İçeriğe geç

DEFNE

Bölüm 6 · 15 dk okuma

DEFNE

Bölüm 6

EĞLENCE

Poyraz’ı öldürmek için planlar kurarken katil olmak benim gibi bir kıza yakışmayacağı için bize doğru gelen Poyraz’a en sert bakışlarımı yolladım. “Sanırım size bir açıklama borçluyum kızlar.” Poyraz beni es geçip kızlara odaklanmıştı. Ben kimdim ki zaten? “Defne bildiğiniz üzere abisi gelene kadar bana emanet. Aslında bugün dışarı çıkacaktı ancak kendi hatası yüzünden bu seferde bu eve hapsolmak zorunda kaldı. Sanırım bugün dışarıda eğlenmek için yanlış arkadaş seçiminde bulundunuz ama merak etmeyin isterseniz burada da dilediğiniz gibi eğlenebilirsiniz. Ben yokmuşum gibi davranın. Evde aradığınız pek çok şeyi bulabilirsiniz. Oyun isterseniz oyun, yemek isterseniz yemek. Ben odamdayım ve ihtiyacınız olduğunda çağırabilirsiniz.” Kızlar büyülenmişçesine söylediği her şeye kafa salladılar. Ağızları açık, alık alık Poyraz'a bakıyorlardı. Şaşkınlıkla onları izledim.

Onu dinlerken bağladığım kollarımı açtım. “Poyraz şakanın sırası değil bak arkadaşlarım gelmiş sen kapıyı kilitliyorsun. Ayıp değil mi yaptığın? Gelmişsin kaç yaşına çocuk gibi davranıyorsun. Sen gelmek istemiyorsan peşimize takılmak zorunda değilsin.” “Şaka yapmıyorum Defne, anahtar burada alabiliyorsan al.” Cebinden çıkarttığı anahtara baktım. Geri cebine koyarken sırıtıyordu. Cebinden alamayacağımı falan zannediyordu herhalde. Sinirle ona doğru yürüyüp cebine uzandığımda ellerimi tutup beni çevirdi. Şuan sırtım ona dönük ellerim önümde çapraz olmuştu ve beni öyle tutarken konuşmaya başladı. “Bir de arkadaşlarına soralım. Bugün rica etsem, sizin içinde sakıncası olmayacaksa burada kalır mısınız? Eminim başka bir gün dışarı çıkıp eğlenebilirsiniz.” Kızlar halime gülerken hiçbir sorun olmayacağını, evde kalabileceklerini söylediler. Büyük ihanete uğramıştım. “Sizin arkadaşınız benim yalnız.” dediğimde omuz silkip beni umursamadılar bile. Siz de benim elime düşersiniz elbet, o zaman görürsünüz!

“Demek ki neymiş bugün, bu evden dışarı çıkamıyormuşsun.” Kulağıma doğru fısıldadığı cümle küfür etmeme neden olmuştu. Ellerimi bırakıp nazikçe omuzlarıma dokundu. “O zaman size iyi eğlenceler.” Bize güzel gülümsemesini bahşettikten sonra arkasını dönüp odasına gitti. Kapı ağzında öylece gidişine bakıyorduk. Silkelenip kendime geldim. Demek evden çıkmak yoktu, o zaman bunu kendisi seçmişti.

Dolaplarda pek sağlıksız şeyler yoktu geneli kuruyemişti ama yapacak bir şey yoktu. Aklıma Poyraz’ın söylediği şey geldi ve odasına doğru hızla gidip kapısını çaldım. Neden geldiğimi sormasına izin vermeden sinir bozucu bir gülümsemeyle “Evde hiç abur cubur yok. Cips, çikolata, dondurma gibi şeyler gerekiyor.” dediğimde “Halledeceğim.” dedi ve kapısını suratıma kapattı. Bu da neydi şimdi?

