İçeriğe geç

Death of Courage (Cesaretin Ölümü)

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Death of Courage (Cesaretin Ölümü)

Bölüm 4

3. Bölüm~Her İnsan Bir okyanus

Kıyamet belki de bir kurtuluş yoluydu."

Onun kahverengi gözleri benim mavi gözlerimle buluştuğu andan beri birşeyler değişmişti. Hayatımda hiç görmediğim bu kahverengi gözlerden sonra bir his vardı içimde. Bu hissi azda olsa tanıyordum. Nedense bu kahverengi gözlere karşı korkuyordum. Ama neden diye sorcaksınız değil mi? Bende bilmiyorum. İçimde oluşan hislerden sadece biri korku. O kadar karmaşık duygular içerisindeyim ki hiç birini tanımlayamıyorum.

Bazen birşeyler olur. Sanki kulaklarınızda ki uğultu içinde onlarca ses varmış gibi. Şöyle düşünün kalabalık bir ortamdasınız ve herkes bilmediğiniz bir dili konuşuyor. Herkes farklı şeyler söylüyor. Korkarsınız değil mi? Yada ben nerdeyim diye tedirgin olursunuz.

Bana olanda bu onun kahverengi gözlerinin içerisine bakınca hiç bilmediğim bir yerde buluyorum kendimi. Bu beni Ürkütüyordu.

Onunla bakışmamız sürerken araya giren Arda oldu. "Hadi çabucak yerleşelim." gözlerimi ondan çekip Arda'ya baktım. Elinde bir bavul bir çanta vardı. Ama zorlanıyor gibi gözükmüyordu.

Kahverengi gözlü çocuk boğazını temizleyip konuşmaya başladı. "Sen galiba yeni oda arkadaşımsın. Değil mi?" onun senini daha önce duymuştum sanırım. Fazla tanıdık geliyordu. Ama daha önce tanışsak hatırlardım değil mi? Ve aksanı mükemmeldi. Galiba italyandı.

Arda başını sallayınca kahverengi kapıyı sonuna kadar açıp girmemize işaret verdi.

Bende yere bıraktığım çantayı alıp içeri girdim. Arkamdan da Arda. O da kapıyı kapatıp yanımıza geldi.

Odada iki yatak vardı. Sanırım sağdaki yatak onundu. Çünkü orada birkaç eşya vardı.

Bende soldaki yatağa doğru ilerledim ve çantayı yatağın üzerine bıraktım. Arda da bavulu yatağın kenarına bırakıp benim yanıma oturdu.

Kahverengi'de karşımızdaki yatağa oturdu. Onun oturduğunu gören Arda söze girdi.

"Ben Arda Demir. Sen?" dedi. Kahverengi derin bir nefes aldı. "Bende Lucifer Gelbaro.

Tanıştığımıza memnun oldum." dedi. Lucifer... Şeytan demek değil miydi? Gözlerinin aksine siyah saçları vardı. Üzerinde siyah bir kazak ve yine siyah bir pantolon vardı. Ama ona fazlasıyla yakışmıştı.

Çok yakışıklı değil mi sence de Mary...

Hey ne alaka değil tabiki ve ben Gece. Mary değil.

Kendini kandırmaya devam et Mary...

Mary kim? Bir süre ses gelmedi. Ah hadi ama tam zamanında gitmişti.

Arda kolumu dürttüğünde hayal dünyasından çıkmıştım. Ona döndüm. "Efendim?" diye sorduğumda kaşıyla Lucifer'i işaret etti. Ona baktım.

"Bize soruyor. Sorduğu soru ise şu. Bu okuldaki meşhur oyunu oynuyor musunuz?" Hızla Arda'ya döndüm. Ne saçmaydı bu soru. Neden sormuştu ki?

Gece uyurken ölmek istemiyorsa demek ki.

Saçmalama istersen herkese aynı görevler gelmiyor.

Alexander'a o görev gelmiş olabilir fakat öldürme görevi ikinizden birine gelirse onu öldürmek zorunda kalırsınız.

İç sesimin dedikleriyle başımı salladım. Doğru söylüyordu. Lucifer'e döndüm.

"Hayır oynamıyoruz. Bu oyun buradaki herkese işlemedi. Ama tabiki dezavantajları var. Mesela her an her saniye tehlike altındayız. Birilerine bizi öldürme görevi gelmiş olabilir. Fakat çok zor görevler geldiği için hepsini yapamayabiliriz. Ve sonucuda işkence çekerek ölürüz. Ölmek mi istiyorsun? Git ve o oyunu yükle." dedim omuz silkerek.

