İçeriğe geç

DEFNE

Bölüm 1 · 9 dk okuma

DEFNE

Bölüm 1

CEZA

Stresle bacağımı salladım. Bu hafta üçüncü kez müdürden azar işitmeyi sanırım benim dışımda kimse başaramazdı. Sevgili müdürümüz; Taha Gezgin’e, ailemin aranmaması için yalvarmalarım boşunaydı. Hâlbuki diğerlerinde olduğu gibi bu olayda da kesinlikle benim bir suçum yoktu.

Sınıfımızın popüler olduğunu zanneden, ancak kendi esprisine kendi gülen zavallı Berat, Masal’ı okulun arka merdivenlerinde kıstırmıştı. Ne tesadüf ki, ben de kantine inmek için bu merdivenleri kullanmaya karar vermiştim.

Berat’ı Masal’ın dibinde gördüğümde zaten sinirlenmişken bir de ağza alınmayacak tekliflerde bulunması, en önemlisi de Masal’ın elinden kurtulmaya çalışmasıyla beraber vücudum donup kaldığı yerden adeta fırlamıştı.

Berat, benim bir müdahale etmemi beklemediğinden onu geriye çekmekte zorlanmamıştım. Tabi ki de bu şaşkınlığını kendi lehime kullanmış güzel yumruğumu onun suratıyla bütünleştirmiştim. Çıkarttığımız seslerle etrafımız doluşmuş, üzerime yürüyen Berat’ı birileri durdurmuştu. Ve maalesef biliyordum ki, eğer başkaları olmasaydı ona karşı gücüm yeterli gelmezdi. Masal’ın gücü yetmediği gibi…

Şansımıza Almanca öğretmeni, Yasemin Parlak nöbetçiydi. Kendisinin böyle şeylere asla tahammülü olmadığından bizi direkt müdürün odasına postalamıştı.

Bu odaya o kadar aşinaydım ki, belki de herkesten daha çok burada bulunuyor olabilirdim. Canım müdürümün beni karşısında gördüğünde gözlerinden ateş çıkmıştı.

Beni sık sık görmesi bana önyargıyla yaklaşmasına neden olmuş ve beni suçlu olarak nitelendirdiğini gözlerinden görmüştüm. Ancak kendimi açıklamama izin verdiğinde bütün gördüklerimi açıklığıyla dile getirmiş, aramızda bulunan pis tacizciye attığım yumruğun arkasında durmuştum.

Beni dinledikten sonra bakışları Berat’a kayan müdürümüzün, gergin olduğunu delice sıktığı çenesinden anlayabiliyordum.

Berat ise ona iftira attığımı Masalla çok yakın arkadaşlar olduklarını dile getirmişti. Konuşmasını bitirdikten sonra ise iğrenç gülümsemesini Masal’a sunmuş, ondan da teyit almak istemişti.

Masal’ın yaşadıklarını anlatacağını, yanında durduğum gibi onunda benim yanımda olacağını sanmıştım ama o ellerini önünde kavuşturmuş sanki suçlu oymuş gibi gözlerini yerden kaldırmamıştı. Dudaklarını araladığında ise beklediğim cümleyi kurmamıştı.

“Hocam, biz Beratla sohbet ediyorduk. Defne birden bire Berat’a saldırdı. Ne olduğunu ikimizde anlamadık.” Masal, gergince yerinde kıpırdarken üzerine atılmamak için kendimi zor tutmuştum. Berat’ın onun hakkında ağzına aldığı iğrenç ithamları ben mi uydurmuştum?

Birkaç kez doğruları anlatması için Masal’ın üzerine gitsem de müdür araya girmiş ve ikisini de odasından göndermişti.

Bense, hakkımda işlem başlatmak isteyen müdürün karşısında, elimden bir şey gelmeden bekliyordum. Sınırları zorlamış mıydım? Bazı konularda evet… Ancak karşımda gerçekleşecek iğrenç bir olayı engellediğim için ceza almam kadar saçma bir olay yoktu. Ne yani gerçek hayat her zaman bu şekilde mi olacaktı?

Odanın kapısı tıklatıldığında derin bir nefes aldım. Muhtemelen aldığım son nefes olacaktı. Annemin dehşet saçan gözlerinden korktuğum için yerimden kıpırdamadım.

Müdürümüz omzumun üzerinden arkaya doğru bakarak konuştu: “Hoş geldiniz diyebilsem keşke Kaan Bey.” Kaan Bey mi? Hızla arkamı döndüm. Abim gelmişti. Kahretsin! Abim gözleriyle beni süzdükten sonra müdür masasının karşısındaki tekli koltuğa oturdu.

