"Nihai gizem kişinin kendi kendisidir"
BÖLÜM 1
18 Şubat 1997
Genç adam saatlerdir oturduğu kanepeden yavaşça kalktı. Beli saatlerdir rahatsız bir pozisyonda oturmasından dolayı hafif ağrımaya başlamıştı. Eski, örme halının üzerinde ilerleyip sehpanın önünde durdu ve radyoya eğilip hafif çıkıntılı tuşuna basarak kapattı. Uzun zaman sonra evinde ilk kez bu kadar zaman geçirmişti. Ömrünü denizlerde geçirmiş bir adam için bu sessiz ortamda bulunmak gün geçtikçe canını daha çok sıkıyordu. Bu yıl havalar diğer yıllara göre daha soğuktu. Gelen uyarılara göre uzun süreli fırtına bekleniyordu. Eskiden olsa kaptan teknesini asla bırakıp gitmezdi. Fakat artık dalgalara kafa tutan Kaan kaptan gitmiş yerine apayrı bir adam gelmişti. Artık teknesi de kendisi gibi yaşlanmış ve aldığı darbelerden yıpranmıştı. Kar beyazı rengiyle gözleri üzerine diken bu tekne bir çok tekne sahibinin de gözdesiydi. Ancak zamanla bakımsızlıktan yosun tutmuş ve eskimişti. Kaan eskiyen bu teknenin elbette açık denizlerde fırtınayla başa çıkamayacağının farkındaydı. Bu yüzden kısa bir süre önce limana geri dönmüştü. En son yıllar önce geçtiği o sokaklar şimdi onun için bir kaç anıdan ibaretti. Evine doğru ilerlerken onu ne gibi şeylerin karşılayacağından emin değildi. Fakat emin olduğu tek bir şey vardı o da artık buralara yabancı olduğuydu.
Üzerine bastıkça gıcırdayan tahta parkelerden geçerek mutfağa ilerledi. Dolapta yiyecek hiçbir şey kalmadığının bilincindeydi ama yine de dolabı açarak içine baktı. Dolabın en üst rafında ki maydanozları alıp yeşil renkte ki mutfak tezgahının üzerine bıraktı. Maydanozları da dolabın içerisinden çıkarınca içerisi bomboş kalmıştı. Mutfak kapısından geçip hemen karşısında ki portmantonun askılığından montunu aldı. Ayakkabılarını da altta ki raftan alıp kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açarken bakışları zincir kilidin asılı durduğu duvarda ki yaprak takvime takıldı. Yeşil gözleri tarihi görünce bir an da parıldamıştı. Bu tepkiler genç adamın günler sonra gösterdiği ilk tepkiler olabilirdi. Hızlıca ayakkabılarını giyinip montunu da aynı hızla üzerine geçirdi. Takvimde ki son yaprak 15 Martı göstermekteydi. Fakat kaptan, takvimde kopartılan en son yaprağın üç yıl öncesine ait olduğunun bilincine henüz varamamıştı. Ve bugün karısının doğum gününü kutlayacak ve onu bir kez daha güzel bir şekilde anacaktı.
Günler sonra ilk kez bu kadar hayat dolu hissediyordu. Karısı onun için bu hayatta ki en değerli kişi olmuştu. Ve o her şeyin en güzelini hak ederdi. Evinin az ilerisinde küçük bir market vardı ancak aradığı şeylerin burada bulabileceğini düşünmüyordu. O yüzden daha büyük bir market bulana kadar yürüyecekti. Karşısına bir yokuş çıktığında hala büyük bir market bulamamıştı, normalde olsa o yokuşu asla çıkmaz ve geri dönmeyi bile düşünebilirdi. Ama bugün onun için çok önemli olduğundan yokuşu bile dert etmemişti. Hatta yokuşu o kadar hızlı çıkmıştı ki bir an durup, nefes alıp soluklanması gerekti. Hatırladığı kadarıyla yokuş bittiğinde sağdaki sokaktan girmesi gerekiyordu. Yollar hakkında görsel hafızası ve yön duygusu kısıtlıydı. Yine de hatırladığı kadarıyla ilerlemeye devam etti. Geçen on dakikanın ardından gözüne ilk kestirdiği markete girmişti. Alması gereken her şeyi kapının yanından aldığı kırmızı sepete doldurdu. Bugün karısının en sevdiği yemeği ona yapacaktı.