Lucifer başını iki yana salladı. "Hayır. Oynamak istediğimden değil. Yani merak etmiş olamaz mıyım?" Başımı salladım. Lucifer de birşeyler olduğunu hissediyordum.

Ayağa kalktım ve Arda'ya döndüm. "Ardacım sen yerleş bende Ezel gelmiş mi diye bakayım tamam mı işin bitince kafeteryaya gelirsin." dedim ve kapıya doğru yürüdüm.

Kapıya vardığımda Lucifer'e döndüm. "Okulumuza hoşgeldin Lucifer. Umarım bu okulda ölmezsin." dedim gülümseyerek. Kapıyı açtım ve odadan çıktım.

Lucifer hakkında pek birşey düşünmemiştim. Fakat içimden bir ses ondan birşeyler çıkacağını söylüyordu. Ben hislerime her zaman güvenmiştim. Ve her zaman doğru yolu bulmuştum. Yine hislerime güveniyordum.

Hislerin yerine bana güvenirsen sevinirim Mary...

Hislerimin beni yarı yolda bırakmayacağına inanıyorum içses.

Bana içses demek yerine Gece diyebilirsin sonuçta bende senin bir parçanım. Onun gibi...

O? Bazı soruları yanıtsız bırakıyorsun Gececiğim. Şuan gerçekten deli gibi iç sesimle konuşuyordum. Gülümseyerek başımı iki yana salladım.

Merdivenlerden inerken Aybüke ve 'çetesini' gördüm. Onlarda aynı bizim gibi oyunu oynamayanlardı. Aslında Death of courage onların sayesinde daha çok yayılmıştı.

İsimlerinin Türkçe olmasının nedeni hepsinin türk olmasıydı. Ben ve Ezel yarı Türk tarı İtalyandık. Arda ise Türk'tü.

Onları görmezden gelerek 1. Kata varmayı başarmıştım. Ezel 1. Sınıf Hukuk öğrencisi olduğu için onun odası 1. Kattaydı. 93. Odaya vardığımda hiç beklemeden kapıyı çaldım.

Kapıyı açan kişi Ezel'di.

"Aa selam Gece. Bende biraz önce geldim. Nasılsın?" Ye sorduğunda kuru bir tebessüm ettim.

"Böyle bir okulda nasıl olunursa öyleyim. Asıl sen nasılsın? Ailen nasıl?" Diye sorarken odadan içeri geçtim. Ezel'e ait olan yatağa oturdum. O'da kapıyı kapatıp yatağa oturdu. Yatakta bağdaş kurup onu dinlemeye başladım.

"Ben iyiyim en azından şuan öyle hissediyorum. Ailem ise normal gibi okulda olanlardan haberleri yok. Yani beni de normal bir okulda sanıyorlar. Aslında bazen bende öyle düşünüyorum. Normal bir okul nasıl olur? Büyük ihtimalle cesetler olmayan. Her hafta çocukların kaybolmadığı. Bir seri katille uğraşılmadığı bir okuldur. Sence?"dediğinde derin bir nefes aldım. Bir okulda genellikle bunlar olurdu.

"Bence okul... Normal derslerin olduğu, ödevlerin verildiği, öğretmenlerin güzel ve iyi davranışlara sahip olduğu, müdürün umursamaz olmadığı bir yer olabilir. Ama en önemlisi kendimizi güvende ve huzurlu hissedebileceğimiz bir yer olmalı." Dedim. Ezel'de başını sallayarak beni onayladı.

***

Ezel ile biraz daha konuştuktan sonra ben kendi odama çıkmıştım. Kendi odam, kendi evim ve yuvam gibiydi. Birşey hariç tabiki anlayacağız kadarıyla oda arkadaşım.

Oda arkadaşım bir erkek. Erkek olmasını geçtim bir o kadar da popüler ve 13. Cesedin -yani Alexander'ın- çok yakın arkadaşıydı. Yedikleri ayrı gitmezdi denilenebilir aslında.

Onu pek sorun etmiyordum ama şuan fazlasıya bunalımdaydı. Alexander öleli yaklaşık bir ay olmuştu fakat o daha atlatamamıştı. Sürekli sinir krizi geçiriyor ve ilaç kullanıyordu. Death Of Courage'i oynamıyordu. Bu yüzden rahat uyuyabiliyordum.

Okulda telefonları almıyorlardı. Sadece ders sırasında izin vermiyordu. Onun dışında pek ceza yoktu.

Kulağımda kulaklık yatakta oturuyordum. Telefonda geziniyor ve arada şarkıya eşlik ediyordum.

Hopped in the range, can't feel my face.

(Menzile atladım, yüzümü hissedemiyorum.)

The windows down.

(Penceden düştü evime.)

Back to my place.

(Evime.)

My birthday cake is comin' out.

