İçeriğe geç

Dalgakıran

Bölüm 1 · 35 dk okuma

Dalgakıran

Bölüm 1

Bölüm 1

Yorum ve görüşlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. İyi okumalar.

Bölüm şarkısı: Mor ve ötesi - Bir derdim var.

ZİFİRİ KARANLIĞIN SAHİBİ.

Kağıdın kalemi sevdiği gibi sevdim seni....

Sözün cümleyi, Gül'ün dikenini, yağmurun baharı sevdiği gibi sevdim seni.

Hiç bir minnet beklemeden, hiçbir karşılık güdmeden.

Şiiri seven kadındım, seninle şiir oldum.

Bakmadan, görmeden, dokunmadan sevdim seni.

.

Cihangir....Sevdiğim..... Bana ölüm oldun diyorsun ya... Ölüm dediğin nedir ki, ben yaşayarak sevdim seni....

29 Ekim 2022

Tik tak.....tik tak.....

Zaman geçmek bilmeyen, hep aynı iki küskünün arasında kalmış gibiydi yine. Yelkovan ve akrep.

Her geçen saniyede bir umut ölüyordu gözlerinde.

Her geçen saniyede, yelkovanın akreple buluştuğu o her dakika sonsuzluk gibi gelip geçiyordu.

Dört duvarı dost eyleyişinin üzerinden kim bilir ne kadar kavuşmuştu o ikisi.

Sahi, ne kadar kavuşmuştu? Daha doğrusu kaç saat, gün, ay, ya da yıl.....

Sanırım artık unutuyordu.

İçinden kaçıncı kez ölüyorsun diyordu kendine?

Peki neden hâlâ yaşıyordu?

Kaç yaşındaydı?

En son yaşadığı yaşı kaçtı, 30 mu?

Üzerinden ne kadar zaman geçmişti?

1 mi, 2 mi 3 mü peki ya 4?

Neden ölmemişti bu yıllar içersinde?

Onu hayata bağlayan ne kalmıştı geriye, ne olmuştu?

Yine aynı sorular....

Yine aynı ses....

Tik tak.....tik tak .....

Gözlerini o iki kanlı düşmandan ayırıp, kararmaya yüz tutmuş havaya çevirdi penceresinden.

Sıcak, kasvetli ve boğucu bir sonbahar gecesi gelişini haber vermek için gökyüzünde bir kaç yıldızı yakmıştı sanki. İstanbul'un neresindeydi , hangi semtindeydi bilmiyordu ama yıldızlara bakılacak olursa şehirin ışıklarından pekte uzakta değildi..

Sessizliği, camların, duvarların arkasında gerçekten yaşayan insanların, sokaklarda oynayan çocukların, yoldan geçen arabaların sesleri bölüyordu.

O yaşamayı reddetse bile, hayat bir şekilde kendisi için dönmese de başkaları için dönüyordu.

Kapının öteki tarafında duyulan adım seslerini duyumsadı.

Gelen kişiyi adım seslerinden bilmek gibi bir yeteneğe sahip olmuştu bu yıllarda. O kadar çok kendiyle baş başa kalmıştı ki aklı kaçmak için binbir türlü yol denemişti bu durumdan. İnsanların değil adım, nefes alışlarından bile kim olduğunu anlaya biliyordu artık.

Kapı çekingen bir edayla tıklatılıp hafif açılınca, içeri giren kadın aynı çekingenlikle gözlerini yere sabitledi.

"Cihangir bey....."dedi kadın...."Babanız size yanına götürmem için beni görevlendirdi efendim."

Cihangir soğuk bakışlarını sabitlediği yerden hiç kıpırdatmadan,"Daha kaç defa gelmeyeceğimi söylemem gerekiyor?"diye sordu ölüm sakinliği de.

Ruhundaki o hiç kapanmayacak yaraların yükü, sessiz acılar çekmesine sebep oluyordu.

Koca bir oda dolusu yalnızlığıyla baş başaydı artık.

Kadın onun bu sakinliğini tedirgin bir şekilde izlerken, bu odadan arkasına bakmadan kaçmayı ne kadar istediğini düşünmüştü o an.

İşine daha bir kaç hafta bile olmamıştı başlayalı ama, bu adam onu değil işten hayattan bile bezdirmişti bu zamanda.

Bezgin bir kabullenişle, bir birine kenetlediği ellerini çözüp,"Peki efendim..."diyerek odadan çıkmıştı.

Bu daha bir kaç haftadır tanıdığı adamın ürkütücü bakışları, soğuk tavırları ve boriton sesi ondan ürkmesine sebep oluyordu.

Daha doğru dürüst yüzünü bile görmemişti. Hep perdeleri kapalı odasından çıkmazdı. Arada yemek getirip, giderken bir kaç kelime dialog oluyordu aralarında. Bundan irelisi o zamana kadar olmamıştı. Hiç bir yardımını kabul etmiyordu. Güya ona bakmak için buradaydı.

Odadan çıkar çıkmaz koca evin en üst katında bulunan merdivenlere yönelmişti. Aklında yine Süleyman beye ne diyeceğini düşünüyordu. Sonunda bu 4 katlı evin merdivenlerini bitirip, yemek odasına indiğinde kendine neden asansörü kullanmadığı için lanet etmişti. Eve özel olarak yapılan asansörün amacı belliydi ama daha yapıldı yapılalı doğru dürüst kullanılmamıştı.

Kadın aynı çekingen adımlarla, kurulan koca masaya yaklaşmıştı.

O masa ki üzerinde yok yoktu. Akşam yemeği için hazırlanan onlarca yemek bu gecede anlaşılan dokunulmadan fakir fukaraya dağıtılacaktı.

Koskoca masada tek başına oturan adam ellerini bir birine kenetleyerek, başını da ona yaslamıştı.

Kadının adım sesleriyle başını kaldırıp ona dönmüştü.

"Gelmedi, değil mi yine?"dedi bezginliğini sesinden yansıtarak.

"Gelmedi efendim..."

Başını anladım derce sallayıp, gitmesi için eliyle hafif bir işaret vermişti Süleyman bey.

Süleymandı adı.

Sultan Süleyman'ın sınandığından sınanıyordu oda. Oda kendinin kanbur doğan Cihangirinden sınanmamış mıydı..

Cihangir dedi içinden.

İçinin kara yarası.

Cihanı sırtına alan demekti. Sanki hisssediyormuş gibi koymuştu bu adı evladına. Evladı şu an cihanın yükünü almamış mıydı sırtına....

Aynı Sultan'ın oğlu Cihangir gibi.

Kendi çaresizliği ile başbaşa kalmak istiyordu Süleyman bey.

Ama ne yazık daha yeni gönderdiği çalışanın adım sesleri kesilmeden yanı başında çekilen sandalyeyle gelen sese dönmek zorunda kalmıştı.

Ona tüm şevkatiyle bakan kız kardeşi, elini onun ellerinin üzerine koyduğunda Seadet hanım güç vermek isterce gülümsemişti ona.

"Hiç bıkmıyorsun değil mi, bu cevabı duymaktan?"

Abisi yıllardır ona yoldaş olan kardeşinin gözlerinin içine bakıyordu o an. İçindeki tüm fırtınaları görsün istiyordu yaşlı kalbi.

Her gün hiç şaşmadan işine gitmeden birde her gün iş çıkışı gelip onları görüyordu Seadet hanım. Kendisi aile hastanelerinin birinde başhekimlik yapıyordu.

Hayatının yarısından çoğunu mesleğini icra ederken harcamıştı. Kaç feci yaralı insan görmüştü ama hiç biri abisinin şu an içinde olan yaraya eş değer değildi, farkındaydı.

Yüzüne yayılan buruk tebessümünü gizlemeden,"Üstüne gitme abi.... Ters tepebileceğini söylemiştim sana. "Dediğinde Süleyman bey kardeşinin yüzünde gezdirdiği bakışlarını önüne konulan-muhtemelen artık buza dönmüş kahvesine çevirmişti. Daha bir yudum bile alamamıştı ondan.

"Her gün, git gide uzaklaşıyor hayattan. Kendini soyutlamış gibi odasından çıkmak bir yana pencereden bile bakmıyor artık. Tek evladımı da kaybediyorum Seadet."dediğinde yaşlı gözlerinde biriken yaşları bu hayatta gösterebileceği bir tek kişinin yanında akıtıyordu.

Yıllar evvel koskoca bir aşireti adaletle idare eden heybetli bir adamdı Süleyman Ahvanoğlu. Gel gör ki şimdi bir babanın mağrurluğunu taşıyordu yüreğinde.

