İçeriğe geç

Daddy’s Girl

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Daddy’s Girl

Bölüm 2

LP/2

Uzun sessiz koridordan ofis odasına geçtiğimde odada kimse yoktu. Öğle saatlerinde yarım saatlik bir molamız olduğundan herkes dışarıda yemek yemeğe çıkardı. Koca duvarlar bir süre sonra herkeste kötü bir etki bırakıyor olabilirdi.

Kendi küçük masama oturduğumda kısa kot eteğimin cebinden çıkarttım çalan telefonumu.

Elbette babam arıyordu.

"Babacığım." dedim içimi saran mutlulukla.

"Bebeğim, nasılmış bu gün?" Sandalyede biraz kayarken kıkırdadım. "İyiyim babacım. Gece kabus görmedim."

"Buna çok sevindim kızım."

"Sen nasılsın?"

"Seni özlüyorum."

"Bende babacım, çok özlüyorum seni." Aramızda bir sessizlik olduğunda başımı geri yaslayıp sandalyede ufak ufak dönerek hareket etmeye başladım. "Baba bu gün gelecek misin?"

"Bir kaç gün gelemeyeceğim kızım. Ailede çıkan bir kaç sorunu halletmem gerek."

"Ama benim de bir sorunum var, halletmemiz gerek."

"Öyle mi? Anlat bakalım." dediğinde utanarak telefona fısıldadım.

"Regl olmama az kalmış." dedim. "Bir kaç güne olabilirim. Biliyorsun ağrılarım yüzünden beraber olamıyoruz. Eğer çok geçmeden birbirimizi görebilseydik, bir kaç gün sonra birbirimize daha da özlemezdik." Ne zaman sevişmemize aralar girse, birbirimize kovuştuğumuzda Pars bütün özlemini vücudumda izler bırakarak geçiriyordu. Canımı yakıyor, beni sert bir şekilde severek bedenimin her bir zerresine kadar tüm arzularımı benden alıyordu.

"Bebeğim." dedi sıkıntılı çıkan sert sesi. "Senin regl olman bizim için engel değil, ben sadece karnındaki sancılar için üzülüyorum. Onun dışında ne olursa olsun kimse beni kızımdan uzak tutamaz."

"Ama bir kaç gün gelemeyeceğinden bahsediyorsun? Ne yapacağız?"

"Senin için bir şeyler bulurum." dediğinde gülümsedim. Benim için, beni özlediği için yanıma gelmeye çalışacaktı. Muhtemelen kimseye belli etmeden yanıma gelmek bile çok zordu onun için. Etrafı bir sürü adam kaynıyordu.

"Eğer Seda Hanım'la aynı odayı paylaşmasaydık istediğin zaman buraya gelirdin. Ve eve gelemediğin zaman bu odada vakit geçirirdik. Sonuçta bu kata kimseler gelmiyor." Kendi kendime güldüğümde onun da gülme sesini işittim. Sadece benim onu güldürüyor olmam çok güzeldi.

"Kesinlikle bebeğim. Günümün her boş dakikası oraya gelir ve seni sürekli becerirdim."

"Ama iş yerindeyiz. Bunu yapamayız."

"İş yeri benim kızım. Ben ne istersem onu yaparız." Dudağımı dişleyerek bacaklarımı birbirine bastırdım.

Hiç masada sevişmemiştim. Belki de yatakta bağlanmaktan daha zevk verici olurdu. Her an kapıdan birinin gelebilecek olma düşüncesi beni fazlasıyla erekte ederdi.

"Ay gerçekten yoruldum! Bu restoranları daha yakına yapsalar ölürler sanki!" Kapıdan dan diye giren Seda Hanım'la telefona fısıldadım.

"Babacığım kapatmam gerek, seni seviyorum."

"Bende seni bebeğim." Telefonu masama koyduğumda o konuşmamızı sonlandırmıştı. Seda Hanım bana baktığını fark edip ona döndüm. "Bir şey mi oldu?"

"Kiminle konuşuyordun sen? Gizli gizli kapattın falan? Sevgilin mi var yoksa! Bana söylemediysen o kağıda not al bir ara yolarım seni." Masasına geçip oturduğunda başımı salladım.