Öykü’nün benim için getirdiği kıyafetlere baktım. Üç tişört, bir şort, bir tayt, bir gecelik takımı, paketi açılmamış çamaşırlar. “Bunlar sizin kıyafetleriniz mi?” diye sordum. “Valla sabahki kıyametten sonra sizin eve pek gidesimiz gelmedi, o yüzden kendimizden birkaç bir şey koyduk.” Bu akşam pijama partisi yapma kararı almıştım. Tamam, pijamalarımız ve pofuduk terliklerimiz yoktu ama olsundu. Yine de eğlenebilirdik.

Kızlara rahat kıyafet olarak abimin tişörtlerinden vermiştim ve bense tek pijamayı üzerime geçirmiştim. Poyraz sözünü tutmuş, bizim için pek çok şey sipariş etmişti. Hepsini tabaklara yerleştirip oturma odasına yol almıştık. Bir şeyler atıştırırken Helin’e hayatımızda olan bitenleri anlattık. Ne kadar telefonda konuşsak da işim raconu yüz yüze konuşmaktı. En büyük bomba benim okuldan uzaklaştırılmamdı. Ondan önce de Öykü'nün Batuhan’a olan busesi vardı. Tamam tamam aslında onunki daha büyük olabilirdi. Öykünün doğum günü tam Helin’in gittiği gündü ve biz onsuz kutlamak zorunda kalmıştık. Her şeyi planlamıştık ancak Helinler ani gelişen olayla apar topar gitmişlerdi. Partide Batuhan Öyküye aldığı hediyeyi vermişti ve bom! Öpücüğü kapmıştı. O günden sonra ikilinin konuşmaları artmış, açık açık flört ediyorlardı.

En sonunda bütün dedikodularımız bitmişti ve çekirdek çitlerken birbirimize boş bakışlar atıyorduk. “Aaa oturmaya mı geldik?” Başak bir hışımla yerinden kalkmış oyun havası açmıştı. “Kız apartmandayız. Valla komşular kapımıza dayanır.” Öykü oldukça mantıklı bir şey söylemişti ama kardeşi onu pek dinlemiyordu, hünerlerini sergilemeye başlamıştı bile. Helin dayanamayıp eşlik edince aman ne olacaksa olsun deyip Öykü’yle bizde onlara katılmıştık. Uzun zamandır böyle eğlenip enerjimi atmıyordum ve kesinlikle mükemmel gelmişti. Ben Öykü’nün önüne eğilip sallanırken o da alnıma para yapıştırıyormuş gibi davranıyordu. Biz kahkahalar eşliğinde dans ederken Poyraz’ın ismimi haykırmasını zor duymuştuk. Öykü aceleyle müziği kapatırken telefonu birkaç kere yere düşürmüştü.

Odadan çıkarken dağılan saçlarımı toparlamaya çalışıyordum. “Efendim Poyraz.” Gözleri bedenimi süzdüğünde kendi kendime utanma Defne utanma diye söyleniyordum. Üzerimdeki pijama pembe ve kalpliydi. Her tarafında love yazısıyla beraber öpücüklerde vardı. Şortu ise gereğinden fazla kısaydı. “Savaştan mı çıktın?” “Bir şey demeyeceksen askerlerime emir vermem lazım.” deyip arkamı döndüm. Kolumu tutup “Benim için problem değil ama alt katımızda yaşlılar oturuyor saat ilerlemeye başladı isterseniz başka bir şeyler yapın.” Nazikçe söylediği için kafa sallayıp kendimi odaya attım. Daha fazla karşısında bu tiple durmak istemiyordum.

Kızlar ne oldu dercesine bana baktığında “Alt katta yaşlı bir çift oturuyormuş. Maalesef eğlencemiz bitti.” Öykü “Yorulmuştuk zaten.” dediğinde güldüm. “Kız senden de ne hünerler varmış bu zamana kadar hiç göstermedin.” deyip Öykü'nün poposunu sıktım. Küçük bir çığlık atıp benden uzaklaştı. “Kızım öyle her şey gösterilmez.” Haline kıkırdarken Helin “Hadi oyun oynayalım” dedi elindeki bitmiş maden suyu şişesini gösterirken. Sanırım en sevmediğim oyun doğruluk mu cesaret mi oyunuydu.

