İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 14 · 13 dk okuma

Daydream

Bölüm 14

Kuş

“Yeniden doğuş için öncesini öldürmen gerekir.”

İncigül BAYTEN

( Bölüm Şarkısı- Bob Sinclar/ World Hold On)

Dipnot: Yıldızlı yerler en altta açıklanacaktır. Ayrıca bölüm şarkısını Jorge’ye ithaf ediyorum. :) Savaş Jorge! )

Küba/Miramar/ Cafe Mariposa/ Cumartesi/ 11.30

Masalarda oturan müşterilerden çeşitli sesler çıkıyordu. Bazıları gülüyor, bazıları tartışıyor, bazıları tek bir halde ya yemek yiyor ya da önlerinde ellerinde bir şeyler ile uğraşıyordu. Jorge en dipteki masaya geçmiş, insanları izliyordu. İçinden bir ön izlenim yapmaya çalışıyordu. Mesela şu önündeki çift, birbirlerine bakıp utanıyorlardı. Aşkları nasıl gelişmişti? Ya da çaprazında oturan telefonda yüksek sesle tartışan adam, ne onu bu kadar sinirlendirmişti? Onun bir arkasında oturan her yeri dövmeleri ile dolu olan pencereden dışarıyı izleyen kadın, hayat onun için ne ifade ediyordu?

Tamam, tamam fazla felsefik düşünüyordu. Kabul ediyordu. Kimse kalkıp da insanların davranışlarına göre hayatın anlamını aramaz. İşe yaramazdı. Oturduğu yerde biraz kıpırdandı. Geçen Salı olan konuşmalar tabii ki aklını çelmişti. Önüne gelen en iyi fırsattı fakat nasıl güvenecekti? Bu hayatta pat diye güven oluşmuyordu ki. Jasmine… Cidden çok ilginç bir adamdı. Dışarıdan mafyavari bir aurası olsa bile içinde ne düşündüğü belirsizdi. Bir kılıç gibi keskindi. Sözlerinin ağırlığı vardı ki kendini kanıtlamak için Jorge’ye yasaklanan tabloyu bile göstermişti.

Jorge dışarı çıkmak, bir kuş kadar özgürce kanat çırpmak istediği bir doğruydu fakat önünde engeller vardı. Ve o engelleri aşması için fırsat ayağına gelmişti. Gereken sadece cesaretti. Kendine güvendi. İnsanlara ve güzel şeylerin olabileceğine inanmaktı. Jorge derin bir iç çekti ve yarım saattir elinin altındaki resim defterine karaladığı şeye baktı. En dipteki masaya oturmasının bir sebebi vardı. Cafenin iç hatları ve insanları resimlendirmişti. Ama biraz vintage bir havası vardı. Yaptığı resme doğru eğildi ve küçük ayrıntıları çizmeye başladı. Biraz daha düşünürse kafası patlayacaktı. Çünkü ne kadar düşünürse düşünürsen içinde kelebekler uçuşuyordu. Cevabı belliydi. Kuş olacaktı.

Jasmine’i bile araştırmıştı internette. Fakat tabii ki sadece önüne düşen birkaç onunla ilgili gereksiz haberlerdi o kadar. Ve en önemlisi de araştırmada karşına çıkan bir isimdi; Lumiére Akademi. Jasmine ile ilgisine bakmak için akademinin sayfasına baktığında, Jasmine’nin oranın başkanı olduğunu görmüştü. Akademinin faaliyetlerine baktığında ise ağzı şaşkınlıkta açılmıştı. Bir sürü ressamın, müzisyenin ve diğer ünlü sanatçıların oradan çıktığını fark etti. Teknoloji devri her şeye revaydı. Bir tıkla her şeyin öğrenmeniz çok kolaydı. Jorge o kadar dalmıştı ki resim kâğıdı ile resmen birleşmiş ve ona birkaç dakikadır seslenen Isabella’yı fark etmemişti. Isabella, en sonunda dayanamayıp Jorge’yi omuzlarından sarsınca Jorge irkildi ve kafasını kaldırdığında ona kaşlarını çatmış Isabella’yı gördü.

“Düşünce havuzunda mı boğuldun?”

Isabella’nın sesi biraz endişeli çıkıyordu. Jorge sesini temizledi.

“Ah, duymadım kusura bakma.”

Isabella bir süre Jorge’ye şüphe ile baktı ve karşısındaki sandalyeye oturdu. Çizdiği resme baktı.

