İçeriğe geç

DEDEKTİF YADE

Bölüm 2 · 10 dk okuma

DEDEKTİF YADE

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Hava kararmıştı. Yosun ile beraber saraya doğru gidiyorduk. Tanınmamak için de üzerimize siyah pelerinler almıştık. Kolay kolay kimse bizi fark edemezdi. Yol boyunca hiç konuşmadık. Ben içeriye girince tam olarak ne yapacağımı planlıyordum ama Yosun'un ne düşündüğünden emin değildim.

Uzun bir müddet ormanlık alandan ve ıssız patikalardan geçtik. Nihayet sarayın ışıklarına kavuşmuştuk. Bir ağacın yanında durduk ve etrafı incelemeye başladık.

"Şimdi ne yapacağız Yade?"

Pelerinin altından saraya bakarken, "Kimseye görünmeden girecek bir yer bulmamız gerekiyor," diye konuştum. Ben konuştuktan sonra arkamdan bir çıtırtı duydum. Yosun ile birlikte aniden dönünce karşımda Ren geyiğim vardı. Ona bir isim vermemiştim çünkü kendi ismi çok daha güzeldi.

"Buraya kadar bizi mi takip etmiş?" diye sordu Yosun şaşkınlıkla.

Ben geyiğimin koca burnunun üstünü okşarken, "Öyle görünüyor," dedim. Küçük dostum bir anda benim pelerinimi tuttu ve beni bir yere götürmeye başladı.

"Geyik bile anladı bu işin sonu hüsran."

"Yosun galiba tam tersi beni saraya götürüyor." Gerçekten de küçük dostum beni sarayın yüksek duvarlarına doğru götürüyordu. Duvarın dibine geldiğimizde ise gördüğümüze inanamadık. Duvarın altında bir oyuk vardı. Sürünerek karşı tarafa çıkabileceğimiz kadar da büyüktü. İşte yine yapmıştı, küçük dostum hiç olmadık zamanda çıktı ve bana yardım etti.

"Aferin sana küçük dostum benim," dedim. Burnunun üstünden kocaman öptüm ve yanımızdan ayrıldı. Olanları Yosun şaşkınlıkla izliyordu. Ona baktım ve, "Hadi Yosun karşıya geçelim," dedim.

İlk ben geçtim. Daha sonra Yosun geçti. Üstümüz başımız tozlanmıştı. Hemen üstümüzü temizledik ve saraya girmeye çalıştık. Bu biraz kolay olmuştu, saraya kimseye görünmeden girmeyi başarmıştık. Uzun ve dar bir koridora çıktık. Yosun beni kolumdan tuttu ve, "Yade nereye gidiyoruz şimdi?" diye sordu. "Kralın odasına, umarım geç kalmamışımdır."

Yosun bana son söylediğimi anlamamış gibi bakıyordu. Ona daha fazla açıklama yapmadan merdivenlere yöneldim. Kralın odasının olduğu kata çıkmıştık. Oldukça sakin görünüyordu. Kralın odasına dikkatli bir şekilde yaklaştım ve kapıyı hafifçe ittim. Yüzümde beliren bir gülüş, Yosun'un dikkatini çekmişti. Gülüyordum çünkü tam tahmin ettiğim kişiyi görmüştüm. Kapıdan kafamı çektim ve Yosun ile göz göze geldim.

"Yade ne oldu?" diye sordu fısıldayarak.

"Yosun şimdi içeri dalıyoruz," dedim ve hızlıca içeri girdik. Bizi karşısında gören hizmetli korkuyla olduğu yerde sıçradı. "Sizin ne işiniz var burada?" diye sordu. Korkmuştu, gözleri kocaman olmuştu. Orta boylarda sarı saçlara ve kahverengi gözlere sahipti. Saraydaki en genç hizmetlilerin arasındaydı. Bu işte yeni olduğu hemen anlaşılıyordu.