"Hayır sadece babamdı." Bana boş boş bakmaya devam ettiğinde göz devirdi. "Aman bendeki düşünceye bak, kızım şu asosyallikle kim tanıyor acaba seni?"

"Mm Seda Hanım, sevgilim olmadığına göre yine de saçımı yolacak mısınız? Not alacağım." Seda Hanım bana "sen bitmişsin" bakışları attığında tekrar telefonuna dönerek sandalyesiyle bana sırtını dönerek cam manzarasına döndü.

Neyseki bana iş yüklememişti.

Masamdaki işlere dönüp hepsinin orjinal dökümanlarını tek tek bilgisayar programına işledikten sonra yorulan parmaklarımla beraber ayağa kalktım. Seda Hanım bana döndü. "Nereye gidiyorsun?"

"Parmaklarım ağrıdı, kahve içeceğim." İş vaktinde gidiyor olmama kızmayıp şunu diyecek, 'bana da getir'.

"Bana da getir." dediğinde gülümsedim. "Elbette..." ofisten çıkıp koridorun sonuna yürüdüm. Merdivenlerden yukarı çıkıp ikinci kata vardığımda hareketli bir çalışma temposu vardı.

Kahve makinasının yanına gidip kendim için büyük boy bardağa kahve doldurdum. Kahvemle beraber cam balkona varıp duvar çıkıntısındaki küçük mermere oturdum.

Cebimden sigara paketimi çıkartıp içinden bir tane alarak dudaklarıma götürdüm. Bana uzatılan bir çakmakla karşımdaki takım elbiseli genç çocuğa baktım.

"Sen yeni misin?" dedi sigaramı yakarken. Sigarayı içime çekip yanmasına izin verdim.

"Aslında alt katta çalışıyorum." dediğimde şaşırarak bana baktı.

"Orası depo değil mi?"

"Hayır ama herkes öyle söylüyor." Bana başını salladığında kahvemden bir yudum aldım.

"Vay be." dedi önüne dönerek. Onunla konuşmadan kendi önümdeki manzaraya bakarak kahvemi yudumlamaya ve arada sigara içmeye devam ettiğimde arka tarafımızdaki gürültüler yoğunlaşmıştı. Arkama dönüp merakla onları izlediğimde karşımdaki adam boğazını temizleyerek dikkati üzerine çekti.

"Yeni düzen geliyormuş, herkesin ne kadar çalışıp ilerleme kaydettiğine bakılacak. Kimi yükselirken, kiminin seviyesi de düşecekmiş. Onlar fazladan çalışarak sınav sorularının cevaplarını ezberlemeye çalışıyorlar." Kendince söylediğine alay ederken ona döndüm.

"Peki sen neden yapmıyorsun?"

"Zaten hiç bir işimi aksatmadan yaptım ve şu ana kadar iyi bir çalışandım. Kendimden şüphe etmiyorum." Ona başımı salladım ve biten kahvem ile ayağa kalktım.

"Bizim için fark etmez, nasıl olsa bir yıldır hep aynı ofiste çalıştım. Şikayetçi de sayılmam." Sigaramı söndürdüğümde balkondan çıktım. Seda Hanım'a yardım etmeliydim.

Ona istediği kahveyi hazırlayıp merdivenlerden aşağı indim. Kendi ofisimize doğru döndüğümde katta bir kaç adam duruyordu.

"Seda Hanım çalışmanız gerek, herkesi-" diyerek sustuğumda odadaki diğer adamları fark ettim.

"Ve asistanınız da geldiğine göre başlayabiliriz." dedi orta yaşlı adam. Seda Hanım masasının başında oturmuş ümitsizlikle bana bakıyordu.

"Yeni gelen sistem ile beraber çalışanlarımızı gözlemlediğimiz sınavın sonuna geldik. Siz Seda Hanım asistanınıza fazladan verdiğiniz görevlerden haberdarız. Lidya Hanım, kendi görevlerini yerine getirirken sizin işlerinizle de epey vakit harcıyormuş anlaşılan." Adamdan gözlerimi aldığımda Seda Hanım elini masaya vurarak sandalyesinden kalktı.

