Ormanda onu sürükleyerek bir mağaraya kadar taşıyacaktım çünkü kendimi zar zor taşırken birde bu eksikti. O kadar ağırdı ki
“Seni neyle beslediler!”
Sesim bir çocuğa kızar gibi çıkmıştı o kadar büyüktü ki benden iki tane ancak onunla eşdeğerdi
Mağaranın ağızına geldiğimizde biraz bekledim içeriden bir hayvan veya canavar çıkma ihtimaline karşı ama hiç ses yoktu onu ağaca dayayıp kendim kontrol etmeye gittiğimde sadece adım seslerim vardı kimse olmadığına emin olup içeriye kadar taşıdım ateşini kontrol ettiğimde buz gibiydi yaralarına ilaç da yapamamıştım hemen koşup ormanda bitki aramam gerekti gece nasıl bulacaktım bilmiyorum ama çabalamam gerekti.
Koşarak bitkiler aramaya çıktım meyve ağaçlarından zehirsiz meyveler bulabiliyordum ama hiç yoktu
“Sarı kartoran, Sarı kartoran, Sarı kartoran”
Nerede bu şimdi? Onu kurtarmam gerek hızlıca bulmalıyım! Gece karanlığı yüzünden çok belli olmuyordu ya kurtaramasam ne olacak benim yüzümden ölürdü hayır hayır kendimi bu saçma düşüncelerden uzak tutmalıydım yoksa içimi sonsuza dek kemirirdi ay ışığının daha çok olduğu kısımlara baksam belki olabilirdi ah orada biraz var..
“SONUNDA!”
salak lia ne diye bağırıyorsun koca ormanda kafama hafifçe vurup toplamaya başladım o kadar mutlu olmuştum ki benim yüzümden birin ölümüne yol açmam daha kötü hissetmeme yol açardı koşarak yaprakları mağaraya getirdim ona baktığımda yüzü çok solgun görünüyordu kayanın üzerinde bitkileri ezip krem formuna sokuyordum hızlıca ezip onun yanaklarına ve kollarına sürmeye başladım çok derin sıyırıklardı kanamaları bastırmaktan başka hiç bir şey yapamadım kremi duran yerlere sürüp hafif bastırdım. 1-2 saate kendine gelirdi Tekrar ateşini ölçtüğümce çok soğuktu üstümdeki uzun kürklü kabanı üstüne örtüm ateş yakardım ama bilmiyordum yanına oturup elini tutum kurtulması için elimden başka hiçbir şey gelmemişti kafamı omzuna koyup biraz da olsa ısınmasını istedim her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki beni bile önemsemeden ezebilirdi ama savaşçı ruhum buna izin vermezdi ama bedenim benim gibi değildi daha fazla dayanamayıp onunla birlikte uykunun kollarına sarıldım.
*4 yıl önce*
Elimdeki ıslak çamaşırları yıkıyordum. Sarayı arar olmuştum. Hep nefret ettiğim yeri özler olmuştum kuzenlerimi özler olmuştum. Ben 4 yaşındayken onlar saraydan ayrılmışlardı. Tabi kim babasını öldüren kardeşi ile aynı yerde kalırdı ki Onların kızı olarak dünyaya gelseydim Belki beni sevebilirdiler. her neyse bunları düşünüp kendimi yormama gerek yoktu istesem bile olmayacak bir şeyin hayalini kurmak gereksizdi. Dükün çatısından sarayın ışıltılı kubbeleri gözüküyordu hayatımın daha ne kadar boktan olabileceğini düşünmeden edemedim. çamaşırları yıkamayı duraksadığım için biri görüp kızmasın diye işime devam etmiştim. yıkamayı bitirdikten sonra iplere astım hizmetçi kıyafetlerim biraz su olmuştu her ne kadar dikkat etsem de yine de damlatıyordum geçmiş hayatımdan kendi kıyafetlerimi ben yıkardım ama çamaşır makinesi burada hala icat edilmemişti üstümü değiştirmek için hizmetçilerin kaldığı yere indim.