Başak’ın telefonu çaldığında arayan Halime teyzeydi. “Efendim anne.” Saati fark ettiğimde on ikiyi çoktan geçtiğini görmüştüm. Halime teyzenin bu saate kadar aramaması zaten başlı başına bir garipti. “Tamam anne ya bir kız kıza eğlenemiyoruz.” Anlaşılan eve gelmelerini istiyordu. Benim annemse beni kaçtığımdan beri aramamıştı. Çok sinirli olabilirdi ama arayıp sormamasına ister istemez üzülmüştüm. Kaç kere aramıştım halbuki. Belki kaçarken bana bir şey olmuştu. İnsan merak etmez mi kızını! “Gülsüm teyze de annemin yanındaydı sesini duydum. Kesin beni arayıp seni öğrenmek istediler. Deseydim keşke kocaya kaçmış bu kız diye.” “Kocaya kaçsam ikinci günden neden sizi çağırayım kız kocamla ilgilenirdim.” dediğimde hepsi kahkaha atmaya başladı.

Kızlar hızla toparlanmışlardı. Ne kadar burada kalmaları için ısrar etsem de bir kere Halime teyze çağırmıştı, bundan geri dönüş yoktu. Kızlarla vedalaşırken anahtarın Poyraz’da olduğunu hatırladım. Kapının anahtarını istediğimde o da peşimden geldi. Kızlara “Kalsaydınız burada. Bu saatte gitmeyin.” diye teklifte bulundu. Ancak karar çoktan verilmişti. “Annem çağırdı şimdi gitmezsek o gelir buraya.” diye açıklamayı yaptı Başak. “O zaman bekleyin de Volkan bıraksın sizi.” Kapıyı açıp karşı zile bastı bastı, açan olmadı. Yumruklamaya başladı, yine açan olmadı. Ağzında bir şeyler gevelerken kapı açıldı. Karşımızdaki adamın üzerinde belinden düşecekmiş gibi duran eşofman altından başka hiçbir şey yoktu. Saçları uykudan yeni uyanmışçasına dağınıktı, yüzü şişti. “Kapımla ne alıp veremediğin var! Tamam sen açıktasın da ben değilim. Siktir git şimdi.” Kapıyı Poyraz'ın suratına kapatacakken Poyraz son anda kapıyı tuttu. Bize dönüp “İçeride bekleyin bir dakika.” dedi ve biz kapıyı kapatana kadar da baktı.

“Sanırım burası yakışıklı erkekler binası.” Başak'ın yorumu güldürdü. “Valla yeni uyanmış ama feciydi insafsız.” Helin’e katılmamak elde değildi. Kapı tıklatıldığında hızlıca açtım. “Kızları bırakıp geleyim ben gelene kadar tek başına kalma Volkan da bizde dursun.” Poyraz’ın söylediklerini onaylarcasına kafa salladım ve kızlarla teker teker vedalaştım. Kızlar aşağıya inerken Poyraz bana yaklaştı ve fısıltıyla konuştu. “Üzerini değiştir Defne.” Onlar giderken Volkan denilen adam eve girdi. Üzerine bir tişört geçirmişti. Kocaman gülümsemesiyle “Volkan ben.” dedi. Gülümsemesine karşılık verip kendimi tanıttım. “Üşengeç bir insan olduğumu düşünmeni istemem ama şu bir hafta çok yorucuydu. O yüzden ayaklarımı uzatmak benim için bir nimet.” Volkan odaya geçerken ben de abimin odasına girip üzerimi değiştirmiştim.