Tam beş yıl önce o melun kazada tüm ailesini kaybetmişti sanki. Oğlu aylarca komada kalmıştı. Bu zaman diliminde eşi kalp krizi geçirmişti. Yıllardır aynı yastığa baş koyduğu kadını bir haftanın içinde toprağa vermek zorunda kalmıştı. Üstelik daha ne olduğunu bile anlamadan.

Sevdiği tek kadındı Piraye hanım. Dile kolay 30 yıl aynı yastığa baş koymuşlardı. Bir yiğidin ömrüydü.

Bir haftanın içinde sanki bir asır konulmuştu ömrüne. Bir asır yaşlanmış gibi hissediyordu.

Piraye Hanım'ın kadınsal sorunları yüzünden kaç evladı doğmadan ölmüştü Süleyman bey'in. Bir tek Cihangir'i normal olmuştu.

Ailesi yıllarca kuma getirmesi için diretsede reddetmişti tüm baskıları. Kıyamamıştı sevdiğine.

Bir tek evladı olmuştu. Her zaman gurur duyduğu, aslan parçası. Koskoca bir aşirete ağalık eden oğlu ,Şimdi yıllardır bir demir parçasına mahkum kalmıştı. Kendi toprağından uzak....

İçi yanıyordu yaşlı adamın.

" Ailemden geriye bir tek oğlum kaldı. Onuda kaybediyorum artık. "Dedi sesindeki hüznü gizleyemeden.

O kazadan yıllar geçti, ama artık Ahvanoğlu ailesinde eski mutlu günlerin esamesi bile okunmuyordu.

Seadet hanım, sessiz kalmayı seçmişti bu sefer.

Geçen yıllarda kendisinden küçük olan kardeşi, hiç bir anlarında onları yalnız bırakmamıştı. Bir vefa borcu olduğu abisinin yükünü paylaşıyordu yıllardır.

Tek yeğenini, o halde görmek kendi içinide yakıyordu ama Seadet hanım her zaman güçlü duran bir kadın olmuştu. Onu kolay kolay hiç bir şey yıkamazdı.

Ağa kızıydı. Babasının tek kızı.

Onu okutmak istemeyen babasına inat abisinin desteğiyle o zamanlar zorda olsa okutulmuştu.

Abisi hekim olmasını istediği için, şu an doktordu.

Derince bir iç çekip."Çok geç olmasından korkuyorum abi. Şimdi bir şansı varsa bile bir yıl sonra olmaya bilir. Bu böyle devam edemez, bir çözüm bulmalıyız. "Dediğinde Seadet Hanım'ın bakışları abisinde sabitlenmişti.

"Bir çözüm bulmamız lazım. En kısa sürede onu tedaviye ikna etmemiz lazım."

***

"Por-ta-ka-lı soy-dum, baş u-cu-ma koy-dum. Ben bir ya-lan uy-dur-dum Duma duma dum......."

Gözlerini rahatsızca kırpıştırarak açtığında bir kaç metre ötede oynayan çocukların sesinin geldiği yöne çevirmişti ağırca bakışlarını.

10 bilemedin 11 yaşlarında 4 tane çocuk vardı....

Yüzlerinde daha beş dakika önce oynadıkları oyunun heyecanından geriye kalanları taşıyarak, en sona kimin kalacağını merakla dinliyorlardı.

Ne kadarda masum ne kadarda saflardı. Dünyanın hiç bir derdinden habersiz, hiç bir yükünü çekmeden yaşıyorlardı. Daha Hayat denen o canavarla karşılaşmamışlardı.

Feride tekrar dolan gözlerine inat acı bir tebessümle gülümsedi.

Tam da kardeşiyle aynı yaştalardı.

Fakat, kardeşi gibi bir yatağa mahkum değillerdi onlar. İstedikleri gibi koşup oynayıp, okula gide biliyorlardı. Bisiklet süre biliyorlardı. Futbol oynaya biliyorlardı. Daha sayamadığı bir çok haraketi yapabiliyorlardı.

Bakışlarını onlardan çekip, uzakta çok uzakta boğazdan geçen bir yük gemisine çevirmişti..

Olduğu yer İstanbul'un yedi tepesinden biriydi. O tepeden gördüğü İstanbul büyülü bir yerdi. Sanki hiç kimsenin derdinin olmadığı, efsanelerde ki taşı toprağı altın olan İstanbul'du.

Fakat öyle değildi. Bu şehir adamı yorardı ilk önce. Acılarıyla, hüzünleriyle yorardı.

Bu şehir bir kafes gibiydi Ferideye.

İçinde binlerce insanın olduğu bir kafes.

Farketmeden sıktığı çantasında çalan telefonunu çok geç farkına varmıştı.

Hemen telaşla açıp, nemli gözlerini silerek telefonu kulağına götürdü.

"Alo....?"

Sesi tedirgindi.

"Alo, Feride Altaylı'yla mı görüşüyorum?"

Ahizeden duyulan kadının sesi, yavan bir şekilde konuya can atarmış gibi çıkıyordu. Oysa Feride, bu kadının sesini daha önce de duyduğuna yemin ede bilirdi.

"Evet benim."dedi titrekce. Sesinin farkına vardığında hemen toparlayarak, kendine gelmeye çalışmıştı her zamanki gibi.

"......Hastanesinden arıyorum. Kardeşiniz Ferit Altaylı'nın hastane masraflarını bir hafta geciktirmişsiniz. Eğer hastanemizi bilgilendirmezseniz bu konuyla ilgili...."

"Tamam..."diyerek kadının sözünü kesti. "Bu gün geleceğim. " Biliyordu bilgilendirmenin ne demek olduğunu. Daha bir haftaydı parayı yatırmadığı.

Telefon kapandıktan sonra, eli istemsiz düşmüştü dizlerinin üstüne.

Gözleri bir kez daha dolarken, buğulu bir camın ardından izliyordu şimdi bu manzarayı.

Ne yapacağını bilmeden, bir yaprak gibi savruluyordu rüzgarda ordan oraya.

Kimsesizlik o an canını yaktığı kadar yakmamıştı canını.

Keşke....dedi içinden.... Keşke benimde annem olsaydı... Dizlerine başımı yaslayıp, gözlerimi kapatarak dünyayı unuta bilseydim, dedi içinden.

Ama, hiç bir keşkesi gerçeği bulmadığı gibi oda olmamıştı.

Telefonu bir kez daha çaldığında, hiç bekletmeden açarak kulağına götürdü . Göz ucu baktığında arayanın Râna olduğunu görmüştü.

"Alo...."dedi bitmiş sesiyle. Ağladığını gizleme gereği duymamıştı karşısındaki kişiye. Bu hayatta yanında olan nadir kişilerdendi Râna.

"Kuzum....."diyen kızın sesi, neşeli halinden uzaktı. "Bula bildin mi parayı?"

Rana hem de en son işinde birlikte çalıştığı iş arkadaşıydı. Kimsesiz çocuklar vakfına bağlı bir ilk öğretim okulunda üç yıl otizmli çocuklar için hemşirelik yapmıştı.

2 ay önce de okulun müdürü ile girdiği polemik yüzünden işten atılmıştı.

Adam, gözlerinin önünde ilk okul 4. sınıfa giden otizimli bir çocuğu dövmüştü.

Çocuğu adamın elinden alıp ağızına geleni söylemişti. Gözü döndüğü zaman kimseyi tanımıyordu. Başının hep dikine giden, dediğim dedik bir yapısı vardı.

"Bulamadım."dedi meyyus sesiyle. Çıkılmaz bir durumdaydı artık.

"Ne yapacağım ben Râna?" çoktan gardını indirmiş, sesi sonlara doğru titremişti.

"Kardeşim, eğer parayı bulamazsam, kardeşim-...."dediğinde cümlesini tamamlamadan ağlamaya başlamıştı.

11 yaşındaki kardeşi, tam 4 yıl önce beyninde bulunan sorun yüzünden yürüyemez hale gelmişti.

Beyin omurilik soğanında dejenerasyonu vardı.

Hayatınızda göre bileceğiniz en illet hastalıklardan biriydi.

Rahmetli babacığının en büyük hayali idi kızının bir hemşire olması. Ama maalesef göremeden hem annesi hemde babası bir daha dönmemek üzere son yolculuklarına çıkmışlardı.

"Elimde olsaydı inan sana yardım ederdim Feride'm. "Dediğinde Râna'nın da sesi titriyordu artık.

"Ferit benimde kardeşim sayılır. Ama durumumu biliyorsun."

Feride, akan gözlerini elinin tersiyle silerek, hem sesini hem kendini toparlamıştı.