"Seni kim tuttu?" diye sordum. Olaylara ortadan girmeyi seviyordum.

Bana hiçbir şey anlamamış gibi bakıyordu. Ama ben onun gözlerinde daha fazlasını görüyordum. Korku... İki taraflı bir korku bu. İsim verse ceza alacak, vermese yine alacak. Şu anda yapabileceği en iyi şeyi yapıyor. Bilmiyormuş gibi davranmayı seçiyor.

"Bu aynanın yerini neden değiştiriyorsun? Konuş." Konuşmak gibi bir eylemi gerçekleştirmeye pek niyetli değildi. Kıpkırmızı olmuş bir vaziyette duruyordu. Ben onun yanından ayrılıp aynaya yaklaştım. Bu aynanın sırrını kendim öğrenebilirdim. Elim ile her yerine dokunmaya başladım.

"Yosun, yanımızdaki aletler ile kralın boynundaki kolyenin tacını çıkarabilir misin?" Yosun ben ayna ile uğraşırken hizmetliyi sandalyeye bağlamıştı.

"Tamam, biraz bekleteceğim seni."

Yosun arkamda kolyenin taşını çıkarmak ile uğraşırken ben de aynayı incelemeye devam ediyordum.

"Al," diyerek bana taşı uzattı Yosun. Hemen taşı aldım ve aynaya tutmaya başladım. Hiçbir değişiklik yoktu.

"Bunun işe yarayacağından emin misin?" diye sordu Yosun. Hiçbir fikrim dahi yoktu, ne diyeceğimi bilemedim sadece kafamı olumsuz anlamda sallamak ile yetindim. Tam o anda başparmağım aynanın içine girdi. Benim ve Yosun'un gözleri kocaman olmuştu.

"Yade bu ne demek oluyor?"

"Yosun, bu ayna bir geçit olabilir. Tam emin değilim ama oraya girmem gerek. Ancak bu şekilde olay çözülür."

"Saçmalama, prensleri çağıralım. Onlar ne yapacaklarına karar verirler. Senin işin bence burada bitti."

"Benim işim daha bitmedi. Yosun sen hemen prens Asur ve prens Ladin'i bul."

"Sen?"

"Ben buraya, bu aynanın içine gireceğim." Yosun bana yapma der gibi bakıyordu ama yapmam gerektiğini de biliyordu. Sadece beni tehlikeli durumların içinde görmek istemiyordu. Yosun zar zor odadan çıkmıştı. O çıkar çıkmaz ben aynadan içeri girmiştim. Ama taş dışarıda kaldı. Ayna onun geçmesine izin vermedi. Bulunduğum yer bir uçuruma benziyordu. Etrafta bir sürü ağaç vardı ve ortalık fazla karanlıktı. Gökteki yıldızların ışığı vardı sadece ortamı aydınlatan. Ay bile yoktu.

Biraz ilerledim ve düşündüğüm gibi bir uçurumun dibindeydim. Nereye gideceğimi de tam anlamıyla bilmiyordum ama ne aradığıma emindim. Biraz ilerledim ve ağaçların arasında kaybolduğumu hissettim. İçimde hissettiğim o ürpertiye rağmen adımlarımı atmaktan vazgeçmiyordum. İlerlemeye devam ettim. Tam o sırada arkamda bir ses duydum. Arkama baktığım sırada karşımda prens Ladin'i gördüm. Koyu gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Gecenin karanlığında dans eden saçları ilk dikkatimi çeken olmuştu.

"Sizin ne işiniz var burada?" diye sordum.

"Sen böyle misin hep? Birilerinden yardım almayı düşünmez misin?"

"Ben hep böyle çalıştım" dedim kısık sesle. Ama benim ağzımdan çıkan her cümle ona anlamsız gelmiş gibi bana bakıyordu.

"Şimdi burada tam olarak neyi arıyorsun?"