Volkan’ı sevmiştim. Gerçekten komik bir insandı. Gelir gelmez kendini koltuğa atmıştı. İlk on dakika sesimi çıkarmamış dinlenmesi için müsaade etmiştim ama daha sonra canım sıkılmıştı. Yavaşça omzuna dokunup uyuyacaksa yatağına yatmasını söylemiştim. Amacım rahatsız edip uyanmasını sağlamaktı ve öyle de olmuştu. Pişman mıydım? Asla. Sonrasında ise beni sürekli güldürmüştü. Televizyona doğru bir bakış atıp “Pes biliyor musun?” diye sormuştu. Bana, bana Defne’ye.

Şuan 3-1 yeniliyordu ve sanki pes oynamayı bana abim öğretmiş gibi ona küfrediyordu. Halbuki ben pes oynamayı komşumuz Kemal abiden öğrenmiştim. “Kızım sen bu hareketi nereden biliyorsun ya.” Haline gülmeden edemedim. Gözlerini kısmış elindeki oyun kolunu sallıyordu. “Meslek sırrı.” “Abin de içmemiş yedirmiş bütün hareketleri öğretmiş anasını satayım.” “Yalnız ben abimle hiç pes atmadım. Küfür edip durma abime.”

“Ne yapıyorsunuz gençler?” Poyraz gelmişti ancak kapı sesini duymamıştım. Volkan bir anda oynamayı bırakıp “Ben kaçar kardeşim, ilk yarı bitti ikincisinde sen halledersin.” deyip oyun kolunu Poyraz'a tutuşturmuştu. “Ah hadi ama gerçekten yarıda bırakıp gidecek misin?” Yanağımdan bir makas alıp öpücük atmıştı. “Başka zamana sözüm olsun gidip sabaha kadar uyuyacağım.” “Aşk olsun.” Göz kırptıktan sonra arkasına bakmadan gitti. “Oynamak istemezsen kapatalım.” dediğimde Volkanın oturduğu koltuğa yatar pozisyona geçti. “Yo, devam edelim.”

Ulan bir anda nasıl 4-4 olmuştuk? Gerçekten iyi oynuyordu yattığı yerden. “Volkan sana nasıl yeniliyordu ya?” Kesinlikle benim sinirlenmemi istiyordu. Yüzündeki sırıtıştan bile belliydi. İstemsizce suratımı buruşturup dil çıkardım. “Sen şimdi gör oğlum.” Gaza gelmiştim, yerimde duramayacak kadar. Gol atınca yerimden kalkıp sevinç gösterisi yapmasam olmazdı. “İşte böyle oynanır bebeğim.” Tamam, kendimi biraz fazla kaptırmıştım. Benim arkamdan üst üste iki tane gol atmıştı. Yatarak bu kadar iyi oynanır mı be! Ben heyecandan yerimde duramıyordum. Bir gol attıktan sonra maçın sonuna geldiğimizi fark ettim. Gol attım attım, atamadım yenilen olacaktım. Ne güzel Volkan’ı yeniyordum. Göz ucuyla Poyraz’a baktığımda bana baktığını fark ettim. Hakem penaltı verince sevindim çünkü o pozisyonda gol atmak zordu ve son saniyelerdi. “İşte şimdi gör beni.” Vuruşu yaptım ve top sahalarda! “Gollll!” Odanın içinde koşarak sevinirken göz göze geldik. Gülerek beni seyrediyordu. Bir anda şüpheye düştüm. “Bilerek mi yaptın?” Endişeyle ona bakarken hayır anlamında kafasını salladı. “Hadi gel penaltılarda bitirelim” dedi.

