
Baktığım gökyüzü manzarasından uzaklaşan güneşle ayağa kalktım masadan. Ofisin ışıklarını yaktığımda Seda Hanım ile göz göze gelmiştik.
"İyi oldu yaptığın, a'ferim ben söylemeden yap böyle şeyleri." Tekrardan telefonuna çevirdiği gözleri ile göz devirdim.
Tekrar onun masasına geçip dosyalara göz gezdirmeye başladım. Onun yapması gereken işleri yine bana kilitlemişti. Sıkıntıyla yaptığım bu işin bana hiç bir katkısı olmamasına rağmen maaşım için yapmaya devam ediyordum.
Biz A&A Holding'in en alt departmanında çalışıyorduk. Burası otuz katlı büyük bir iş yeriydi. Her bir kat, çalışanların seviyesine göre hazırlanmıştı. Bu yüzden burada çalışan herkes daha fazla yol kat etmek için büyük bir hırs ve gayretle daha fazla çalışıyorlardı.
Ve biz birinci kat çalışanları, biz unutulanlardık.
İkinci katta çalışanlar yeni başlayan çalışanlar olurken, biz bile onlardan aşağıdaydık.
Seda Hanım'ın burada kalma sebebi rahatlığı sevmesi iken, benim burada olmamın sebebi onun asistanı olmamdı. Burada bir yıldır onun asistanlığını yapıyordum. Aramızda bir sorun yoktu bu yüzden bu da beni rahatsız etmiyordu.
"Organizasyon şirketinin dosyaları gelmişti baktın mı?"
"Evet, ek ücret taleplerini de yerine getirdik. Dosyaya imzanızı atıp onlara geri yolladım.."
"Her neyse işte..." dedi bunu da umursamazken. Kendisi varlıklı bir ailenin tek kız çocuğuydu. Babasının mirasında bir yeri olması için beş yıl boyunca bir şirkette çalışıp işleri öğrenmesi istenmişti.
Ne kadar öğrenebildiği ise meçhuldu.
Tüm işleri üst üste koyup masayı topladım. İşler bitmişti. Eve gitme vaktiydi.
"Seda Hanım, çıkış saatimiz geldi." Seda Hanım ayağa kalkarak esnerken üzerini düzeltti. "Nihayet, hiç bitmeyecek sandım!" Ona yine boş gözlerle baktıktan sonra birlikte odadan çıktığımızda odayı kitledim. Kimseler buraya uğramasa bile bazen içimde şüphelerin oluşmasını engelliyordu.
"Yarın ne yapacaktık?"
"Saat dokuzda Salih Bey ile randevunuz var, ek gıdalar hakkında konuşacaksınız. Sizi ikna etmeye çalışacaklar ama kibarca reddeceksiniz."
"O niye?" dediğinde durup asansör düğmesine bastım.
"Çünkü zaten biriyle anlaştık ama yeni firmayla deneme sürecindeyiz. Bu yüzden Salih Bey'den kopmayacağız." Başını salladığında asansör kapıları açıldı. İçeride iki takım elbiseli erkek olduğunda yine de bindik.
"Bir kat aşağı inmek için asansör mü kullanıyorsunuz?" dedi adamın biri dalgayla.
"Evet, bizim gibi hanımefendileri bulmak nadirdir. Dinç kaldığımız sürece güzeliz değil mi?" Seda Hanım çapkın bir tavırla sarı dalgalı saçlarını geriye savurdu. Üzerinde parlak ten renginde mini bir elbise vardı.
Gerçekten işe gelmek için bu kadar süslendiğini düşünmek imkansızdı.
"Belki de sizi çalıştırmamalıyız, belli ki çok yoruluyorsunuz." dedi diğeri. Konuşmalar masum iş arkadaş sohbetlerinden değildi anlaşılan.
"Hayatım, yorulmak siz tembel nesillerin olayı, biz kadınların daha ne kadar ayakta kalabileceğini düşünmen bile seni fazlasıyla yorar." Galiba kendi adına konuşuyordu. Çünkü ben bu gün onun ve kendi işlerimi yerine getirirken oldukça yıpranmıştım.
