İçeriğe geç

Deli Kadın Kaçarsa

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Deli Kadın Kaçarsa

Bölüm 10

KORKUSUZ

Sonunda, uzun taşlı yollardan geçerek kraliyet sarayına ulaşmıştık. Gördüğüm en görkemli saraylardan biriydi. Bizim sarayımızdan farklı olan şey, daha az altın kullanılmış olması mıydı, yoksa güneşin pek yüzünü göstermemesi nedeniyle yeterince parlamaması mıydı, bilmiyordum.

Sarayın önünde çok fazla asker yoktu. İnsanların korkudan önünden bile geçmediğini düşünürsem bu, normal sayılabilirdi.

Uzun zamandır doğru düzgün duş almamıştım. Altın sarısı saçlarım kirden koyulaşmaya başlamış, kıyafetlerim de oldukça kötü bir hâl almıştı. Saraya gelene kadar üç gün geçmişti. Bu üç günün ikisinde meyhanelerde konaklamıştık.

Yüzünü kapatmasına rağmen, üzerindeki yıpranmış zırhla bile halk onu tanıyordu. İnsanların konuşmalarında sürekli onun yaptığı iyiliklerden bahsediliyordu. İlk tanıştığımızda pek öyle görünmese de ben de ona karşı bir yakınlık hissetmeye başlamıştım. Şu ana kadar herhangi bir kötülüğünü görmemiştim.

Sınırlarda yaşayan köylüler bile onun halkın sorunlarını dinlemesinden ve kendilerine kolayca ulaşılabilir olmasından söz ediyorlardı. Birkaç şey daha anlatmışlardı ama ne yazık ki unutmuştum.

İlk kez böyle yerlerde konakladığım için rahat uyuyamamıştım. Oysa o, bu tür şeylere oldukça alışkınmış gibi yatağın karşısındaki koltukta oturup orada uyumayı tercih etmişti.

İlk defa böyle bir prens görüyordum.

Gerçekten değişik bir prensti.

Sarayın içine adım atar atmaz, parlak kahverengi zemin tavandaki ışıkları yansıtıyordu. Sarayın bir sürü bölümden oluştuğunu biliyordum ama daha ilk adımımı atar atmaz böyle görünüyorsa devamı nasıldı acaba?

Etrafı incelerken yanımdan uzaklaşmakta olan o değişik prense baktım. Yukarıya doğru çıkıyordu. Ben de hemen peşinden gittim.

İnsan bir haber verirdi, değil mi?

Üfleyerek, bu kocaman sarayda kaybolmamak için merdivenleri hızla çıktım ve sonunda ona yetiştim. Bir odaya girdi. Ben de arkasından içeri girdiğimde buranın bir çalışma odası olduğunu anladım.

Oda oldukça sadeydi. Sarayı görünce gözümde biraz büyütmüştüm galiba.

İçeride, kocaman bir masanın arkasındaki sandalyede bir adam oturuyordu. Sarı saçları toplanmış olmasına rağmen dağılmıştı. Yeşil gözlerinin altı kararmaya başlamıştı. Ne zamandır bu odadaydı, bilmiyordum ama en az iki gündür burada olduğu belliydi.

Masanın üzerindeki evraklarla adeta bir beyin fırtınasına girmiş gibiydi. Mektupların yarısı açılmıştı ama geri kalanların çoğu hâlâ kapalıydı.

Biz içeri girmiş olsak da bizi fark etmemişti. Beni fark etmemesini anlayabilirdim ama yanımda uzun boylu, cüsseli bir adam vardı. Onu nasıl fark etmemişti?

Valerian, üzerindeki eşyaları büyük masanın karşısındaki koltuk takımının üzerine bıraktı ve masadaki adamın yanına gitti. Elini adamın omzuna koyduğunda konuştu:

“Bundan sonrasını ben hallederim.”

Adam aniden yerinden fırlayıp ayağa kalktı. Valerian'ın yanında dururken şaşkınlıkla konuştu:

“A-ah, prensim!”

“Siz miydiniz? Geldiğinizi fark etmemiştim!”

Valerian hiçbir şey söylemeden koltuğa oturdu.

“Nerelerdeydiniz, prensim? Kralımız çok sinirlen—”

“Rapor et.”

Sözünün aniden kesilmesiyle adam bir an duraksadı. Ardından duruşunu düzelterek yeniden konuşmaya başladı.

“Prensim, siz gittikten sonra Northed'deki yetimlere sizin adınıza bağışlarda bulunduk. Sayısız şövalye akademisine ve büyü kulesine fon sağladık, ayrıca denetlemelerini gerçekleştirdik. Bunun yanı sıra şehirdeki askerî görevler sırasında, Lunaria'dan geldiklerinden ve casus olduklarından şüphelendiğimiz bazı kişileri yakaladık. Şu anda hayattalar ve zindanda tutuluyorlar. Siz gelene kadar onlara hiç dokunmadık.”

Babam yine rahat durmuyordu. Krallıkların hem iç işlerine karışmak hem de kendisine bilgi göndermelerini sağlamak için yine adamlar görevlendirmişti. Burada olduğumu öğrendiğinde daha fazla adam göndereceğine emindim.

Beni bir koz olarak kullansa onun işine çok yarardım.

Adam raporunu verdikten sonra bana baktı. Gözlerindeki meraktan, Bu kadın neden şu anda burada? diye düşündüğünü anlayabiliyordum.

Üzerime baktığında, karşı krallığın prensesi olduğumu düşünmek ona o kadar komik gelmiş olmalıydı ki... Sonuçta benim saraya ayak basmam bile imkânsızdı.

Ama kader işte.

Adam ayakta durduğum yere doğru yaklaşıp önümde durdu.

“Leydim, sizi geç karşıladığım için lütfen beni affedin. Ben Milandro, Veliaht Prens Valerian'ın baş danışmanıyım.”

Eğilerek bana selam verdi.

Bu koca sarayda, beni böyle görüp de ilk kez selam veren biri olmuştu.

Değer görmek böyle bir şey miydi?

Lunaria'da çalışanlar böyle davranmazdı. Kendi krallığımda bulamadığım bu basit nezaketle Valeriana'ya geldiğimden beri karşılaşmaya başlamıştım.

Valeriana o kadar da kötü bir krallık değildi galiba...

Ben de hemen eğilerek selamını karşılık verdim.

“Sizinle tanışmak benim için bir onurdur, Baş Danışman Milandro.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.