Yorum yapin arkadaşlar YORUM LUTFENN
...

Depremsiz başıma yıkıldı evim
⚖️
Duran araba ile ikimizde indik. Bu soğuk havaya rağmen çardaklarda oturan askerler vardı ve bunlardan bazıları da Atak timinin geri kalanıydı. Yerde 2 gün önce yağan karın izleri vardı, etraf buz gibiydi ama güneş buna inat parlıyordu. Gri bulutlar yerli yerindeyken yağmur havası yoktu.
Onlara doğru adımlayan Kunt ile bende arkasından gittim.
Efsun askeri pantolon, üstüne siyah badi ve askeriyenin kısa tişörtünü giymişti. Asker yeşili taktığı şal ona çok yakışmıştı. Diğerleri askeri forma giymişken hepsinden farklı olarak Kunt ve Alparslan kısa kol giymişlerdi. Bu soğukta!
Çardağa geldiğimizde bütün bakışlar bizi bulmuştu, hepsi savcı olduğumdan dolayı ayağa kalktığında elimi kaldırıp, "Gerek yok." Dedim sadece. Kunt oturmam için yer gösterdiğinde oturdum, "Hoşgeldiniz savcım, bir sorun mu oldu?" Başımı olumsuzca sallayıp Kunt`a bir bakış attım. "Çalışacağım timi öğrenmek için geldim."
"Kim olduğunu daha söylemediler mi?" Soruyu soran Emrah`a bakmadan başımı olumsuzca salladım. Albayın yanına gitmek için ayaklandığımda benimle beraber ayaklanmaları ile "Albayın yanına çıkmam lazım." Diye açıklama yapıp karargah binasına doğru yürüyecekken, "Efsun, Albayın odasına kadar size eşlik etsin isterseniz savcım." Önce bir cevap vermezken başımı salladım. "Benim için farketmez." Efsun yanıma gelip gülümsedi, bende aynı şekilde cevap verirken beraber karargah binasına yürüdük.
"Ee savcım alıştınız mı buralara?" Omuz silktim sadece. Bu iki hafta dışarı çıkmamıştım doğru düzgün, bazı önemli dosyalara evde bakmıştım o kadar.
"Alıştım gibi, hem daha 2 yıl burdayım alışırım illaki." Saniyelik ona dönüp önüme baktım. Benden uzundu Efsun.
"Tayin süreniz dolunca buradan gidecek misiniz?" Gitmemi istemiyor muydu bilmiyorum ama buna 2 yıl içinde yaşayacaklarım karar verirdi.
"Burada daha çok kalmam için bir neden yok ama bunun için konuşmak erken, daha 2 yıl var sonuçta."
Başını sallayıp beni onayladı, zaten bir kapının önüne gelmiştik bile. "Görüşürüz savcım." Gülümseyerek bende aynı şekilde cevap verdiğimde Efsun`un gidişini izledim bir süre. Derin nefes alıp kapıyı çaldım. `Gel` emri ile kapıyı açarak girdim, pencereden dışarı bakan Murat amcayı görmem ile kaşlarım havalandı.
Bana döndüğünde gülümsedi, adımları yanımda bittiğinde kollarını açtı, beline sarılıp başımı kaldırdım. "Burdasın ve Merih bana söylemedi bile?" Burundan gülüp saçıma dudaklarını kondurdu. "Sürpriz olsun diye," benden geri çekilip saçımı okşadı, "Güzel kızım benim, buraya geldiğini bana ilk başta söylemeliydin." Kendisini suçlu hissediyordu ama o, dünyada tanıdığım en iyi insandı. "Sürpriz olsun diye." Şirince gülümseyerek onun taklidini yaptım. Gülerek deri koltuğa otururken yanını pat patladı, hemen yanına geçtiğimde beni göğsüne çekti. "Tahmin edersin ki, çalışacağın tim Atak timi." Başımı salladım sadece. Karargahta 3 tim vardı zaten Atak timi ile çalışacağımı tahmin etmiştim elbet.
"Baban olacak iti öldüren kişi Yüzbaşı Giray Kunt. Terör örgütü başkanı olduğu kesin değil, sadece onlara çalışıyordu diye düşünüyoruz. Abine tutuklama kararı çıkarıp çıkarmamak sana kalmış." Bana dönüp burukça gülümsedi. "Terör örgütü başkanı olan öz babam değil, oğlu." Kesin konuşmam Murat amcayı şaşırtmıştı. "Akşama kalmaz tutuklanmış olur. O kendini zeki sanan bir aptal sadece, telefonunda ya da evin alt katındaki depo da birşeyler bulunur. Bizzat gidip ben bakacağım." Sıkıntılı bir nefes verdiğini hissettiğimde kafamı kaldırıp baktım. "O eve tekrar gitmek istiyor musun?" Başımı salladım sadece. Göğsünden çekilip ayaklandım, "E benim tutuklamam gereken itler var albayım, size kolay gelsin." Baş selamı verip odadan çıktım.