"Biliyorum."dedi tek düze tutmaya çalıştığı sesiyle. "Neyse benim kapatmam gerekiyor. Hastaneye uğramam gerek. Bir bakacağım ne yapa bilirim diye. "

Telefon kapandığında, ağır hareketlerle oda kalkmıştı yerinden

Sokakta gürültüyle oynayan çocuklara çevirmişti bakışlarını son bir kez.

Bir gün Feritininde onlar gibi koşup oynamasını o kadar çok istiyordu ki. Hayat gayesi bundan öte değildi artık.

Derin bir nefesi ciğerlerine çekip, vermeden bekledi. Gözlerini kapatarak içinden sessiz duasının kabul olması için yaradanına yakarmıştı.

***

Seadet hanım oturduğu masasında geriye doğru yaslanarak, gözlerini dinlendirmek adına hemen gözlüklerini çıkarmıştı.

Sabah abisiyle arasında olan konuşmadan sonra düşünmekten başı ağrır olmuştu artık. Cihangir onun öz olmayan evladı gibiydi, bir yeğenden çok.

Eskileri hatırlıyordu da yeğeni hep onu ziyarete İstanbul'a uğradığında gelirdi. O koca kalıbının içinde taşıdığı o kalbi en iyi tanıyan kardan biriydi Seadet hanım. Cihangir dışardan soğuk gorunsede içinde altın gibi bir kalbe sahipti.

Şimdilerde saniyelikte olsa kimsenin yüzüne bakmadığı o gözlerinde hep kendisine ne kadar değer verdiğini hissederdi. Yeğenini öz evladı olsa ancak bu kadar severdi.

Kendisi hiç evlenmemişti. Yıllarca gecesini gündüzüne katıp çalışmıştı. Geldiği bu konum abisinin ona sunduğu destekten çok, kendi başarısıydı.

Doçent Doktor Seadet Ahvanoğlu....

En büyük hayalini yaşamak ondan çok büyük ödünler götürmüştü. Mesela hiç bir zaman bir ailesi olamayacağını bildiği için evlenmeyi düşünmemişti. Onun en büyük aşkı işiydi.

Başını yasladığı koltuktan çekip, masanın üzerindeki saate çevirmişti bakışlarını.

Asistanının getirdiği imzalamak için bir ton dosyayı inceleyerek geçirmişti saatlerini. Onlarca hasta dosyaları ve hastanenin haftalık raporlarını her hafta saatlerini harcayarak tek tek okurdu .

Kapının tıklatılmasıyla, düşüncelerini dağıtıp, oturduğu yerde toparlandı.

"Girin..."diye naif sesiyle kapının önündekine seslenirken, içeri hastanenin cerrahi bölümü başkanı olan kendisininde uzun yıllardır arkadaşlık kurduğu Semiha girmişti.

Semiha doktor, sevecen bir gülümsemeyle, "Gele bilir miyim?"diye başını içeri sokmuş yaşına bakmaksızın sevimli bir halle ona bakıyordu.

Onu gördüğü için sevinmişti Seadet hanım.

"Tabikide..."dedi yüzüne yarım yayılan tebessümüyle .

oturması için karşı koltuğunu göstermişti Seadet hanım.

"Canın sıkkın...." Dedi Semiha doktor."Bir sorun mu var?"

Bir sorun mu var?

Aslında bir değil bir kaç sorun vardı ama bunu kendisine merakla bakan arkadaşına belli etmek gibi bir niyyeti yoktu o an için.

Daha ağızını açıp yok bir şey diyemeden, özel hattının sesi odada duyulmuştu Seadetin. Elini 1 dakika derce kaldırıp arkadaşına, daha çantasından çıkarmadığı telefonunu çıkardı.

Gördüğü isimle kaşları ufak çatılırken bekletmeden aramayı cevapladı.

"Alo....."

"Alo Seadet hanım....."diyen sesin sahibini duyar duymaz arkadan gelen kırılma sesleri kulağına dolmuştu kadının.

"Sevim ...?"

Ağlamaklı sesiyle "Kusura bakmayın ama ben daha falza dayanamayacağım, canıma tak etti artık."Daha kadın cümlesini tamamlamadan gürültülü bir kırılma sesi bir kez daha duyuldu telefonun diğer ucundan .

"Sevim ne oluyor? Cihangir iyi mi?"demeye kalmadan kadın yine sözünü kesmişti.

"Cihangir bey iyimi kötümü bilmem ama ben artık hiç iyi değilim. Kusura bakmayın sırf siz rica ettiniz diye kabul ettim ama artık daha fazla bu işe devam edemem."

Kadının hızlı hızlı konuşmasına daha bir tepki veremeden telefon kapandı. Elindeki kapanan telefonla bakışlarını kesmeden yerine oturdu.

"İyim misin Seadet? Kimdi arayan, sorun mu var?"

Odadaki varlığını bir an unuttuğu arkadaşının endişeli sesiyle kendisine gelen kadın boş bakışlarını bir kez daha onun yüzüne sabitledi.

"Sevim...."dedi bıkkınlıkla. "Yeğenimin yardımcı hemşiresi.... Sanırsam istifa etti ."

Elindeki telefonu telefonun üstüne gelişi güzel atarken, arkasına yaslandı kadın.

Sevim daha iki haftadır başladığı işine son veren Cihangir'in sayısını unuttuğu bakıcılarından en sonuncusuydu. Bu gidişle sanırsa sonuncu olarakta kalacaktı.

Piyasada yeğenine bakıcılık etmeyen sayılı hemşire kalmıştı artık.

Çünkü yeğeni bütün bakıcılara kök söktürüyordu degim yerindeyse. Gelen bakıcılar en uzağı 1 ay dayana biliyordu

Cihangir hepsini kaçırmanın yollarını iyi biliyordu ve bundan da asla vazgecmiyordu. Evinde kati surette bir yabancı istemiyordu. Kimsenin kendisine bakmasına, ona yardım etmesine tahammülü yoktu.

Ama bu haliyle de yardım almadan olmazdı....

Olanlardan haberdar olan Semiha"Yine bir kaçırılan bakıcı vakası ha..."diyerek bakışlarını boşluğa çevirmişti.

Cihangir tanıyordu.... Bir kaç kez kazadan önce hastaneye halasını ziyaret ederken karşılaşmıştı.

Daha sonra kazadan sonra aylarca hastanede yatarken onunla ilgilenen bilhassa kendisi olmuştu. .

Cihangir'in ne kadar sert ve kaba biri olduğunu hastanedeyken kovaladığı hemşirelerden biliyordu. Kimseye tahammülü olmayan biriydi ve budurumunu her kes anlamaya çalışıyordu.

"Sanırım artık gazeteye ilan vereceğim... Bakıcı aranıyor diye..." Seadetin umutsuz çıkan sesi kendisine bile yabancı gelmişti.

"Ne bakıcı kabul ediyor, ne tedaviye devam etmek istiyor ne de tetkiklerinin yapılmasına izin veriyor. "Sesi çatallaşıp buğulaşırken, Semiha oturduğu yerden uzanıp arkadaşının elini tuttu

Seadetin Cihangir'i ne kadar sevdiği Semiha çok iyi biliyordu. Onu kendi evladı gibi gördüğünü başında uykusuz geçen gecelerinde anlamıştı. Kadın asla başından ayrılmıyordu yeğeninin kazadan sonra.

Elinin üstünde hissettiği sıcaklıkla buğulu gözlerini arkadaşına çevirdi.

"Ben ne yapacağım Semiha. Oğlum yerine koyduğum yeğenimi kaybediyorum. "

"Canım arkadaşım....Bir yolunu bulacaksın inanıyorum ben sana. "

Semihanın telkin verici sözleri bir nebzede olsun yangın yerine dönmüş yüreğine su serpmiyordu kadının.

"Düşüneceğiz, bulacağız Bir yolunu. "

"Nasıl, nasıl olacak inan bilmiyorum.. Babası Mardin İstanbul arasında kalmış. Evde emektar bir çalışandan başka kimse yok. Bu çocuk nasıl tedaviye ikna olacak, inan bilmiyorum.. "

Süleyman bey Mardin'de Ahvanoglu aşiretinin başındaki isimdi. Bu elim kaza olmasaydı şimdi bütün selahiyetlerini oğluna devretmiş kabuğuna çekilmişti yaşlı kurt. Ama takdiri ilahinin yazdığı kader yüzünden haftanın üç günü burda 4 günü Mardin'de geçiyordu ömrü.

Torun sevecek yaşta olan adam yollardan kalan ömrünü de bitiriyordu.

Semiha elini arkadaşının elinden usulca çekip yerine yerleşirken, düşünmeye devam ediyordu.

