Sizi bölümle baş başa bırakarak gidiyorum. Mükemmlliyetçi olunca geç geliyor bölümler sowy
ÖPÜLDÜNÜZZZ
Uçarak yürüyordum sokaklarda. Birkaç saat önce intihar edecek biri için fazla mutluydum. Çünkü o gelmişti. Bomboş olan ruhumu sevgi ve yaşama sevinciyle doldurmuştu.
Elimdeki telefondan rehberi açtım. Onun kaydettiği numarasına baktım bir süre. Ölümün eşiğinde olan benim elimden tutmuştu. Sarılıp onun kucağında ağlamama izin vermişti.
...
Sopsoğuk , yıllarımın sömürüldüğü bahçenin kapısından girdim. Ev gözümde sanki korku filmlerinden fırlamış gibi görünüyordu. Buraya dönmek berbat bir histi. Koşu bandı gibi ne kadar ilerlersem ilerleyeyim yine aynı yere geliyordum.
Şu anki görüntüm kesinlikle berbattı fakat ne yapabilirdim. İyi numarası yapmak için fazla yorgundum. Beklemeden çaldım kapıyı.
Küçük koşuş adımları duyuldu kapının ardında. Bu minik adımlar sadece onun olabilirdi. Kapının açılmasıyla kucağıma atladı Seok.
"NUNAAA! GELDİİİ!"
Sahi asla bir daha gelmem dediğim yere geri gelmiştim.
Seok sımsıkı sarılıyordu. Tekrar kaybolmamamı ister gibi bırakmıyordu.
Karşılık verdim bende sarılmasına. Küçücük bedenini sardı kollarım bir anne şefkatiyle.
Özür dilerim Seok. Senin ne hale gelebileceğini düşünmeden gittiğim için özür dilerim kardeşim.
Nihayet ayrıldığında özlem duyduğum yüzünü görme fırsatım oldu. Kızarmış gözlerinin içi bile gülüyordu.
Yumuşacık yanaklarını iki elimin arasına aldım.
"Yoksa ben yokken ağladın mı sen!?"
"Hayır nuna. Sen erkek adamlar ağlamaz, güçlü olur demedin mi? Ben senin gelmeni bekledim sadece."
Saçlarını okşayıp minik bir kahkaha attım. Duyguların beni ele geçirmesi asla istemeyeceğim bir şeydi. Hele Seok'un yanında her zaman güçlü olmalıydım.
Elim, minik afacanın bir omzunda içeri girdik. Salona geçtiğimizde babamın bedeniyle karşılaştık.
Üzgünmüş gibi görünüyordu. Önce etrafta gezindi gözleri sonra benimkileri buldu.
"Özür dilerim, sana sormadan öyle tepki vermemem gerekirdi. Bir anlık sinirle kendimi tutamadım kızım. "
Tabi ki en kolayıydı özür dilemek. Özür dileyince hop, her şey yerine geliyordu zaten! Öfkeni kontrol edememenin arkasına sığınan pisliğin tekiydin. Ama atladığın büyük bir sorun vardı : Kalp bir cam gibiydi baba. Ve bir kere kırdıktan sonra eski haline getirmen imkânsız hale geliyordu. Sen o kalbi bir kere de değil defalarca kırmıştın.
İçimin haykırışını duymayan öz babama "Sorun değil." dedim sadece. Gülümsemeye çalıştım yüzüne karşı. Vicdanını rahatlatmak için sardı kollarını sırtıma. Benimse güçsüzleşmiş kollarım sallandı vücudumun iki kenarında.
Çabalamadım onunla konuşmaya, gerçeği anlatmaya. Çünkü bir şey değişmeyecekti. Şimdi olmasa bile ileride bir öfkesi bana zarar vermeye yetecekti. Bataklıktı hayatım; çırpındıkça , çıkmaya çalıştıkça daha da batıyordum. Sustum.
Telefonunun çaldı bir süre sonra. Benim ve Seokun yanından çok iyi bir babaymış gibi davranarak izin aldı. Sanki izin vermesek gitmeyecekti.
O gittiğinde Seokla odama çıktık. Elime yapışmış bırakmaya hiç niyeti yoktu afacanın. Kucağıma alıp yatağıma çıkardım.
"Senle uyuyabilir miyim nuna?"
Baş ve işaret parmağımı çeneme götürdüm.
"Hımm? Olur mu acaba?"
O an yalandan yalancı bir horultu sesi duyuldu. Bir yandan da gülüyordu. Bu minicik , masum halleri beni kahkahalara boğuyordu.
