Bir zamanlar aramızdaki ucu bitmez, besbelli girift olmuş bir ip yumağı emsali olan anlaşılmaz hakikatın getirdiği nezih samimiyetimize dayanaraktan belli etmek istemiştim kendimi,sana.
Tüm yaşanmışlıklarımıza dayanarak söylüyorum ki uğruna gecelerimi sonu gelmez kahvelerle bitirdiğim bu karar yaptığım en nahoş ama yüreğimde ki süveydayı ancak, mutlak şayette olacak şekilde, söndürecek tek şeymiş aslında ve ben iyi ki yapmışım bile diyemiyorum sebebi ise duyduğunda yine pek hoşnut olmayıp burun kıvıracağın sonra da çul çürütüyor taklidi yapacak olman, bunu da şimdi anlıyorum.
Yüreğimde sönmesi gereken yalancı karanlık da sana olan hislerim değil senmişsin direkt Jeon.
Ben bunu da şimdi anlıyorum.
Şu an anladığım şeyler bunlarla sınırlı değil aslında, taklid yapmadığın da var içinde.
Kalp kırmak için taklid yapmana gerek yok.
Sana kendimi belli etmek istemiştim, hangi akla hizmet bunu düşünmüştüm bilmiyorum bildiğim tek şey umutsuz başladığım bu yolu kırık bitireceğimdi.
Ve Jungkook sen sevgisini kendi içinde yaşayan birisinin bile daha yolun başındayken üzerine hüsran bulutlarını indiriyor kendi sevgisini kendi yaşamasına izin vermiyordun,bunları yaparken çaba sarfetmiyor camekândan dışarı bakan bir cansız manken edasıyla izole ve boş duruyordun.Hissettirdiklerin içinde bunu demek isterdim ancak yine seni pek umursatır mı bilmiyorum ama bu sadece bir istekle kalacak.
Böyle de acımasız biriydin lakin sevildin.
Sanat fakültesi b bloktaydım, hemen yanında,hep yanındaydım orası ayrı.Bu sefer bildiğin mesafe olaraktı hani senin en çok sevdiğin şey olur kendileri, sen o aralar yine kendi çemberine çekilmiş elinde müzik çalarınla banklardan birine oturmuş karalıyordun bir şeyler.Sahi Jeon senin hakkında çözemediğim şeylerden biri ki bu çok nadir olur bilesin;neden şahane bir yeteneğin varken hep bembeyaz kağıtlarda olan kaleminin ucu sadece birkaç baştan savma karalama çizmek için değerdi kağıda, niye kendini hiç keşfettirmediğin,belli etmediğindi çözemediğim.
Madem çizmiyorum yeteneğimi nereden biliyorsun diye sorma hiç,sahi sen zaten sormazsın ama ben çok konuşurum bunu da sen bilirsin ya da bilir misin?Okuduğun kahverengi kapaklı böyle basbaya hırpalanmış olduğu belli olan kitabının içinden düşürmüştün.Durur mu zavallı aşık kalbim?O gün yağan yağmura rağmen kağıtla aynı anda semaya inmiş toprağa doğru inen yağmur damlası daha yere düşmeden, koşarak almıştım üzerinde Da Vinci'nin parmak uçları aranırsa şayet illa ondan bir şeyler en azından tozu dahi olsa bulunacak mükemmelikteki resmin olduğu en altta da Vinci'nin asıl parmağının ucundan düşen toz tanelerinin burda toplandığı anlaşılan küçücük harflerle süsten uzak ama benim için bugüne kadar yaptığım tüm tablolardan daha değerli hissettiren isminin yazdığı kağıdı.Beni asla farketmeyeceğini bilirdim bu yüzdendi bu rahat tavırlarım.
Çünkü Jeon senin için beyaz kağıtlara çizdiğin başıboş silik karaltılardan fazlası olamadım hiçbir zaman.
