İçeriğe geç

Değer miydi?

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Değer miydi?

Bölüm 6

Son(6)

Peter Parker (Örümcek Adam)

Uyandığımda yağmur durmuştu ve her yerim ıpıslaktı. Aşağıdan gelen koşuşturma sesleri ve bazı konuşmalar duydum.

"Tanrı aşkına! Bir çocuk nasıl saatlerce kaybolabilir?" diye sordu bir adam.

"Sakin ol, Tony. Onu bulacağız." dedi başka biri.

"Jarvis'in nasıl bulamadığını anlayamıyorum." dedi Tony Stark. Kimi arıyorlardı?

"Yakında buluruz. Daha fazla saklanamaz. İlla yemek yemesi gerekecektir." dedi Natasha Romanoff.

"Her neyse." diye söylendim ve ayağa kalktım. Çatıdan ağlarımla başka bir çatıya gittim. Şimdi nereye gitmeliyim? Eve gidemem. Okula bu halde gidemem.

"Hey, orada!" diye bağırdı Steve Rogers. O tarafa döndüğümde beni gösterdiğini fark ettim. Paniğe kapıldım ve hızla oradan uzaklaşmaya çalıştım. Ama biri üstüme atlayıp beni çatıya düşürdü ve bileklerimi sıkıca kavradı. Loki Odinson.

"Ne yapıyorsun be!" diye bağırdım.

"Senin kaçmanı engelliyorum küçük örümcek. Eve gitme vakti. Oyun zamanı sona erdi." dedi Loki.

Kısa süre içinde Tony, Steve, Natasha, Clint ve Thor da gelmişti.

"Ne istiyorsunuz? Yine ne yapmışım? Ne duydunuz bilmiyorum ama ben yapmadım!" diye savunmaya geçtim.

"Hey, bu çocuğu gittikçe daha çok seviyorum!" dedi Loki.

"Sakin ol, Peter. Bir şey yapmadın. Sadece senin için endişelendik. O sıvı enjekte edildikten sonra son kontrolleri es geçerek gittin ve iyi misin onu bile bilmiyorduk." dedi Bay Rogers.

"Pekala, iyiyim. Artık beni bırakın." dedim ve Loki benden uzaklaştı. "Hem kendi başımın çaresine bakabilirim. Size göre küçük bir çocuk olabilirim. Ama sıradan bir çocuk değilim. Ayrıca lisedeki onca çocuğu görseydiniz benim kendimi koruyabileceğimi anlardınız. Birini koruyacaksanız şu zorbalıklara son verin."

Yenilmezler bana şaşkınlıkla bakarken ben bir binaya ağ atarak kendimi aşağı attım ve hızla oradan uzaklaşmaya başladım.

***

Uzun süre boyunca binadan binaya amaçsız bir şekilde sallandıktan sonra Özgürlük Heykeli'nin tacına çıktım. Şehirdeki en insanlardan uzak ve huzurlu yer burasıydı. Ta ki dev bir haber helikopteri gelip üzerime bilmem kaç voltluk bir ışığı tutana kadar. He, bir de kamera.

"Örümcek Adam şimdi de özgürlüğümüzüm sembolüne zarar vermeye çalışıyor. İşte o görüntüler!" dedi bir haber muhabiri.

"Affedersiniz. Sadece yorgundum da. Amacım o değildi." diye cevap verdim ve ağlarımla oradan uzaklaştım. Şuan hiçbir şeyle uğraşamayacak kadar yorgunum. Ayrıca üzerimdeki ıslanmış ve sonradan kurumuş kıyafetleri de değiştirmem gerekiyor.

Hızla bir ara sokağa girdim -genelde ara sokaklara yedek çanta koyuyorum- kimsenin olmadığından emin olunca kostümü değiştirdim ve normal kıyafetlerimi giyerek şehirdeki insanların arasına karıştım.

***

Tony Stark (Demir Adam)

Lavoratuvardaki televizyonda haberler açıktı. Bir yandan bilgisayar üzerinde çalışıyordum ta ki bir haber dikkatimi dağıtana kadar.

"Örümcek Adam denen kendini kahraman ilan eden o kanun kaçağı tam 3 gündür hiçbir yerde görünmüyor. O olmadan suçlarün artığını düşünmemizi istiyor. Ama ben J. Jona Jameson bunlara kanmam. Kendisi yokken suç çetesinden isimleri şehre gönderiyor-"

Hat bir anda kesildi ve ekranda HYDRA'nın başkanı belirdi. "Evet, sevgili New York halkı. Örümcek Adam ve S.H.I.E.L.D. 3 gündür ortalıkta yok çünkü HYDRA onları devirdi. Bir çok SHİELD ajanı şuan elimizde. Huzurunuzu bozan herkesi yakaladık ve Örümcek Adam öldü. Artık yeni bir devrim başladı. HYDRA devrimi ve bu devrimde kostümlü suçlulara yer yok."