“Ooo ne ara?”

Jorge biraz utandı. Isabella resmi eline alıp inceledi.

“İyi ki seni Jasmine’e önermişim.”

Jorge bir kaşını kaldırdı ve ellerini kavuşturup masanın üzerine koydu. O sırada Isabella hâlâ resmi inceliyordu.

“Siz, mhh nasıl desem, beni neden adama önerdiniz?”

Isabella, Jorge’nin çekinik durumuna gülümsedi.

“Neden olmasın?”

Jorge bir anda çıkıştı.

“Çünkü!”

Sonra sesinin fazla yüksek çıktığını fark edip utandı. Sesinin tonunu ayarladı ve devam etti.

“Çünkü yani neden ben? Haricinde bana Jasmine’nin kim olduğu hakkında hiçbir bilgilendirme yapmadınız. Adam beni müzeye götürdü-“

“Biliyorum.”

“Ha?”

Jorge şaşırdı. Bir saniye o hiç gizli depodan bahsetmeye niyetli değildi. Sadece üstün körü soracaktı ama Isabella nereden biliyordu? Ya da ne kadarını biliyordu?

“Biliyor musunuz?”

“Evet, seni müzeye götürdüğünü biliyorum. Onun öyle değişik davranışları vardır. Ama tanıdıkça alışıyorsun.”

“Ah, evet… Kesinlikle çok mhh nasıl denir?-“

“Keskin ve alaycı?”

“Evet, evet!”

“Hahhaha! Jasmine öyledir. Ama çok güçlüdür.”

“Nasıl yani akademi başkanı diye mi?”

Isabella gülmeyi bıraktı ve Jorge’ye bir kaşını kaldırdı.

“Onu mu araştırdın?”

“Kimse bana onun hakkındakileri demedi ki.”

Isabella tebessüm etti.

“Evet, o da var ama sadece akademi sahibi değil. Fransız olduğunu öğrenmişsindir.”

Jorge evet anlamında başını salladı.

“ Fransa başta olmak üzere İtalya, İspanya ve çoğu ülkelerde etkin biri sanat açısından. Eli uzundur. Öğretmen olarak bilinir ve çoğu sanatçıyı kendi yetiştirmiştir. Onun için sanat camiasında ismi duyulmuştur. Taa en küçüklüğünden sanata dair bir tutku beslemiş, ailesi de Fransa’nın nüfuslu ailelerinden oldukları için her şeye çok kolay erişim sağladı. Yaptığı heykellerle ki –alanı heykel- ün saldı. Ve böylece Lumiére Akademi’nin başına geçti. Lumiére Akademi de köklü bir okul olduğundan başa geçince daha fazla sanatsever tarafından tanındı. Ve daha bunları çok küçük yaşta yaptı. Şahsen ben, ona saygı duyuyorum. Tanıştığım için çok şanslı hissediyorum.”

Jorge, Isabella konuştukça ve daha çok Jasmine hakkında bilgi verdikçe kimle tanıştığının farkında olup ona yaptıklarında dolayı utandı. Şu an keşke yol kenarı bir kutu olsa ve içine girseydi. Resmen adamla daha ilk günden dalga geçmişti. O kadar fazla utanıyordu ki yerin dibine girebilirdi. Ama aynı zamanda içinde başka bir duygu daha vardı. Heyecan. İçi kıpır kıpırdı. Nasıl bir adamla tanışmıştı. Onun hakkındakileri dinleyince ona daha fazla gıpta etti. Şimdi müze müdürünün neden o kadar terlediği açıklanmıştı. Ve nasıl Picasso’nun resmine bu kadar rahat ulaştığı da. Fakat aklında bir iki soru geziniyordu. Isabella anlatmasını bitirince Jorge, Isabella’ya doğru eğildi. Gözleri parlıyordu. Bu onu meraklı bir küçük çocuk gibi gösteriyordu. Oturduğu yerde ayaklarını sallamaya başladı.

“Peki, şey siz böyle biri ile nasıl tanıştınız?”

“Jasmine’le mi?”

Jorge olumlu anlamda kafasını salladı. Bunu gören Isabella kıkırdadı.

“Hmm, nasıldı bakalım.. Ah, evet! Hatırladım birkaç yıl önce İspanya’da.”

“Siz oradan gelmiştiniz değil mi?”

