Yıkılmış bir şehrin duvarlarını kim
örer, ben söyleyeyim hiç kimse.
Hiç kimse buna tenezzül etmez.
Aynı bizim gibi...
ilk zamanlarda ördüğüm herşeyi
evelsi gün yıkılmış halde bulmamız son noktayıdı. Bir daha düzeltmek
içimizden gelmedi. Şimdi siz
diyorsunuz ki bu kız neyden bahsediyor? Zihniyet...
Berbat olan zihniyetleri eskiden
nasılsa salgından sonra daha beter
oldu. Bir anne, yavrusunu nasıl
olur da delilere yem yapar. Sırf
Eski kocasına benziyor diye..
Önümdeki kanlı beşik bunun bir kanıtıydı.
"Beşiği sallamayı bırakta, şunları
toplamıza yardım et," başımın dibinde
gelen üzgün sesle kafamı kaldırdım.
Alvin, on beş sene önce çıkan salgın
yüzünden, evde babasının bir deli olmasıyla annesi ile birlikte evden
kaçtı. Önüne çıkan tırla sağ şerite
geçmek isterken annesi, arabanın
takla atmasıyla olay yerinde annesi
can verdi. Şimdi siz diyorsunuz ki
nerden biliyorsun? O kaza olan yolda
geçmeye çalışan sadece biz değildik
Delilerin saldırmasıyla herkes
kaçmıştı. Tabi o hengamede annesinin
cesedinin başında ağlayan çocuğu
kimse fark etmemişti. Babam hariç...
Babam, arabayı üzerime kitleyip
çocuğun yanına yaklaştı ve
kollarından tutarak kucağına aldı.
Hızlı adımlarla arabaya yürüyüp
Kilidi açtı ve hıçkıra hıçkıra ağlayan
çocuğu yanıma oturttu. Sonra önüne dönüp arabayı çalıştırdı.
O günden beri Alvin hayatımızdaydı.
Eskiden pek anlaşamasakta birbirimizi
korur kollardık. Şimdi 25 yaşında
koca koca insanlar olmamıza
rağmen Alvin biraz duygusal.
Ahh.. ballı çöreğim, teninin esmer olmasıyla gözünden akan yaşın
Yanağında durması çok şirin
duruyordu. Sırf bunu görmek için
Alvini ağlatmışlığım bile var.
Sonra babamın beni baltayla
kovalaması. Gerçekten de kovaladı.
Belki de Babamı kıskandığım için de
ağlatmış olabilirdim.
Yiyecek reyonuna bağladığım
Kadına baktım. Yüzünden akan
Makyaja rağmen güzelliğini koruyan
kadına... Tabi yüzünün güzelliği kalbine yansımamış. Gerçekten de herkes anne
olmamalıydı.
Bebeğinin ölmesine rağmen gülümsüyordu. Yüzüne iğrenerk
baktım. Beşiği sallamayı bıraktım,
Sandalyenin kollarından yardım
alarak kalktım. Ayağa kalkmamla
yüzündeki ifade şimdi korku doluydu.
Allah'tan korkmayıp kulundan korkan
insan gerçektende miğde bulandırıcı.
Kadının yanına yaklaşıp öne doğru
eğilen kafasını saçlarına asılarak
yüzümün hizasında kaldırdım.
İfadesiz sesimle "Gerçekten hiç mi
vicdanın sızlamadı?" Dedim.
Yüzünde bu sefer de eğlenen
bir ifade vardı. Neşeli bir sesle,
"O piç kurusuna benzemeseydi
bir ihtimal öldürmezdim fakat
doğruyu söylemek gerekirse tatmin
oldum," dedi.
Ruh hastası kaltak.
Bu sefer yüzündeki ifade bende
oluştu. Eğlenen bir sesle "Benimde
Tatmin olmam lazım, ne yapsam ki?"
Yüzündeki şeytani ifadeyle sırıttı.
Gözlerini arkama dikip, "Sende şu yakışıklıyı öldür."
Arkamı döndüğümde Alvin, herşeyden
habersiz bir şekilde malzemeleri
çantaya koyuyordu.