Eve geldiğinde poşeti tezgaha koyup aldıklarını içerisinden teker teker çıkardı. Yemek yapmak bu hayatta yapmaktan en hoşlandığı şeydi. Yeni tarifler geliştirmek ve insanların beğenilerini kazanmak onun için önemliydi. Kaan kaptan insanların görüşlerini önemsemez gibi görünse de çok fazla kafaya takan bir insandı. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünür fakat bu bir süre sonra başının ağrımasına sebep olurdu. Yalnız bir adam olması ona çok düşünme zamanı yaratmıştı. Her şey hakkında düşünür ama genelde hiçbir sonuca varamazdı. Kafasında birden fazla tilkiyle dolaşır kendi karakterinde oluşturduğu kişiliklerle tekrardan yaşam bulurdu.
Eski cızırtılı radyoda çalan şarkılar onu tekrar düşünmeye itmişti. Kimileri için düşünmek yaşamın bir belirtisi olsa da genç adam için düşünmek zihnini çürütmekten farksızdı. Dışardan bakıldığında hiçbir şeyi yokmuş gibi görünen canlı bir vücudun her gün kendi içerisinde bitmesini gözlemleyemesek de, günün sonunda karşılaştığımız cansız vücutla ancak hakikatin farkına varabilirdik. Etrafın duman altı olmasıyla ocaktaki yemeği ancak hatırlamıştı. Koşarak gidip harla yanan ocağın altını kapattı. Yanan bu ateşi söndürmek elbette basitti ancak yüreğinde bu yanan asıl yangın nasıl söndürülecekti?
Yemekleri yassı tabaklara koyup masaya yerleştirdi. Bu yıkık dökük harabe eve nazaran kurduğu bu sofra oldukça şık gözüküyordu. Mutfakta çalmaya devam eden radyonun sesi salona az geldiğinden radyoyu mutfağa gidip aldı. Kucağında radyosuyla salona geri döndü. Bu sessiz evde en azından bir radyosunun olması onu azda olsa şükretmesine neden oluyordu. Koltuğuna doğru ilerlerken radyoda da bu haftanın hava durumu değerlendirmesi başlamıştı.
"Akdeniz'de perşembe rüzgarlar kuzeyli ve soğuk ancak hızını hafifletiyor. Havanın açmasıyla gece iç kesimlerde zirai don riski var. Cumadan salıya kadar bölgede sıcaklıklar 8-10 derece artacak ama lodosla gelen yağmurlar da görülecek. Uzmanlar 19 Şubat Cuma akşamı ve ardından hafta sonu da olmak üzere gerekmediği sürece dışarıya çıkılmaması gerekildiğini bu hava değişimlerinin insanlarını büyük etkileyeceğinin kanaatinde. Görülene bakılırsa şubat ayı diğer ayları aratmayacak gibi gözüküyor..."
Genç, kendi yazıp oynadığı hayatına işittiği bu cümlelerle ara vermişti. Sağ elini alnına atıp orayı hafifçe ovdu. Canı sıkkın olduğu bazı anlar bunu yapardı. Seslice nefes verdi, yavaş hareketlerle mürdüm renkli koltuğundan kalktı ve duvardaki yaprak takvimi almak için kapıya doğru ilerledi. Önce 15 Mart ardında da 18 Martı olduğu yerden kopardı. Kağıdı köşelerinden kıvırıp karısının ona öğrettiği gibi bir çiçek yaptı. Diğer kağıttan ise kanatları açık olan bir kuş yapmıştı. Kuşu pencerenin kenarına yerleştirdi. Çiçeğini ise baş ucuna, olması gereken yere koydu. Bu tarihler onun hayatında ki önemli sadece iki tarihti.
" Günlerden bir gün güzeller güzeli bir kız doğmuştu,
ve yine gün doğmuş kız yuvasından uçmuştu"
perestiş
delicesine sevmek