Sandım ki yenme şansım var, meğer hepsi hayal ürünümmüş, benim bu oyunda hiç şansım yokmuş. Dudaklarımı büzüp üzgünce oturdum. “Tebrikler güzel savaştın.” Çirkefleşmek istemesem de elimde değildi. “Ne güzel yeniyordum Volkan’ı azıcık geç gelseydin ölür müydün?” “Anca Volkan’ı yenersin zaten.” Gülüp göz kırptı. Kesinlikle delirmemi istediği için böyle yapıyordu. Bıraktığı kolu alıp ona uzattım. “Var mısın iddiasına?” “Nesine?” “Şekerparesine.” Valla anlamsız bir şekilde şekerpareyi çok severdim. Koca bir tepsiyi bitirebilirdim. “Cık, ben tatlı sevmem.” Gözlerimi belertip “Ama bu şekerpare nasıl sevmezsin?” diye sordum. “Kimsenin en sevdiği tatlının bu olduğunu zannetmiyorum Defne.” dediğinde karşı çıkmak istedim ama yapamadım. Daha çevremdeki insanları buna ikna edememişken Poyraz’a karşı bu savaşı kazanamazdım. “Tamam öyleyse yenersen sana şekerpare bana da başka bir şey, oynarken bulacağım.”

Girdiğimiz iddiadan beşinci dakikasında pişman olmuştum. Vicdansız beş dakikada iki gol ne demek? Ezdirme kızım kendini kazanırsan bir kilo şekerparen olacak. Kendimi gaza getire getire, zor bela penaltı vuruşu ile üç gol atmıştım. “Böyle delicesine oynadığına göre şekerpareyi çok seviyorsun demek.” Gözlerimden kalpler fışkırırken konuştum. “Vallahi seviyorum.” “Tamam sana şekerpareyi bir ara alırım ama bu oyun bende yavrum.” Gerçekten de öyle oldu 8-3 yenmişti şerefsiz.

Yenildiğime gerçekten üzülmüştüm, büyük umutlarla girmiştim iddiaya. "Tamam söyle bakalım, ne istiyorsun? Tabi bu gece olmaz artık yarın hallederim." Bakışlarıyla beni süzdü. Dudağını ısırırken düşünüyormuş gibi yaptı. "Biraz daha düşünmek istiyorum." dedi. Bunu söylemek için mi o kadar bekledin? Omuz silkip "Öyle uzun süreli bir iddia değildi bu haberin olsun en geç yarına kadar söyle." dedim. Kendi kendime kurallar koyuyordum. Zaten başlangıçta seçmediği için hatalı olan bendim bir de şimdi sürekli ne isteyecek diye düşünmek istemiyordum. "Yenilince çirkefleştin mi sen?" Gülerek söylediği göz devirip elime geçirdiğim yastığı fırlattım. "Ben çirkef falan değilim. Yarına kadar vaktin var haberin olsun." deyip yerimden kalktım ve abimin odasına ilerledim.

Poyraz’a abimi sormayı unutmuştum. Malum kişisi beni aramadığı için sinirlensem de merak ediyordum. Elimle kafama vururken hızla arkamı döndüm. Poyraz’ın arkamdan gelmesini beklemediğim için çarpıştık. “Uf niye sessiz sessiz götümde dolanıyorsun ya?” Sanırım bu aralar ağzım fena bozulmuştu. “Sessiz mi? Geldiğimi karşı daireden duyarlar.” Gözlerimi devirmek istemesem de gözünün içine baka baka yaptım. “Abim ne zaman gelecek? Ben arayınca açmıyor malum.” “Yarın akşama gelir belki.” “Yarın bu evin içinde olmayacağım haberin olsun.” Önce işaret parmağımla evi gösterdim sonra beni ciddiye alması için ona doğrulttum. Bir anda parmağımı ısırdığında çığlık bile atamadım. Ondan böyle bir hareket beklemiyordum. “Köpek misin sen niye parmağımı ısırıyorsun? En sevdiğim parmağım o benim!” Tamam, biraz ağlarken abartmış olabilirdim ama tek derdim Poyraz’ı sinir etmekti. Benim hareketimle bana gelemezdi. Omuz silkip mutfağa geçti. İşte böyle tiye alınmazsın Defneciğim. Mükemmel!

