Bir zümrütten bile farkı olmayan, parlak koyu yeşil gözleriyle cama çarpan sert yağmur damlalarını takip ediyordu. Dalmış bir halde pek de rahat olmayan bir koltukta oturuyordu. Gelen ses ile irkildi.
-Amaris?
Evet, bu güzelliğin tam anlamı olan Amaris’di. Doğduğu gece Ay sanki onun için parlamıştı. Bu yüzden annesi ölmeden hemen önce ona bu ismi vermişti. “Ay çocuğu” yani Amaris. Saçları sanki o gecenin siyahına boyanmıştı. Teni Ay kadar parlaktı, gözleri zümrütten yapılmış gibiydi. Karanlık odanın içinde yanan yeşil bir alev gibiydi adeta. Sanki odayı aydınlatan masanın üzerinde duran gaz lambası değil Amaris’di. Kafasını çevirip ona dalmış bir biçimde duram William'a gülümsedi. Ve sordu;
-Bir şey mi oldu?
Cevap verdi büyülenmiş olan William;
-Hayır… Bir şey olmadı.
Amaris’in gülümsemesi her zaman William’ı etkilemişti. Solmuş çiçeği canlandıracak, kış ayını bahara çevirecek kadar güçlü ve güzel gülümsüyordu. Amaris, eliyle oturmasını işaret etti William’a. Dalgın bir yüz ifadesiyle oturdu William. Odanın içinde tuhaf bir sessizlik hakimdi. Ne William ne de Amaris konuşuyordu. Amaris’in tuhafına gitmiş olacak ki sordu William’a;
-Sence, bir önemi var mı?
William baktı anlamsız ve dolmuş gözlerle Amaris’e ;
-Neyin bir önemi var mı?
Amaris kafasını eğip kibarca sırıttı. Sırıtıyordu ama dokunsalar ağlayacak gibi bir haldeydi. Belki de William bu yüzden çok fazla soru sormak istemiyordu. Amaris tekrar kafasını kaldırıp dışarı da yağan şiddetli yağmuru seyretmeye döndü.
-Bir şey yoksa lütfen beni yalnız bırakır mısın Bay William.
William şaşırmıştı. Çünkü Amaris ona bu zamana kadar hiç bu şekilde seslenmemişti. Amaris'in babası o doğmadan önce ölmüştü. Annesi ise Amaris’e doğum yaptıktan hemen sonra ölmüştü. William’ın anne ve babası Amaris’i evlat edinmişler ve bu yaşa kadar getirmişlerdi. William, Amaris’in üvey abisiydi. 26 yaşında olan William ve 23 yaşında olan Amaris. Çocukluklarını beraber geçirmişlerdi. William, tıpkı bir güneş kadar parlaktı. Saçları Caltha palustris çiçeği kadar sarıydı, teni Amaris ile aynıydı, Ay kadar parlaktı. Gözleri biraz kırmızıyı birazda elayı andırıyordu ne kırmızı ne de elaydı. Yine dalmış olan William’a baktı Amaris.
-Bay William, iyi misiniz?
Sessizce kafasını salladı William, sadece bunu yapabiliyordu. Ayağa kalktı, yürüdü kapıya doğru. Tam çıkacaktı ki, hızlıca yürüdü ve sarıldı Amaris’e. Göz yaşları istemeden akıyordu, ikisi de göz yaşlarını tutamamışlardı.
-Özür dilerim… Özür dilerim Amaris.
Amaris sessiz ve titreyen sesiyle zor da olsa konuştu.
-Senin suçun değildi. Benim yüzümden oldu.
William, soğuk ellerini Amaris’in sıcak yanaklarına koydu. Gözleri parıldıyordu Amaris’in. William bir konuda emindi. Ne olursa olsun Amaris’in evlenmesini engellemeliydi.
-Korkma benim küçük Amaris’im buna müsade etmeyeceğim.
Kafasını sağa sola salladı hayır dermişçesine Amaris.
-Hayır William, Bayan Edith buna müsade etmez. Başının benim yüzümden derde girmesini istemiyorum.
William bunu dinlemeyecekti elbette. Ne olursa olsun onun bu zoraki evliliği yapmasını istemiyordu. Bayan Edith’ in kendi hırsı için Amaris’i kullanmasına izin vermeyecekti. William ve Amaris bir süre ağladılar öylece. Amaris uyuduktan sonra William sessizce odadan çıktı. Gözüne uyku girmemişti. Malikanenin bir köşesinden diğer köşesine yürüyordu sürekli. Bayan Edith’in Amaris’i evlat edinmesinin sebebi de para hırsı yüzündendi. Yıllar geçse de bu huyu değişmemişti. “Eğer Bay Ferguson hayatta olsaydı böyle bir şeye müsade etmezdi.” Bunlar William’ın aklından geçenlerdi. Bay Ferguson, Amaris’i öz kızı gibi sevmiş ve onun üzerinden ilgi ve sevgisini eksik etmemişti. Ölümü de aniden olmuştu. Tabi bu insanların aklında bir sürü soru işareti oluşmasını sağlamıştı.