Eğlenerek, "Peki nasıl öldürmeliyim?"
Sırıttı. "Yavaşça boğazını deş!"
Sırıttım. "Yaa..." dedim.
Sesim 'öyle mi' der gibiydi.
Minik kuşum Alvin, ölüm şeklin hazırlandı haberin Yok...
alayla güldüm. Elimdeki neşteri
Kadının boğazının derinine sokup
yavaşça sürttüm. Gözleri dehşetle
açıldı. Elleriyle boğazını sarıp kanların durmasını sağlamaya çalıştı.
Maalesef ki fışkıran kanların yarısı
yüzüme sıçradı.
İğrentiyle suratımı sildim.
Tabiki bu kanın yüzümde daha çok
Yayılmasını sağladı.
Kadının ölmesiyle, ölen bebeğin
Parçalanmış bedeninin yanına çömeldim.
Kucağıma aldım.
Gerçekten de insanlar zalimdi.
Zalim olan insanlar salgından sonra
daha beter oldu.
"Ben yeterince topladım. Zaten pek
birşey yoktu, hadi gidelim." Alvinin
sesiyle gerçeğe döndüm.
Gözleri kucağımdaki bebekle
benim aramda gidip geldi.
Gözleri doldu.
Demiştim ben duygusal diye.
"Giderken bebeği bir ağacın altına
gömelim." Kafasını salladı.
Yürümesi için elimle omzundan itekledim. Sesimin titrememesi için
Dalgayla konuştum.
"Ağlama koca bebek."
Yüzünde oluşan buruklukla
mırıldandı. "Nasıl bu kadar ifadesiz durabilirsin? Hayır yani anlamıyorum, sende insansın sonuçta yoksa
Türkler duygusuz olmalı diye bir kural mı var?"
Gülerek, "Tabiki de öyle bir kuralımız
yok ama doğanın kanunu bu güçsüzsen
ölmeye mahkumsun."
Gözlerini büyüterek inanmaz gibi konuştu."Ne yani her güçlü olan
yaşayıp güçsüzler ölecek mi şimdi"
Kucağımdaki ölü bebeği sımsıksıkı
tutup bebeği sol elime aldım.
Parmak uçlarımdan yükselip sağ
elimle ensesine şaplak attım.
İrkilip masumca bana baktı.
"Hayır tabiki de şapşal zekiysen
her zaman öndesin."
Tam konuşacaktı ki hemen lafımın
devamını getirdim. "Ve evet sen çok
zekisin."
Gözleri parladı.
İşte onu mutlu etmek bu kadar basit.
Dışarı çıkıp etrafıma baktığımda hava
bulutluydu. Babam yemeği
hazırlamıştır çoktan dün avladığımız
ceylanı yemek için sabırsızlanıyorum.
Kolumdan tutan Alvin ile hayal dünyamdan çıktım. 'Ne var?'
anlamında göz kırptım. Kafasıyla
sağımızdaki ağacı gösterip, "Şuradaki
ağaca gömelim mi?"
Gösterdiği ağaç, İhtişamlı bir Dut ağacıydı. Yeni yeni yeşermeye
başlayan Dutlarla kafamı salladım.
"Gömelim bakalım."
Ağacın yanına vardığımızda bebeği,
Alvin'e uzattım. Alvin ürkekçe, etrafı
kanla kaplı battaniyenin içindeki
bebeği tuttu.
Çıplak ellerimle toprağı kazıdım.
Büyük ihtimalle birkaç tane tırnağım
kırıldı ama şuan unutmayacağım
birşey değildi. Bebeğin boyu kadar
delik açtığımda, ufaklığı Alvin'nin
kucağından aldım. Kanlı battaniyeyle
vücudunu sıkı sıkı kapattım.
Bebeği mezarın içine koyup,
Hızlı hızlı kazdığım mezarı bu sefer
yavaş yavaş toprağı, bebeğin üzerine
örttüm.
Birkaç dakika mezara koyduğum
bebeği izledim.
Böyle bir ölümü hak etmiyordu.