Kendinin de beyaz tuvallere çizdiğim şaşaalı doğa resimlerindeki denizin yanında sırf hava olsun diye suya atılmak için bırakılan taş parçası olmasına dahi izin vermedin.
Ben ise demir parmaklıkları kol gücüyle söküp atabileceğini düşünen bir aşıktım yalnızca.
Sana kendimi ilk belli etmeye çalıştığım günü anlatıyordum en son ama gel gör ki yaşadığım anılar izin vermiyor benim için bir anda yanıp kendi kendini yakan bir kibrit çöpü gibi hissettiren anılarım onları araya virgül koyarak anlatmadan yaşanmamış önemsizlermiş gibi geçecek olmamı.
Seni bilmem ama benim için önemliydi,elinde tuttuğun kitabın rengi dahi.
Elimde portreni çizmiş olduğum kağıdı tutmuş yanına geliyordum,biliyordum müzik dinlerken asla rahatsız edilmek istemediğini.Bunu belli ettiğinden mi? Hayır.Sen asla kendini belli etmezdin.Dediğim gibi ben tezelzül etmez bir aşıktım.
Kulağında kulaklıklar gözlerin kapalı oturduğun banka yaslamıştın kendini önünde biri olduğunu farketmiştin ama 'bu kimin umurunda'ydı sana göre.
Böyle de değersiz hissettirirdin.
Sonra içimdeki zaten en başından sayende sönük olan hevesle kaldırdım elimi omzuna o an gözlerinde bir kıpırdama olmuş gibi oldu ama çetindin hala,açmadın.Ellerim omzuna temas edip seni uyardığında açmıştın gözlerini nihayet.Efsunkar bakışlarını bu kadar yakından ilk kez o zaman görmüştüm.
Oysa elimdeki portreye de aynısını çizmiştim.
Ben seni görmeden hissetmiştim,sen de beni hissetmene rağmen görmemiştin.
'Bir sorun mu var?' diye sormuştun.
O an elimdeki portreyi yere sertçe atıp sana 'Evet, var sorun.Bir değil binlerce.' diyerek içimdeki derin sızıyı hıçkırıklarımı için parçalansın diye yanı başında vaveyla kopararak anlatmak bağırmak hatta seni yumruklamak istemiştim.
Ama biliyordum bunlar senin için bir şey ifade etmezdi.
Bunun bilincinde olmak ezdirmişti beni kendime karşı,bu yüzdendi isteklerimin kıymık parçası kadarını dâhi yapamamış olmak.
Bu da senin için önemsiz birkaç detaydan fazlası olmayacak mesela.
'Her gün buraya geliyor hiç kendini bozmadan müzik dinliyordun dikkatimi çektin, resmini çizmek istedim hem bankların olduğu bu taraf resmi çizilmesi için güzel bir manzara.'demiştim.Zavallı,çare gelmez bir aşıktım,sen de benim aşkım, ve saçma bir şekilde umursamaz insan triplerine girmiştim unutmuştum bunun senin rolün olduğunu olur mu hiç rol çalmak?Pek becerememiştim zaten.Bundandı 'manzara pek güzel olduğundan portre resmi çizmiş olmalısın öyle değil mi?'diye sorup beni utandırmakla kalmayıp yüzünde benim için oluşan ilk duygunun da küstahça bir umursamamazlık olduğunu yana doğru kıvrılan dudaklarının kırıp kırmayacağını umursamadan belli etmesiydi.
Ve ben dediğim gibi beyhude bir aşıktım bundan mütevellitti bana laf sokma davranışının altından flört anlamı çıkarmış ve sana utangaçça gülümseyerek zihninde beni ezdiğin hayallerine adeta davetiye çıkarmıştım.
Sen umursamazdın bu hareketlerimi de iki güne unutacaktın beni bir zamanlar zihnine dalga malzemesi olarak tahayyül ettiğini de unutacaktın.