William, günlerdir doğru düzgün uyuyamıyordu bile. Amaris’in evlendirileceği adamın ziyarete geleceği gün yaklaşmıştı. Adam, Bayan Edith’in kurduğu derneğe yardımda bulunan bir hayırseverdi. Ne William ne de Amaris bu adamı daha önce görmüştü. Bayan Edith’in dediğine göre adam 37 yaşındaymış ona göre daha adam gençmiş, para olduğunda en yaşlı insan bile Bayan Edith için genç olurdu. Artık, ne Amaris odasından çıkıyordu. Ne de William odasından çıkıyordu. Geceleri geç saatlerde William Amaris’in odasına girip sessizce yarı uyanık yarı da uyuyan Amaris'i izliyordu .
Sonunda geçen uzun bir kaç günün ardından, sonunda o gün gelmişti. Bayan Edith, adamı akşam yemeğine davet etmişti. Bu yüzden her şeyin mükemmel olması konusunda ısrarcı davranıyordu. Amaris’e bile zorla hiç giydirmediği kıyafetler giydirmiş, kendisine özenmesini istemişti. Daha doğrusu emretmişti. Amaris sessizce ona ne deniyorsa yapıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu konuşmuyor, kimseyle eskiden olduğu gibi sıcak konuşmalar yapmıyordu. Malikanede bu konuda sessizlik hakimdi. Sesi çıkan sadece Bayan Edith’ti. Zorda olsa akşam olmuştu. Herkes sessiz bir şekilde adamın geleceği saati bekliyordu. Amaris sonunda odasından çıkabilmişti. Ama William hala çıkmamıştı. Amaris’in ışık saçan gözleri, artık sönmüş bir şekilde William’ı arıyordu. Ve sonunda kapı zili çaldı. İçeri gelen adam genç görünümlüydü. Nerden bakılırsa bakılsın dışardan birisi yorum yapacak olsa 28 yaşında olduğunu söylerdi. Uzun boyu, üzerinde asilce duruşu olan klasik bir takım elbise, kumral özenle yapılmış saçlar, buğday ten ve yeşil gözler. Ama ne kadar iyi görünürse görünsün, ne kadar varlıklı olursa olsun, bunların hiç birisinin Amaris için bir önemi yoktu. Adam yavaşça yaklaştı ve nazikçe Bayan Edith’ in elini öptü. Onunla göz teması kurmayan gözleri sadece William’ı arayan Amaris’e doğru yaklaştı. Hafifçe eğildi ve nazikçe ince parmaklarından öptü Amaris'in.
-Sizinle tanışmak bir onurdur. Bayan Amaris. Lütfen kendimi tanıtmama izin verin. İsmim Felix Riley Wizard aslında iki ismim var. Siz hangisini kullanmak isterseniz kullanabilirsiniz.
Amaris, "iğreniyorum" diyordu içinden sadece. Gözlerinin içine bakmaya tenezzül bile etmiyordu.
-Bayan Amaris, iyi misiniz?
Amaris adama doğru bakıp kafa salladı.
-Kusura bakmayın Bay Wizard sanırım biraz fazla çekindi size söylemiştim. O biraz utangaçtır. Yemeğe geçelim mi?
Amaris, kendini bir insan ne kadar yalnız hissediyorsa şu an tam olarak böyle hissediyordu. Hayatında ilk kez kendisini çok yalnız hissetmişti. Daha önce tanımadığı bir ortamda gibiydi. Her şey ona o kadar yabancıydı ki, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. İçinden bir kez daha geçirdi Amaris “tam bir zavallısın”
-Gerçekten iyi misiniz Bayan Amaris? Çok solgun görünüyorsunuz.
Amaris konuşmak istiyordu. Onlara iyi olmadığını, midesini bulandırdıklarını söylemek istiyordu. Ama bunu bile yapamıyordu. Kafasını eğmiş, sadece konuşmamayı seçmişti. Gelen adım sesiyle kafasını kaldırdı Amaris, bu William’dı gülümseyerek yaklaştı, Amaris’in yanına doğru. Amaris, William’ı görünce rahatlamıştı, derin bir nefes aldı ve parlak bir gülümsemeyle baktı William’a. Şimdi kendisini hiç yalnız hissetmiyordu. William masaya yaklaştı sakin adımlarla. eğilerek selamladı Bay Wizard'ı.
-Öncelikle hoşgeldiniz tanıştığıma memnun oldum Bay Wizard. İsmim William Keith Miller. Bu akşam davetimizi geri çevirmeyip geldiğiniz için teşekkür ederim. Bayan Amaris, o fazlasıyla utangaçtır. bu yüzden sizinle fazla konuşmaması normal Bay Wizard.