“Hıhı. Aslen oralıyım. Neyse biliyorsun ki ben çok yer gezdim. O sırada biraz durulma kararı aldığım senede İspanya’ya dönmüştüm. Birkaç hafta kalıp gidecektim. Günler hızlı hızlı geçerken benim biraz kafam karışıktı.”

Jorge anlamamış gibi kafasını yana eğdi. Isabella sözüne devam etti.

“Yani herkesin hayatında bir durulma dönemi olur değil mi? Her şeyden sıkılıp uzaklaşmak istediğin bir dönem.”

Jorge bu sefer anlayıp başını salladı.

“Heh işte bende öyle bir dönemdeydim ve kafamı toplamak için memleketime gitmiştim. Neyse günler geçerken benim gidiş tarihim yaklaşıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam 25’i gibi başka bir ülkeye biletim vardı. Ve cidden gitmem gerekti çünkü gideceğim yerde yapmam gereken önemli bir şeyler vardı. Şuan pek hatırlamadığım. Her neyse. O sırada markete çıkmıştım, yolda yürürken o kadar dalgın olmalıyım ki önümde tarihi bir kiliseyi izleyen kişiyi fark etmemiş olacağım ki ona çarptım. Ama baya çarpmışım adam bir anda yere kapaklandı. Bende telaşlandım. Tabii onun üstüne düşmüştüm. Hemen kalktım ve ona el uzattım. Tam özür dileyecektim ki adam homurdanmaya başladı. Beyaz saçlarından yaşlı biri olduğunu gördüm. Diyorum ya baya paniklemiştim.”

Isabella nefes verdi. Jorge heyecanla onu dinliyor, dirseklerini masaya yaslamış, kafası ellerinin içindeydi. Isabella biraz düşünür gibi yapıp kaldığı yerden devam etti.

“ Dediğim gibi adam elimi bile tutmadı aksine elimi ittirdi ve bana aksi aksi baktı. ‘İnsan bir dikkat eder!’ bana böyle bağırdı. Gözleri ateş ediyordu bende çattık diye düşündüm. ‘ Özür dilerim, görmedim.’ tabii ben İspanyolca konuşunca adam hiçbir şey anlamadı çünkü ben o vakit fark ettim ki adam benle Fransızca konuşmuştu. Bir iki cıkladı ve koluma çarpıp yürümeye başladı. Benim endişem de sinire döndü. Adamın arkasında aval aval baktım bir süre sonra yere baktığımda bir adam kart gördüm. Adamın olmalıydı; bir hışımla arkamı döndüm fakat kimsecikler yoktu. Bende karttaki isme baktım. Jasmine ROYER.”

“Ne? Nasıl yani Jasmine ile böyle mi tanıştınız? Eee peki ne oldu da yakınlaştınız?”

“Dur hele anlatıyorum. Neyse tabii sonra sanki tüm işaretler adamı gösterirmiş gibiydi. Kart bir VİP kartıydı. Ünlü bir fuar alanın ismi vardı. Bende eve gidip araştırınca resmen ağzım açık kaldı çünkü o isimin İspanya’da yaptığı heykellerinin bir sergisi vardı. Hem de tam 25’inde! Ve adamı senin gibi araştırınca senin bulduğun şeyleri buldum. O sıralar akademi içinde ismi baya ünlü olsa gerek, akademinin sayfasında boy boy onun hakkında haberler ile doluydu. Ve elimdeki de sergi sahibinin kartıydı. Önce gidiş tarihimde olduğu için polise bırakmayı düşündüm fakat polis bunu umursamayabilirdi. Ve tam uçuşumdan sonraki saatler içinde başlıyordu. Başka bir arkadaşımdan rica edecektim ve içimdeki sanat aşkı kapardı. Biliyorsun benimde hobim sizinkilere benzer. Aynı zamanda sergiye anca davetliler katılabilirdi. Bende bu şansı bir daha nereden bulabilirim diye düşündüm.”

“Ne yani sadece bunun için uçuşu mu iptal ettin?”

Jorge anlamıyordu. Isabella dikleşti.

“Jorge. Bu sadece bir uçuş meselesi değildi. Bazen iç sesimiz yapmamız gerekeni bize söyler. Ve ben iç sesin bizi daima uyardığını düşünen biriyim. Eğer Jasmine’i öyle bıraksaydım şuan sana yardımı dokunacak birini öneremezdim. Ayrıca Jasmine hayatımda çoğu şeyi değiştirmemde yardımcı oldu.”