O ise sivri topuklu ayakkabılarıyla otururken, telefonuyla uğraşmıştı.
"Hadi, ne kadar ayakta kalabileceğini göster güzelim." Adamın çapkın ve arsız tavrı beni rahatsız ettiğinde asansörün kapıları açılmasıyla birlikte asansörden çıktık. Seda Hanım son kez onlara döndüğünde bilmişçe gülümsedi. "Sizin gibi yılışık heriflere mi? Asla değmez."
Benim koluma girip birlikte otoparka yürüdüğümüzde ondan çıkan sert ve ritimli topuk sesi tüm alanda nerede olduğumuzu belli ediyordu.
Sola döndüğümüzde karşımıza çıkan adamla yutkundum. Seda Hanım adamı görmesiyle durarak selam verdi. "Merhaba Pars Bey, nasılsınız?"
Arkasındaki duran iki adam biraz geri çekildiğinde Pars Bey'in yüzündeki sert ifade değişmemişti. "İyi akşamlar." diyerek arabasına doğru devam ettiğinde arkasındaki adamlar da aynı şekilde Pars Bey'i takip ettiler. Arkamdan geçeceği esnada sırtıma dokunan eller ile ürperirken ona döndüm. Bana bakmadan arabasına ilerlemeye devam etmişti.
"Patron falan ama saygısız adam, insan bi siz nasılsınız falan der! Yaşlanınca insan bir somurtkanlaşıyor galiba?" Seda Hanım ilerlemeye başladığında arabasına doğru yürümeye devam ettik. "Babam yaşında zaten" diyerek fısıldadığında onu duymamazlığa verdim. Bir anlığına durup arkasına dönerek bana baktı.
"Ben eve gidiyorum, sen de bana gelmiyorsun herhalde?"
"Hayır, ben arabanızın yolunu gösteriyorum. Hani geçen sefer-"
"Sus! Tamam hayırlatma! Alt tarafı bir anlığına kayboldum sandım o kadar. Hem ben sana bunu unut dememiş miydim?" Başımı hayır anlamında salladığımda omuzlarını dikleştirdi. "Öyleyse şimdi söylüyorum! Şimdi bırak peşimi de arabama binip evime gideyim?!" O noktada durduğumda Seda Hanım devam etti.
Geçen gün arabasını nereye park ettiğini unutmuştu. Üstelik arabasının biraz ileride olduğunu göremeyip, olduğu yerde ağlayarak beni aramıştı. Ofis odasından ona koşarak yetişip, onu arabasına götürmüştüm. Ve hala akıllanmıyordu.
Yanımda duran siyah lüks arabayla başımı kaldırıp arabaya baktım. Pars inen camdan bana baktı.
"Gel hadi." Elimi "bir dakika" der cesine kaldırdım. Bir, iki ve üç! Ve tam o anda bir çığlık sesi geldiğinde sesi tanıyarak koşturdum.
"Nerdeyim ben?!" Seda Hanım'ı bulmak için etrafıma bakındığımda tekrar bir çığlık sesi gelmişti. "Burada bir canavar var!!" Ağlama sesine yakınlaştığımda ona seslendim. "Korkmayın Seda Hanım, o otoparkın kedisi!" Onun yanına vardığımda bir arabanın yanında durmuş ve korkak bakışlarıyla tiksinerek kediye bakıyordu. Kedi ise ne olduğunu anlamayarak, masum bakışlarla ona bakıyordu.
"Gelin Seda Hanım, arabanız ileride." Anında benim koluma girdiğinde onun korkak bedenini ağır ağır arabasına götürdüm. Bunu sürekli yapıyordu.
"Sağ ol" değip utanarak arabasına bindi ve kapıyı kapattı. "Kemerinizi takmayı unutmayın."
"Tamam" dedi burnunu çekerken. Bu kadına bir şöför lazımdı. Ve hatta bir bakıcı!
Arkamı dönerek Pars'ın arabasına doğru ilerledim. Beni bekliyordu...
