İçeriğe geç

Dağ Başındaki Çilek 🍓

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Dağ Başındaki Çilek 🍓

Bölüm 1

Yalnızlık

Bölüm 1 — Yalnızlık

Pazartesi sabahları okulun koridorları her zaman olduğundan daha kalabalık görünürdü.

Ayak sesleri...

Bağırışlar...

Gülüşmeler...

Dolapların sertçe kapanma sesleri...

Birbirlerine yetişmeye çalışan öğrenciler...

Aras Yalın bütün bu seslerin arasında yürürken, sanki hiçbirinin gerçekten içinde değildi.

Çantasının askısını sıkıca tuttu.

Başını öne eğdi.

Kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordu.

Aslında bunun nedenini biliyordu.

Birinin gözlerine baktığında, o kişinin yüzünde kendisiyle ilgili ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. Son zamanlarda insanların bakışlarını okumak onun için istemeden geliştirdiği bir alışkanlığa dönüşmüştü.

Sınıfa girdiğinde birkaç kişi ona baktı.

Aras bunu fark etti.

Ama fark etmemiş gibi davrandı.

Sırasına geçti ve çantasını sessizce yere bıraktı.

En arka sıradaki pencerenin yanına oturdu.

Dışarı baktı.

Gökyüzü griydi.

Yağmur henüz yağmıyordu ama bulutlar, sanki birazdan başlayacakmış gibi ağır ve karanlıktı.

Aras defterini çıkardı.

Sayfanın köşesine küçük bir çilek çizdi.

Sonra yanına bir tane daha çizdi.

Bir tane daha...

Kaleminin ucu sayfanın üzerinde durdu.

Aras çizdiği çileklere birkaç saniye baktı.

Neden sürekli çilek çizdiğini kendisi de bilmiyordu.

Belki küçük oldukları içindi.

Belki kimsenin onları fark etmemesi hoşuna gidiyordu.

Ya da belki...

Bazı şeylerin ne kadar küçük olursa olsun yine de büyüyebildiğini düşünmek istiyordu.

“Yine mi çiziyorsun?”

Aras'ın eli aniden durdu.

O sesi tanıyordu.

Başını kaldırmadı.

Mert.

Mert'in ayak sesleri yaklaşırken Aras'ın omuzları fark edilmeyecek kadar gerildi.

Mert, Aras'ın masasının yanında durdu.

“Ne çiziyorsun bakalım?”

Aras defterini kapatmak için elini uzattı.

Ama Mert ondan önce davranıp defteri aldı.

Aras'ın parmakları havada kaldı.

“Ver onu.”

Sesi çok kısıktı.

Mert deftere baktı.

“Çilek mi?”

Yanındaki iki kişi güldü.

“Çocuk resim defteri gibi geziyor.”

Aras'ın yüzü ısındı.

Gülüşmelerin arasında kendisini küçücük hissediyordu.

Yine de başını kaldırmadı.

Mert birkaç sayfayı çevirdi.

“Bunda da var.”

Bir sayfa daha çevirdi.

“Bunda da.”

Aras'ın parmakları dizlerinin üzerinde sıkıca kenetlendi.

“Ver.”

Bu kez sesi biraz daha belirgindi.

Mert başını kaldırıp ona baktı.

“Ne dedin?”

Aras birkaç saniye sustu.

Mert'in yüzündeki alaycı gülümseme büyüdü.

Aras nefesini yavaşça verdi.

“Defterimi ver.”

Mert bir an hiçbir şey söylemedi.

Sonra defteri masanın üzerine bıraktı.

Aras hemen uzandı.

Tam defteri alacakken Mert yeniden kendine doğru çekti.

Sınıftan birkaç kişi daha güldü.

Aras'ın yüzündeki sıcaklık kulaklarına kadar yayıldı.

Kalbi hızlandı.

Bir an herkesin ona baktığını düşündü.

Sanki sınıftaki bütün gözler aynı anda üzerine çevrilmişti.

Mert sonunda defteri bıraktı.

Aras onu hemen aldı.

Defterini göğsüne bastırdı ve çantasına koydu.

