Bölümde +18 sahneler bulunmaktadır. Yaşı küçükler için uygun değildir!
Keyifler on üzerinden kaç??
Yorumlar yapıp, küçük yıldızı aydınlatmayı unutmayın, iyi okumalar dilerim...

Alarm sesiyle açtığım gözlerim ile yatağımdan doğruldum. Bu gün yeni başlayacağım işin ilk günüydü. Yeni iş katım belli olacak ve yeni patronumla tanışacaktım.
Babamın yanağına küçük bir öpücük bırakıp yanından sessizce ayrıldım. Odamızdan çıkıp kendi odama geçtiğimde telefonumdan çalan alarmı kapattım. Dolabımın karşısına geçtiğimde üzerimdeki pijamaları çıkartıp dolabımdan kıyafetlerimi alıp giyindim.
Saçlarımı tarayıp, kahkullerimi düzelttim. İçeriden gelen takırtılarla başımı odadan dışarı çıkarttığımda odasında, aynanın karşısında kravatını bağlayan babama baktım.
Çoktan uyanmış ve hazırlanmıştı.
Onun yanına adımladığımda beni fark edip bana baktı.
"Çok güzel olmuşsun." Yanına vardığımda beni kendisine çekip anlıma bir öpücük bıraktı.
"Seda Hanım ile yollarımızı ayırıyoruz. Umarım korkunç bir patron ile karşılaşmam." dediğimde gülüşünü duyduğumda ona baktım.
"Gülme." dedim dudak büzerken. "Ne kadar bana çok iş verse de iyi anlaşıyorduk..." yanağıma bir öpücük bırakırken önüme gelen saçları geri çekerek yüzümü açtı.
"Peki, umarım korkunç bir patronun olmaz..." benden ayrılıp yatağına bıraktığı temiz, ütülü siyah yeleğini ve hemen sonrasında ceketini giyindi.
"Hadi, birlikte çıkalım öyleyse..." dediğinde odama koşturup çantamı ve paltomu aldım.
Birlikte evden çıktığımızda onun son model büyük siyah Jeep'ine bindik. Arabayı o kullanırken, bende yan koltuğuna oturmuştum.
"Bu akşam çizgifilm seyreder miyiz? Tatlı da yeriz..." dediğimde gözünü yoldan ayırmadan başını salladı.
"Olur kızım, sen istediğini seç. Akşam izleriz." Arkama yaslanıp camdan yolu izlediğimde şirketin bulunduğu sokağa giriş yapmıştık. Beni iş yerine yakın bir yerde bırakıp, işlerinin olduğunu söyleyip gitmişti Pars.
Holdinge girdiğimde giriş katında oldukça yoğun bir kalabalıkla karşılaşmıştım. Danışmanın önünde dizili yaklaşık beş sırada da dizilmiş çalışanlar vardı.
Çalışan kartımı okutup giriş yaptıktan sonra danışmana ilerleyip insanların arkasındaki sıraya uydum.
Burası gelen müşterilerle birlikte oldukça kalabalık ve gürültülü olmuştu. Bazı insanlar bulundukları katı öğrendiklerinde sevinçle gülüyor ve asansörlere doğru ilerliyorlardı. Bazıları ise aldıkları haber sonrasında yaka kartlarını fırlatarak çıkışa ilerliyorlardı.
Ben de stresli ve meraklıydım fakat benim için zaten fark etmezdi. Tek sorunum kötü bir patrona denk gelmemekti.
Sıra bana geldiğinde kadına gülümsemiştim. Kadın ise sabah başlayan mesaisinden bezmiş olacak ki, yüzüme "güzel bir şey var da biz mi görmedik?" bakışı atıyordu.
Haklıydı.
"İsim neydi sizin?" dediğinde boğazımı temizledim.
"Lidya Özer." Kartvizitimi gösterdiğimde başını sallayarak bilgisayar ekranına döndü.
"Kat otuz, sekreterlik bölümüne yönlendirilmişsiniz." Arkamda bir fısıltılaşma olduğunda kadının bilgisayarına doğru eğildim.