“Ah üzgünüm.”

“Özürlük bir durum yok. Aksine, iç sesin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Ben kaldığım yerden devam edeyim. Gideceğim yerdeki arkadaşıma ona vaktinde gelemeyeceğime dair bir mesaj attım. Ve o da anlayışla karşıladı. Heyecanlıydı. Çok şık bir elbise giymiştim. Sanki bir davetli gibi. O gün geldiğinde fuar alanına vardım. Güvenlik davetlilere listeden bakıp içeriye alıyordu. Sıra bana gelmişti.”

“Sen ne yaptın?”

“Hahaha, kesinlikle çok heyecanlandım be! Ne diyorsun her yerimden terler akıyordu. Neyse adam bana ismimi sordu. Bende elimdeki kartı gösterdim. Görevli önce kartı eğildi sonra bana baktı. Bana baktı ve dedi ki ‘ Bu arktın sizde işi ne?’.”

“Eee kopyası da olabilirdi.”

“Hahah işin komiği kart kopya olamazdı neden biliyor musun? Çünkü tek kartmış. Ben içeri VİP gibi geçerken öğrendim.”

“Nasıl yani? Geçebildin mi?”

“Tabii ki de hatta VİP olarak. Direkt Jasmine’nin özel çağırdığı biri gibi davrandım. Tek ve gösterilmeyen bir kart olduğundan -bu da görevli hariç kimsenin bilmediği anlamına geliyor-geçiverdim. İçeri girdiğim an ise peri masalını yaşadım. Heykellerin hepsi cam bir dikdörtgen fanusun içerisindeydiler. İçeri geçerken yanıma başka bir görevli vermişlerdi. Ben yürüdükçe tüm heykellerin nasıl bir hikâyesi olduğunu anlatıyordu, ben ise bir rüyanın içinde gibiydim. Çarptığım adamın tüm bu eserlerini görebileceğim ve onun ünlü olacağı aklıma bile gelmemişti. Ben sonunda içeride peri masalını yaşarken görevlinin beni Jasmine’nin yanına getireceği aklıma gelmemişti tabii. Görevli durdu, otomatik olarak bende durdum. Jasmine’nin önünde durmuştuk. Eserini birilerine anlatıp gülümsüyordu.”

“Jasmine mi?”

“Hahahahh! Evet, Jasmine. Ama sonra görevli onun kulağına bir şeyler dedi ve Jasmine bana döndü. Gülümsemiyordu. Misafirinden izin istedi, görevliyi gönderdi ve yanıma geldi. Sana yemin ederim yaptığım şeyin kötü olduğunu biliyordum ama elimde değildi ve Jasmine beni hatırlıyordu. Resmen bana hırladı ve ‘Senin burada ne işin var? Kimsin ve nasıl benim özel misafirim oluyorsun? Kartımın sende işi ne?’ gözlerinden ateş saça saça bana bunu dedi. Yüzsüzlüğümle ünlü olduğum için kartını ona uzatıp ‘ Düşürmüşsünüz bende direkt size getirmek gibi bir iyilikte bulundum.’ deyince Jasmine elimden kartı koparır gibi aldı ve sergiden defolup gitmemi istedi.”

“Şey biraz korkutucu?”

“Kesinlikle öyleydi. Benim gibi birinin burada yeri yokmuş gibi hissettirmişti. Ama ben uçuşumu bırakıp buralara kadar gelmiştim onun için pes etmedim ve ‘ Hayır çıkmıyorum, çünkü heykellerini görmek istiyorum.’ dedim. İşin garibi Jasmine sakinleşmiş aksine alaycı bir hâle gelmişti ve beni kolumdan sürükleyip bir heykelinin önünde durdurdu. Sesinden beni küçümsediği belli olarak bana heykelin nelerden esinlenip yapıldığı hakkında bir fikrimin olup olmadığını sormuştu. Bir kaşı kalkık kollarını kavuşturmuş sanki burada olmaya hakkım var mı, yok mu gibisinden duruyordu.”