"AAa! Uyumuş bu çocuk tüh(!) Artık bu gece yanımda uyur. Bende bir banyoya gireyim sonra yanına gelirim."
Gülümsemesi iyice büyümüştü. Gözlerini kısarak beni izliyordu. Kıyafetlerimi aldım , odadan çıkacağım sırada "Nuna!" diye seslendi. Ardından düzenbazcılığına devam ederek "İyi geceler öpücüğüm?" dedi.
Omzumun üstümden güldüm. Yanına gelip alnından öptüm. Tatmin olmuş bir şekilde döndü arkasını. Daha fazla küçülebilecekmiş gibi çekti bacaklarını kendine. Kenardaki örtüyü alıp üzerine örttüm.
...
Banyoya girdiğimde bir yandan müzik dinliyordum. Yaşanan bütün duygular üzerime geliyordu. Fakat başımdan akan her bir damla temizliyor gibiydi beynimi.
Chan aklıma her geldiğinde ise kalbimde ifade edemediğim bir mutluluk beni ele geçiriyordu.
"Chan, Chan oppa ŞAKA YAPIYORSUN GERÇEKTEN!!"
Banyodan çıktım. Elime telefonu aldığım gibi kendimi çoktan rüyalar alemine dalmış Seokun yanına attım.
Birkaç mesaj gelmişti. Ve içlerinden biri yüzümdeki gülümsemeyi iki katına çıkardı. Babam herhangi bir erkekle konuştuğumu anlamasın diye "Chan seonsaengnim" diye kaydettiğim sohbete girdim. (öğretmen)
& CHAN SEONSAENGNİM &
-RoNa evine döndün mü?? (20.08)
-Daha iyi misin peki? (21.25)
-Çoktan geldim Chan oppa.
Üzgünüm eve geldiğimde telefona bakma fırsatım olmadı. Sessizdeydi bildirimde gelmedi :'(
( 22.47)
-Sayende iyiyim oppa. Gerçekten ne yapacağımı , nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.
(22.48)
-Sen iyi olsan yeter minik STAY.
(22.54)
-Teşekkür ederim oppa.
(22.55)
-Benim halletmem gereken işler var. Hatta bugün Chansroom da açmam gerekiyor. O yüzden sonra konuşuruz.
(22.56)
-Seninle tekrar konuştuğumda da iyi ol RoNa tamam mı?
(22.57)
-İzleyeceğim. Sonra konuşuruz oppa.(22.57)
-Tamam, elimden geldiğince iyi olacağım.
(22.58)
-Son olarak yarın saat 7 civarı Seongnaecheon Parkında buluşabilir miyiz? Beni yanlış anlamanı kesinlikle istemiyorum. Sadece sana yardım etmek istiyorum. Hiçbir şey yapamasam bile dinlerim. Yalnız olmadığını göstermek istiyorum Rona. Yanında olduğumu , olduğumuzu göstermek istiyorum.
(23.00)
↪️İzleyeceğim. Sonra konuşuruz oppa.
-Hayır küçük kız sen bugün çok yoruldun doğru uykuya.
(23.01)
- Olur tabiki. Sana inanıyorum oppa, hemde tüm kalbimle. Çok heyecanlandım sanki gerçek değilmiş gibi geliyor. Ne yazacağımı ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Özür dilerim.
(23.02)
-Ama benim şuan uykum yok ve canlı yayınını izlemek istiyorum.
(23.02)
-Ya da vaz geçtim.
(23.02)
-Chan oppa ne derse o.
(23.03)
-🤭
Hiç gülesim yoktu gece gece güldürdün beni.
İyi geceler küçük kız.
(23.05)
-İyi geceler Chan oppaa 🙃
(23.05)
&&&
Telefona sarıldım sımsıkı. Yatakta küçük çığlıklar atıp tepindim. Ağzımı yastığa gömüp birazda orada cırıldadım.
BEN GERÇEK BANG CHAN İLE TELEFONUMDAN YAZIŞMIŞTIM VE YARINDA BULUŞACAKTIK. Seokun belinlemesi sesimi kısmam gerektiğini hatırlattı.
Hala elimde olan telefona vlive bildirim alarmı geldi.
Tabiki uyumayacaktım zaten istesem de uyuy
amazdım ki...
İlacım bana kendisini almamamı söylüyordu. Ben onu dinlememeyi seçtim. Ve kameranın ardında bana nefes veren adama diktim bakışlarımı.