32 yaşında, ömrünün baharında olan bir adamı ne hayata geri döndüre bilir onu düşünüyordu.

Bir an beyninde yanan ışıkla "Buldum......Aşk...." dedi yanında ki arkadaşına dönerek...

Bir an Seadet onun ne dediğini anlamazken"Efendim...?"demeden edemedi.

Onun bu fikrine nasıl bakacağını düşünmeden, oturuşunu dikleştirip"Genç bir adamı, bu zifiri karanlıktan sence ne çıkarır Seadet?"dediğinde Seadet hanım hala onun ne demek istediğini anlayamıyordu.

"Açık konuş Semiha, ne dediğini gerçekten anlamıyorum."

"Aşk diyordum aşk..... Cihangire en iyi gelebilecek merhem aşk...."

Onun bu dediklerini duyduğu an Seadet cani bu kadar sıkkın olmasa kahkaha atabilirdi.

"Saçmalama Semiha, ne aşkı? Ben diyorum adam perdeden dışarı bakmıyor sen diyorsun aşk...."

Peşin hüküm fikrine karşı geleceğini bilen Semiha"Hemen bu fikri kestirip atma Seadet, bir düşün.... Umutsuz birini nasıl kazana bilirsin ki, nasıl yaşama isteğini artırabilirsin? "Dediginde karşılığında bezgince göz deviren birini beklemiyordu.

"Semihacığım, senin iyi niyyetini anlıyorum ama bu fikrin fazla romantik değil mi? Hem de Cihangirin-...."sözünü tamamlamadan aklına dolusan anılar keyfinin sahada kaçmasına sebep olmuştu.

Onu hastane odasında, tekerlekli sandalyede bırakıp giden eski sevgilisi gelip çöreklenmişti zihnine.

Cihangir'in bir daha bir kadına güveneceğini hele hele aşık olacağını asla düşünmüyordu. Bunu karşındaki kadına anlatmayacağı için fikirlerini kendine saklamıştı. Arkadaşının ona yardımcı olmak istediğini biliyordu ama böyle uçuk kaçık fikirlerede düşünecek ne zamanı ne de isteği yoktu Seadetin.

"Hem ne yapayım, gazeteye ilan mı vereyim. Aşık olunacak, bu yaş aralığında birini arıyoruz diye" abez fikrine böyle abez karşılık vermişti kadın.

"Üzgünüm Sadoş ama kimse artık eskisi kadar gazete okumuyor."dedi kadın muzip bir tavırla. Yüzüne yayılan yarım tebessümle arkadaşına minnetle baktı Seadet. Bu halinde bile kendisini güldüre biliyordu.

Semiha kendisine hiç benzemiyordu. Hem şen şakrak bir kadındı cerrah olmasının yanı sıra. Hem de Başarılı bir doktordu, bir yere girdiği zaman gençken de şimdi de hep ilgi odağı kendisi olurdu. Onun hep bu özelliğini severdi Seadet. 25 yıllık bir arkadaşlıkları vardı iki kadının.

"Uzatmayacağım ama sen de bunu bir düşün arkadaşım."

Doktor önlüğünün cebinden çıkardığı küçük aparatın titremesiyle elini cebine atıp çıkartmıştı. Semiha cihazın düğmesine basıp ayaklanırken, "Beni acilden çağırıyorlar, gitmem lazım."demişti.

Kapıdan çıkmadan da "Dediklerimi litfen bir düşün.... "Demedende edememişti.

Geride beynine saldığı kurtçuklarla uğraşan arkadaşını bırakarak.

***

"Ne oluyor burda.....?"dedi Seadet hanım tek düze tutmaya çalıştığı sesiyle.

Onu gören görevli kadın, hemen oturduğu koltuğundan ayağa kalkınca, Feride karşısında gördüğü kadınla birazda olsun rahatlamıştı.

Karşısındaki vurdum duymaz kadından ziyade,bu hastanın başhekimi olan bu kadının nasılsa sıcak kanlı olduğunu diğer hasta yakınlarından duymuştu. Ama şu an karşısında çattığı kaşlarıyla bir kendisine birde görevli kadına bakıyordu. Bu durum karşısında ezilmişti genç kız.

Sonuçta burası hastaneydi ve kimseyi rahatsız etmek gibi bir hakkı yoktu.

Utanmıştı. Sanki az önce bu lağubali kadına diklenen kendisi değilmiş gibi. Başını hastanenin beyaz zeminlerine çevirip onları incelemeye başlamıştı.

"Çok üzgünüm Seadet hanım, bu tatsız olayın size yansımasını hiç istemezdim. "

Seadet, çatık kaşlarının altından baktığı karşısında ki, hastane personeline daha fazla açıklama yapması için zaman tanımıştı.

"Bu hanımefendi hastane masraflarını karşılayamadığı için, tatsızlık çıkartıyor. "

Kendisi hakkındaki bu yalan ithamları duyar duymaz Feridenin keskin bir bıçaktan farksız olan bakışları karşındaki bu hadbilmez kadına yönelmişti.

"Siz kim oluyorsunuz da, bana böyle iftira atıyorsunuz!?"

Yanındaki baş hekimi umursamadan anı çıkış yaptığı için Feride bir ara kendisine kızmayı düşünüyordu. Ama o an bu an değildi. Şu anda istediği tek şey bu saçları çakma sarışın olan kadının haddini bildirmek ti.

Küçük bedenine inat bir anda yanı başındaki kızdan çıkan ses Seadet hanımı ona dönmeye zorlamıştı. Az evvel yüzü yerde olduğu için görmediği kızın yüzünü şimdi daha net göre biliyordu.

İri gözlerine tezat, yüzü ufacıktı. Küçük hokka burnu, ağladığı için mi yoksa sinirlendiği içinmi bilinmez kızarmıştı. Ama iri gözlerinin yaşardığını Seadet hanım rahat bir şekilde durduğu yerden göre biliyordu.

Çok güzeldi, sert bakışlı çehresinin altında çakmak çakmak yanan gozleriyle meydan okuyor gibiydi karşınızdaki kıza.

Daha sonra gözlerini hastanenin baş hekimine çevirmişti Feride.

İçinde firtinalar kopan o bal gozlerinde bıçak gibi keskin sesi eşlik ediyordu.

"Bakın ben buraya sadece bir kaç gün müsade istemek için gelmiştim. Üç gün içinde ödeyeceğim. Her ay eksiksiz günü gününde ödüyorum. "

Kadın bu karşısında gördüğü küçük kızdan daha doğrusu gördüğü bakışlarından çok etkilenmişti. Kızın derdini oldukça merak ediyordu. Ama kız ona tek kelime etmeye fırsat vermeden tekrar konuşmaya başladı.

"Sadece 3 gün. .."

"Kızım...."dedi.

Kızım.....

Belki de Feridenin bu hayatta en çok sevdiği ona sesleniş şekliydi.

Babasından annesinden....

Bu tek kelimeyle durdurdu hiddetini...

Utandı o an. Bir an hiç kendisini tanımayan birinin yanında böyle bir anda parlamayı hiç istemezdi oda.

"Gel otur, derdini anlat bana. Eminim sana yardımcı ola bilirim... "Diye sözlerine devam etmişti Seadet.

Nedendir bilinmez, bu karşında gördüğü kızın derdini duymak istemişti.

Dominant bir kadındı Seadet hanım. Pek kendinden ödün vermez, pekte çalışanlarıyla yüzgöz olmazdı. Ama Hastanesi'nde her kes tarafından çok sevilirdi.

Hasta yakınlarına saygılı olmak en büyük ilkesiydi. Çalışanlarından da kendisi gibi bir yaklaşım beklerdi hep.

Kızın koluna dokunup onu koridordan çıkarırken arkasında kalan personeline başıyla yerine geçmesini işaret etmişti.

Feride, sinirden titreyen ellerini saklamak için birbirine kenetlerken karşısındaki bu kadından böyle bir yaklaşım beklemiyordu.

Onun kim olduğunu iyi biliyordu.

Yaklaşık 4 aydır bu hastanenin yolunu kendisinde mesken tuttuğu için burda çalışanları tanıyor gibiydi. Bu karşında gördüğü kadın bu hastanenin başhekimi olduğundan haberdardı yani.

Seadet genç kızı, koridorun sonundaki asansöre bindirip, kendi odasına çıkarırken, kapıyı arkalarından kapatarak yerine doğru geçti.

Kocaman odada,kız bir an ne yapacağını bilmez halde dururken, Seadet tebessüm ederek"Lütfen otur..."dedi mülayim sesiyle.