Kimseye bakmadı.

Kimseyle konuşmadı.

Sadece yerine oturdu.

Ders başladığında öğretmenin sesi sınıfta yankılanıyordu.

Ama Aras hiçbir şeyi dinleyemiyordu.

Kalemini parmaklarının arasında çevirdi.

Bir süre sonra avucunun içinde oluşan küçük kırmızı izin farkına vardı.

Kalemi farkında olmadan fazla sıkmıştı.

Öğle arasında sınıf boşaldı.

Aras yerinden kalkmadı.

Çantasından yiyeceğini çıkardı.

Sandviçinin yarısını yedi.

Diğer yarısını tekrar sardı.

İştahı yoktu.

Pencerenin önüne gidip dışarı baktı.

Bahçede öğrenciler gruplar hâlinde oturuyordu.

Bazıları konuşuyor, bazıları gülüyor, bazıları birbirlerini bekliyordu.

Aras onları izledi.

Bir an kendisini onların arasında hayal etti.

Birlikte güldüğünü...

Birinin ona yer açtığını...

Birinin gerçekten onu beklediğini...

Sonra bu düşünceyi hemen bıraktı.

Hayal kurmak bazen gerçeği daha kötü gösteriyordu.

Tam yerine dönecekken sınıfın kapısı açıldı.

Aras başını çevirdi.

Tanımadığı bir çocuk kapıda duruyordu.

Elinde okul çantası vardı.

Saçları dağınıktı.

Üzerindeki üniforma diğer öğrencilerinki kadar düzgün değildi.

Çocuk sınıfın içine baktı.

Sonra Aras'ı fark etti.

Gülümseyerek,

“Merhaba,” dedi.

Aras birkaç saniye cevap veremedi.

Sonunda kısık bir sesle,

“Merhaba,” diye karşılık verdi.

Çocuk sınıfa girdi.

“Ben Eren.”

Aras başını hafifçe salladı.

“Aras.”

Eren kısa bir süre onu inceledi.

“Biliyorum.”

Aras şaşırdı.

“Nereden biliyorsun?”

Eren omuzlarını kaldırdı.

“Öğretmen söyledi.”

Aras tekrar sustu.

Eren boş sıralara baktı.

Sonra Aras'ın yanındaki sandalyeyi gösterdi.

“Buraya oturabilir miyim?”

Aras çevresine baktı.

Sınıfta bir sürü boş yer vardı.

Bu yüzden soruyu anlamakta zorlandı.

“Neden bana soruyorsun?”

Eren hafifçe gülümsedi.

“Çünkü yanında oturacağım.”

Aras ne söyleyeceğini bilemedi.

Eren sandalyeyi çekip oturdu.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Garip bir sessizlik vardı.

Ama Aras bu sessizlikten rahatsız olmadı.

Bu onun için yeniydi.

Eren çantasından bir defter çıkardı.

Bir süre defterine baktıktan sonra Aras'a döndü.

“Resim mi çiziyorsun?”

Aras'ın omuzları yeniden gerildi.

Az önce yaşananları hatırladı.

“Hayır.”

Eren kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Az önce çiziyordun.”

Aras cevap vermedi.

Eren onun yüzündeki değişimi fark etti.

Konuyu zorlamadı.

“Ben de çizemem zaten.”

Aras istemeden Eren'e baktı.

“Çizemiyor musun?”

“Hiç,” dedi Eren.

Sonra kendi defterini gösterdi.

“Çöp adam çiziyorum. O bile bazen yamuk oluyor.”

Aras'ın dudaklarının kenarı çok hafif kıpırdadı.

Bu tam anlamıyla bir gülümseme değildi.

Ama Eren onu gördü.

Yine de hiçbir şey söylemedi.

Aras yeniden pencereye döndü.

Dışarıda ilk yağmur damlaları düşmeye başlamıştı.

Eren de pencereye baktı.

“Yağmur başladı.”

Aras başını hafifçe salladı.

“Evet.”

Bir süre ikisi de yağmuru izledi.

Sonra Eren merakla sordu:

“Yağmuru seviyor musun?”