Arka kapıyı açtığımda bana baktı. İçeri geçip kapıyı kapattığımda araba hareket etti. Normalde aynı arabaya binmezdik fakat şimdi morali bozuk olmalıydı. Tüm gün mesaj bile atmamıştı.
"Beyaz" dedi emreden sesi. Ona onayla başımı salladığımda eve kadar susmaya devam ettim.
Her rengin bir anlamı vardı. Bana rengi söylediğinde evimizde üzerimi değiştirir ve o rengi giyerdim. Bu oldum olası böyleydi.
Beyaz'ın anlamı, sakinlik ve iyi yöndü. Eve gidince yemeğimizi yapacak ve yiyecektik. Sonra güzel bir gün geçirmek için konuşacak ve birlikte güzelce yorucu bir günü sonlandıracaktık.
Siyah'ın anlamı, kızgın olduğunu gösterirdi. Bana sert davranabileceğini belirtir ve uslu durmam için bana bir uyarı verirdi.
Kırmızı renk, kesinlikte beni eve gidince sertçe becereceğini söylerdi. Bunun kurtuluşu olmazdı. Üzerimdekileri yırtar ve beni hiç acımadan sertçe becerirdi.
Bu durumdan şikayetçi sayılmazdım. O benim patronum, benim Pars'ım, benim babamdı. Tek ailem ve evimdi.
Arabadan indiğimizde beni belimden tutarak eve götürdü. Burası iki katlı büyük bir evdi. Burayı bana vermişti. Benim için döşetmiş ve ikimiz içinde kullanışlı bir hale getirtmişti.
Üzerimdeki ceketi çıkarttığımda ceketi elimden alıp askılığa astı. Onun hemen önünde durduğumda elleri boynumu buldu. Büyük elleri yavaşça yanağımı okşadığında kollarına tuttundum. "Üzgün müsün?"
"Artık değilim." dudaklarıma yaklaşıp sert bir öpücük bıraktığında ayak parmaklarıma yükselip ona yetişmeye çalıştım. Bir anda geri çekildiğinde durdum.
"Ayakkabıların." dediğinde itaatkar bir hareketle hızla ayağımdaki converslerden kurtuldum. Beni onaylayıp yüzüme bakmaya devam ettiğinde eğilip çoraplarımı da çıkartıp tekrar ayağa kalktım.
Elleri saçlarımı bulup okşadığında gülümsedim. "A'ferim akıllı kızıma." Büyük elleri başımdan çeneme ulaştı. Çenemi kaldırıp eğilirken dudağıma bir öpücük daha bıraktı. "Hakkettin bunu." Mutlulukla gülümsediğimde yanımdan uzaklaşarak ceketini ve kravatını çıkartmaya başladığında merdivenlerden yukarı çıkıp odama ulaştım.
Üzerimdekileri tamamen çıkartıp dolabımdan beyaz bir gecelik çıkarttıktan sonra sadece onu giyerek saçlarımı düzelttim. Banyoda ellerimi ve yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra hevesle aşağı indim.
"Geldim." Onun yanına, mutfağa gidip tezgah ile bedeni arasına girdim. Başıma bir öpücük bıraktıktan sonra beni kaldırıp siyah mermer tezgaha oturttu.
"Nasıl geçti günün?" dediğimde ocaktaki ateşin üzerine bıraktığı tavaya yağ döktü.
"İyiydi bebeğim."
"Beni aramadın hiç, özlemedin mi?" Bana baktı bir süre. Kelimelerden uzak durmayı seçip buz dolabına döndü. "Dışarda yapmam gereken işlerim vardı kızım, o yüzden aramadım." Varlığımı ve ilişkimizi önemli gerekçelerden dolayı kimse bilsin istemiyordu. Bilenler vardı tabi ama yine de kimseye yaklaşmamı istemiyordu.
"Sen ne yaptın, yoruldun mu bu gün?"