Saate baktığım da ikiye geldiğini gördüm. Normalde uykum yoktu ama saatin geç olduğunu görünce esnemeye başlamıştım. En iyisi su içip yatmaktı. “Defne mantı bitti mi?” Gözlerindeki hüznü görebiliyordum. “Volkan’ın karnı acıkmıştı ben de mantı var deyince valla bir iştahla yedi.” “Zıkkım yesin pezevenk. Niye ona verdin mantımı?” Ciddi mi diye suratına uzun uzun baktım. Gerçekten mantısını yedi diye Volkan’ı dövme potansiyeli vardı şuan. “Ben de yiyebilirdim Poyraz azıcık paylaşımcı ol. Volkan misafirdi vermese miydim?” “Sen yiyebilirsin Defne. Volkan her zaman böyle gelip mantımı yiyor. En sonunda deşeceğim midesini hiçbir şey yiyemeyecek.” “Sakin ol, yaparım ben sana bir daha.” “Ama şimdi karnım aç benim Defne, ne yiyeceğim ben?” “Ne yemek istersin?” Keşke sormasaydım ya da cevabı duymadan odama kaçsaydım. “Hadi gel kokoreç gömelim.” Söylediği şeyle suratına alık alık baktım. En nefret ettiğim şeylerdi. Tamam, daha önce hiç tadına bakmamıştım ama ben önyargılı bir insandım banane! Kendimi hızla koltuğa attım ve uyuyormuş numarası yaptım. Yani aklıma daha yaratıcı bir fikir gelseydi inanın onu yapardım.

“Defne ne yapıyorsun Allah aşkına hadi kalk.” Ses çıkarmadan öylece uzandım belki giderdi. “Anladık sen benimle yemek istemiyorsun. Volkan olsaydı yerdin.” Ağzında gevelese de ne dediğini anlamıştım. “İyi o zaman peste boşuna yenmedik Defne hanım sizi. Evet karar verdim.” Bir hışım gözümü açıp üzerine atlayıp elimle ağzını kapattım. “Söyleme onu söyleme tamam mı?” Adeta gözleri parıldadı. Elimi dudaklarından geçti ve beni kahreden cümleyi söyledi. “Defne beraber kokoreç yiyelim. İddiadan istediğim bu.” Kırmızı görmüş boğa gibi bakıyordum. “Bak Poyrazcığım ben veganım. Direkt vegan. O yüzden öyle şeyler yiyemem ama sen çok istersen sana ısmarlarım sıkıntı yok.” “Hadi hazırlan çıkalım.” Kesinlikle beni dinlemiyordu. “Benim giydirmemi istemezsin bence Defne. Aç olunca agresif oluyorum.”

Beni deli etmek için ekstra uğraşıyordu. Hayır yani ben anlaşılmayacak bir insanda değilim ki. Ama yok illa benimle ters düşecek. Abimin bütün kıyafetlerine çökmüştüm. Tamam önceden de giyinirdim ama evden taşındıktan sonra kıyafetlerini çalmak zorlaşmıştı. Şimdi giderken iki üç tanesini çantama atmayı düşünüyordum. Tişört o kadar uzundu ki şortun içine koyunca bir garip duruyordu ben de dışında tutmaya karar vermiştim. Öykünün beni düşünüp getirdiği tişörtler pek kokoreç yerken giyilecek bir kıyafet değildi maalesef.