Feridede onun bu yaklaşımından güç alarak, kadının karşısında olan siyah deri kaplı koltuklardan birine oturdu

Oda büyük olmasına rağmen minimalist bir zevkle döşenmişti. Büyükçe bir siyah renkte çalışma masası, önünde büyükçe iki koltuk vardı. Beyaz kitaplıklara kitaptan çok ödül ve plaketler gözüne çarpıyordu.

Aslinda kapıdan içeri girer girmez gözüne ilk çarpan, bunlar değildi. Gözüne ilk çarpan tavana kadar ilerleyen dev bir aynaydı. Odadaki her şeyi kendinde aksettiren ayna.

Feride hayatı boyunca hiç, bir başhekimin odasına girmemişti. Ama bu kadar büyük bir aynanın gereksiz olduğunu düşünmüştü.

Karşısında ki kadının egoist olduğunu düşündü bir an. Kendini seyretmeyi seven, başarılarıyla övünen bir egoist.

Ama kendisine tebessümle karışık bariz bir merakla inceleyen kadında egoist bir hava yoktu.

O an kendinden utandı genç kız. Onu dinlemek için odasına kadar getiren kadına bu ifadeleri verdiği için.

Aynada kendisini görenedek düşünceler içinde dalarken bir an kendisini görünce duraksadı bakışları.

Perişan bir görünümdeydi. Dokunsalar ağlayacak gibi duruyordu. Belki de bu kadının kendisine acımasına sebep olup onu buraya kadar getirmişti bu durum.

O her zaman hayata meydan okuyan bakışlarında ki yılmışlığı, oturduğu yerden bile göre biliyordu.

"Ayna..."dedi Seadet hanım, Feride gibi bakışlarını bir duvarı boydan boya kaplayan aynalara dönerek.

Feride kadının sesiyle ona dönerken "Bana kim olduğumu unutturmasın diye var..."diye devam etmişti kadın.

"Kendimi hiçbir zaman dev aynasından görmeyeyim diye, Kim olduğumu, kanımda akan kanın ne olduğunu unutturmasın diye var bu koca ayna..."

Yarım tebessümle aynada kendine bakarak söylemişti sözlerini Seadet hanım.

Bu kıza neden bunları anlatıyordu bilmiyordu ama kızın hırsla parlayan irislerine çökmüş yangını göre biliyordu. O yangında kendini görüyordu. Aynı hırslı bakışı her gün aynaya baktığında gittikçe yaş alan gözlerinde göre biliyordu.

Daha sonra kendisine sessizce bakan kıza dönerek tebessümünü derinleştirdi. Ellerini birbirine kenetlenerek masanın üstünden, yerinde diklestirdi.

"Seni dinliyorum..."dedi bu sessizliği bozarak.

Feride bir an konuşmayı unuttuğunu düşündü. Kendisine böyle şevkatle bakılmayalı ne kadar oldu diye geçirdi içinden.

"Ben rahatsızlık verdiğim için özür dilerim sizden. "Dedi ilk başta.

"Adım Feride "dedi. "Feride Altaylı.... Hastanenizde yatan Ferit Altaylının ablasıyım. Siz beni tanımıyorsunuz normal olarak ama ben sizi tanıyorum Seadet hanım..."

Kızın temiz bir şekilde kendini tanıtmasını, yüzünde yarım bir tebessümle izliyordu Seadet hanım. Bu tebessüm Ferideyi devam etmesine teşvik ediyordu bir nevi.

"Kardeşim...."dedi geçen kız... Gözlerine o an oturan hüznü kendisi goremesede karşındaki kadın buna açık şekilde şahit oldu .

Omuzlarına kadar gelen saçlarını kulağının arkasına atıp"Ferit 11 yaşında.... Omuriliğe bağlı ağır dereceli dejenerasyon hastası... Yaklaşık 3-4 ay önce hastanenize yattı. Her ay düzenli olarak hastane masraflarını ödüyordum. Ama maalesef iki hafta önce çalıştığım yerden ayrılmak zorunda kaldım "dedi.

Külliyen yalandı daha doğrusu Küçücük hasta çocuğa el kaldıracak kadar alçak olan patronu tarafından işten kovulmuştu.

Sonlara doğru sesi kısık çıkmıştı Feride. Cümlesini nasıl bağlayacak diye düşünürken tedirginlikle, Seadet" Ne iş yapiyordun?"diye sordu onun bu kasvetli havadan çıkarmaya çalışarak.

"Devlete bağlı bir okulda özel olan çocukların hemsireligini yapıyordum. Otistik ve ilgiye ihtiyacı olan çocukların bulunduğu bir kurumdu."

Sözlerini bitirir bitirmez başını aşağıya saldı genç kız tekrar.

Aslında o utangaç bir kız değildi. Tam tersi dobra bir insandı. Sözlerini sakınmadan söyleyen biriydi. Ama o gün o koltukta hastane masraflarını karşılayamayan biri oturuyordu o kız Feride değilmiş gibi geliyordu kendisine.

Genç kız bunları düşünürken, Seadet ise sabah odasından çıkan Melihanın aklına saldığı deli fikirlerin pençesindeydi.

"Calişmiyorsun yani?"diye sordu aslında kendineydi bu sözleri. Akıl muhakemesini yürütüyordu.

Feride ise o an kadının bu ılıman tavrını suistimal edip etmediğini düşünüyordu. Ondan biraz zaman istese acaba onu yanlış anlar mıydı.

"Evet çalışmıyorum ama hastanenin masraflarını en kısa muddette ödeyeceğim bundan emin ola bilirsiniz. Ben sadece sizden biraz za...."

"Çalışmak ister misin Feride? "

Daha cümlesini tamamlamadan kadının sorduğu soru daha doğrusu ettiği teklifle bir an afalladı.

"Pardon..."dedi gözlerini açarak.

Onun bu şaşkın ifadesine karşısında ki kadın tebessümle karşılık verdi

O an akıl muhakemesini sonlandırmıştı Seadet. Bunu karşındaki kız bilmesede bitmişti.

Semihanın saçma planı aklında bütün gün dolanıp dururken iki zeki kadının bula bula bu çözümü bulmasına bir taraftanda çok aptallık olarak görüyordu.

Fakat Seadetin dalga geçtiği konuda kızı gazeteye veremeyecek olmasıydı. Böyle bir şeyi gerçekten gazeteye veremezdi ya.

Hem aşk öyle ilan vermekle, yada siparişle olunacak bir şey değildi. Semiha bu işin burasını düşünmemiş miydi.

Ama Seadet, bu gördüğü kızın efsunlu irislerine gördüğü an ne kadarda güzel olduğu geçirmisti ilk içinden.

Mahzundu gözleri....

Kısa boyluydu Feride, boyuna tezat kocaman bir kalbi vardı. Çalıştığı okuldaki bütün çocukları içine sığdıracak kadar, kardeşinin bu amansız hastalığında ona kolkanat gerecek kadar kocaman bir kalbi.

Dahası hiçte yaşına göre bir görünüşü yoktu 24 yaşındaydı Feride. Ama taş çatlasın 19 20 yaşında bir kıza benziyordu. Buna kısacık kestirdiği omuzlarına zor değen saçlarının da etkisi vardı tabi.

"Benim bir bakıcıya ihtiyacım var Feride..."dedi Seadet onu süzmekten vazgeçerek.

"Ama zor bir iş baştan söylemeliyim. Hastan olacak kişi, tahammül sınırlarını zorlayan biri olacak."

En baştan bazı gerçekleri söylemekte fayda vardi değil mi?

Feride çattığı kaşlarının altından hala kadına anlamsız bakışlar atıyordu.

"Ben gerçekten anlamıyorum sizi."dedi .

"Bak..... Benim acilen bu gün bir bakıcı bulmam lazım. Seninde en kısa müddette bir iş bulman lazım. "Dediğinde yüzünde ciddi olduğuna dair bir ifade sergiliyordu Seadet.

"İstanbul'un en iyi hastanelerinden birinin baş hekimi olarak, daha yarım saattir tanıdığınız birine bakıcılık mı teklif ediyorsunuz? Etrafınızdaki onca hemşire tanıdığınız onlarca hasta bakıcı insana rağmen. Beni tanımıyorsunuz bile."

Hem akıllı hem güzel dedi içinden Seadet. Birde her şeyi fazla sorguluyor.

Fazlaca saçma bir durum olarak görüyordu bu durumu Feride. Hiç tanımadığı bir kadın hiç tanımadığı birine pat diye bir iş teklif ediyordu.

"Dediğim gibi hastan olacak kişi çok zor biri...."dedi derince nefes alarak kadın"Emin ol senden önce onlarca hasta bakıcı eskitti."