(Doğum günü pastam çıkıyor)

The way iş hittin' like, I could go all night.

(Sanki bütün gece gidebilir mişim gibi)

Don't want no bloodshot eyes.

(Kanlı göz istemiyorum.)

So hold my drink, let's fly.

(O yüzden içkimi tut, uçalım.)

Mırıldanmaya devam ederken ayağa kalkıp müziği durdurdum. Cedric uyuyordu. Komidindeki saate baktığımda saatin gece yarısına az kaldığını gördüm.

Kulaklığı çıkartıp telefonu kapattım. Onları komidinin üzerine bıraktıktan sonra yorganımın altına girdim. Ve gözlerimi kapattım.

***

Bir ses duyuyordum. Geçmişten gelen yalvarıyordu.

Beni öldürme diye yalvarıyordu. Acıyor diye haykırıyordu. Ama önünde ona bomboş bakan adam sanki bir objeye bakıyormuş gibiydi. Sanki onun çığlıklarını, haykırışlarını duymuyordu.

Evet aslında bir çoğumuz duymuyorduk o haykırışları bir çoğumuz göremezden geliyordu. İnsanlar gözleriyle yardım çığlıkları atıyordu. Ama biz göremiyorduk o yardım isteyen gözleri.

"Ruhu acıyan birinin derdini sadece ruhu yanan biri anlayabilirdi." Derler. Gerçektende öyleydi. Acılarla büyümüş bir kadının gözlerine baktığımızda onun acılarını anlayamaz ve yargılarız. Fakat o kadının halinden sadece onun yaşadığı şeyleri yaşamış biri anlayabilir.

Ruhu acıyordu,yanıyordu ve küle çevriliyordu. O küller yani küçücük toz taneleri gökyüzünde kaybolup gidiyordu.

Peki onun ruhunun küllerini kim toplayacak?Kimse.

Kimse onun yaşadıklarını önemsenmeyecek. Her zaman yanındayım diyenler onun acıları sarmayacak. O kendi ayaklarının üzerinde durup kendi küllerini aramaya başlayacak, bulduğunda ise hepsini bir araya getirecek.

Her şeyimizi kendimiz başaracağız.

***

"Gitti Mary. Yeter artık kabullen şunu. O seni mahvetti. Hayatının amına koyup gitti. O sevdiği kadınla gitti. Seninle oyun oynadı. ASLA SENİ SEÇMEDİ!" diye bağırıyordu genç adam. Sevdiği kadın hala onu sevmiyordu. Aslında öfkesi ona değil kendineydi. Böyle ruh hastası bir kadını nasıl sevmişti aklı almıyordu. Fakat bir o kadarda üzülüyordu onun için.

Genç kızın yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Çığlıklar atıp onun ismini haykırıyordu. Ama gelmeyeceğini onu duymayacağınıda biliyordu.

Genç kızın artık hali kalmamıştı. Titreyen dizleri onu zar zor taşıyordu. Mecali kalmamış olmalıydı ki kendini duvar kenarına bırakmıştı. Dizlerini kendine çekip başını ağlamaktan titreyen dizlerinin arasına koydu.

Ağlamaya devam ediyordu. Kabullenemiyordu onun gittiğini. Sevdiği adam aslında gitmek istememişti bunu biliyordu. Fakat düşünüyordu gitmek istemiyorsa neden gitmişti ki?

Bu sırada genç adam duvarın dibinde oturan kadından ayıramıyordu bakışlarını. Onu ne kadar sevse de anlayamıyordu onu. Genç adam o kadını tam 5 yıldır bekliyordu. Ama kadın o kadar kördü ki adamın onu sevdiğini göremiyordu.

Genç kız ağlamaya devam ederken güneş doğmaya başlamıştı. Genç kız hiç yorulmadan çığlıklar atıyor onu sevdiğini tüm otele haykırıyordu.

Güneş doğmuştu. Saat yaklaşık yedi buçuktu. Genç kız yavaşça oturduğu yerden kalktı. Genç adam ise sevdiği kadını izlerken koltukta uyuya kalmıştı.

Genç kız odanın balkonuna doğru ilerledi. Cam sürgüyü çekti ve balkona yavaş adımlarla ilerledi.

Genç kız üzerindeki lacivert elbiseyi çekiştiriyor aynı zamanda da söyleniyordu.

Elbiseyi çekiştirirken balkondaki koltuğa oturdu ve gözlerini dışarıya çevirdi. Gökyüzünü izlerken mayışmaya başlamıştı. Yavaşça koltukta cenin pozisyonuna geldi ve gözlerini kapattı.

Genç kız uyuduğunda balkonun pervazında onu izleyen genç adamdan habersizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.