"Emin misiniz? Ben birinci katta çalışıyordum çünkü..." dediğimde kadının gözleri tekrardan ekranda dolaştı.
"Evet, yanlış yok. Eksik çalışan olduğu için sizi oraya yönlendirmişler." Gözlerimi kırpıştırıp inanamayarak kadına bakarken yutkundum.
Kat otuz?
En üst kat?
Ben?
Sıradan çıkıp asansöre ilerlediğimde stres bedenimi oldukça sarmıştı. Kalabalıkla birlikte asansöre bindiğimde otuzuncu kat düğmesine bastığımda diğerleri bana tuhafça bakmışlardı.
Burayı ben seçmemiştim ki, seçilmiştim!
İyice gerilip, stres olduğumda hızla yukarı doğru akan asansör ekranındaki sayılara baktım.
15, 16, 17, 18, 19.
Yaklaşık sekiz kişi kadar asansörden indiğinde asansörün biraz boşalmış olmasıyla kendimi rahatlatmaya çalışırken, asansörün kapıları kapandı ve yukarı çıkmaya devam etti.
12, 22, 23, 24, 25, 26.
Asansörde artık kimse kalmadığında gergince boğazıma gitti elim. Burada çalıştığımdan beri onuncu kattan fazlasını çıkmamıştım bile. Şimdi ise otuzuncu katta çalışacak olmam beni bir hayli heyecanlandırmıştı.
Başarabilecek miydim acaba?
Buna hazır olup olmadığımı neden kimse sormamıştı?
Asansör durduğunda kapılar açılmıştı. Etrafıma bakıp asansörden çıktığımda siyah satranç taşına benzeyen zeminde sola doğru adımladım. Bembeyaz duvarlarda siyah çerçeveli tablolar asılıydı.
"Lidya?" dedi bana doğru gelen kahverengi küt saçlı kız. Yirmi beş, yirmi altı yaşlarında gözüküyordu. Beyaz teni ve yaklaşık bir yetmiş metre kadar boyu vardı. Üzerimde gömlek yakalı kısa kollu ve dizine ulaşan kahverengi bir elbise vardı.
"Benim?" dediğimde gülümseyerek yanıma geldi.
"Ah merhaba, ben Kübra. Bu katta seninle birlikte çalışacağız. Hadi gel benimle..." dediğinde peşinden Kübra'yı takip ettim. Uzun geniş koridorda ileride köşeye kurulmuş büyük masayı fark ettiğimde oraya yöneldik.
"Hala bir yanlışlık varmış gibime geliyor..." dediğimde kıkırdadı.
"Evet sayfanı gördüm, birinci kattan gelmişsin ama herhangi bir yanlışlık yok. Ben buranın hem kat görevlisi hemde patronumuzun asistanı olduğum için artık görevlere yetişememeye başlamıştım. Patronumuz ise asistanlık pozisyonuna seni uygun gördü." Gösterdiği iki kapılı büyük kahverengi kapıya baktım.
"Hemen endişelenme, bu hafta sana yapman gerekenleri göstereceğim ve sonraki hafta da kendi işime yöneleceğim. Yine burada olacağım zaten her zaman bana istediğini sorabilirsin." dediğinde başımı salladım.
"Tamam öyleyse başlayabiliriz." dediğimde gülümsedi.
"Peki o zaman. Bak bu büyük kapı patronumuza ait. Şu kapı ise eskiden asistan odasıymış fakat zamanla kullanılmaz hale gelmiş. İçi öyle dolu ki..." dediğinde kapıyı açıp içeriye baktım. Karanlık küçük odada ortada duran rastgele üç koca kitaplık vardı. Yerlerde üst üste dizili bir sürü dosya vardı.
"Ben burayı sadece paltoluk olarak kullanıyorum." dedi kapının hemen kenarında duran paltoluğu gösterirken. Çantamı ve paltomu çıkarttığımda onun montunun yanına astım.
"Önce nereden başlayalım?" dediğinde odaya baktım. Sanırım ilk önce buranın toparlanması gerekiyordu.
"Aslında burayı toparlayacağım." dediğimde şaşırarak baktı.