"Peki neden ben?"diyerek yeni bir soru yöneltti. Aklında cevap bulmasını istediği bu konuyla ilgili bir çok soru oluşmuştu. Cevapsız bir çok soru.

Feride akıllı bir kızdı. Karşındaki kadın ise ondanda akıllıydı.

"Sen, bence tuttuğunu koparan bir kızsın Feride. Garip bir şekilde sende bu potansiyeli gördüm ben. "

Feride kadının samimiyyetine inanmak istedi bir an.

Bu kadın onu kötü yola çekecek değildi ya diye geçirdi içinden. Düşüncesinin ne kadar saçma olduğunu o an anladı.

"Eskilerin bir lafı vardır bilir misin ? İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş.... Gerçi bu konumda doktor olan benim ama...."dediğinde karşısındaki kızın düşünceli halini birazda dağıtmak istemişti kadın.

"Hasta kim?"

"Yeğenim...."dediğinde ardından büyük bir sessizlik getirmişti.

Genç kız, kadının yüzünün düştüğünü gördü. Anlaşılan gerçektende yeğenini düşünüyordu. Ama yeğenini düşünen bir kadın neden ilk karşılaştığı kişiye böyle pat diye iş teklif etsindi ki.

"Otistik mi?" Diye yeni bir soru yönelttiğin de, Seadet hanım burukca güldü.

"Hayır..."dedi"4 yıl önce araba kazası geçirdi. Kötürüm...."

Kadının düğüm olan sesini hissetti bir anda Feride. Üzüntüsünü içinden hissetti. Sevdiğin bir insanın yürüyüp koşamaması ne demek çok iyi biliyordu o. Çünkü kendi kardeşi de yaşıtlarından kopuk bir biçimde büyüyordu.

"Zavallı çocuk...."dedi fısıltıdan farksız çıkan sesiyle. Ama bu sesi Seadet duymuş olacak ki" Çocuk değil, adam...."diyerek onu düzeltmişti.

"Adam mı? Ama ben küçük çocuklara bakıcılık yaptım bu güne kadar.... Hiç yetişkinlere yapmadım.."

"Her şeyin bir ilki vardır değil mi Feride...."

Kadının sesi güven verirce çıkıyordu.

"Bak benden müsade istedin değil mi, ama benim sana verecek bir zamanım yok. sana bir gun müsade veriyorum. Eğer ki teklifi kabul edersen aylık 5 bin dolar maaşın olacak. "

Feride duyduğu rakamı bir an idrak edemedi. Beş bin dolar mı?

Bu kadının kur farkından haberi var mıydı?

"5 bin dolar mı?"diye düşüncelerini sesli bir biçimde döktü şaşkınlıkla.

Seadet hanım kendinden emin bir tavırla"Evet" dedi....."5 bin dolar. "

Feride bir an için hemen teklifini kabul etmek istese de bir an duraksadı.

Buraya ne için gelmisti ama şimdi karşısındaki kadın ona işini yapmak karşılığında beş bin dolar mı teklif ediyordu. Feride bu teklifi havada kapmalıydı ama içinde onu rahatsız eden bir nokta vardı.

Bu kadına nedense güvenmek istiyordu ama bu kara noktayı görmezlikten gelemiyordu. İçinde oturtamadığı şeyler vardı.

Seadet o an kabul etmesini bekliyordu teklifinin Feridenin, ama kız hala soru dolu gözlerle kendine bakıyordu.

Paraya tamah etmemesi güzel bir meziyetti.

"Ayrıca teklifimi hemen kabul edersen kardeşinin hastane masraflarını almayacağız bundan sonra.... 5 binden ilaveten "Deyiverdiğinde Feride yine şaşkınlıkla baka kaldı kadın.

Acaba bu kadın suskunluğunu fiyatı arttırması için mi yaptığını düşünüyordu.

"Bana zaman verir misiniz düşünmek için?"dediğinde kadının ona bu zamanı vereceğini düşünüyordu. Ama tam tersi "Benim zamanım yok Feride...."dedi Seadet. "Benim bir en geç yarın sabah o eve bir bakıcı götürmem gerekiyor. "

Bir sessizlik çökmüştü o an odaya.

"Bak bu benim numaram."deyip, masanın üzerinde olan küçük bölmeden bir kartvizit çıkarıp önüne koydu.

"En geç bu akşama kadar bana cevap vermeni istiyorum. "

Feride hiç bu kadar tereddütle kaldığını hatırlamıyordu. Neden tereddütteydi ki? Bu teklifi hemen kabul etmesi gerekmez miydi?

Ama yapamıyordu işte. Hemen bu teklifi kabul edemiyordu sebepsizce.

"Peki"diyerek kartviziti eline aldı. Dahası ayaklanırken Seadette kalkmıştı oturduğu yerinden.

Gitme vakti gelmişti sanırsa. Burdan çıkıp kardeşinin yanına gidecekti.

Aslında daha önceden orda olması gerekiyordu. Ama hayat yaptığı planları es geçip kendi yazdıklarını oynatıyordu sahnede.

Kapıdan çıkamadan önce"Senden haber bekliyorum Feride."dedigini duymuştu.

***

"Abla....."diyen titrek sesi duyduğu an Feride bu gün harelerine bir kez daha söz dinletememişti.

Feride ağlamayı hiç sevmezdi oysa ki.

"Canım...."diye kucakladı o naif sesi.

"Bu gün geç kaldın....."demişti Ferit.

Yattığı yerden, hiç bir uzvunu kıpırdatamadan onu izliyordu. Feride onu her böyle gördüğünde ölmek istiyordu

Onu böyle göreceğine ölümü yeğlerdi.

"Sana bunu aldım dediğinde, elinde tuttuğu iki tane DVD 'yi gösterdi.

Yeni çıkan animasyonların DVD 'leriydi bunlar.

Küçük çocuk mutlulukla izlerken"Hadi Hemen izleyelim. "Diyemeden edememişti.

"Tamam bebeğim....ben hemen bunu yazıcıya takıyorum o zaman."dediğinde gözlerinin nemini kurutmakla meşguldü.

Elindeki dvdinin biriyle televizyona yaklaşırken, içeri giren hemşireyle duraksadı.

Canan hemşire, içeri girmeden kapıya omuzunu yaslayıp onları izlemeye basladı.

"Geç kaldın bu gün..."dediğinde Feride başıyla sonra der gibi hareket etmişti.

Televizyonda dvdiyi oynatınca, kardeşinin alnına bir öpücük kondurmuştu. "Ablacığım, ben gün neler yapmışsın bir Canan ablandan öğreneyim hemen geleceğim yanına."

"Çabuk gel ama."

"Tamam."

Kapıdan çıkıp, bir kaç adım atmıştı ki ona doğru gelen hemşirelere başıyla selam vermişti Feride. Daha sonra elinde kahveyle yanı başında biten arkadaşına minnetle bakarken, bu gün kaç saattir boğazından bir şey geçmediğini düşündü.

Kendini çok yıpratıyordu.

"Sağol Canan."dediğinde bir taraftanda boynunu sağa sola haraket ettirerek kendine gelemeye çalışıyordu.



"Geç kadın vallaha Feriti zor oyaladım.... "Dediğinde bir kez daha minnet etmişti ona.

Kendisinin aynı okulda okuduğu arkadaşıyla bir kaç ay önce burda karşılaşması Allah'ın Feride için verdiği güzel hediyyelerdendi.

Zaten bu hayatta bir kaç arkadaşı hariç Ferideyi düşünen hiç kimsesi yoktu.

O an bu gün aldığı teklif geldi aklına. Baştan sona Canana her şeyi anlatırken, Cananın halden hale giren suratına gülmemek için aşırı bir çaba sarf ediyordu genç kız.

"Bir dakika....bir dakika ...."deyip allak bullak olan fikrini toparlamaya çalışıyordu Canan.

"Şimdi bu koskoca hastanenin başhekimi olan Seadet Ahvanoğlundan mı bahsediyorsun sen?"

"Evet.."dedi Feride tek düze bir sesle.

"Kadın sana gelip, hasta bakıcılık yapacaksın dedi yeğenime."

"Evet."

"Üstelik hem kardeşinin hastane masraflarını hemde beş bin dolar maaşın olacak mı dedi?"

Bu durumdan sıkılmış olacak ki Feride "Ay yeter Canan, Evet işte neyini anlamadın."diye çıkıştığında, karşısında ki arkadaşı ona alık alık bakmaya devam ediyordu

"Ferideciğim, üzgünüm ama sen gerizekalı mısın hayatım? "

Duyduğu hakaretle Feride agizina götürdüğü kahvesi durmuştu.