"Kralı," dedim. Prens Ladin'in yüzünde oluşan belirsizlik bana olayı şevkle anlatma hissi veriyordu. Seviyordum insanlara asıl gerçekleri anlatmayı. Mesleğin getirileri diyelim.

"Ne demek kralı? Babam yatağında."

"O bir insan değil. Taş. Gerçek kral burada bir yerde."

"Bunu nasıl anladın?"

"Prens Ladin, ben bir dedektifim. Tüm sorularınıza en son cevap vermek isterim," dedim ve ağaçların arasında ilerlemeye başladım. Topuklu ayakkabı ile biraz zorlansam da asla bunu belli etmemeye çalışıyordum. Ama prens Ladin kaşları havada benim ayakkabılarıma çoktan bakmıştı.

Ağaçlar ileride son buluyordu. Bir açıklık vardı. Yaklaştı, yaklaştık ve bir uçurumun kenarında ağaç dalları ile sarılmış bir adam gördük. Prens Ladin, "Baba," diyerek hemen yanına gitti. Bende büyük bir heyecanla yanlarına ilerledim ama bir şey beni belimden tutmuştu. Aynı şekilde prens Ladin de ayaklarında yakalanmış ve yere düşmüştü.

"Neler oluyor böyle," diye bağırdım ama beni yakalayan ağaç dalları ağzımı kapatmıştı. Prens Ladin bana, "Sakin ol," dediğini işitmiştim ama ağaç dalları beni korkutmuştu. Çırpınmaya devam ediyordum. Ağaç dalları beni sıkmaya başlamıştı. Nefes almakta da zorlanıyordum. Ladin kendisini tutan ağaç dallarından kılıcı ile kurtulmuştu. Kendisine tekrardan saldırmaya yeltenen ağaç dallarına kılıcı ile karşılık veriyordu.

Ladin elindeki kılıcı ile beni saran dalları da kesmişti. Ben o an yere çok sert düşmüştüm, Ladin'e pis pis bakarken tekrar bana saldıran bir dalı, taş ile ezmeye başladım. Ağaç dalları her yerden saldırıya geçmişti. Prens Ladin'in kılıcı vardı ve benim elimde taştan başka bir şey yoktu.

"Al bunu," dedi ve bana hançerini uzattı. Hiç düşünmeden hançeri aldım ve bana gelen dallara hançer ile saldırmaya başladım. Uzaktan çok beceriksiz duruyordum ama ufak çizikler onları püskürtmeme yetiyordu.

"Krala ulaşmam gerek, onları oyalayabilir misin?" diye sordu prens ama ben şaşkın bir şekilde ağaç dallarına ve sarmaşıklara bakıyordum. Yapmak isterim ama ne yapacağımı bilemedim. Ben düşünürken benim kararsızlığımı görmüş olacak ki, daha ben cevap vermeden, "Al kılıcı ve sağa doğru koşmaya başla," diye konuştu.

Kılıcı aldım ama yapabileceğimden şüpheliydim. "Emin misin?"

"Sen bir dedektifsin ve kendini riske atmalısın, öyle değil mi?"

Benimle dalga geçiyordu, evet kesinlikle geçiyordu. Kaşlarımı çattım ve "Evet dedektifim, hatta en iyisi," dedim ve sağa doğru koşmaya başladım. Arkamda sarmaşık ve dal sürüsü beni takip ediyordu. Başımı çevirdiğimde; prens Ladin, kralı sarmaşık ve dallardan kurtarıyordu.

Ben önüme döndüm ve ağaçların arasında koşmaya devam ediyordum. Nereye kadar koşacaktım hiçbir fikrim yoktu ama şu anda koşmaktan başka da yapabileceğim bir şey yoktu. Ben koşmaya devam ederken karşımda yine bir açıklık gördüm. Orasının uçuruma çıktığına emindim. Arkama baktığımda bana büyük bir hızla gelen dalları gördükçe de duramıyordum.