"Emin misin? Bak kaç yıldır buraya ellenmiyor?" dediğinde emin bir şekilde başımı salladım.
"Evet, önce taslaktan başlamalıyım ki zemin güzel olsun." dediğimde güldü.
"Peki madem." O sırada asansör kapıları açıldığında başım oraya döndü. İçinden uzun boylu, geniş omuzlu ve yakışıklı yüzüyle Pars Aras çıktığında yutkunup ona baktım.
Konuştuğu telefonunu kapatıp yanımıza doğru geldiğinde beni fark edip gülümsedi.
"Yeni asistanım gelmiş..." dediğinde yutkundum.
"Evet Pars Bey, ben anlatmaya başlıyordum şimdi..." dediğinde başını salladı.
"Burada ciddiyete ve saygıya önem veririz Lidya Hanım. Yalanlar veya sahtekarlıklar için asla afım olmaz. Sizinle özenli bir disiplinde çalışacağımızı düşünüyorum. Umarım memnun kalırsınız Lidya Hanım." Arkamdan geçerken eli sırtıma ve hatta sütyen kopçama takıldığında titreyerek kalmıştım. Hiç bir şey olmamış gibi büyük kapıdan içeri girdiğinde aklıma dank eden şeyle durdum.
Pars benim patronumdu!
Ben Pars'ın asistanıydım!
Biz birlikte çalışacaktık!
Aynı katta!!
Bedenim onun dokunuşlarıyla titrerken dalgın bakışlarımı toparlamaya çalıştım.
"O zaman ben şu odayı bir halletmeye çalışayım?" dediğimde başını sallayıp kapıyı gösterdi.
"Denemek bedava..." odaya girip arkamdan kapıyı kapattıktan sonra küçük pencereden gelen ışık ile önümü görmeye çalışarak pencereyi sonuna kadar açtım.
İçerisi toz kokuyordu. Toz kokar mıydı? Evet kokardı.
Kitaplıkları tamamen boşaltıp bezle tozunu aldıktan sonra dosyaları incelemeye başladım. Burada oldukça fazla dosya vardı. Eski dönemlerden kalanlar ve hatta şirketin kuruluşundan kalan dosyalar da vardı.
Kitaplıkları duvara yaslayıp dosyaları zaman dilimine doğru sıraladım. Eski dosyaları bir kitaplığa toplarken, yeni tarihli olanları başka bir kitaplığa güzelce döşedim. Eski kitapları da boşta kalan kitaplığa dizdikten sonra bulduğum süpürge ile odanın tozunu süpürmeye başladım.
Ve o anda bir kapı gördüm. Bu odaya giriş kapısı değildi. Bu Pars'ın odasına giriş kapısıydı. Eminim ki bir kaçış olarak bile kullanıyor olabilirdi burayı.
Odayı toplamayı devam ettiğimde köşede bir masa olduğunu sonradan fark etmiştim...
Kübra arada yanıma geliyor ve yaşayıp yaşamadığımı kontrol ediyordu. Beni öğle saati için yemeğe çağırmıştı fakat gitmemiştim. İşimi yarım bırakmak gibi bir huyum hiç bir zaman olmamıştı. Ne olursa olsun onu tamamlamadan gidersem, kabusuma girecek ve "beni neden yarım bıraktın?" gibi korku dolu ağlayan cisimler içerikli bir kabus görmekten korkardım.
İşim bittiğinde ellerimi birbirine vurup üstümdeki tozlardan da sirkelerdim kendimi.
Fazla toz yutmuş olmam bir ihtimaldi... Zaten böyle bir odayı temizledikten sonra sağlıklı kalmak bile mucize olabilirdi.
Odadan çıktığımda Kübra bana döndü. "Selam uzaylı, yaşıyor musun?" Kıkırdayarak bana güldüğünde güldüm.
"Evet, dünya savaşından kendimi son anda kurtardım!" Bana gülerken yanına gittim.
"Ampulu kimden isteyebiliriz?" Hemen telefonunu eline aldığında bir numara tuşlayıp kulağına götürdü. Telefondaki kişi aramayı yanıtladığında Kübra, kibar bir ifadeyle karşısındaki kişiden bir ampul siparişi verdi.
