Herkez bir köşede oturmuş neyle karşılaşacaklarını düşünüyorlardı. Deniz bir köşede dizlerini kendine çekmişti. Ela Burak'a yaslanmıştı. Yiğit Ela'nın tam karşısında ona bakıyordu. Bense ortalıkta volta atıyordum.
"Berk otur şuraya." Dedi Deniz.
"Gelin bu işten sağ çıkmalıyız. Şimdi hemen bir toplaşın." Dedi Yiğit.
Bir köşede bağdaş kurarak oturduk.
"Meditasyon mu yapacağız lan Yiğit?" Dedim.
"Abi az ciddi ol ya. Valla sen bıçaklandıktan sonra bir değiştin."
"Oğlum çarparım bak dön önüne ne anlatacaksan."
"Şimdi bizi buraya atan hakkında her türlü bilgiyi söyleyin."
"Kadın." Dedi Deniz.
"Piskopat olduğunu söylememe gerek yok herhalde?" Dedi Burak.
"Bir de sürekli intikam gibi şeylerden bahsediyor manyak. Berk geçmişte ne bok yediyse onun arkasını temizlemek için bizi süpürge gibi kullanacak." Dedi Ela. Ters ters bakıyordu.
"Ya şimdi bu adamın bir sürü düşmanı var biz nerden bilelim hangisi? Di mi abi?" Dedi Yiğit.
"Hıı. Abi deme bana Yiğit kaç yaş var sanki aramızda kendimi yaşlı hissettim. Ruhum 70 yaşındada neyse." Dedim.
"Tövbe estağfurullah." Dedi Ela bıyık altından gülüyordu.
"Ne anladın Ela ne anladın? Fesat pislik." Diye ben bu sefer ters ters baktım.
"Konu başka bir yerlere gidiyor. Neyse şimdi biraz gözlem yapalım henüz bilgimiz yok. Telefonlar çekmiyor zaten, silah desen duvara sıksan ne yazar?" Dedi Yiğit.
"Tüh ya 1 kişi eksik." Diye araya girdi Burak.
"Anlamadım?" Dedi bizim adımıza Deniz.
"6lı masa kurardık lan." Sırıtmaya başladı.
Ayağa kalktım. "Varya buradan çıkar çıkmaz psikiyatriste götüreceğim sizi, benden siz cebinizi açmayın."
"Yok ya ben veririm sonra içimde kalır." Dedi Deniz.
"Yani tek sorun bu öyle mi Deniz?" Dedim.
"Ya bak başlatma ha."
"Napacaksın sövecek misin?"
"Yok seveceğim."
"Bana uyar." Cebimdeki son sigara paketini çıkartıp yaktım.
"Ya odada havalandırma yok bir de şu zıkkımı içiyorsun. Allah belanı versin." Dedi Ela.
"Sende içer misin? Bak son paket."
"Kalsın."
***
Bir kaç saat geçmişti herhalde Ela, Yiğit ve Burak köşede bildiğin 'ay dede' oynuyordu.
"Ay dede, ay dede e-vin ne-re-de?" Diye elini onların elinin üzerinde gezdirdi.
Burak'a denk gelmişti. "İstanbul'da."
"İs-tan-bul-da kim-le-rin var?" Dedi Ela Yiğit'e
"Kardeşim."
"Kar-de-şi-nin kaç ço-cu-ğu var?"
...
Deniz kafasını duvara yaslamış uyumuştu. Duvar soğuk olduğu için yanına oturup kafasını omzuma koydum. Hoperlörden ses geldi.
"Ben geldim! Nasılsınız bakalım? Size yemem aldırttım. Evet kurbanlarıma iyi bakmak huyumdur. Ama bir şartım var."
Deniz'de uyanmıştı. Herkes kafasını kaldırıp kameralarla göz teması kurdu. Kötü bir şey söyleyecek diye ödüm kopuyordu.
"5 kişiden ortak seçtiğiniz biri yemek yemeyecek. Diğer 4 kişi karnını güzelce doyuracak. Çok güzel bir seçenek değil mi? Eğerde yemeği paylaşmaya kalkışırsanız. Paylaşan kişi çok kötü bir şeyle karşılaşacaktır altını çizerim. Şimdi geri çekilin. Çocuklar." Diye birine işaret verdi ve tavandaki kapak açıldı. Yukarıda takım elbiseli ve silahlı 2 adam ve elinde bir kutu bulunan adam vardı.
"Hadi seçin bakalım o şanslı kişiyi."
"Ben." Diye hepimiz aynı anda söyledik.
"Bakın çocuklar bu benim hatam ben bedelini öderim."
"Ama.." dedi Deniz.
"Hayır itiraz istemiyorum." Bir an kahvaltı yapmadığım aklıma geldi.
"Ab- yani Yavuz ben sen yemiyorken önünde yemek yiyemiyorum."
"Benimde boğazımdan geçmez." Dedi Burak.
"Benimde galiba." Dedi Ela. Şaşırtıcı.
"Siz yeyin ben aç değilim." Diye yalan attım.
"Berk.. sen ye ben yemem."
"Deniz. Bak ben bu sefer yemeyeceğim daha sonra yerim. Bak daha yarın sabah yemek yiyeceğiz." Bundan emin değilim.
"Off tamam!" Dedi.
Hepsi onayladıktan sonra kameraya döndüm. "Ben yemiyorum."
"Ayh ne kadar üzüldüm. Aman tanrım, sen hep böylesin Tönge başkaların iyiliği için-miş gibi." Ne anlatıyor bu Diye düşünmeyi bıraktım.
"İndirin çocuklar." Adam elindeki paketi iple sarkıttı.
"İpi çöz." Diye Yiğide seslendi. Yiğit ipi çözdükten sonra adam ipi çekti.
Bir köşeye geçip güzel yemek kokusu ve açlıkla mücadele ettim.