Kendi kendime, "Prens neredesin ya?" diye söylenmeye başladım. Nefes nefese kalmıştım. Bacaklarım artık benim kontrolümde değildi. Benden bağımsız koşmaya devam ediyordu. Artık uçuruma yaklaşmıştım ama duramıyordum. Uçurumun dibine geldiğimde kendimi büyük bir hızla hemen yere attım. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordum. Bana yaklaşan dal ve sarmaşıklara karşı kılıcı daha sert tutmaya başladım. Onlar yaklaştıkça kafamdan hesaplar yapıyor ve ayağa kalkıyordum. Yaklaştılar, yaklaştılar ve tam kılıç ile saldıracakken önüme askerler geçti. Prens Ladin yetişmişti. Beni hemen kolumdan çekti ve aynaya doğru gitmeye başladık. Ağaçların arasında kolumu ondan çektim ve "Teşekkür ederim," dedim. Aslında onlar bana borçluydu ama yine de beni kurtarmıştı. Ufak bir teşekkürü hak ettiğini düşünüyordum.

"Teşekkür edilecek bir şey değil ama birazdan teşekkür edilecek çok neden olacak. Gidelim."

Aynadan karşı tarafa elimizde taş olmadan geçebilmiştik. Yatakta boylu boyunca uzanmış olan taşlaşmış kral yoktu aksine karşımda ayakta duran bir kral vardı.

"Kralım, nasılsınız?" diye sordum. Şuan başka diyecek bir şey bulamıyordum.

"Dedektif Yade, senin sayende oradan kurtuldum. Sana harcadığım emekler asla boşuna değilmiş. Bir kez daha bunu ispatladın. Bu başarın ile büyük bir ödül alacaksın."

"Ben ödül için sizi kurtarmadım kralım," dedim ama beni dinlememişti.

"Biliyorum işte bu yüzden sen iyi bir dedektifsin. Bunu bu saraydaki herkes bir kez daha görmüş oldu. Bu ülke için çok kıymetli bir dedektifsin. Kraliyetim ve ülkem adına teşekkür ediyorum," dedi kral.

Ben oldukça şaşırmıştım. Onca olay çözdüm ama ilk defa biri bana teşekkür ediyordu. Duygulanmıştım. Gözlerim buğulu bir şekilde Yosun'a bakıyordum. Sonra gözlerimi Ladin ve Asur'a çevirdim. Kraliçeye ve kızına, damadına baktım. Hepsi de bana teşekkür ediyordu. Bir görev daha başarılı bir şekilde yerine getirilmişti. Mutluydum hem de çok mutluydum. Yosun bile gözleri buğulu bir şekilde bana bakıyordu. İlk defa bana, kendimi riske attığım için kızmamıştı. Gelip kocaman sarıldı, kulağıma da "Sen gerçekten iyi bir dedektifsin," dedi. İşte asıl bu söz beni biraz ağlatmıştı. Beni ve işimi bir bütün olarak kabul etmişti. Mutluydum her şey için.

Kralın odasından büyük bir sevinçle ayrıldım. Ayrılırken de ilk gün aldığım önemli belgeyi yerine bıraktım Ona gerek kalmamıştı.

***

Gün doğmuştu. Yosun ile beraber geceyi sarayda geçirmiştik. Asıl suçlular yakalanmıştı ve oldukça rahattım. Balkonda durmuş etrafa bakınıyordum. Arkamda bir ses işittiğimde hemen arkama baktım ve prens Ladin'in yanımda durduğunu gördüm.

"Prensim," dedim.

"Sana sormam gerekenler var," dedi.

"Elbette sorabilirsiniz," diye karşılık verdim. Kısa saçlarımı ufak dokunuşlar ile düzeltirken.

Balkon korkuluğuna iyice yaklaştı ve ileriye bakan keskin gözlerini bir anda bana dikmişti. "Nasıl anladın? Kralın o olmadığını ve aynanın gizemini?" diye sordu.