“Jasmine tam bir pislik…”

“Hahahah orada dur bakalım. Şahsen böyle yapmasını haklı buldum çünkü sonuçta izinsiz girmiştim. Ve üstüne onun kartını kullanıp yala söylemiştim. Ne olabilirdi ki? Neyse sonrasında bende heykele baktım. Heykel tamamı ile topraktan yapılma olarak bırakılmıştı. Bir insandı. Fakat eriyor gibi gibi gösterilmişti. Elinde ise bir Zen Çemberi* tutuyordu. Cidden etkileyiciydi çünkü tümü kahve olan bu eserde tek renkli olarak tuttuğu çemberdi. Bende Jasmine’e dönüp şakımaya başladım. Kendimce eserin bende yarattığını ve Zen Çemberi ile neyi anlatmak istediğini. Ben konuşurken işin ilgincini söyleyeyim mi? Jasmine bana bakıp gülümsüyordu.”

“Gülümsüyor muydu? Nasıl yani?”

“Evet, gülümsüyordu. Bende fark edince durdum. Bana adımı sordu bir anda, bende söyledim. Sonrasında ise konuştu. Herkesin gözünde eserlerinin sadece ne kadar iyi olduğunu söylemişlerdi ve sadece onu pohpohladıklarını. Bundan sıkıldığını da ekledi. Ayrıca halktan olan benim görüşlerimde hoşuna gitmişti. Sonra bana başka eserlerine de sürükleyip onlar hakkında ne düşündüğümü sordu. Neredeyse oraya gelen hiçbir misafirini umursamadı. Bende konuştum. Bu da onun hoşuna gitti. Tüm gece gülümsedi. Sanırım o da kapana sıkışmış bir dönemindeydi. Ve böylece gece bitti ve yollarımız ayrıldı. Yani ben öyle sanmıştım fakat tam 1 ay sonra bilmediğim numara tarafından taslak bir heykel fotoğrafı aldım. Sonra bunun Jasmine olduğunu fark ettim. Böylece konuşmalarımız arttı. Bundan sonra çok çok dünyada ki çeşitli sergilere katıldık. Hahaha!”

Isabella derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı. Kafenin içinde mutfağa doğru yürüdü. O süreç boyunca Jorge dinlediği hikâyeyi sindirmek için durulmuştu. Durulmuştu çünkü Jasmine’nin ne kadar harika bir adam olduğunu anlamıştı. Yutkundu. Birkaç kere Isabella’nın kalktığı yere bakakaldı. O sırada gözünün önüne bir bardak uzatıldığı fark etti ve başını o tarafa doğru kaldırdı. Isabella kahve getirmişti. Jorge gülümsedi.

“Teşekkür ederim.”

Isabella yerine geçti ve o da gülümseyip bardağındaki kahveden yudum aldı. Ama Jorge’nin hâlâ bir sorusu vardı.

“Tamam, her şeyi anladım fakat bir sorum var. Bu kadar yakınlaştınız ve Jasmine kadar önemli biri arkadaşı oldu. Peki, neden bu adam beni seçti ki? Yani tercih edecek bir sürü seçenek yok mu? Hani benim yaptığım resimler bile çok sırada ki bende gayet sıradan biriyim. Beni neden önerdiniz?”

Isabella, Jorge’nin sorduğu soru karşısında afalladı. Bu çocuk yaptığı resimlerin farkında değil miydi? Yetenekten fazlasıydı. Sonra Jasmine Küba’dan giderken ona dediği şey aklına geldi; ‘ Isabella dikkat et, ben teklifimi verdim. Gerisi Jorge’ye kalmış bir şey fakat önünde aşması gereken bir engel var. Senin de fark ettiğin bir kalemtıraş. Babası.’ O anda Isabella anladı ki, babası gerçekten bu çocuğu artık neyle ediyorsa bilinmezdi fakat onu manipüle ediyordu. Isabella bir anda ciddileşti.

“Jorge, şimdi orada dur bakalım.”

Jorge Isabella’nın ciddiyeti karşısında duruşunu düzeltti. Yanlış bir şey mi demişti? Isabella ses tonunu düzeltip devam etti.

“Bu dünyada herkes sıradandır. Sıfat ve anlam biz yükleriz. Çünkü şu hayatta bazılarımız ya daha şanslıdır ya da bizden bir adım daha öndedir. Ama onların bizden farklı bir yanı yoktur. Hepimiz insanız. Hepimiz kendi için bu hayatta aradığı bir şeyler vardır. Sadece seçimler bizi yönlendirir. Hayatta bu şanslı kişilere daha çok seçenek sunulur sadece o kadar. Kendi yolunu kaybettiğin vakitler vardır. Ama yolun sonunda yine sen seçersin yaşamını. Yani anlatmak istediğim şey hepimiz sıradanız fakat aramızda farklı olanlar vardır. Parlayanlar.*”

“Evet, işte bende onu diyorum ya. Ben sıra-“

“Hayır, anlamıyorsun Jorge. Sen de evet sıradansın ama sana bahşedilen yeteneğin var.”