Kapımı tıklattığında “Girebilirsin” diye seslendim. Sanırım dersini almıştı. Kapıyı aralayıp hazır olup olmadığımı sordu. Hazırdım. “Böyle mi geleceksin?” Gözleri beni incelerken kaşları çatıktı. “Evet. Kızların benim için getirdiği kıyafetler konseptimize pek uymadığı için abimin tişörtünü çaldım. Seviyorum onun tişörtlerini, bence ondan daha çok bana yakışıyor.” Ne saçmalıyorsun Defne der gibi baktı. “Tişörtten bahsetmiyorum Defne. Altına giymen gereken bir pantolon var.” Şortumun ucu gözüküyordu tişörtten. Tişörtü daha çok kaldırıp “Şort var altımda.” dedim. Kızlar pantolon değil şort koymayı tercih etmişlerdi ve benimde pek seçeneğim yoktu. Söylediğim şey hoşuna gitmiş gibi durmuyordu ama umursamadım. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Homurdana homurdana peşimden geldi. Kapının önündeki motora ilerlerken belimden tutup başka yere yönlendirdi. Teması üzerine biraz gerilmiştim. Parfümü burnuma dolduğunda mest olmamak elde değildi. “Arabayla gitsek daha iyi olur.” dediğinde karşı çıkmadım. Zaten motorun üzerinde pekiyi hissetmiyordum.

Arabada sessizlik olmasın diye radyoyu açmıştım. Çıkan şarkının tamamını bilmesem de nakaratını bildiklerim olunca kendimce eşlik ediyordum. Sahil kenarına gelmiştik. “Burasının kokoreci güzel oluyor. İlk denemenden sonra bana sürekli kokoreç yiyelim mi diye teklif edeceksin.” İtiraz etmek için ağzımı açtığımda kapısını açıp çoktan inmişti. Yiyeceğimi sanıyorsa fena yanılıyordu. Mekanın sahibiyle konuşmasına bakılırsa birbirlerini tanıyorlardı. “Abi bize bir çeyrek bir de yarım.” “Hemen geliyor kardeşim.”

“Poyraz bak ben gerçekten yiyemem. Anlamıyorsun, ne olduğunu düşünmek bile midemi bulandırıyor. Ortalık yere kusmamı mı istiyorsun? Valla rezil oluruz. Bir de sahibini tanıyorsun. Iyy beni leş gibi mi hatırlasın, valla olmaz.” Sanki komik bir şey söylüyormuşum gibi güldü. Gülmesene be. Ciddi bir şey konuşuyoruz şurada. “Bana güven gerçekten lezzetli. Yapman gereken tek şey normal bir ekmek arası yiyormuş gibi düşünmek. Hem güzel olmasa bu kadar insan buraya gelir mi?” Çevreme baktığımda gerçekten kalabalık olduğunu fark ettim. “Bu insanlar çıldırmış.” Sözlerimin üzerine yüksek sesle güldü. Bense karşısında somurtuyordum.

Birkaç dakika sonra yemeğimiz gelmişti. Tabi buna yemek denirse. “Keşke evde sana çorba yapsaydım. Şöyle güzel bir ezogelin, mis gibi içerdik.” “Başka zaman da işkembe içmeye gideriz.” diye karşılık verdi. Sanırım benim katil olmam için özel uğraş içerisindeydi. Ben önümdeki ekmek arasına tuhaf bakışlar atarken o yemeğini çoktan yarılamıştı. “Hala bakışacak mısın Defne? Bir ısırık al sonra devamı gelecek, bak gör.” Kocaman olmayan ama bana kocaman gelen ekmeği elime aldım. Küçük adımlar atmak gerekir değil mi? Burnumu ekmeğe doğru yaklaştırıp kokladım. Ay yok ben yapamayacağım. “Al bunu da ye ben aç değilim. Şimdi yersem midem kötü olur.” Ona doğru uzattığım ekmeği aldı. Kurtulduğum için sevinecekken bir anda ağzıma değdirdi. “Ya Poyraz ne yapıyorsun? İstemiyorum diyorum anlamıyor musun?” “Kızım ne kadar nazlandın. Gören de başka bir şey yapıyoruz zannedecek. Biraz daha bağırırsan asıl o zaman rezil olacağız.” Bize bakan var mı yok mu diye etraftaki masalara göz gezdirdim. “Defne bak bana güven. Aç ağzını yum gözünü.”