"Sada Hanımlaydım işte. Hep olduğu gibi." Dizlerimi kendime çekip tezgahta bağdaş kurdum. "Bu arada senin yaşlı ve saygısız olduğunu söylüyor." Pars güldüğünde ona bakmaya devam ettim. Başını sallayıp bana döndü. "Sen ne düşünüyorsun?" Omuzlarımdan dökülen saçlarımı çekerek geriye sarkıttı. Yüzüme gelen saçları da çekerek kulağımın arkasına sıkıştırdı.
"Sen benim babacığımsın." dediğimde yanağımdaki eli kasılmış, gözleri karanlığın arzusuna dönüşürken dudaklarında sevdiğim gülümsemesi çıkmıştı.
Onu öpmek için uzandığımda omuzlarımdan tuttu beni. Elleri gevşeyip, geceliğimin askılarıyla beraber yavaşça aşağı indi.
Gecelik göğüsümde kaldığında durdu. Bir eli çenemi bulurken inatla ona bakmamı sağladı. "Aç mısın?" Bacaklarımın hizasında duran eli geceliğimi biraz aşağı çektiğinde kumaş parcası göğüsümden aşağı kayıp gitmişti.
"Sadece sana." diyerek fısıldadığımda yutkundu. Uzanıp hızlıca ocağın altını kapatırken beni kucağına çekti. Bacağımı onun beline doladığımda bir eli kalçamı bulmuştu.
Hızla üst kata çıktığımızda odamıza girdik. Pars beni yatağa bıraktığında ona uyarak yatakta kaldım.
Üst katta üç oda bulunuyordu. Büyük oda Pars içindi. İçinde çalışma odası, giysi dolabı ve büyük bir banyosu vardı. Burada kaldığı geceler o odada kalıyordu.
Benim odam vardı. Küçük bir banyosu ve kocaman yatağı ve kocaman giyinme dolabı vardı. Orta boylarda bir çalışma masam vardı fakat ve karşısındaki ayna sayesinde orada makyaj da yapabiliyordum.
Ve bizim odamız. Birbirine karşılıklı bakan iki odanın ortasındaydı. Burası kocaman yatağı olan ve içinde bizim ortak eşyalarımızı barındıran bir odaydı. Bir tek bu duvarlarda bizim resimlerimiz bulunuyordu. Ayrıca evin sadece bu odasında sevişebilirdik.
"Kollarını kaldır." Kollarımı kaldırıp yatağın demir parmaklıklı başlığına uzattım. Pars üzerime çıkıp bileklerimi demir başlığa bağladığında içimdeki heyecan gittikçe büyüyordu.
"Baba hadi." dediğimde üzerindeki gömleğin düğmelerini çözdü ve gömleği çıkararak bir köşeye fırlattı. Gözlerini benden alamazken yatağın öbür ucundaki zinciri alıp ucundaki kelepçeyi ayak bileğime taktı.
Nihayet kemerini çözmeye başladığında kıpırdamadan onu bekliyor ve asla ses çıkartmıyordum.
Kemerini çözüp eline aldı. "Bu gün akıllı mıydı benim kızım?" Karanlık sesine karşı dudaklarımı ısırdım. Başımı evet anlamında salladığımda gülümsedi. Kemeri yatağın yanına bıraktığında pantolon düğmesini açarak pantolonunu çıkarttı.
Onu böyle izlemek bile beni heyecandan ıslanmama yetmişti. Kendi bacaklarımı birbirine sürtmemek ve kıvranmamak için zor duruyordum.
Yatağa çıkıp üzerime eğildi. Büyük bedeni karşısında ezilirken başımı biraz kaldırdım korkarak. Beni öpmesini istiyordum ama ilk önce bunu hak etmem gerektiğini biliyordum.
Yaklaşık altı aydır birlikteydik ve bu zamana kadar bedenim artık onun komutları için can atar olmuştu. O ne dese profesyonel bir köle gibi istediğini yapıyor ve onun verdiği her dokunuşu büyük bür hazla kabul ediyordum.
Cezaları ise onun arzularının aksine bana sadece acılar veriyordu.
Boynuma yaklaşan dudakları ile sıcak dilini hissettim. Dili yavaşça aşağı inip göğüslerimi bulduğunda orada oyalanmadan daha aşağı inerek bacak arama yaklaştı. Beni memnun etmesi için onu memnun etmem gerekiyordu.