Telefonumla Emre`yi arayıp kulağıma koydum. "Ooo savcım, siz bizi arar mıydınız?" Evet, Emre`nin klasik sözüydü bu, onu her aradığımda bu sözü söyler. "Lak lak yapma Emre`cim, bir ekip hazırla sana attığım konuma gideceğiz. Tutuklamamız gerek biri var." Burdan Adana`ya uçakla geçmemiz lazımdı önce. Sonuçta Adana`lıydım ve küçüklüğümden beri yaşadıkları ev oradaydı.
"Hemen savcım." Dediğim şeyi sorgulamadan hemen yapardı ve bu yüzden onunla çalışmak beni hep mutlu ederdi.
Karargah bahçesinden çıktığımda bana bakan Atak timini hissediyordum ama onlarla sonra konuşacaktım.
Taksi çağırmak için telefonumu açmıştım ki yanımda biri durup telefonu elimden aldı. "Benim arabamla savcım. Ne de olsa artık beraber çalışacağız." Sert bakışlarına göz devirmek istesemde birşey demedim. Beraber arabasına bindik. "Adliyeye." Dedim sadece kısaca.
Araba durunca hemen indim, benimle birlikte inip yanıma geldi Kunt. Onu takmayıp çalan telefonu açtım. Kimse konuşmayınca sinirle kaşlarımı çatıp telefonu kulağımdan uzaklaştırıp kimin aradığını baktım. Gizli Numara yazıyordu.
"Alo?" sadece hışırtı sesi geldiğinde ardından bir gülüş sesi duydum.
"Beni nasıl tanımazsın minik kardeşim?" İğrenç sesini duymak bile bütün sinir sistemimi çalıştırmaya yetmişti.
"Cevap vermeyecek misin miniğim?" Ağzını yaya yaya konuşmasıyla ağzına bir tane çakma istediği gelmişti ama sadece elimle boynumu sıktım.
"Ne istiyorsun?" Sert sesim onu şaşırtmış olacak ki bir süre sustu.
"Yanına geldiğim günki teklifimi düşündün mü? Bu boktan devlet için çalışmanın boşuna olduğunu tekrar söylemek istemiyorum." Sıktığım dişlerimi gevşetip derin bir nefes aldım. "Atıp tuttuğun devletin toprağında yaşayıp parasını yiyebiliyorsun ama?" Yanımda duran Kunt'un kaşları çatılmıştı bile.
"Sen yine de teklifimi güzelce düşün." Gülerek öpücük attığı iğrenç yüzümü buruşturdum sadece, "Neyse bebeğim, sonra görüşeceğiz." Telefonu kapatmasıyla sinirle sıktım. Görüşeceğiz it evladı, görüşeceğiz.
"Ne oldu, kimdi o?" Sinir karışımı merakla sorduğu soru ile ona bakmadım. "Gereksiz biri."
Adliyeye girdiğimizde Emre`nin birkaç polis ile konuştuğunu gördüm. Polis arkadaşlar yanından ayrılınca kapıya doğru baktı ve bizi gördü, gülümseyerek yanımıza adımladı. Bende ona doğru gittiğimde kısa bir sarılma faslından sonra elindeki dosyayı kaldırdı. "Senin yerine çıkardım tutuklama ve arama raporunu." Derken aynı zamanda göz kırpmıştı, mutlulukla yine sarıldım ona. "Mükemmel bir arkadaşsın biliyorsun değil mi?" Kahkaha atıp göğsünü kabarttı. "Tabii kızım, bilmez olur muyum." Bende güldüğümde Kunt ters ters Emre`ye bakıyordu.
"Hadi gidelim." Başımı salladığımda Kunt'un arabasıyla biz arkadan giderken önden 2 polis aracı gidiyordu. Önce havaalanına gidecektik ondan sonrası Allah kerimdi.
⚖️
Önümdeki eve baktım derin nefes aldığımda kapıya doğru yürüdüm. Kaçma ihtimaline karşı Emreler evin etrafını sarmıştı. Ayaklarım titriyordu ama korkudan değildi. Kapıyı çaldığımda arkamda Kunt yüzbaşı bekliyordu. Birkaç saniye sonra kapıyı beyaz atletiyle abim olacak Faruk iti açtı.
"Oo minik kardeşim burdaymış?" Masum rollerine göz devirdim, arkamdaki polis arabalarını gördüğünü düşünüyorum. Emre elindeki silahı beline koyarak yanıma geldi. Başım ile işaret verdiğimde hemen abimin kolundan tutarak bileklerine kelepçeyi geçirdiğinde o sadece sinirden sıktığı dişlerini sakin olmak için gevşetti, pisliğin tekiydi gerçekten.
"Evi arayın." Dediğimde birkaç polis girdi içeriye. Elini Emre`den kurtarmaya çalışmasına tek kaşımı kaldırdım, "Evimi arayamazsınız, izin belgeniz yok!" Diye bağırdığında kendisinden korkacağımızı mı sanıyordu bu?