"Getirecekler şimdi..." dediğinde yanındaki sandalyeye oturdum. "O zamana kadar sana bir şeyler göstereyim?"
"Olur..." dediğimde çalıştığı programdan çıktı. Ve başka bir uygulama açtı.
"Bu program sen ve Pars Bey'in bilgisayarı için. Mail adresine gelen postaları değerlendirip ayırman gerek. Mesela reklamlar, teklifler, iş görüşmeleri. Bunlara çok dikkat etmelisin, Pars Bey böyle şeylerle meşgul olmayı sevmez. Bu yüzden reklamları direkt sil. Teklifleri ve iş görüşmelerini ise başka bir departmana aktar." Atmam gereken mail adreslerini gösterdiğinde başımla onayladım onu.
"Tamam, anladım"
"Harika, o zaman dikkat etmen en önemlileri anlatayım, bir kaç düşman şirket ismimiz var. Bunlar gizliden şirketimize sızmaya çalışan bir şirket. Ayrıca iş tekliflerinde onların imzaları olup olmadığını da kontrol etmelisin, Pars Bey görürse çok kızar."
"Furkan Karahan değil mi? İsmini dosyalardan okumuştum." Beni tebrik edercesine başını salladı.
"A'ferim sana akıllı kız. Şimdiden öğreniyorsun!" Furkan Bey'in bir süredir başında olduğu şirkette eski dostlukların kavgaya dönüşmesi sebebinde, neredeyse dedelerden kalma bir düşmanlık oluşmuştu. İki şirkette birbirinden oldukça hoşlanmıyordu. Bu barizdi.
Yanımıza yaklaşan bir görevli adam ile bakışlarımızı ona çevirdiğimizde adam elindeki ampul kutusunu bize uzattı.
"Size mi lazımdı?"
"Evet" dedi Kübra. Kutuyu aldıktan sonra bana uzattı. "Bu görev de senindir!" Gurula bana baktığında elinden ampul kutusunu alıp kutunun içindeki ampulu çıkarttım.
Odaya geri döndüğümde kenara koyduğum sandalyeyi alıp ampulun altına doğru çektim. İçindeki bozuk, çalışmayan ampulu çıkarttıktan sonra yeni olanı taktım.
Sandalyeden inip ışığın düğmesine bastığımda ışık yanmıştı. Ve tüm oda o kadar düzenli ve güzel görünüyordu ki...
"Bu oda bu kadar büyük müymüş? dediğinde başımı salladım. "Işık yanınca daha güzel oldu" dediğimde elini omzuma koyup beni destekledi.
İçerideki kapı açıldığında kapıyı açan Pars bize baktıktan sonra odaya göz gezdirdi. Şaşırdığı yüzünden okunurken, gözleri beni buldu.
"Pars Bey, Lidya Hanım ilk günden bir başarıya imza attı!" Ağırca başını sallayıp odasından çıkıp arkasından kapıyı kapattı.
"Görüyorum..." dedi gözlerime bakmaya devam ettiğinde. Utanarak bakışlarımı kaçırdığımda Kübra Hanım'a baktım.
"Sadece belgeleri incelerken, bir şeyler toparladım."
"Canım mütevazilik yapmana gerek yok, burada yılların birikimi vardı. Değil mi Pars Bey?"
"Öyle, sen bu günlük çıkabilirsin Lidya. Emeklerin için teşekkür ederiz." Ona bakmaya utanarak başımı salladığımda yanımdan geçerek çıkmıştı.
Kübra ile son şeyleri konuşup çantamı ve paltomu alıp çıktım iş yerinden. Saat zaten beşe geliyordu. Belki fazla tozlarla haşır neşir olmaktan kendimi yorgun hissetmeye başlamıştım. Ayrıca pek güzel kokmadığım da söylenebilirdi.
Yolda gördüğüm taksiyi durdurarak evin yolunu tarif ettiğimde arabayla hızla eve varmıştım.
Anahtarımla içeri girip üzerimdekileri çıkartırken yavaşça odama adımladım. Ateşim çıkmaya başlamış olabilirdi. Bu temizlik bana iyi gelmemişti.