"Sen mi söyledin bunu?!" Bana şaşkınca baktığında başımı salladım olumsuzca.

"Seda Hanım" dedi önde bekleyen adam. "Arkadaşlarınıza defalarca kez işinizin rahat olduğundan, siz telefonuzla oynarken asistanınızın tüm gün koşturup gereken her şeyi yaptığından bahsetmişsiniz."

"Seda Hanım..." dedim umutsuzca. Söyledikleri doğruydu ama arkamdan konuşması yanlıştı. Hoş, bende onun işlerini zevkten yerine getirmiyordum.

"Şimdi ne olucak?" dediğimde adam ilk defa bana baktı. "Patronuza işleri devretmeniz gerek. Hafta başlangıcında yeni mevkinize geleceksiniz." Başıyla selam verdikten sonra çıktı ofisten. Seda Hanım ile tek başımıza kaldığımızda elimdeki kahveyi onun masasına bıraktım.

"Ah Lidya!" Dudaklarını büzerken dolu gözlerle bana baktı. "Sensiz nasıl başa çıkarım bir sürü işle!" Cidden derdi bu muydu?

"Eminim başarırsınız, siz güçlü bir kadınsınız." dediğimde göz yaşlarını silerken dik durmaya çalıştı. Dudakları büzülmüş ağlamamak için kendisini zor tutuyordu.

"Zaten beni istediğiniz zaman arayabilirsiniz. Ben açarım telefonlarınızı..."

"Seni özleyeceğim kuru kız." Bana gelip sarıldığında ona karşılık verdim. Seda Hanım şımarık yetiştirelen bir kadın olabilirdi ama asla kötü huylu değildi.

Kendi işlerini bana yıkardı ama asla beni küçümsemez, diğer zengin kadınların bilinçsiz davranışları gibi beni asla aşağılamazdı.

En azından iyi bir oda arkadaşı olmuştu.

İşlerimizi bitirdiğimizde, saate baktım. Çıkış vaktini geçmiştik. Ona yapacağı işleri kaldığım yerden tekrar göstermek zorunda kalmıştım. Yarın iş yoktu. Hafta başı ise yeni bölümümde işe başlayacaktım.

Kim bilir hangi manyak denk gelecekti?

"Seda Hanım artık gitmeliyiz." Seda Hanım'ın dolan gözleriyle birlikte dudaklarından acı bir itiraz çıktı. "Hayıır!"

"Evet gitmeliyiz ama." Seda Hanım bana üzgünce bakmaya devam ettiğinde başımı yatırdım biraz. "Eve gitmeyi ertelemek, burada sonsuza kadar kalmayı sağlamaz ki..." dediğimde bakışlarını düşürdü.

"Doğru." Yavaşça ayağa kalktı. "Bu gün büyük bir ders aldım sanırım."

"İşinizi bana yıkarak yapmanız gereken asıl işleri öğrenmeyi ertelediniz doğru." Bana yüzünü ekşiterek baktığında konuştu,

"Hayır! Bir daha dedikodu yapmayacağım!" Elbette işleri bana yığmaktan hala pişman değildi.

"Bir noktada haklısınız." dediğimde çantasını ve ceketini toplamaya başladı. Bende eşyalarımı aldığımda birlikte odadan çıktık.

Seda Hanım'ın mutsuz yavaş adımlarıyla onun koluna girdim. "Sizi arabanıza kadar götüreyim." Bana bakarak dudak büzmeye devam ettiğinde gülümsedim. "Başka bir iş yerine gitmiyorum. Sadece başka bir katta çalışacağım o kadar..."

"Bu daha kötü ya, artık sana hiç ulaşamayacağım."

Onun arabasının önüne geldiğimizde bana sıkıca sarıldı. "Beni bir kez daha arabama kavuşturduğun için sağ ol küçük kuru." Ona göz devirip otoparkın çıkışına yürümeye başladım.

Bir taksi geçse yararıma olabilirdi.

Ana caddeye kadar gelen uzun yolu yürüdüğümde karşıma çıkan üçüncü taksiyi durdurduğumda sürücü yanımda durdu. Hızla arabaya binip evimin adresini verdikten sonra telefonumu çıkarttım ve babamın mesaj sayfasına girdim.