"Kraliçe, kralın yüzük taktığını ve yüzükleri çok sevdiğini söylemişti. O taşlaşmış ellerde bir yüzük izi göremedim. Yatağa bakan ve pencerenin önünü kapatan bir ayna ise oldukça yersiz duruyordu. Hiçbir kadın aynayı o şekilde oraya yerleştirmezdi. Özellikle kraliçeye aynanın yerini sordum ve bana başka bir yer tarif etti. O an anladım ayna bu olayda oldukça önemli. Ve elbette kolye. Kral sadece yüzük takmayı seviyor. Kolye o yüzden de benim takıldığım yer oldu. Arkadaşım, Yosun takı yapar satar. Kolyenin resmini çizmiştim ve ona gösterdiğim zaman bana o kolyeyi kendisinin yaptığını ve kasabanın en zengin tüccarına sattığını öğrendim. Baş şüpheli zengin tüccar Bayer oldu benim için. Sadece kolye de değildi. Bayer hakkında hırsızlık yaptığı, insanların ücretini vermediğine yönelik şikayetler gelmiş krala. Hatta kızacaksınız ama ben kralın masasından önemli bir belge aldım. O belgede Bayer hakkında önemli kararlar yazılıydı. Kral ona ağır bir ceza vermişti. Mal varlığının yarısı yanında çalışan insanlara eşit bir şekilde pay edilecekti. Bayer bunun altında kalmak istememiş olabilirdi. Bizde dün geceye saraya gizlice girdik. Bayer'in tuttuğu kişiyi yakalamak için. Tahmin ettiğim gibi aynanın yerini değiştiren hizmetliyi yakaladık. Kraliçe aynayı yerine aldığı zaman gece hizmetli de kralın ve kraliçenin arasının bozukluğundan yararlanıp, aynanın yerini değiştiriyordu. "

"Bayer yakalandı, senin sayende. Ama bunlar ilginç detaylar dedektif Yade. Gerçekten işinde çok iyisin. Peki ayna ve kolye arasında nasıl bir ilişki var?"

"Ayna kralın boynundaki mühürlenmiş kolyeye bakmak zorunda yoksa taşlaşmış beden krala benzemeyecekti. Ve kolye aynanın kapısını açan bir anahtar görevi görüyordu."

"Bunları bu kadar kısa zamanda anlamış olman nasıl mümkün olabilir?"

"Prensim ben iyi bir dedektifim."

"Doğru iyi bir dedektifsin. Bu zamana kadar seninle karşılaşmamış olmak çok tuhaf." İlk defa prensin güldüğünü görmüştüm. Bu çok garip hissettirmişti bana.

"Ben kraliyetten sadece babanız ile görüşüyordum."

Prens Ladin uzaklara bakarken, "Artık tanıştığımıza göre benimle de görüşebilirsin," diye konuştu. Şaşırmıştım. O sert insan bir anda gözden kaybolmuştu. Ne diyeceğimi bilemedim bende kısa bir, "Elbette," dedim ve balkondan ayrılmak için balkon kapısına yöneldim. Bana arkamdan, "Bundan sonra kendini tehlikeye atma, yardım iste," diye bir yumuşak ses duyulmuştu. Gülümsemeden edemedim. Tuhaf hissetmiştim.

Yosun ile beraber saraydan ayrıldık. İyi altın ve gümüş kazanmıştık ama ben sanki daha önemli bir şey kazanmış gibi hissediyordum. İçimde anlam veremediğim bu duygu beni çok mutlu hissettirmişti. Tuhaf ama güzel bir duyguydu. Eminim o da şuan aynı şeyleri düşünüyordu ve aynı duygunun esiri altındaydı.

Evime geldim ve hemen sıcacık bir çay hazırladım. Bahçemde masamda Yosun ile birlikte fincanda çayımızı içiyorduk. Ren geyiğim de karşıdan bana doğru geliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.