1.bölüm: kısa etekler fazla tehlikelidir
"Büyüler bozulur. Sihirli olan kelimelerdir,,
Önümdeki, barlarda zor rastlanan, kırmızı şarabı dudağıma götürdüm. Önce dudaklarıma sonra da boğazıma nüfuz eden mükemmel tat beni buradan alıyor, en fazla üç gün tatil yapabildiğim Karayipler'e götürüyordu.
Üstümdeki saten elbise oturduğum siyah deri tabureyi kaplamış benim bacaklarımı açıkta bırakmıştı. Belki de giymeyi en sevdiğim gümüş topuklu ayakkabılarım bütün zarafetini bakan insanlara sunuyordu.
Kapı açıldı ve yoğun sis tabakasının arasından beklediğim yüzle buluştu gözlerim. Yüzüme engel olamadığım bir gülümseme yayıldı. Kalçalarımı sağa sola hareket ettirdim. Uzun zamandır yapmadığım şey bütün bedenimi karıncalandırıyor, ona koşmak isteyen tarafımı zor zapt etmeme neden oluyordu.
Beni görmediğine emin olduğum için dikkatle onu incelemeyi sürdürdüm. Beyaz bir teni, bakanı baştan çıkaran gözleri beni kendine çekiyordu. İlerledi ve arkadaşları olduğunu tahmin ettiğim bir kaç kişilik grubun yanına oturdu. Yanındaki sarışın kadın oturur oturmaz ona eğilmiş ve kulağına bir şeyler fısıldamıştı. O da gülmüş ve garsona içeri girdiği anda siparişini verdiği viskisinden bir yudum almıştı.
"Numara 200. İngiltere "
Dudağıma yayılan gülümsemeyi içtiğim kırmızı şarapla bölmüş ama gözlerimde ki şenliği kesmemiştim.
Kasları olduğu belliydi. Üstüne beyaz bir gömlek giymişti. Buradan dikkatle bakıldığında görülüyordu kaslı vücudu. Bir saniyeliğine gözlerini karşısındaki adamdan almış ve bana dönmüştü. Ona gülümsedim. O da dudaklarıma bakmış, hafif bir tebessümden sonra arkadaşına dönmüştü.
Ayağa kalktım. Bunu yaparken saten mavi elbisemi hafifçe uçuşturmuş, açık kahve saçlarımı savurmuştum. Kapıya doğru ilerledim. Onun önünden geçtim ama ona bakmadım. Onun bana baktığını hissetmiştim. Beni takip edeceğini biliyordum.
Bir sokak ilerledim. Çantamı koluma taktım ve telefonumu elime aldım.
"Numara 200. Sağ tarafta"
Bakışlarım sağıma döndü. Boş karanlıkta bir kaç silüet görmüştüm.
"Bir şey düşürdün"
Sol tarafımda hissettiğim nefesle oraya döndüm. Ona döndüğüm anda neredeyse dudaklarımız birbirine değmek üzereydi.
"Ah. Öyle mi?"
Elindeki bilekliğe baktım. Benim olması imkansızdı. Ben bileklik takmazdım. Eline uzandım ve onu aldım. O da benim belimden tutmuş ve kendine çekmişti.
"Diyordum ki bu ahlaklı davranışımı ödüllendirsen."
Ona hafif bir tebessümde bulundum.
Hayatta ki bazı anlara dikkat etmek gerekir. Karşınıza kimin çıktığına ya da neyle karşılacağınıza... Her insan iyi değildir. Bazı insanlarda öyle gözükmese de iyidir.
Dün gece için sağol İskoçyalı . Sabah eşyalarını bulamazsan merak etme. Hepsi bende :)
**
Kalçamı arkamdaki masaya dayadım. Kahvemden bir kaç yudum daha aldım. Sürgülü kapı açılıp içeri Nick Jarse gelene kadar önümdeki ekrana bakmaya devam ediyordum.
"Günaydın"
Hep bir ağızdan bölüm başkanımıza selam verdik. Nick yüzümüze bakmadan kendi odasına ilerlerken bana seslendi.
"Alev, benimle gel"
Kafamı salladım ve elimdeki kahveyi Jordana uzatıp Nicki takip ettim. Odasına girince kapıyı arkamdan kapattım.
Önündeki kağıda baktı ve yerine otururken onu havaya kaldırdı. Yüzündeki ifade beni germeye yetmişti.
Yerine oturdu.
"Evet. Dün gece büyük Iskoç çetesinin liderinin bütün şahsi bilgilerini almışsın"
Ona kafamı salladım.
"Tom Holland . 24 . Özel mülkiyet de dahil olmak üzere Amerika, İngiltere, Birleşik Krallık ve Japonya mafya çetesinin ele başı"
Ona verdiğim bilgileri baştan okudu. Bende kendi içimden dün gece aldığım telefon ve cüzdan içindeki bilgileri teyit ettim.
"İyi iş çıkardın Alev. Yeniden"
Nicke kafamı salladım. O da bana çıkabileceğimi söyledi. Fazla beklemeden odadan çıktım ve Alice'in yanına geldim.
"Bu ay da terfi alacakmışsın gibi görünüyor"
Alice önündeki çikolatadan ağzına bir tane daha attı.Ona gülümsedikten sonra bende çikolatalardan birini ağzıma attım.
"Umarım"
Omzunu silkti.
"En hızlı yükselen FBI ajanı olabilirsin. Önceden kısa zamanda böylesine çok terfi alan birini daha duymamıştım"
Jae Min bana doğru eğildi ve gözlerini devirerek konuştu.
"Hemde yarı Amerikalı birinin"
O nerdeyse 3 yıldır buradaydı ve henüz ikinci seviyeydi. Ona göre ne kadar çalışırsa çalışsın hep ikinci seviyede kalacaktı. Yarı Koreli yarı Amerikan olduğu için olduğuna da yemin ediyordu. Ama onun tezini çürütüyordum. Benim buraya dahil olmamın ikinci yılıydı ve ben dördüncü seviyeydim.
Çalan telefonumu almak için dün geceki çantama uzandım. Sabah ufak bir duştan sonra siyah kotumu ve siyah atletimi giyip evden çıkmıştım. O halde bile anca yetişebilmiştim. Çantamı değiştirme fırsatım olmamıştı.
Elime gelen kağıt parçasıyla kaşlarımı çattım.
Keşke beyninde bedenin kadar iyi olsaydı güzelim. Kimliğini ve telefonunu arayarak zaman kaybetme ;)
Jordan benden önce davranıp telefonumu açıp kulağıma verdi.
"Ah yeni uyanıyorum. Bir kalktım sen yoksun. Ama böyle çabuk gitmek olmaz Bebeğim. Bunu tekrarlayalım olur mu?"
Buğulu olmasına rağmen anında tandığım sesle ayağa kalktım.
"Tom Holland"