Anında donup kaldım. Ne demek öldü?! Oğlum... Öldü mü?

"Tony, Tony!" Steve ve Natasha hızla odaya girdi. "Haberleri gördün mü?"

"Gördüm, Steve..."

"EN SEVDİĞİM ÖLÜMLÜ ÖLMÜŞ OLAMAZ TAMAM MI?! STARK HEMEN ŞU ÖRÜMCEĞİ BUL YOKSA BEN BU DÜNYAYI HEPİNİZİN BAŞINA YIKARIM! BEN SEVDİĞİM SÜRECE BİR ÖLÜMLÜ KÖTÜLER VE ŞU LANET OLASICA, VASIFSIZ, VASAT, AMİPLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEMEZ! HEMEN ŞU ÖRÜMCEĞİ BULUYORUZ YOKSA BEN-"

"Loki! Sakin ol." diye araya girdi Natasha.

"SAKİN FALAN OLAMAM!" dedi Loki ve sinirle yeşil duman bırakarak odadan ayrıldı.

Kendimi transta gibi hissettim. Tek oğlum, tek varisim ben onunla daha oğlum olduğunu bilerek yarım saat bile geçiremeden ölmüştü... Babası olduğumu bile bilmiyordu. Benim zeki, parlak, başarılı, kahraman oğlum şimdi bir kahramana yaraşır bir şekilde ölmüş... Çok yakınında olan ama asla kavuşamadığını kaybetmek... Daha bir kere "baba" kelimesini duyamadan...

Yazarınızın Kaleminden

Çok değerli olan ama seni umursamayan hatta görmezden gelen birini kaybetmek neden bu kadar acı verir insana? Kalp nasıl sever kendine uzak davrananı? Beyin nasıl izin verir ki kalbin arada buz dağları olan birine karşı bu kadar tepki vermesini? Yoksa bir ilizyon mudur duygular, beynin insana uygulayıp suçu kalbe attığı? Belki duygulandıramaz insanları düşünceler çünkü kelimeler el vermez ama herkes bilir o hisleri. Boğaz düğümlenir; zihinde oynamaya başlar yine aynı film içinde en kötü sözleri, başarısızlıkları, yetersiz hissedilen anları, en kötü ve en berbat zamanları, en acı sırları ve gerçekleri barındıran... Birde arkada müziği olur bu filmin insanın duyguğu ve kendisini en olumsuz yönde etkileyen şarkıların birleşimi olan şarkı... O zaman kalpte bir ağrı, boğazda bir düğüm -belki de dikenli bir tel-, gözde dünyanın en yakan şampuanından daha can yakıcı bir şampuan olur belkide... Gözler yaşarır yanar, bağırıp çağırmak belki de kırıp dökmek ister insan ama beyni asla onu yapacak komutu vermez ve içinde kalır o sinir yahut üzüntü, boğazına sarılmış dikenli tel batar durur sürekli, ses tellerini koparır konuşamaz duruma getirir insanı o tel ama düşünceler asla durmaz insan her ne kadar suskun olsa da... Volta atar zihinda her şey, insan kendine her laneti okur, en kötü hakeretleri eder kendine... Çoğu insan farkına varmaz ama insana edilen en kötü hakareti, sözü her zaman kendisi söyler kendine... İşte en kalp kıran yeri de burasıdır zaten... Sevdiklerinin ani sinirle söylediği her şey üstüne biner, kendine kızarsın veya hakaretler edersin ama kimseye bir şey diyemezsin kendi zihninde hapsolursun adeta üstüne üstlük o tüm kötü sözler -kimin söylediği önemli olmadan- bir bina enkazı gibi üzerine yıkılır ve sen onların ağırlığında ezilir, yok olursun... Nefesin daralır, insanlardan kaçmak ister insan... O an yer yarılsın içine gireyim diye düşünür, kendinden nefret eder, yok olmak ister, herkesten uzaklaşmak yalnızlıkta boğulmak ister ama insanlar her zaman özellikle o anlarda yanında olur ve bu her şeyi daha da kötü yapar... Kafasının içinde dönenler durmak bilmezken, anksiyete tavan yaparken etraftakilerin saçma salak işe yaramayan tesellileri üstüne biner ve tüm yaşama isteğini, umudunu o kişiyle beraber enkazın altında kalmış gibi her saniye, her dakika daha da ezer... Ciğerlere sanki en acı, en zehirli haca dolar o an, içi yanar insanın, gözleri acır, boğazı düğümlenir, ses telleri kopar, bir enkaz altında yok olup gider... İşte Anthony Edward Stark tam olarak bunları hissediyordu o anda...

Bölüm sonu.

Unutmayın her son yeni bir başlangıçtır.

İyi geceler.

Bölüm sonu

1 yorum