Eve geçiyorum.

İlk mesaj her zaman resmi olmalıydı. Onun nerede olduğunu bilmiyordum bu yüzden her hangi birinin mesajı görme olasılığını hesap etmek zorundaydım.

Tamam bebeğim.

Eve geçince üzerini değiştir ve yemek ye.

Senin için dolaba dondurmanı bıraktırdım.

Mutlaka yemekten sonra ye, hastalanmanı istemeyiz.

Tamam babacığım, seni seviyorum >

Bana bir renk vermemişti. Muhtemelen bu gün yanıma gelemeyecekti.

Zaman geçirmek için ders çalışabilir yada babam için bir şeyler yapabilirdim.

Eve geldiğimizde şöföre ücretini ödeyip arabadan indim. Burası iş yerine uzak sayılmazdı ama yakın olduğu da söylenemezdi.

Eve girip ayakkabılarımı çıkarttıktan sonra odama giderek üzerime, siyah uzun kollu bir tişört ve mini bir şort geçirdim.

Aşağı indiğimde mutfağa girdim ve dolapta hazır olan yemek tenceresine aldım. Biz işte olduğumuz zaman öğlenleri bu eve biri geliyor ve temizliği yaptıktan sonra yemek yaparak gidiyordu.

Yemeği ocağa koyup ısıtmaya başlarken biraz telefonumdan oyalandıktan sonra ısınan yemeği tabağıma doldurup onu da hemen bitirdim.

Bulaşıkları öylece musluğun altına bırakıp buz dolabını açtım. Küçük bir kutu dondurma beni bekliyordu işte...

Bu dondurmayı babamın bana getirmesini istemiştim fakat sanırım bunu özellikle o olmadığı için bana göndermişti. Canım sıkılmasın diye dondurma yiyerek vakit geçirmemi düşünmüş olmalıydı.

Televizyonu açıp evde ses olmasını sağladıktan sonra odama geçtim. Saat yeterince geç olurken telefonumu elime alıp resmimi çektim.

🎀

Kıkırdayarak babama attığım mesaja baktığımda babam çevrimiçi olmuştu.

Ne yapıyorsun bebeğim?

Yatağımda dondurmamı yiyorum

Lidya.

Siktir.

Kızım!

Efendim babacığım?

Bebeğim babana böyle resimler atmamalısın...

Neden, beğenmedin mi beni?

Güzelim seni ne kadar çok beğendiğimi biliyorsun.

Babana bu resmi atman çok ahlaksızca bebeğim.

Şimdi babanın sana ihtiyacı var.

Benim de sana ihtiyacım var baba.

Canım sıkılıyor ve seni özlüyorum.

Sakın kendine dokunma tamam mı?

Yanına geldiğimde beraber özlem gidereceğiz.

Ne zaman yanıma geleceksin?

Seni istiyorum.

Ah Lidyam...

Emin ol en geç yarına kadar

tekrar görüşeceğiz...

Peki babacığım,

seni seviyorum.

Biliyorum bebeğim.

Babam tekrar çevrimdışı olduğunda telefonumu kenara koydum. Dondurmamı yemeğe devam ettiğim sırada bacaklarımı birbirine bastırdım. Onu ne zaman özlesem, onu düşünürken bile ıslanabiliyordum.

Yutkundum.

Dondurmamı bir kenara bırakıp telefonumu tekrar elime aldım. Bir kaç alışveriş sayfasında gezip aradığım şeyi bulduğumda sipariş verdim.

Siparişin elime otuz dakika sonra ulaşacağı yazdığında yatağımdan kalkarak banyoya girip hızlı bir duş aldım.

Üzerimi değiştirdiğimde çalan kapı ile kapıyı açıp gelen kargoyu elime aldım.

Küçük kutuyu açıp odamda süslü başka bir kutunun içine koyup hazır halde geldiğinde yatağıma girip yattım.

Ve yatmadan önce babama bir resim daha gönderdim.

...

Uykulu bedenimin havaya kaldırıldığını hissettiğimde gözlerim açılmamak için yemin etmiş gibiydi.

Soğuk çarşafın dokusu bedenime değdiğinde gözlerimi araladım.