“Ah!”
Aniden açık olan sarı saçlarım çekilmesi ile arkaya doğru sürüklendim. Ellerini bırakması için saçıma götürdüm yine de bırakmadı dengemi kaybedip yerde sürüklenmeye başladım hizmetçilerin ortak kullandığı tuvalete getirilmiştim. karşımda yine tanıdığım üç zorba vardı sinirden küplere binmişlerdi yine ne olmuştu acaba? Düşeş ne yaptı da sinirlerini benden çıkarmaya gelmişlerdi
yine.
“Seni şarlatan nasıl bizi baş hizmetçiye ispiyonlarsın!”
Doğru onları şikayet etmiştim bu bana verilen bir haktı tabi ki onları söyleyecektim. Arkamda duran diğer hizmetçi saçımı tekrar çekip ona bakmamı sağladığında aynı sinirle ona baktım.
“Havalara bak sen hala kendini bir prenses mi zannediyorsun? Arta kalan bir piçsin sadece!”
Dedikleri yavaş yavaş öfkelenmeme sebep oluyordu. Buraya geldiğimden beri benim kötü şöhretime inanıp beni sözde diğer soylulardan zannediyorlardı Aniden gelen tokat ile yüzümde elimi sızlayan yere doğru tutum en baştan beri susmam hiçbir şeye yaramaycaktı.
“Sen artık bir soylu değilsin nasıl bize öyle pis bakarsın.”
Kendini benden üstün görüyordu.
“Ben ki yumuşak yastıklar içinde doğup kaliteli kumaşlarla örtüldüm peki ya sen tezeklerin içinde doğup sonsuza kadar öyle yaşayacaksın.”
“Sen…”
Devamını getirememişti.
“Noldu yoksa aramızdaki farkı mı fark ettin.”
Yüzümde gülüşmeler hakim olunca sesiz fısıltılarındaki deli ve cadı ifadelerini duymuştum bunu yapmamı beğenmiyorlar daha çok yapacaktım. Sırtıma gelen tekme ile yere düştüm Tokatlar ve çekişmeler yerde iyice büzülmeme sebep oluyordu. Karnıma ve kafama gelen tekmeler artık acıdan uyuşmaya başlamıştı savunamıyordum gözlerim acıdan gelen yaşlar ve bulanıklar ile bayılıyordum. Kafama dökülen soğuk su ile kendime gelmiştim ama yerden kalkamıyordum gözlerim açıktı.
Yine o şuçlayan bakışlar vardı.
“Bu hatsize az kalır.”
“Iyy pis kokusu şimdiden burnuma gelmeye başladı gidelim buradan!”
“Evet yoksa bizede bulaştırır kızlar.”
Kapının kapanma sesinin ardından kilitlenişini duydum. Kalmak için çabaladığımda karnıma şiddetli ağrılar iniyordu. Moraracaktı. Yerden son bir güçle kalkıp ayakta yavaşça hareket etmeye başladım. Karşımdaki aynaya baktım saçım dağınıktı yüzümdeki kızarıklar ve morarıklar hafif belirginleşmişti dudaklarım patlamış vücudumun çeşitli yerlerinde izler vardı. Kaç gün kalacaktım acaba burada 1? 2? 3?
Bilmiyordum. Yaraların geçene kadar Yerde duran temizlik için kullanılan eski paslanmış bir sandalye benim yatağım olacaktı ne tuhaf ki rüyalarımda hiç bir zaman iyi bir şey görememiştim ya geçmişim yada saçma rüyalar görürdüm hayatımda çok isteyebileceğim veya çok mutlu olduğum bir şey olmadığı için hayatımı görüyordum ama rüyaya girecek kadar ne tatlı nede mutlu hayatım olmuştu.