Aras düşünmeden cevap verdi.

“Evet.”

Eren başını ona çevirdi.

“Neden?”

Aras dışarı baktı.

Camdaki damlaları gözleriyle takip etti.

“Çünkü yağmur yağınca herkes bir yere saklanıyor.”

Eren sessizce onu dinledi.

Aras'ın sesi giderek daha da alçaldı.

“Kimse kimseye bakmıyor.”

Eren cevap vermedi.

Aras söylediği şeyin fazla kişisel olduğunu fark etti.

Gözlerini kaçırdı.

Sınıfta yeniden sessizlik oluştu.

Ama bu kez Aras'ın içi huzursuzdu.

Son ders bittiğinde öğrenciler sınıftan çıktı.

Aras çantasını topladı.

Eren kapının yanında bekliyordu.

“Gidiyor musun?” diye sordu Eren.

“Evet,” dedi Aras.

Eren gülümsedi.

“Ben de.”

Birlikte koridora çıktılar.

Aras birkaç adım sonra yavaşladı.

Eren bunu hemen fark etti.

“Ne oldu?” diye sordu.

Aras gözlerini koridorun diğer tarafına çevirdi.

“Bir şey yok.”

Ama bir şey vardı.

Mert ve arkadaşları oradaydı.

Mert, Aras'ı gördü.

Sonra Eren'e baktı.

Kaşlarını kaldırdı.

Aras'ın midesi düğümlendi.

Kalbi yeniden hızlanmaya başladı.

Parmakları çantasının askısını daha sıkı tuttu.

Eren, Aras'ın yüzündeki değişimi fark etti.

“Sen önden git,” dedi Aras.

Eren şaşkınlıkla ona baktı.

“Neden?”

“Öyle.”

Aras gözlerini Mert'ten kaçırdı.

Eren sakin bir sesle,

“Birlikte çıkabiliriz,” dedi.

Aras hemen başını iki yana salladı.

“Gerek yok.”

Eren birkaç saniye onu inceledi.

Sonra Aras'ın baktığı yere döndü.

Mert'i gördü.

Eren'in yüzündeki ifade değişti.

Aras çantasının askısını tuttu.

“Ben alışığım.”

Eren'in sesi bu kez daha ciddiydi.

“Ben alışık değilim.”

Aras ona baktı.

Eren devam etti:

“Birinin sana böyle davranmasına.”

Aras'ın boğazı düğümlendi.

Cevap vermek istedi.

Ama kelimeler çıkmadı.

Mert koridorun diğer ucundan seslendi:

“Aras!”

Aras irkildi.

Omuzları istemsizce kasıldı.

Eren bunu gördü.

Aras başını eğdi.

“Git.”

“Hayır,” dedi Eren.

Aras ona baktı.

“Eren...”

“Ne?”

Aras uzun süre konuşamadı.

Söyleyeceği şeyin neden bu kadar zor olduğunu kendisi de bilmiyordu.

Sonunda çok sessiz bir sesle konuştu:

“Bana alışma.”

Eren'in kaşları çatıldı.

“Neden?”

Aras gözlerini kaçırdı.

Sanki cevabı söylemekten utanıyordu.

“Çünkü herkes gidiyor.”

Eren hiçbir şey söylemedi.

Aras arkasını dönüp koridorda yürümeye başladı.

Eren olduğu yerde kaldı.

Aras birkaç adım attıktan sonra cebindeki telefonunu çıkardı.

Ekrana baktı.

Yeni mesaj yoktu.

Hiçbir zaman olmazdı.

Telefonu tekrar cebine koydu.

Okulun kapısından çıktı.

Yağmur biraz daha hızlanmıştı.

Aras başını kaldırdı.

Yağmur yüzüne düşerken gözlerini kapattı.

İlk kez bugün, kimsenin ona bakmadığını düşündü.

Ve bunun neden bu kadar rahatlatıcı olduğunu kendisine itiraf etmek istemedi.

Çünkü bazen insan yalnızlığı sevdiği için değil...

Yalnız kalmaya alıştığı için yalnız kalırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.