Babamın silüeti ile karşılaştığımda gözlerimi açarak babamın boynuna sarıldım.

"Baba!" Onun kolları da benim bedenimi bulduğunda yanıma yattı.

"Bebeğim..." beni kolları arasına çekerken zevkle onun koynuna girdim. Onun kokusunu içime çekip boynunu öptüm.

"Seni çok özlemiştim." derin bir soluk verdiğinde kalkıp ona baktım. "Seni kızdırdılar mı?" Pars başını salladığında burukça gülümsedim.

"O zaman sana yaptığım hediyemi vermeli miyim?" Elleri saçlarımı okşarken, yüzüme gelen tutamları kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Ne hediyesiymiş?"

"Dün kendine elleme dediğinde seni çok arzulamıştım. Bende bir şey düşündüm." Kaşları havalanırken kolları arasından çıkıp odama koştum. Hızla masamdaki küçük kutuyu alıp odamıza koşturdum.

Yatak başlığına yaslanmış beni bekliyordu. Tekrar yatağa çıkıp bu sefer onun kucağına oturdum. Onun elleri kaçlarımı bulduğunda küçük kutuyu gösterdim.

Siyaha boyadığım kutuya küçük kırmızı kalpler eklemiştim. Ve çekmecede bulduğum minik kurdeleyi de üzerine yapıştırmıştım. Tatlı gözüküyordu.

"Bu nedir?" Ellerini benden çekip kutuyu ellerine aldı. Bana attığı derin meraklı bakışların altında kutuyu açıp içindekini eline aldı.

"Bizim için aldım, beğendin mi?" Küçük kalpli bir tıkaçtı bu. Metal tıkacın ucunu dolduran siyah bir kalp detayı vardı. Diğer ucu damla şekilinde, ince ucundan doğru iyice kalınlaşıyordu.

"Temiz mi?" dediğinde başımı salladım. "Evet, tamamen temizledim ve kullanmadım." Babam başıyla beni onaylayarak çenemi tuttu. Araladığım ağızıma tıkacın damla detayına benzeyen metalı soktu.

"Em bakalım." Dilim soğuk metalın çevresini emdiğinde yavaşça dudaklarımdan çekti.

"Arkanı dön ve kalçanı benim için kaldır." Hızla kucağından kalkıp ona arkamı dönerken dizlerimin üzerinde durup kalçamı kaldırdım.

Elleri kalçamı okşadıktan sonra bir şaplak savurduğunda nefesimin kesilmesiyle kendimi yatağa bastırdım.

"Yüzünü kaldır." Hemen dirseklerimin üzerine kalkıp, başımı kaldırdım.

Belimden şortumun lastiklerinden tutup dizlerime indirdi. Altımda kilodun olmadığını görüp durduğunda dudakları belime bir öpücük bıraktı.

Yatakta hareketlenip kalktı. Saçlarımı okşayıp başımı yatağa yatırdı. Saçlarımı okşamaya devam ederken bana yaklaşıp kokumu içine çekti.

"Babaya ahlaksız fotoğraflar yollamak uslu kızların yaptığı bir şey midir kızım?"

"Hemen eve gelmeni istemiştim. Seni çok istiyordum." Kalçama bir şaplak daha savurduğunda acıyla inledim.

"Babayı etkiledin. Baban sen olmadan tek başına idare etmek zorunda kaldı." Onu hayal ederken gülümsediğimde, gülüşümü yakalayıp beni saçlarımdan tutarak kaldırdı.

Acıyla kollarımdan destek alarak kalktığımda yüzüme yaklaştı. "Yaramaz mı olmak istiyorsun?"

"Babamın olmak istiyorum." Dudaklarımı ısırdığımda dudaklarıma yapışıp beni sertçe öpmeye başladı. Bir eli boynumu sıkarken diğer eli başımı, saçlarımı okşuyordu.

Öpüşleri sertleştiğinde benden ayrılarak yataktan kalktı. "Seni babanın yapacağım." Yatağın ucuna vurduğunda oraya gittim. Beni hızlı ve sert bir hareketle döndürerek yatağa yatırdı. Dizlerimin üzerinde kaldığımda saçlarımdan tutarak kendisine çekti. Sırtım onun göğüsüne yaslandığında bir parmağını ağızıma bir kanca gibi takarak açtı. Parmağını çekiştirdiğinde ağızıma tıkacı tekrar sığdırdı.