Beni her geçen gün biraz daha ölümü bekleyen biri gibi sindirecektin köşeme.
Ardından sonunda resme bakmıştın incelemek için.Bir an resme bakmadan beni yanından göndereceğini düşünmedim değildi çünkü yapardın bir şeyler ilgini çekmiş olmalıydı o bir şeyler olmasaydı imkanı yok dört saniyeden uzun bakmanın.
Evet saymıştım bir şeye en fazla dört saniye bakıyordun.
Senden kalemini isteyen profesöre iki saniye bakmıştın,kendisinden kahve beklediğin baristaya üç saniye,otoparkta arabasını park etmesi için yer verdiğin sürücüye bir ,senden hoşlandığını söyleyen alt dönemlerdeki kıza ise hiç.
Söylesene Jungkook hal böyleyken portreme altı saniye bakmış olman aşık kalbimi nasıl hissettirmiştir haberin var mı?
Peki ya hemen sonra çizdiğim portreni güzel olmamış diyerek yırtman nasıl hissettirmiştir?
Haberin var mı?
Asıl değersiz hissettiren çizdiğim portrene değil de kağıdın köşesine öylesine yazdığım isminin yanına çizdiğim kalplere yüzündeki alaycı ifadeyle sırıtarak bakman ardından boş bakışlarınla bana göz değdirip banktan kalkıp gitmendi be Jeon.
Gözlerin bakmamıştı,değmişti.
Beni görmeyen sen o günden sonra bakmıyordun da.
Değersiz hissettirmişti.
Sakinleşmiştim.O günden sonra kendime saf aşık lakabını değilde dilhun aşık lakabını uygun görür olmuştum.
Ama farkettiysen hala aşıktım.
Bunun kendime saygısızlık ettiğimi düşündürdüğünden nasıl değersiz hissettirdiğini bilebilir misin?Yoksa biliyor muydun ama umrunda değil miydi?
Konu sen olunca ihtimallerin bir muvazenesi yoktu hiçbir zaman kesinliğe yakın veya uzak olunulmuyordu.
Kendi kafanda kesindin ama bir insanı ilk gördüğün an onun hakkında hükmünü verir o an nasıl davranman gerektiğini düşünüyorsan bundan sonra hep öyle davranırdın,asla değişmezdi tavrın.
Yoksa beni gördüğün ilk an yaşadığım tüm acılarımın ilki olmaya ant mı
içmiştin Jeon?
Bir cehennem zebanisi edasıyla kendine uygun gördüğün silik karaltıların içine atmıştın beni ama sanki bu senin elinde değilmiş sana verilen bir görevmiş gibi de umursamaz ve ustaydın.
Kalbin hiç acımıyordu,benimki acıyor ama acımasın seninki.
Bir gün odamda yalnız başıma derin düşüncelerimin buhranında kaybolurken yine aklıma geliyordun,yazık olanı artık sayende zihnimde de kendimi yalnız,acınası sadece sade kıyafetler giyen, silik bir karakter olarak tasvir etmemdi.
Hayallerimi bile istediğim gibi düşlememe izin vermemiştin,beni yalnız bırakmamıştı düşüncelerin,senin aksine.Çalmıştın hayallerimi.
Hayallerimde 'Jeon Jungkook,olsa bunu böyle yaşamama izin vermezdi,bu hayalime gülerdi,ne komik ve hayalperest çocuksun sen öyle derdi,düşlerimi kabusa çevirirdi,o olsa böyle olmazdı burası 'dedirtiyordun zihnime ve komik olan bu dediğim şeylerin sadece heves kıracak cinsten cümleler olmasıydı.Hevesimi kırıyordun.Komik olan bu da değildi, benim hâlâ seni sevmemdi.
Komik öyle değil mi?
Sen olsan böyle düşünürdün yani.