Bacağımı araladığında geceliği karnıma iterek vajinamı daha iyi görmeye çalıştı. "İşte benim kızım." dedi penisini çıkartıp hızla içime girerken. Bir anda çığlık atmamak için dilimi ısırmış ve hatta kendimi fazlasıyla kasarken ellerimi çekiştirmeye çalışmıştım.
Pars hızla üzerime eğilip ellerimi tekrar başımın üzerine kaldırdı. "Ceza almak istiyor musun kızım?" Bakışları gözlerimin içine öyle bakıyordu ki, içinde bir yerlerde ceza almamı isteyen bir canavarla bakışıyor gibiydim.
"Hayır babacığım." dediğimde başını salladı. Bir eli yavaşça saçlarımı okşamaya başladığında ani bir hareketle sertçe saçıma yapıştığında tekrar hareket etmemek için kendimi kasarken gözlerimi yumdum.
"Aç gözlerini!" Gözlerimi hemen açıp ona bakmaya devam ettim. Pars içimde kendini bana fazlasıyla bastırarak hareket etmeye başladığımda inledim. Dudaklarımdan çıkan ses ile saçlarımdaki parmaklarını çekerek üç parmağını birden ağızıma sokup çıkartmaya başladı. Bir yandan bacaklarımın arasındaki sertliği içimde tatlı bir acı bırakmaya başlarken diğer ağızımdaki eli boğazıma kadar ilerletiyordu.
Sert darbeleri içimde hızlandığında kapının zil sesi duyuldu. Babam elini ağızımdan çektiğinde endişeyle çatıldı kaşları. İçimden hızla çıktığında "Ah baba." diyerek inledim. Eğilip yanağıma sert bir öpücük bıraktı.
"Bekle, bakacağım." Zil sesi tekrarlandığında yanıma gelerek ellerimi çözdü. "Kıpırdama bebeğim."
Ona başımı sallarken dudaklarımı ısırdım. "Tamam babacığım." Çıkarttığı pantolonu giyerken acele etmeden odadan çıktı. Merakla olduğum yerde kaldığımda kapının açılan sesini duydum.
"Ne işin var senin burada? Bu saate!" Gür çıkan kızgın sesiyle gözlerimi yumdum. Bu oydu...
"Ne oldu? Sizi böldüm mü?" Kadının sesi alayla çıkmıştı. Ve sonra bir eşyanın düşme sesi geldiğinde sessizlik oluşmuştu.
Yatak soğumaya başladığında çıplak bedenim üşüyerek titredi. Bu yatakta tek yatmak hiç hoşuma gitmiyordu.
"O kızı görmeden gitmeyeceğim!" Kadının sesi üzerine tekrar sessizleştiklerinde ayağa kalkmak ve onlara bakmak istedim fakat yapamazdım. Bunu yapmaya henüz cesaretim yoktu.
"Lidya!" dedi, aşağıdan gelen sesi. "Buraya gel." Belime düşen geceliği hızla geri giyinip ayağa kalktığımda bileğime dolanan sese baktım. Kapının dışına kadar yürüdüğümde daha fazla gidemediğimi fark edip durdum.
"Baba, gelmen gerek."
"Siktir." Pars merdivenlerden gözüktüğünde yanıma gelip ayağımdaki zincire baktı. Beni hızla kucağına aldığında zincir sesi küçük koridorda yankı yapmıştı.
Beni tekrar yatağa oturturken, pantolonunun cebindeki anahtarı çıkartıp bileğimi çözdüğünde elimi tuttu.
"Şimdi aşağı ineceğiz, o evli olduğum kadın ama sana zarar vermeyecek."
"Bunu nasıl bileceğiz?"
"Senin en ufak canını sıktığında ona en büyük cezayı vereceğim." Bana eğilip başını boyun hızma getirip kokumu içine çekti. "Gidelim." Başımı salladığımda merdivenlerden aşağı indik. Onun çıplak geniş omuzlarını izlemek kafamı dağıtırken salonda dikilen kadını gördüm.