"Çok güzelsin." diye fısıldadığında gülümsedim. Benim yanağıma bir öpücük bıraktıktan sonra saçlarımı bırakarak beni yatağa itti. Ellerimin üzerinde kaldığımda kalçalarımı ayırarak tıkacı yavaşça içeri kaydırdı.

Bedenim tıkacın genişliğiyle kasılırken, zevkten gözlerimi yumdum.

Tıkaç kalça deliğimi doldurduğunda tekrar saçlarıma yapıştı babam. Beni çekerek kaldırdığında kalçamdaki sertlik beni o kadar sıkıyordu ki deliğim patlayacakmış gibi hissettiriyordu.

"O kadar güzel görünüyor ki..." dedi arzu dolu sesi. Kulağımın arkasında nefes alış verişi hızlanıyor ve bedeni benimkisi gibi zevkle yanıyordu.

Sırtımdan beni tekrar ittirdiğinde ellerimin üzerine düştüm. Ama babam bunu sevmeyip beni biraz daha bastırdığında yüzümü yatağa bırakıp kollarımı önüme uzattım.

Kalçamdaki kalp detayı artık onu daha da erekte ediyor olmalıydı. Şanslıydım ki hediyemi beğenmişti.

Arkamda duyduğum kemer sesi ile pantolonunu çıkarttığını anladım. O kemerini yatağa bıraktığında birden içime girmişti. Sırılsıklam kadınlığımı dolduran büyük sertliği ile inledim. Normalde zaten büyük olan penisi kalçamdaki sertlik ile daha da büyük bir zevk veriyordu artık!

İçimde sertçe girip çıkmaya başladığında bana kendisini tamamen itiyor ve benden tamamen çıkıyordu.

"Çok hazırsın bebeğim."

"Senin için babacığım." dediğimde hızla içime girip beni sertçe becermeye devam etti. Hızla kalçama şaplak atıyor ve kendisini bana sertçe vurmaya, beni zevkten doldurmayı ihmal etmiyordu. Onun bedenime vuran bedeni beni alevler içinde yakıyordu.

Sonunda kendini bana daha sert bastırdığında içime akan sıvıları hissettim.

"Bana dön." dediğinde yerimden kalkarak hızla ona döndüm. Nefes nefese kalmış, kalbi benim gibi göğüsüne çarparak hızlanmıştı. Yüzümü ellerinin arasına alıp dudaklarıma bir öpücük bıraktı. Tek eliyle yanaklarımı sıkarken dik duran penisine baktım.

"Babacığım, alabilir miyim?" Zorla konuştuğumda başımı okşadı babam. Çenemi bıraktığında onun sertliğini elime aldım ve biraz okşayıp ağızıma aldım.

Küçük hareketlerim onu çıldırtırken başımdaki eli kasılmıştı. Başımı sertçe kendine yaslamamak için zor tutuyordu.

Nihayet onu kızdırmamak için sertleşip hızlandım. Onu boğazıma kadar içime alıp hızlı hareketlerle yaladım.

Git gellerimle başımı geriye çektiğimde bir anda başımdaki elini kendisine bastırıp, ağızımın içine boşalmıştı.

Ağızımdan geri çıkarken ağzımdaki dolulukla ona baktım. Yüzünü yüzüme hızlanıp saçlarımı okşadı. "Yut kızım" onun emriyle itaatkar bir şekilde ağızımdaki tum sıvıyı yuttum. Dudaklarında bir gülümseme oluştuğunda gözleri benim için mutlulukla bakıyordu. Onu sevindirmiş, onu mutlu etmiştim.

"Ah kızım..." hararetli sevişmemizden sonra yüzümü avucunun arasına aldı. Dudaklarıma bir öpücük bıraktığında üzerimdeki tişörtü tutup çıkardı. "Hadi seni temizleyelim." Ona başımı sallayıp dudaklarımı yaladım.

"Peki babacığım..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.