Odama geçtiğimde eşyalarımı bir kenara bırakıp, telefonumu elime alıp babama bir mesaj attım. "Eve geldim" telefonumu yatağıma bırakıp üzerimdekileri çıkarttıktan sonra banyoya ilerledim.
Ilık bir duştan çıkıp saçlarıma havlu sararken, bedenimdeki havluyu bırakıp dolabımın önüne geçtim. Üzerim için askılı beyaz bir badi seçerken altıma da mini beyaz bir şort geçirdim.
Kendimi yatağıma bırakırken, halsizliğim artmış ve gözlerimi yavaşça kapatmıştım...
.
.
.
"Lidya!" duyduğum büyük gürültüyle kapanan kapı sesiyle gözlerimi korkuyla açtım.
"Lidya!" Sesi kükrercesine sinirli çıkarken yatağımdan doğrulup kalkacağım sırada kapının karşısına geçti.
"Baba bir şey-" beni kolumdan tutup kaldırırken odamıza çekiştirip yatağa bıraktı. Üzerindeki ceketi hızla çıkartıp köşeye fırlatırken korkuyla irkilmiştim.
"Cezanı hak ettin kızım!" Öfkeye bürünen gözleri beni yeterince korkuturken gömleğinin düğmelerini açıp onu da üzerinden attı.
Üzerime eğildiğinde başımı salladım. "Baba lütfen, bir şey ya-"
"Sus Lidya!" Altımdaki şortu çıkartırken bacaklarımdan alıp fırlattı. "O hakkı kaybettin!" Korkuyla yutkunduğumda çıplak kalan vajinam'ın üzerine bir şaplak indirdi.
"Ahhh!"
"Say!" Bir şaplak daha indirdiğinde acıyla inledim.
"Baba, lütfen!"
"Af dilemeyi bırak ve say! Yoksa sayısı artmaya devam edecek!" Vajinam'ın üzerine bir tokat daha savurduğunda inleyerek dudaklarımı bastırdım.
"Bir" gözümden akan bir yaşla kendimi tutmaya çalışırken sert bir tokat daha savurdu.
"İki..." Büyük eli uyuşmuş vajinamı elini sürterek okşadıktan sonra beklemediğim bir anda tekrar sertçe vurdu.
"Üç..." dudaklarımı acıyla dişlediğimde gözlerimden akan yaşla üzerimden doğrulup beni kaldırırken ters çevirip yüz üstü tekrar yatağa yatırdı. Ayaklarım yere değerken kalçama bir şaplak daha indirdi.
"Aahhh!" Sızlayan bedenimdeki uyuşukluk iyice artarken, yüzümü yatağa bastırdım.
"Kaldır yüzünü!" Yüzümü zorlukla kaldırabildiğimde bedenim artık kendimi taşıyamayacak haldeydi.
Pantolon kemerini çıkarttığında sertçe yatağa bıraktı. "Bu cezayı hak ettin!" İndirdiği fermuarıyla birlikte hemen sonra kalça deliğime girmeye zorlanan sertliği ile artık dayanacak güçü kendimde bulamadığımda bedenim gevşemiş ve bir anda kendini bırakmıştı...
.
.
.
"Başka bir şey var mı?" dedi tanıdığım sesi.
"Söylediğim gibi sağlıklı beslenmiyor, düzenli olarak vitamin alması ve stresten uzak durması gerekiyor..."
"Bize yeni bir reçete yaz, bundan sonra ona uyacağız." Adım sesleri uzaklaştığında gözlerimi açtım. Bir süre sonra kapının kapanma sesi geldiğinde yataktan doğrulup sırtımı başlığa yasladım.
Bel altımdaki acı kendini belli etmeye başlarken babamın yaklaşan adım sesleri ile ona döndüm. Kapıdan girip yanıma geldiğinde yatağıma oturdu.
"Nasılsın?" Eli yanağıma giderken başımı salladığımda anlıma avuç içini koyup ateşime baktı.
"İyiyim." Yüzüme gelen saçlarımı çekip kaküllerime dokundu. "Benimle uyur musun?"