Sarı kısa küt saçlarıyla uzun ve zayıf bir kadındı. Beyaz teni ve giydiği acık yeşil ince kumaştan bir elbisesi vardı.
Kadının bakışları altında Pars'ın biraz arkasına geçtim. Kadın'ın gözleri dolduğunda yüzünde kıskanç bir ifadeden daha çok pişmanlık vardı.
"Annem Sezen ile yaşadığımız eve gelince, o da beni aramış ama ulaşamamış. Sonra da annemden gizlice evden kaçmış." Pars bana baktığında ona baktım. "Neden?"
"Annemin fazla soru sorup bu geceyi başka bir kadınla geçirdiğimi sanmasını istememiş. Birlikteyiz iması vermek istemiş." Onun koluna sarıldığımda gülümsedi. "Şimdi onunla beraber eve mi döneceksin?" dediğimde başını kaldırıp Sezen'e baktı.
"Bu gece dikkat çekmeyecek bir yerde kalmalısın. Kızımı bırakamam." Onun sözleri ile utanarak dudaklarımı dişledim.
"Annenin evde olduğunu biliyoruz. Muhtemelen annende bundan haberdardır. Bu yüzden eve dönüp rol yapmaya devam etmeliyiz." Sezen bize döndüğünde ciddi yüz ifadesi yerini almıştı.
Bildiğime göre yaklaşık beş yıldır evlilerdi. Evlilikleri bir anlaşma üzerine kurulmuştu fakat Pars'ın zevkleri Sezen'i zorladığı için hiç bir zaman karı koca olmamışlardı. En azından babam bana böyle anlatmıştı. Ve Sezen ise asla yalanlamamış, ilişkimize karışmamıştı.
"Umarım niyetin beni kızımın gözünün önünde yanına çekmek değildir."
"Öyle olsaydı en başında bunu reddederdim. Anlaşmamızı unutma, sen kocalık görevlerini yerine getirdiğin ve beni aldattığını gözler önüne sermediğin sürece ilişkinizi kabul ettim!" Kadın bize bakmaya dayanamıyor gibiydi. Başını başka bir tarafa çevirdiğinde Pars gerginleşmişti.
"Sen beni bununla sınayamazsın! Bir sürü çözümü var bu gecenin!"
"Hadi ama Pars, karı koca olmamıza rağmen birlikte bir romantik gece geçirdiğimize kim inanır!" Pars'ın kolunu bıraktığımda o hala sinirle kadına bakıyordu.
"Baba istersen gidebilirsin, ben uyurum zaten şimdi." Pars'ın bakışları bana döndüğünde çatık kaşlarının yeri gevşemişti.
"Kararlarıma müdahale etme!" dediğinde başımı indirmiştim. Utanarak çıplak ayaklarıma baktığımda hızlı bir hareketle beni kaldırarak kucağına aldı. Merdivenlerden çıkmaya başladığımızda, kollarımı onun boynuna sararken başımı çıplak geniş omuzuna yasladım.
"Ceza aldım mı?" dediğimde odamın kapısını açarak içeri girdi. "Hayır" dedi beni yatırırken. "Sen babanı zevke ulaştırdığında bölündük, seninle ilgilenemedim bile..." üzerimi örtüp yanıma oturdu.
"Olsun, sen harika bir babasın." Pars bana gülümserken saçlarımı okşayarak yüzümden çekti. "O zaman söyle, eve geldiğimde ne istersin?" Biraz düşündükten sonra yerimde dikleştim. "Belki dondurma?"
"Frambuazlı ve çikolata parçacıklı." dediğinde güldüm. "Evet, biliyorsun."
"Bilmeseydim nasıl bir baba olurdum değil mi?" Ona başımı salladığımda anlıma bir öpücük bıraktı. "Uyu ve iyi dinlen. Bir dahaki sefer bizi bölebilecek olan bütün ihtimalleri ortadan kaldıracağım."
"Seni seviyorum babacım."
"Biliyorum bebeğim."