"Aşk olsun Canan."dedi alıngan sesiyle .

"Asıl sana aşk olsun Feride. Kızım senin dolar kurundan haberin yok mu?"

Feride bıkkınca nefesini dışarı verdi. Evet haberi vardı.

"Tabi ki de var... "

"Eeee...?"

"Ne eee'si?"dedi aynı onun gibi. Canan elini Feridenin alnına koyup bir an ateşi falan var mı diye yoklarken , Feride anlamış olacak ki üfleyerek onun elini itmişti.

"Yok ateşin falanda yok. Sen iyi değilsin farkında mısın?"

"Ay Canan, ne bileyim kadın gelip aniden gel yeğenime bakıcılık yap dediğinde böyle kalakaldım işte. Neden ben dedim, benden başka koskoca başhekimin bulacağı bir adam yokmuydu dedim. İşkillendim yani Hem söylediği iş çok sorumluluk talep ediyor. Ben hep küçük çocuklara bakıcılık yaptım, hemşirelik ettim. Nasıl koca adama bakacağım ki şimdi. "

Canan bir an duraksayıp birşeyler hatırlamaya çalışan ifadeyle boşluğa dalırken, bir anda aydınlanma gelmiş gibi kendisine döndü.

"Hatırladım..... "

"Neyi hatırladın?"

"Seadet hanımın yeğenini..... Ben yeni işe girmiştim o zaman burda. Kötü bir trafik kazası geçirmiş. Arabasına tır mı çarpmış ne mi olmuş... Adam ben geldiğim zaman hastaneden çıkış işlemleri yapılıyordu. O zaman onunla ilgilenen hemşirelerin kapı önünde ağladığını şahit olmuştum."

Feride duyduklarına şaşırırken"O derece yani ..."demeden edemedi.

"Evet canım, bir kaçı arasında konuşurken duydum adam delirtmişti onları."

"Bak kendin söylüyorsun, adam zor diye. Ben nasıl baş edeyim."...

Feride bu işte bir kusur bulduğu için o an sevindiğini farketti.

"Ama hayatım, hiç bir işte de o kadar para vermeyecekler sana. Ne kadar borcun olduğunu istersen ben sana hatırlatmayım. Bir kaç günede ev sahibi seni kapıya koyduğunda ne yapacaksın o zaman."

"Ay Canan, bir öyle konuşuyorsun bir böyle. Ne diyorsun ben anlamıyorum ki?"

Canan Feridenin yüzündeki saçını kulağının arkasına iterken"Ben sadece iyi olmanı ,iyi olmanızı istiyorum canım arkadaşım. Hiç değilse bir kaç ay çalışmayı dene. "

Feride ona şevkatle bakan kıza baka dursun, odadan gelen sesle fikri dağılmıştı.

İçeri girdiğinde aklında dolanan düşünceleri bir kenara itmişti. Şimdi önceliği kardeşi olmalıydı.

***

"Ağabeyciğim.."diyen kadının sesiyle daldığı düşüncelerden kendisine gelen yaşlı adam kafasını yasladığı ellerinden ayırmıştı.

Kendisine endişeli gözlerle bakan kardeşini görünce, "Gel Seadet...."dedi oturduğu yerde onada yer ederek.

Seadet hanım koltukta abisinin yanına yerleşirken, düşünceli gözlerinin odağı olduğu için sevindi.

"İyi görmüyorum seni, istersen bir tansiyonunu ölçeyim."

Kardeşinin endişe kokan sesini duyduğu an buruk bir tebessüm oluşmuştu yaşlı adamın yüzünde.

"Gerek yok Seadet. İyiyim ben."

Şiveli aksanıyla, iyi olduğunu söylediği kardeşi buna pek inanmasada bu durumu görmezden geldi onun gibi

"Yarın gidiyor musun Mardin'e?"

"Evet ...."dedi adam diz bir sesle."Sen bir bakıcı bula bildin mi Cihangirime?"

Kadın boşluğa diktiği bakışlarını oynatmadan"Buldum gibi..."dedi

"Nasıl buldun gibi....?"

"Bu gün bir genç kızla tanıştım. Kendisi otistik çocukların bakıcılığını ve hemşireliğinj yapıyormuş. Yani kısaca hemşire."

"Hemşire mi?" Adamın taviz vermekten uzak çıkan sesiyle bakışlarını ona çevirdiğinde"Merak etme sen ben ne yaptığımı biliyorum."demekle yetinmişti Seadet.

O an duyduğu telefonunun sesiyle ayaklanip hemen çantasından çıkardı telefonunu.

Gördüğü kayıtsız numarayla bir an abisiyle göz göze gelmişti. Eğer tahmin ettiği kişiyse, abisine net bir cevap vere bilecekti. Oyalanmadan açıp kulağına götürdü telefonu

***

Yilne uyandığı bir kabusdan, nefes nefese kalkmıştı Cihangir..

Her sabah rutin haline getirdiği bu olayı hala aşamıyordu. Alışamıyordu bu duruma. Gerçi nasıl alışsındı ki .

Bir kez yaşadığı faciayı, her gece kabuslarında tekrar tekrar yaşıyordu. Buna bir insan nasıl alışa bilirdiki.

Derince bir nefesi ciğerlerine çekerken, elini komodinde duran su bardağına götürdü. Bir kaç yudum soğuk suyun boğazından geçmesi, biraz kendine getirmişti

Gün kapalı olan perdelerden azar azar içeri sızarken, Cihangir daha sabahın erken saati olduğunu anlamıştı.

Yatakta durmaktan sıkıldığı için, yanında duran tekerlekli sandalyeye artık alışkın olduğu bir biçimde kendini attı.

Tek bir düğmenin yardımıyla hareket ederek banyoya doğru gitti. Bir kaç saat sonra yine halası bir "bakıcı"ile karşısına gelecekti muhtemelen.

Evet bakıcı ....

nefret ediyordu.

Bu eve gele bu bakıcı kisvelerinin hepsinden nefret ediyordu. Yalnız onlardan değil bu eve ayak basan bütün yabancılardan nefret ediyordu.

Kendisine acıyan gözlerle bakan, rahat etmesi için el pençe duran insanlardan nefret ediyordu. O bakışlarında gördüğü zavallı adamı kaldıramıyordu.

Ama halası asla vazgeçmeyecekti bununda farkındaydı.

Tekerlekli sandalyesini yavaşca sürerek perdeleri sıkıca kapalı olan pencerenin önünde durdu. Gozerini azapla kapadı Saatin yeninden o sinir bozucu olan sesini duymaya adadı tekrar kendini.

Her gün, her Allah'ın günü aynı saate kalkıp bunu yapıyordu.

Hayat bu küçücük odadan ibaretti onun için.

Bir kaç dakika sonra kapısının önünde duyduğu tıkırtılar dan birinin geldiğini anlıyordu.

Bazı duyularını köreltmek diğer duyularının iyi çalışmasına sebep oluyordu. Duymakta onlardan biriydi.

Kapı yavaşca tıklatıldığında tıklanma şeklinden kimin geldiğini anlamıştı Cihangir. Gelen Halasıydı.

Halası çekingen bir tavırla iki kez yumuşak bir kez sert vuruyordu hep kapıya.

"Uyuyorum..."dedi buz gibi bir sesle.

Arkasını dönmeden, içeri girdiğini kapının açılmasıyla anlamıştı halasının.

Başlıyoruz dedi içinden genç adam.

"Cihangir'im...."dedi o sevecen tonda tutmaya çalıştığı sesiyle.

Cihangir halasının bu çekingen sesini artık duymaya alışmıştı. Eskiden nasılda bülbül gibi şen şakrak söylerdi bu lafı. Cihangir'im

Sessiz kalmayı tercih etti bu seslenişe.

Halası da artık alışmış olacak ki bir cevap beklemiyordu artık. Yüzü asılırken, devam etti sözlerine.

"Bu gün yeni biri baslayacak çalışmaya. "

Evet ilk perde açılmış gösteri başlamıştı.

Bir düğmeyle Cihangir halasını görecek şekilde döndü sandalyede.

"Dünkü kaçanın yerine ne çabuk buldun hala"dedi alaycı bir tavırla.

Fakat kenardan biri bu sözleri duysa Sanki karşısındakini azarlıyormuş sanardı. Zira Cihangir'in sesi öyle çıkıyordu.

Halası duruşunu dikleştirdi olduğu yerde. Başını kaldırıp daha kendisinin gözlerine bile bakmaya tenezzül etmeyen yeğenine keşke içindeki ateşi göstere bilseydi diye geçirdi içinden.

