Sürekli geldiğimiz bazende sahne aldığımız kafeye Tae'yi bir şeyler içelim diye getirmiştim. Tabiki de asıl amacım bir şeyler içmek değildi.
"Ben içecek bir şeyler alacağım sen ne istiyorsun?" Tae ayağa kalkıp bana bakmıştı. "soğuk kahve harika olur"
Beni onaylayıp siparişleri vermek için gitmişti. O sırada Yoongi'ye yazmak için tek başıma kalmayı fırsat olarak gördüm.
Idyllic: biz geldik
*konum*
Minyoongi: bunu yaptığıma inanamıyorum
Idyllic: ben olmasaydım yapamayacaktın :)
Minyoongi: senin yüzünden
Idyllic: evet ne güzel şeyler yapıyorum öyle
Minyoongi: ne demezsin
Idyllic: hadi boş konuşmayı bırakta buraya gel
Minyoongi: geliyorum
Görüldü
Tae elindeki bardaklarla gelmişti. Kahvemi önüme koyup "Al bakalım" dedi. Sevimli olduğunu düşündüğüm gülümsememle "Teşekkürler Taetae" diyerek güldüm. Önemli değil anlamında başını sallamıştı.
"Sonuçlar ne zaman açıklanacak?" Şarkı yarışmasından bahsettiğini anlamıştım. Bilgilendirme mesajını bugün gönderdiler. "2 gün sonraymış" kahvemden bir yudum alıp kolumu masaya koydum.
Tae'ye Yoongi ile aralarında ne olduğun sormayı çok istiyordum fakat buna tekrar cesaret edemedim. Daha önce çok kez sordum ama her seferinde yüzü düşmüş ve konuyu değiştirmişti. Eğer şimdi sorarsam Yoongi'nin özür dilemesini benim sebep olduğumu anlardı o yüzden sormaktan vazgeçtim.
"Hae durgun gibi duruyorsun bir sorun yok değil mi?" Başımı hayır anlamında hızlıca salladım.
"Hayır bir sorun yok Tae" diyerek gülümsedim.
Konuyu değiştirmek amacıyla yalandan yüzüme bir merak ifadesi koydum."Yarın sahne alıyor muyuz?"
"Evet akşam 8'de" 2 haftadır şarkı yarışması için provalar yapıyorduk. Sahne almayı da bu yüzden ertelemiştik.
Yoongi'nin kapıdan girdiğini görünce tüm vücudum gerildi. Stres yapmamam gerekiyordu. Belli etmemeye çalışarak kahvemden büyük yudumlar aldım. Yoongi yavaş adımlarla gelmiş bizim masamızın önünde durmuştu. Derin bir nefes verdim. Tae'ye baktığımda şaşırdığını görmüştüm. Yoongi'nin gelmesine anlam verememişti. Zaten haklıydı da onca şeyden sonra.
"Senin ne işin var burda?" Diye sordu Taehyung.
"Biraz konuşalım mı?" Yoongi'nin sesinin gergin çıktığını farketmiştim.
"Konuşalım" diyip yanında ki sandalyeyi işaret etti Taehyung. Yoongi gösterilen sandalyeye oturmuş ellerini cebinden çıkarmıştı. Bana kısa bir bakış atıp konuya girmek için derin nefes aldı.
"Bak Taehyung sana yaptıklarımda biraz ileri gittim. Bu kadar abartmamalıydım o yüzden senden özür diliyorum"
Konuya bir anda girmiş olmasına şaşırmıştım. Gerçi ne konuşacaktı ki başka, nasılsın diyecek hali yoktu.
Dikkatle Tae'nin ne tepki vereceğini inceliyordum. Hafif bir şaşırmışlık sezmiştim ama bu kısa sürmüştü. Şu an sadece hayal kırıklığı ve üzüntü vardı yüzünde.
"Bunu şu an mı farkettin? Özür dilemen yaşanılanları tersine çevirmiyor" Yoongi hafifçe başını sallamıştı. Onun pişman olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. Açıkçası pişman olmasına baya şaşırmıştım. Benimle konuşurken hiç öyle söylemiyordu aksine Taehyung'un hakettiğini söylemişti. Belki de bu kendini savunmaya almış haliydi.
"Haklısın düzeltemem ama en azından özür dileyip bazı şeyleri yoluna sokabilirim değil mi?"
"Eğer aynılarını ben sana yapsaydım sen bu özürü kabul eder miydin Yoongi?" Yoongi sessizce biraz düşündü. "Kabul etmezdim" ardından Tae'nin konuşmasına fırsat vermeden tekrar konuştu. "Fakat yaptıklarım için cidden pişmanım affetmen zor olabilir ama deneyemez misin?"
Her ikisinide pür dikkat izliyordum.
Yoongi söylediklerinde son derece samimiydi. Bunu görebiliyordum, Tae ise kafası karışmış bir durumdaydı. Affetmek istiyordu ama bunu gururuna yediremiyordu. Ona bir dönemi kabusa çeviren insanı her koşulda affetmek istiyor, ancak yaşadığı şeyler aklına geldikçe affetmek oldukça zor geliyordu.