İzin belgesini çıkarıp gözüne tuttum, "Bal gibi de izin belgemiz var." Sırıtmama daha çok sinir olurken elimden izin belgesini almak istesede tutuklu elleri buna izin vermedi.
Adımlarım direk olarak alt kattaki depoya doğru gidiyordu. Orada birşeyler olduğunu biliyordum, ben burada yaşarken bile birşeyler döndüğü anlaşılıyordu.
Kapıyı açmaya çalıştım ama kilitliydi, Kunt elimden tutup geriye çekti. Kapıya ayağıyla vurduğunda kapı kırılmıştı, garipçe ona baktığımda boş boş bakıyordu bana.
Neden güldüğümü bilmezken güldüm. Depoya girip içine baktım. Eski halinden eser yoktu. Tozlu ve kanlı duvarların yerini tertemiz beyaz bir duvar almıştı. Kiler gibi birşey olmuştu artık depo, baharatların üstünde adları yazıyordu ve her baharat kutusunun üstünde bir harf sola doğru eğilmişti. Bulmuştum galiba.
KrTbaP
Şifreydi bu ama neyin şifresi?
Baharat dolabını tutup çektim. Arkasında baktığımda duvara asılmış bilgisayarı gördüm. Sırıtıp elime alarak küçük masanın üstüne bilgisayarı koydum.
Tabi ki şifre istedi ve tahmin ettiğim gibi şifre buydu. Dosyalara girdiğimde tek bir dosya vardı zaten. Üstüne tıkladığımda Hakkâri sınırının çizimi bulunuyordu. Bazı yerler kırmızıyla işaretlenmişti, çizimin altında da saldırı planı açıkça yazılmıştı. Elini kaldırıp kırmızıyla işaretlenmiş olan yeri gösterdi Kunt Yüzbaşı, "Mülteci girişimi en çok buralarda olur, planlanan saldırıda oradan mühimmat alımı almayı düşünüyor olmalılar." Başımı salladım onaylarca, tam arkamda duran yüzbaşı eğilmişken gözleri bana değdi, bende ona döndüğümde fazlasıyla yakındık.
Boğazımı temizleyip bilgisayarı kapatarak ayaklandım. "Bu bile onu hapise tıkmaya yeterli." Sırıtıp elimdeki bilgisayara baktım. Başını sallayan yüzbaşı eline telefonunu almıştı, Albaya haber veriyor olmalıydı.
Onu beklemeyip depodan çıktım. Emre`nin yanına geldiğimde konuştuğu polise bilgisayarı uzattım. "Buna iyice bakın, içindeki dosyayı kopyalayıp çıktı almalarını söyle." Hemen başını sallayıp bilgisayarı aldı, "Bilgisayarda bir oyun gördüm ona da bir bakın ne olur ne olmaz." Arkamdan gelen Yüzbaşının konuşmasına şaşırmıştım, ona çok dikkat etmemiştim. "Nasıl isterseniz komutanım. Bu arada savcım, çıktının kopyasını odanıza yollarım." Başımı sallayıp gülümsedim sadece.
Yıllardır istediğim şeyi yapmıştım. Hayatımı zehir eden adamı hapse tıkacaktım. Kaçma gibi bir düşüncesi olursa da bir teröristi vurmaktan asla çekinmem.
Mutluluk çok uzak olurdu bize, bazen de bir nefes kadar yakınımızda. O kadar çabaya rağmen yolun sonu mutsuz son olduğunda hiçbir çaba göstermeden mükemmel hayatlarına biraz daha mutluluk gelmesini bekleyen insanlara gülüyordum. Sonra artık bende çabalamayı bırakınca hayatın yaşanamaz hâlini görüp mutlu olmasamsa daha yaşanabilir bir hayat için çabalıyordum. Buralara gelmemin en büyük nedeni de buydu zaten. Ya babamın beni başkasıyla evlendirmesine susup oturacak ve kendi ölümümü izleyecektim ya da kaçıp kurtulacaktım. Bu kaçış ölümüm olacaksa bile babamın bana sunduğu ölümden daha iyiydi diye düşündüm ve çabaladım. Aslında bütün hayatımı tek kelimeyle anlatmak istesem bu `çabalamak` olurdu.
"Gidelim savcım, yoruldunuz." Diyen yanımdaki Kunt'a döndüm. "Teşekkürler Yüzbaşı." Dedigimde gözlerime baktı bir süre ardından başını olumsuzca sallayıp, "Teşekküre gerek yok savcım. Görevim." Demesiyle güldüm. Benimle sadece görev için beraber olması zorunluluk gibiydi, ki zaten öyleydi. Başka neden benimle buraya gelsin ki zaten.
...
Lütfen yorum ve bebeği arkadaşlar🫀
Seviliyorsunuzz.