“Bizi dışarıda bekle, Defne.” Beni dışarıya postaladıklarında mecburen boynumu büküp dışarıya çıktım.

Neden abim gelmişti ki? Bildiğim kadarıyla daha İstanbul’a gelmesine bir hafta vardı. Kesin sürpriz yapmak için erkenden gelmişti. Ancak önce sürprizi ben yapmıştım. En azından annem gelmemişti. Okula adımını attığı andan itibaren başımın etini yerdi. ‘Senden daha çok şu okula geliyorum. Her gün, bugün ne olacak acaba diye düşünmeden, sakin sakin kahve keyfi yapmak istiyorum. Bana şu küçük keyfi bile çok görüyorsun. Allah’ım sen beni bu çocukla sınıyorsan ben başarısız oluyorum. Ne olur, bana yardım et!’ gibi cümleler kurardı.

Kapının önündeki bekleyişim tam bir faciaydı. Kesinlikle zamanı durduracak bir gücüm ortaya çıkmıştı, yoksa zamanın bu kadar yavaş ilerlemesi imkânsızdı.

İçeride ne konuştuklarını duymak için dışarıya adım attığımdan beri kulağım kapıya dayalıydı. Ancak kapı o kadar kalındı ki içerideki bütün sesi yutuyordu.

Ders zili çaldığında, etraftaki ses yavaş yavaş kaybolduğunda, tekrar kapıya yaslanmak için hareket ettim ancak kapı aniden açıldı. Abim, kocaman cüssesiyle karşımdaydı. Askerde bunları iyi besliyorlardı herhalde.

“Eşyalarını topla Defne, muhtemelen hakkında uzaklaştırma kararı alınacaktır.” Sonumun bu olacağını hissetsem de gururuma yediremiyordum. Abimin gözlerine bakamadan sadece kafa salladım.

Arabaya kadar hiç konuşmadık. Arabaya bindiğimizde ise konu hakkında tek soru sordu. “Hak etti mi?”

“Evet.” Bu cevap onun için yeterliydi.

Kavgacı yönümü ondan almıştım ancak o, benim aksime kendini kontrol edebiliyordu. Bende bu mekanizma tam olarak çalışmıyordu muhtemelen.

Konuyu kendi üzerimden atmak için neden erkenden geldiğini sorduğumda geçiştirmek için çaba gösterse de en sonunda boyun eğdi. Tek eliyle direksiyonu tutarken sağ eliyle de ensesini kaşıdı. Yakışıklı bir abim vardı ve onun yakışıklılığıyla da sonsuza kadar övünüyordum. Küçükken beni okuldan alması için onu zorlardım ve arkadaşlarımın abime bakışıyla içten içten zevk alırdım. Sonuçta, abim sonsuza kadar benimdi. Evet, sanırım küçükken biraz kötü bir çocuktum.

“Açığa alındım. Yirmi gün sonra mahkemem var.” Yola bakan gözlerim söylediği cümleyle hızla ona döndü. Attığım kısa süreli çığlıkla suratını buruşturdu ve bu tepkisi kesinlikle normaldi. Demek ki o da kendini kontrol edemiyordu. Tam bir bitirim ikiliydik. Bu halimize istemsizce güldüm.

“Sanırım akşama evde de bir mahkeme olacak.” Abimle aynı anda sorun yaşamamız bizim elimizi zayıflatıyordu. Çünkü her zaman birbirimizin arkasını kollardık annemle babama karşı. Ancak şuan da, arkamızı kollayacak kimse yoktu. Bu durum bir miktar canımı sıkmıştı.

Eve geldiğimde anahtarımla kapıyı açtım ve sessizce merdivenlerden çıkıp üzerimi değiştirmek istedim. Annemi kapıyı açtığım an karşımda görünce dudaklarımdan bir çığlık firar etti.

“Hoş geldiniz hanımefendi. Bugün ne gibi problemler çıkarttın bakalım? Yine okuldan bir arama gelince benim tansiyonum fırladı, abin yanımda olmasaydı çoktan öbür tarafı boylamıştım. Artık alıştım okuldan aranmalara diye düşünüyordum ama çıkan tansiyonum bunun aksini gösterdi. Hadi kendini düşünmüyorsun bari şu zavallı annene acı.” Annem nefes almadan konuşurken araya girme ihtiyacı hissettim çünkü biliyordum ki, araya girmezsem sonsuza kadar konuşabilirdi.

