

takla atmasıyla olay yerinde annesi

can verdi. Şimdi siz diyorsunuz ki

nerden biliyorsun? O kaza olan yolda

geçmeye çalışan sadece biz değildik

Delilerin saldırmasıyla herkes

kaçmıştı. Tabi o hengamede annesinin

cesedinin başında ağlayan çocuğu

kimse fark etmemişti. Babam hariç...

Babam, arabayı üzerime kitleyip

çocuğun yanına yaklaştı ve

kollarından tutarak kucağına aldı.

Hızlı adımlarla arabaya yürüyüp

Kilidi açtı ve hıçkıra hıçkıra ağlayan

çocuğu yanıma oturttu. Sonra önüne dönüp arabayı çalıştırdı.

O günden beri Alvin hayatımızdaydı.

Eskiden pek anlaşamasakta birbirimizi

korur kollardık. Şimdi 25 yaşında

koca koca insanlar olmamıza

rağmen Alvin biraz duygusal.

Ahh.. ballı çöreğim, teninin esmer olmasıyla gözünden akan yaşın

Yanağında durması çok şirin

duruyordu. Sırf bunu görmek için

Alvini ağlatmışlığım bile var.

Sonra babamın beni baltayla

kovalaması. Gerçekten de kovaladı.

Belki de Babamı kıskandığım için de

ağlatmış olabilirdim.

Yiyecek reyonuna bağladığım

Kadına baktım. Yüzünden akan

Makyaja rağmen güzelliğini koruyan

kadına... Tabi yüzünün güzelliği kalbine yansımamış. Gerçekten de herkes anne

olmamalıydı.

Bebeğinin ölmesine rağmen gülümsüyordu. Yüzüne iğrenerk

baktım. Beşiği sallamayı bıraktım,

Sandalyenin kollarından yardım

alarak kalktım. Ayağa kalkmamla

yüzündeki ifade şimdi korku doluydu.

Allah'tan korkmayıp kulundan korkan

insan gerçektende miğde bulandırıcı.

Kadının yanına yaklaşıp öne doğru

eğilen kafasını saçlarına asılarak

yüzümün hizasında kaldırdım.

İfadesiz sesimle "Gerçekten hiç mi

vicdanın sızlamadı?" Dedim.

Yüzünde bu sefer de eğlenen

bir ifade vardı. Neşeli bir sesle,

"O piç kurusuna benzemeseydi

bir ihtimal öldürmezdim fakat

doğruyu söylemek gerekirse tatmin

oldum," dedi.

Ruh hastası kaltak.

Bu sefer yüzündeki ifade bende

oluştu. Eğlenen bir sesle "Benimde

Tatmin olmam lazım, ne yapsam ki?"

Yüzündeki şeytani ifadeyle sırıttı.

Gözlerini arkama dikip, "Sende şu yakışıklıyı öldür."

Arkamı döndüğümde Alvin, herşeyden

habersiz bir şekilde malzemeleri

çantaya koyuyordu.

Eğlenerek, "Peki nasıl öldürmeliyim?"

Sırıttı. "Yavaşça boğazını deş!"

Sırıttım. "Yaa..." dedim.

Sesim 'öyle mi' der gibiydi.

Minik kuşum Alvin, ölüm şeklin hazırlandı haberin Yok...

alayla güldüm. Elimdeki neşteri

Kadının boğazının derinine sokup

yavaşça sürttüm. Gözleri dehşetle

açıldı. Elleriyle boğazını sarıp kanların durmasını sağlamaya çalıştı.

Maalesef ki fışkıran kanların yarısı

yüzüme sıçradı.

İğrentiyle suratımı sildim.

Tabiki bu kanın yüzümde daha çok

Yayılmasını sağladı.

Kadının ölmesiyle, ölen bebeğin

Parçalanmış bedeninin yanına çömeldim.

Kucağıma aldım.

Gerçekten de insanlar zalimdi.

Zalim olan insanlar salgından sonra

daha beter oldu.

"Ben yeterince topladım. Zaten pek

birşey yoktu, hadi gidelim." Alvinin

sesiyle gerçeğe döndüm.

Gözleri kucağımdaki bebekle

benim aramda gidip geldi.

Gözleri doldu.

Demiştim ben duygusal diye.

"Giderken bebeği bir ağacın altına

gömelim." Kafasını salladı.

Yürümesi için elimle omzundan itekledim. Sesimin titrememesi için

Dalgayla konuştum.

"Ağlama koca bebek."

Yüzünde oluşan buruklukla

mırıldandı. "Nasıl bu kadar ifadesiz durabilirsin? Hayır yani anlamıyorum, sende insansın sonuçta yoksa

Türkler duygusuz olmalı diye bir kural mı var?"

Gülerek, "Tabiki de öyle bir kuralımız

yok ama doğanın kanunu bu güçsüzsen

ölmeye mahkumsun."

Gözlerini büyüterek inanmaz gibi konuştu."Ne yani her güçlü olan

yaşayıp güçsüzler ölecek mi şimdi"

Kucağımdaki ölü bebeği sımsıksıkı

tutup bebeği sol elime aldım.

Parmak uçlarımdan yükselip sağ

elimle ensesine şaplak attım.

İrkilip masumca bana baktı.

"Hayır tabiki de şapşal zekiysen

her zaman öndesin."

Tam konuşacaktı ki hemen lafımın

devamını getirdim. "Ve evet sen çok

zekisin."

Gözleri parladı.

İşte onu mutlu etmek bu kadar basit.

Dışarı çıkıp etrafıma baktığımda hava

bulutluydu. Babam yemeği

hazırlamıştır çoktan dün avladığımız

ceylanı yemek için sabırsızlanıyorum.

Kolumdan tutan Alvin ile hayal dünyamdan çıktım. 'Ne var?'

anlamında göz kırptım. Kafasıyla

sağımızdaki ağacı gösterip, "Şuradaki

ağaca gömelim mi?"

Gösterdiği ağaç, İhtişamlı bir Dut ağacıydı. Yeni yeni yeşermeye

başlayan Dutlarla kafamı salladım.

"Gömelim bakalım."

Ağacın yanına vardığımızda bebeği,

Alvin'e uzattım. Alvin ürkekçe, etrafı

kanla kaplı battaniyenin içindeki

bebeği tuttu.

Çıplak ellerimle toprağı kazıdım.

Büyük ihtimalle birkaç tane tırnağım

kırıldı ama şuan unutmayacağım

birşey değildi. Bebeğin boyu kadar

delik açtığımda, ufaklığı Alvin'nin

kucağından aldım. Kanlı battaniyeyle

vücudunu sıkı sıkı kapattım.

Bebeği mezarın içine koyup,

Hızlı hızlı kazdığım mezarı bu sefer

yavaş yavaş toprağı, bebeğin üzerine

örttüm.

Birkaç dakika mezara koyduğum

bebeği izledim.

Böyle bir ölümü hak etmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.