Ama nafileydi.

"Sen çocuk değilsin Cihangir... Bir yardımcı kadını kaçırmakta ne oluyor. "

"SEN SÖYLÜYORSUN HALA, BEN ÇOCUK DEĞİLİM....!!!"

Bir anda odada duyulan o boriton bağırış, pencerelerin bile titremesine sebep olmuştu. Aynı şekilde karşında duran kadında titredi o an.

"Benim.Bir.Bakiciya.İhtiyacim.Yok!!"

Sözlerini öyle ezerek söylüyordu ki, kelimeler ağızından firar etmek için can çekişiyordu.

Seadet hanım ağızını bir kaç kez açıp kapamıştı bu zaman diliminde. Ne diyeceğini bilemez haldeydi artık.

"Lütfen...."dedi yalvarır gibi...."Lütfen hiç degilse bunu kaçırma. Baban erkenden Mardin'e gitti. Yalnız olmanı istemiyorum"

O anlarda Cihangir kendisiyle bir bahis oynuyordu.

5 gün......dedi içinden.5 gün veriyorum yeni gelene.

Daha fazla odada durmadı kadın. Dışarı çıktığında yolunu merdivenlere çevirmişti ki kapının çalınması kulağına gelmişti.

Gelmişti.....

Aşağı hızlı adımlarla inerken, evin emektarı Hatice hanım çoktan elini bir bezle kurularak kapıya koşmuştu.

Kapı açıldığında, Ferideyle göz göze ilk Seadet hanım gelmişti.

Kadın sanki son umutmuş gibi bakıyordu Feridenin çakmak çakmak yanan o bal harelerine.

Feridedeyse durumlar bambaşkaydı.

Akşam arayarak işi kabul ettiğini söylemişti. Karşısındaki kadınına sevincini ahizenin bir tarafindan net bir şekilde duymuştu Feride. Bir garibime gidende buydu ya. Bir patron çalışanın işi kabul ettiğini duyunca neden böyle sevindirdi ki.

Ama el mecbur kardeşi için kabul etmek zorundaydı genç kız.

"Feride...."dedi Seadet hanım onun yanına gelerek. "Hoşgeldin...."

Yüzüne yayılan buruk bir gülümseme vardı kadının. Kenardan bakan biri bunu anlayamazdı ama. Feride bu 26 yıllık kısa ömründe bir çok insanla karşılaşmıştı ve insanları iyi tanıyordu. Ve bu gülüşün hiçte normal bir gülüş olmadığını bilecek kadar ustalaşmıştı insanları okumakta.

Ve bu gülüş az önce derin bir hezeyanın içinden çıkan Seadeti anlatıyordu.

"Hoşbulduk...."dedi tek düze tutmaya çalıştığı sesiyle.

"Gel Feride....."diyerek kızı içeri alıp, İlk önce Hatice hanımla tanıştırdı. Hatice hanımı ilkin bakış olarak tatlı biri olarak tanımlanmıştı Feride.

Daha sonra kızcağızdan stresden sıkı sıkıya tuttuğu çantasını alıp, Hatice hanıma verdi.

İçeri doğru adimlarken, Feride evi izlemeye koyuldu. Feride içinden burasının bir ev olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu.

Ev mi demişti, burası ev değildi.

Dışardan gelirken, doğru geldiğinin eminliğini sorgulatmıştı. kaç kez kendini yeniden tekrar tekrar adrese bakarken bulmuştu.

Doğru gelmişti. Devasa bir malikanenin önünde durmuş endişeli gözlerle karşısında ki evi izliyordu.

Bir an durup yutkunma isteğini bastırarak kapıdaki güvenlikten adını söyleyerek içeri girme izninin olduğunu öğrenmişti.

Kapıda ve bahçede ondan çok korumanın kol gezdiğini görünce genç kız bir anda kendini bir mafya dizinsinin içinde hissetti . Allah aşkına bunca adam neyi yada kimi koruyordu böyle.

Ve işte şimdi evin ortasında durmuş, etrafını süzüyordu.

"Feride...?"diyen kadının sesiyle daldığı düşüncelerden sıyrılmıştı bir anda.

"Efendim...."

"Rahat geldin mi diyorum?"

Başını aheste aheste sallayıp "Evet. Rahat geldim ." Demekle yetindi.

Seadet biraz zaman kazanmak için sohbet etmeye çalışıyordu. Maksadı, Ferideyi biraz daha yakından tanımaya calismaktı. Daha sonra yukarı çıkararak onu Cihangirle tanıştıracaktı. Ama o an telefonundan gelen melodiyle hemen kızın yanından ayrılıp, cevaplamak zorunda kalmıştı.

Arayan asistanıydı ve acil kurul toplantısının erkene alındığını söylüyordu. İşte bu hiç iyi değildi.

Sinirle soluyarak telefonu kapatıp geri döndüğünde, Feride sanki anlamış gibi ayağa kalkmıştı oturduğu koltuktan.

"Benim çıkmam gerekiyor, ama seni ilk olarak Cihangirle tanıştırmam lazım."dediğinde Feride başını olumlu anlamda sallayarak kadının yanına gelmişti.

4 katlı evin en üst katına merdivenli çıkmanın zahmetli olacağını düşünmüş olacak ki, asansöre bindirmişti kızı.

Feride bu asansörün normal olmadını içine girer girmez anlamıştı. Normalden büyük ve basıktı.

Anladığı kadarıyla bunun hastasıyla ilgisi vardı.

Yukarı çıkar çıkmaz Feridenin bedeninden bir ürperti geçmişti. Ayakları geri geri gimtek istiyormuş gibi adımları yavaş ve temkinliydi. Sanki bir korku filminin içindeydi ve birazdan bu yanındaki kadın onu bir canavarın önüne sabah kahvaltisi olarak atacak gibiydi.

Buna içinden kahkahalarla gülmek istedi genç kız.

Yanındaki kadın bunu anlamış olacak ki, "Endişelenme, ben bu işin ustesindem geleceğine eminim senin."dediğinde Feride nazik bir şekilde gülümsemişti.

Aslında endişelenmiyordu, nede korkmuyordu. Ama garip bir şekilde rahatsız hissediyordu. Vede içinden uydurduğu senaryolara gulmekle meşguldü.

İki günün içinde kendini böyle bir evde çalışan olarak bulacağını düşünmüyordu her şeyden önce.

Ama alışacaktı... Feride nelere alışmamıştı ki ....

Bir kaç adımda koridorun sonunda ki odanın önünde durduklarında , Feride yanındaki kadininda verildiğini hissetti bir an. Ama sadece bir andı. Daha sonra hemen kendini toplamış gibi kendine dönmüştü kadının çehresi.

Ona güven veren bir tebessümle bakarken kapıyı tıklayarak içeri girdi.

Feride neyle karşılaşacağını bilmiyordu ama odanın içinin zifiri karanlık olmasını beklemiyordu.

Aklından geçen korkunç film senaryolarını destekleyen bir görüntüydü bu. Sabahın dokuzunda bu odanın bu kadar neden karanlık ve havasız oldugunu kaçıncı kez içinden sorsada dışında sadece kadının hareketlerini takip ediyordu.

Acaba gerçektende onu bir canavarın önüne atmayacaktı değil mi? Yada Cihangir denen o adam gerçekten de bir canavar değildi değil mi?

Değildir canım... Yani Feride öyle olmasını umut ediyordu.

"Cihangir..."dediğini duyduğunda aklındaki saçma düşünceleri kovalayarak odada bir kıpırtı aradı genç kız. "Bak senin yeni yardımcını getirdim. Seninle tanışmak istiyor. "

Ama karanlığa alışmamış gözleri, odayı ne kadar tavaf ederse etsin bir hareketlilik görmemişti .

O an birden odanın aydınlanmasıyla gözlerini aşırı ışığa karşı kısmıştı Feride.

Cihangir karşısında gördüğü kızı koyu yeşil harelerinin kıskacına alırken, içinden daha bir zaman önce kendisiyle girdiği bahsi yeniliyordu.

5 gün demişti değil mi bahsinde........ bu kız en fazla 3 gün dayanırdı bu eve. .

İlk Bölümün Günahı olmaz derler. 7000 kelimelik bir bölümle karşınızda olmaktan gurur duyuyorum. Satır içi yorum ve görüşlerinizi benimle bölüşürseniz çok mutlu olur bu yazarkuşunuz... Ha birde o küçük yıldız var tabi.Umarim beğenmişsinizdir.

Gelecek bölümde görüşmek üzere.

Bölüm sonu

1 yorum