Düşüncelerinle öyle manipüle etmişsin ki beni, kendi düşüncelerin tamamıyle bana empoze olmuş gibi kendim düşünüyor da söylüyormuşum sanki senin düşüncelerini,söylesene Jeon bu yazdıklarım senin kendi düşündüklerin olabilir mi?
Ha bu arada, ben senin yüzünden senin hayalini dahi kuramadım.
Kalp sanrısı misali kırardın çünkü beni hayal de dahi olsa.
Dilhun kalbim ar eder mi? Etmez!Eder olur mu hiç?Hâlâ senin hakkında sözde bir anlam ifade etmez bilgiler edinmek isterdim bu isteğim yeterli gelmemiş olacak bundandır hakkında bilmediğim şeylerin olması ve bu da benim kalbimi acıttı Jeon.
Sen bilmesen de olur Mona Lisa'm.
Son günündeymiş gibi amaçsız yaşardın bir gün müstesnası oldu mu bunun?Sanmam.
Notların hep dipteydi örneğin bu senin umrun dahilinde bile değildi, berceste aşkımın notlarını görünce benim umursar olmam da benim acizliğim.
Sana hep ders anlatmak isterdim,yakınlaşmak için mi?Hayır.Ben saf aşıktım, senin en iyisi olmanı isterdim sen kendini düşünmezken düşünürdüm seni, sen bunu da bilmezsin.
Belki de basit görmüşsündür sevgimi, bu yüzdendir bu tavırların.
Ama hayır, ben de bunu bilemedim işte.
Elimde ortak dersin notlarını almış sana doğru yürüyordum,senin elinde dolu, böyle bir sürü beyaz kağıt var hiç kullanılmamış anadan doğma gibiler hepsi senin kendilerini kirletmeni bekliyorlar.
'Hey,Jeon Jungkook' diyorum.'Ders notu tutmuştum, ister misin sana vermemi?'
'İstemem,sende kalsın.'diyorsun.
Aşkın bende kalıyor,anıların ben de kalıyor,yırtık portren ben de kalıyor,hastası olduğum çizimin ben de kalıyor, şüphesiz ben de kalanlar bunlarla sınırlı değil ama sen bunu da bilmezsin.
Her şeyin sebebi kalbin de bende kalıyor.
Üzgünüm burayı yazarken ıslattım hep üzerine siyah karaltılar çizilmesi dışında bir şey yapılmasını istemediğin beyaz kağıtlarını.
Dediğim gibi, kağıtların da bende kalmıştı.
Bir an kağıtlardan sebep kucağında yer yok diye mi istemiyorsun notlarımı diye düşünmüştüm ama Jeon kalbinde mi kucağın gibi doluydu da bana yer bırakmadın?
Bana karşı tutunmuş olduğun tutum,sergilediğin canhıraş davranışların beni korkutmazdı hiç biliyor musun?
Aşkından asla korkmam,sonunda hayal kırıklığı olduğunu bilsem bile.
Bak işte bunu sen de bilirdin.
Ben keşke diyorum,keşke seni tam gözlemleseydim aşkıma cevap arayacağıma kalbine şifa arasaydım belki böyle olmazdı,yoksa olur muydu?Namütenahi sorularımı sıralamak isterdim her şeyin elbet bir sonu olduğunu bilmesem,elbet bitecek bu derin sızı sen de çoktan bitmiş belli.
Jeongguk,benim artçılarının sonu gelmez kalp sanrım.
Ağlattığın günler bitmez asla,şimdilerde daha fena.
Sen sanatçısını azat etmek isteyen bir tablo, ben ise sırf kendim çizdim diye her anlamını bildiğim sandığım sanatçın.
Sen asla tam anlamı çözülemeyecek Mona Lisa'm, ben bütün sırlarını kendimde saklayan Da Vinci'n.
Sonradan öğreniyorum bunu da,kalbin çok acımış seninde aslında.
Ve Jeon,ben bunun için de ağladım.