Buradan bakınca pek de güvenilecek birine benzemiyordu ama o kadar çok söylenmişti ki yakamı bıraksın diye küçük bir ısırık almıştım. Dikkati tamamen üzerimde, vereceğim tepkiyi bekliyordu. Ama o kadar küçük bir ısırık almıştım ki yediğim şeyden hiçbir şey anlamamıştım. “Çirkin yemem ben bunu.” “Dalga mı geçiyorsun Defne sadece ekmeğini yedin. Doğru dürüst yemeden buradan kalkmayacağız.” Bu çocuk ne kadar inatçıydı böyle. Başka bir ısırık aldığımda gözüm peçetedeydi eğer beğenmezsem rezil olmayı falan düşünmeden direkt çıkartmayı düşünüyordum. “Hmm..” Verdiğim tepki bence yerindeydi. “Beğendiğini itiraf edebilirsin Defne.” Gülerek söylediği cümleye suratımı ekşittim. İnatlaşmamak için kendimi zor tuttum. “Fena değil.” Bir ısırık daha aldım. Baharatlı bir yiyecekti ve aslında tam olarak ne yediğimi anlamıyordum.

Kafamı kaldırdığım da beni izlediğini gördüm. Ben elimdekini bitirmeden kendisine bir yarım daha söylemiş ve benden önce bitirmişti. Şaşkınlıkla ona baktım. Ne oldu dercesine göz kırptığında fazla çekici gözüküyordu. “Kimsenin yemeğinde gözü yok sakince yiyebilirsin.” “Alışkanlık. Bir çeyrek daha söylememi ister misin?” Kafamı hayır anlamında salladım. Poyraz hesabı masaya istediği an bende bir ampul yandı. Ben evden kaçarken yanıma hiçbir şey almamıştım ki. Şuan tamamen fakir, Poyraz’ın insafına kalmıştım. “Poyraz?” Şaşkınlıkla onun ismini söylerken gözlerime bakıyordu. O sırada garson hesabı masaya bırakmıştı. “Ben fakirim.” diye bir tepki verdiğimde gülümsedi. “Biliyorum, ben kaçırdım seni.” Ve devam etti. “Bu seferlik benden bir dahakine acımam.”

Arabaya doğru yürürken konuşmadan edemedim. “Kusura bakma, iddiaya girdim ama fakir olduğumu tamamen unutmuşum.” Kolumdan tutup beni diğer tarafına çekiştirdi. Yaptığıyla afallarken karşıdan gelen erkek grubunu görmüştüm. “Sorun yok Defne, seni de zorla getirdim sonuçta.” “Tamam da iddianın amacı bu zaten kaybeden istemediği şeyleri yapabilir.” Karşıda gördüğüm dondurmacıyla yerimde dondum. Kocaman sırıtarak “Paranı biraz daha kullanabilir miyim?” diye sorduğumda anlamadığını belli etti. “Dondurma yiyelim mi?” dedim. “Kokorecin üzerine mi?” Sorduğu soruyu duymazdan geldim. “Her yemeğin üzerine tatlı yenir bir kere. Ben mandalinalı istiyorum sen?” “Alalım bakalım mandalinalı dondurmanı.”

“Tek mandalinalı mı istiyorsun?” Tek top yeterdi. Hevesle kafamı salladım. Yüzsüzce kendime dondurma aldırmış olabilirdim ama canım bir anda çok fazla çekmişti. Eğer şimdi yemeden eve gidersem bütün gece düşünmek zorunda kalacaktım. Kendisine almadığını gördüğümde dudak büzdüm. “Eşlik etmeyecek misin bana?” Eliyle yürümem için yolu gösterdi. “Canım çekmedi Defne.” “Ama bak bu mandalinalı var ya mükemmel bir şey. Al bir tadına bak.” Uzattığım dondurmaya garip bir bakış attı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.