“Annem, canımın içi ben sana hiç kıyabilir miyim? Ben zaten aramamalarını söylemiştim ama beni dinleyen yok ki.” Söylediklerimin pek önemi olmadığını ayağındaki terliği eline aldığında fark ettim.

Annem söylenmeye devam ederken yanından jet hızıyla geçip kendimi merdivenlere attım. Terlik pat sesiyle birkaç basamak aşağısına çarptı ancak ben durmadım ve kendimi odama attım. Sanırım siniri geçene kadar odamdan çıkmamalıydım.

Akşama ailecek oturacağımız masaya baktım, annem çoktan servisleri hazırlamıştı. Babam daha işten gelmemişti ve arayıp bugün işlerin yoğun olduğunu, geç geleceğini haber vermesini falan bekliyordum.

Annem uzaklaştırmamı duyduğunda önce sabır çekmiş sonra da ağzına gelen ne varsa söylemeye devam etmişti. ‘Ben ters doğmuşum da o yüzden böyle sıkıntılı olmuşum, bir de halam olacak o cadaloz beni küçükken düşürmüş, bu da tuzu biberi olmuş.’ Evet, annem genelde bir sorunla karşılarına geldiğimde böyle tepki verirdi, buna bünyem alışmıştı.

Kapı zili hızlı hızlı çalındığında söylene söylene kimin geldiğini bakmaya gittim. Terastan kafamı uzattığımda zile basanın Öykü olduğunu gördüm. Kötü haber tez yayılır diye boşuna dememiş atalarımız.

“Ne basıyorsun, alacaklı gibi!” dedim, kızgın bir tonda. Aslında hiçbir şey yapmamıştı ama annem yüzünden gergindim.

“Defne, neler oldu anlat çabuk. Okulun sayfası çalkalanıyor. Bir gün okula gelmedim okuldan atılmışsın kızım.”

“Mahalleyi başımıza mı toplayacaksın, bağırma daha fazla!” diye uyarıda bulundum. Omuzlarını kıstığını gördüğümde gözlerimi devirip kapıyı açmak için merdivenlerden indim, ancak annem çoktan kapıyı açmıştı.

Öykü kolumdan tutarak beni daha demin indiğim merdivenlerden geri çıkarttı. Sözde hastayım diye gelmemişti bugün ama maşallahı vardı, enerjisi üzerindeydi.

“Hastaydın sanki? Maşallahın var.”

“Ay hep Başak’tan geçti bana da. Her kavga ettiğimizde ağzıma ağzıma öksürüp, hapşırıp durdu.” Eşofmanının cebinden buruşturulmuş bir mendil çıkarttı ve sümkürmeye başladı. Odama girdiğimizde arkamızdan kapıyı kapatmıştı.

“Anlatsana kızım, hadi daha gidip Başak’a rapor vereceğim. Hanımefendi yatağından kalkamayacak kadar kötüymüş o yüzden hızlı git gel dedi.” Başak’ın emirlerine uymak onu sinir etse de yaşananları dinlemek için olanları duyduğu gibi bize geldiği belliydi.

Olan biten her şeyi anlattım. Berat’ın Masal’ı sıkıştırdığını, dokunmaya çalıştığını benimde bu olaya daha fazla katlanamadığımı.

“Hayır, yani Masal hala neyden korkuyor? Keşke bir tane de Masal’a geçirseymişsin.” derken elini yumruk yapıp havaya savurdu.

“Bilmiyorum tek bildiğim her boka karışmamak gerektiği. Şuan yaptığımın hiçbir anlamı olmadı. Ceza alan kişi benim. Boşu boşuna sicilime işleyecek.”

Bu durum ister istemez canımı sıkıyordu. Masal’ın bu konuda bana dert yandığı günler olmuştu. Karşımda üzülmesine dayanamamış, ilk fırsatta destek olmak istemiştim. O ise beni arkamdan bıçaklamıştı. Kırılmış ve fazlasıyla üzülmüştüm bu davranışına. Kimse destek olduğu kişiden böyle bir muamele görmek istemezdi.

“Defne, baban beş dakikaya geliyormuş.” Annem aşağıdan bağırdığında Öykü ayaklandı.

“Benim gitme vaktim geldi. Bir gelişme olursa ilk bize anlatıyorsun bebeğim.” Öpmek için yaklaştığında elimle onu durdurdum.

“Sümüklerini uzak tut benden.” Burnumu kırıştırarak söylediğim cümleye aldırmadan salyalarını akıta akıta yanaklarıma öpücük kondurdu.