Beni kucağına çekip kaldırdığında onun kucağında odamıza gitmiştik. Birlikte yatağımıza gittiğimizde beni yatırmış ve yanıma yatarak üzerimi örtmüştü.
"Telefonlarımı açmadığında çok korktum bebeğim." dedi başıma bir öpücük bırakırken. "Anlıyorum babacığım." dediğimde beni kolları arasına aldı. Onu zaten reddetmezdim fakat böyle olması da iyi olmamıştı.
"Sence kötü bir baba mıyım?"
"Hayır, hiç değilsin. Sen benim biricik babamsın." Yanağına uzanıp bir öpücük bıraktığımda anlıma sert bir öpücük bıraktı.
"Sende benim biricik kızımsın..."
.
.
.
Gözlerimi açıp odamdan çalan alarm sesiyle babamın kolları arasından çıktım. Odama gidip alarmı kapattıktan sonra uyanmaya çalışarak banyoya gidip işlerimi halledip çıktığımda babamın da kalktığını anladığım seslerini duymuştum.
Üzerimdekileri çıkartıp dolabımdan beyaz bir gömlek çıkartıp giyerken mavi askılı elbisemi de üzerime giydim.
Bileğime saatimi taktığımda saçlarımı tarayıp kaküllerimi düzelttim. Son işlerimi de halledip çantamı alarak odadan çıktım. Pars'ın odasının kapısının önüne geldiğimde kravatını bağladını gördüm. Gözleri bir anlığına beni bulduğunda baştan aşağı beni süzmüştü.
"Çok güzel olmuşsun meleğim." dediğinde odasına girip, ona yaklaştım.
"Geç kalmadan işe gitmeliyim..."
"İstersen izin alabilirsin kızım, evde kalıp dinlenebilirsin."
"Hayır istemiyorum. İlk günden izin alan bir çalışana patronum ne der?" dediğimde belimden beni yakalayıp kendisine çekti.
"Peki korkunç muymuş? Patronun yani..." gözlerimi kısıp ona baktığımda, halimi komik bulmuş alacak ki güldü.
"Değildi, aşık olduğum o adama benziyordu..." dediğimde kalçama bir tokat savurdu. Onun göğüsüne savrulduğumda beni sıkıca kendisine sararken boynuma bir öpücük bıraktı.
"Beni kendimle kıskandırmaya kalkıyorsun bebeğim, emin ol yatağa gitmeye çok yakınız." dediğinde dudağımı ısırdım.
"Ama geç kalıyorum." dedim isteksizce. "Gitsem iyi olur, kovulmak istemem." Onun dudağına bir öpücük bırakıp hızla kaçtım ondan. Çünkü biliyordum ki, eğer kaçmazsam ondan asla kolayca ayrılamazdım.
Converslerimi giyip evden çıktıktan sonra çantamdan çıkarttığım kulaklığımı kulağıma takıp telefonumdan bir müzik açtım. Sakin adımlarla otobüs durağına yürümeye başladığımda Lana Del Rey play listimdeki şarkıların sakinliği ile huzur buldum.
Otobüs geldiğinde boş olmasına sevinerek Cam kenarı bir koltuğa oturduğumda telefonumu açıp gelen bildirimlere baktım. Dün akşam gelmişlerdi.
+25 arama
+14 mesaj
Hemen mesaj kutuma girdiğimde babamın attığı mesajları okudum.
Babacığım 🎀
Tamam kızım.
Bende şimdi çıkıyorum.
İstediğin bir şey var mı?
Bu gün için film hazırladın mı?
Lidya?
Kızım telefonlarımı aç...
Lidya?
Lidya hemen telefonlarımı
aç eve geliyorum!
Kızım bir şey olduysa kızmayacağım
telefonu aç!
Lidya!
Eğer hemen telefonlarımı duymazsan eve geldiğimde kötü olacak!
Sikeyim Lidya aç o telefonu!
Eve geldiğimde seni öyle sikeceğim ki,
Bir hafta ayağa kalkamayacaksın kızım.
🎀
Bölüm sonuu...
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, takipte kalmayı unutmayıınn!!!