“İyi resim yapmak mı?”

“Ah…”

Isabella yorulmuş gibi iç çekince Jorge biraz gerginleşti. Isabella daha kolay anlayabileceği bir yönden konuşmaya karar verdi.

“Peki, sana şöyle sorayım. Van Gogh neden herkes tarafından kabul edildi?”

“Çünkü sanatını tüm dünya kabul etti?”

“Ah, hayır. Yani evet bir evi fakat ondan değil. Sonuçta o da normal bir insan. Fakat neden bu kadar öne çıktı?”

O sırada Jorge’nin kafasının içinde bir jeton düştü.

“Parlayan olduğu için.”

“Evet! Hahah parlayan olduğu için. Şimdi neden seçildiğini senin tabirin ile tabii, anladın mı?”

Jorge gözlerini belertti. Bir an utandı sonra inkâr etti.

“Ben mi? Benim gibi biri?”

“Evet?”

“Isabella, düşünceleriniz için teşekkür ederim ama ben sadece resim çizmeyi seven biriyim.”

“Hayır, sen dünyayı gözünde resmedensin.”

Jorge bir şey demek için ağzını açacaktı fakat hemen kapadı. Çünkü ne demesi gerektiğini kestiremedi. Isabella ise devam etti.

“Senin ilk resimlerini duvarlarda gördüğümü söylemiştim değil mi?”

Jorge olumlu anlamda başı ile onayladı.

“Jorge, ben resmini sadece beğendiğim için değildi. Resimlerin bir şeyler anlatabildiği için seninle tanışmak istedim. Aynı Jasmine’de olduğu gibi.”

“Ben, ben.. ha? Jasmine ile nasıl bir olabilirim?”

“Neden olmasın? O da bir parlayan sonuçta. Evet, statüsü senden farklı olabilir ama içinizde parlayan var.”

“Ben..”

“Jorge, benim kafe duvarına yaptığın resim. Ben seni hiç kısıtlamadım ve sen benim kafemi nasıl görmek istersen o şekilde resimlendirdin. Engelini aş. Çünkü parlayan olmaya devam etmelisin.”

Isabella gülümsedi. Jorge bir süre sessizleşti. Evet, kuş olabilirdi.

Yıldızlı Yerler:

*Zen Çemberi: Çabasızlığı ve aydınlanmayı simgeleyen Zen Budizminden bir semboldür. Zen Budizminin en temel kavramlarından bazılarını, yani aydınlanma, zahmetsizlik ve kusurluluğu anlatır. Jasmine de eriyen, topraktan yapılan insan heykelinde anlatmak istediği de tam olarak budur. İlk yaratılışımız olan toprağı unuturuz. Ve kendimizi kusurlu buluruz. Heykelde insanoğlu kendini kusurlu bulduğundan toprak erimeye başlar. Ve Zen Çemberi kusurluluğu anlatsa da heykelde zıttı anlatılır. Kusursuz ve aydın olandır. Bu şekilde açıklıyor yani Isabella, Jasmine’e.

*Parlayan: Aslında bu bir nevi metafor. Tabii ki de kimse yıldız gibi değil fufufuf. Aslında burada bir diğer unutulmaz insanların, unutulmamasını sağlayan bir becerileri olması. Ama o alanda dahi olmaları. Unutmayınız. Bu bir kahramanın doğuş hikâyesi falan değil. Böyle insanlar da aramızda yaşıyor. Jorge’de onlardan biri. İsabella’nın bunu anlama muhabbetine dönersek de Jasmine ile mesajlaştığını yazdım. Küba’ya ilk geldiğinde Jorge’nin duvar resimlerini Jasmine’e atıyor. Jasmine ilk yine alaya alıyor fakat sonra bakınca onun yaptığı resimlerin açıları, anlatmak istediği her şeyi fark ediyor. Sonuçta sanatçı yetiştiren bir adam. :) Sonuçta Isabella’ya onu bulmasını söylüyor ve işler böyle gelişiyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.