“Oh mis gibi, hadi ben kaçtım.” Kocaman bir öpücük atıp arkasını döndü. Haline gülüp peşinden ilerledim. Kapıya kadar eşlik ettikten sonra oturma odasına, annemlerin yanına geçtim.

“Anne yemekte ne var?” diye sordum. “Babam karnıyarık çok sever, keşke ondan yapsaydın.”

“Bamya var Defne, bamya.” Öğürme refleksimi tutup isyan başlattım.

“Bamya ne anne ya, şimdi adam onu görünce daha çok sinirlenecek sonra beni öğrenince bu sinir üç katına çıkacak. Abi biraz destek çıkar mısın lütfen?” Abim elindeki kumandayı çevirirken gözleri pür dikkat televizyondaydı. Söylediklerimi takmış gibi durmuyordu, alacağı olsundu.

“Defne beni sinir etme, kalk git kapıya bak.”

Ağzımı açıp zil mi çaldı sanki diyecekken kapı çaldı. Annemin de özel güçlerinin olduğunun farkındaydım. Muhtemelen bu güçler nesilden nesile, ailemizdeki kadınlardan ilerliyordu.

Gelenin babam olduğunun farkındaydım ve ayaklarım istemsizce geri geri gidiyordu. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Nuriye teyzenin heyecanlı yüzünü görünce bir an şaşırsam da hızla toparladım.

“Hoş geldin Nuriye teyze, iyi misin? Gel içeriye.” Tek elimle içeriyi gösterirken hızla kafasını sağa sola salladı.

“Koş kız, anneni çağır bana. İçeriye girmeyeceğim, benim bey gelecek az sonra, hemen iki laf edip gideceğim.” dedi. Sanırım buraya hızlı adımlarla gelmişti çünkü yanakları al aldı.

“Anne! Nuriye teyze seni çağırıyor.” diye son ses bağırdığımda Nuriye teyze koluma vurdu.

“Sağır ettin kızım beni.” Omuz silktiğimde bu hareketin ayıp olup olmayacağını düşündüm.

Annem yanımıza geldiğinde Nuriye teyze öne doğru eğildi. Bu hareketi şuan burada dedikodu var imajı veriyordu.

“Bacım, sana bir haber iletmem söylendi. Aşağı mahalledeki Fatma’yı tanıyorsun. Onun kızı Gülce var ya, sizin oğlana karşı duyguları varmış. Hatta söylediğine göre bu duygular karşılıklıymış ama büyüklerinin sözünün önemli olduğunu söylemiş. Annesi bana iletince ben de elçilik görevimi yapayım, sevenleri birleştirelim dedim.” Şaşkınlıkla Nuriye teyzenin söylediklerini dinlerken annem tiz bir sesle “Ne münasebet!” dedi.

Annemin verdiği tepki fazlasıyla yerindeydi. O Gülce denen şırfıntı, ne münasebetle abimin ondan hoşlandığına dair iftirada bulunuyordu!

“Ben Kaan’dan böyle bir şey hiç duymadım. Ne birisinden hoşlandığından ne de Gülce’den bahsetmedi. Bu işte bir yanlışlık var bacım. Bahsettiği kişi benim oğlum değildir.” Konuş annem konuş, sonuna kadar arkandayım.

“Ben bana söyleneni iletiyorum bacım, benim ne günahım var? Hatta dediler ki; yarın aileler tanışsın, olaylar yolunu bulsun.” Yok, daha neler? Gülce’nin sanırım bir doktora falan görünmesi gerekiyordu. Kendi hayal âleminde yaşıyordu ve başkalarını da buna dahil ediyordu.

“Ay! Üstüme iyilik sağlık… Sen git de doğrusunu araştır bacım. Kaan’ın sevdiği bir kız olsaydı ben bilirdim.” Nuriye teyze bir sağa bir sola sallandı. Anlamsız bir bakış attı. “Peki, madem, ben mi yanlış anladım diye tekrar sorarım. Sen de bir oğlunun ağzını ara bacım. Hadi, iyi akşamlar,” diyerek arkasını döndü.

Nuriye teyze bahçe kapısından çıkarken babam da evin önüne park ettiği aracından indi. Nuriye teyzenin gelmesiyle aklımdan çıkan olaylar silsilesi, babamı görmemle üzerime hücum etti. Seslice yutkundum. Bu durumdan kurulmanın kesinlikle bir yolu olmalıydı ama neydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.