İçeriğe geç

Çöpten Hayaller

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Çöpten Hayaller

Bölüm 1

1. Bölüm

Yelda, telefonuna gelen bildirimle merakla ekrana baktığında hikaye sitesinden olduğunu gördü. Bu, hikaye sitesini bir tesadüf sonucu keşfetmişti. Burada o kadar çok hikaye vardı ki Yelda, her gün keyifle bir tanesini okuyordu.

Hikaye sitesine girdiğinde ise ara ara ilham geldikçe yazdığı hikayesine bir yorum geldiğini görünce heyecanlandı.

Birisi hikayesine yorum yapmıştı. Öyle ki bu zamana kadar hikayesi çok da keşfedilmemişti.

Hemen yorum bölümünü açtığında işte oradaydı. Sadece tek bir yorum vardı. Ondan başka da yoktu.

Yelda heyecanla yorumun üzerine tıklayarak okumaya başladı. Yorumda aynen şöyle yazıyordu. " Kusura bakmayın, ama hikayeniz çok saçma. Ucu bucağı yok. "

Yelda'nın o an yüzünde bulunan gülümseme yerini hayal kırıklığına bıraktı. O, halbuki ne emeklerle gecesini gündüzüne katarak bu hikayeyi yazmıştı. İnsanoğlu böyleydi işte yazmaya korkarlar ama başkasına oldu mu acımadan yargılarlardı.

Hangi hakla onun hikayesine çöp derdi. Yelda da o an bir karar verdi. Bu hikayeye devam edecekti.

O sırada dalgın bir halde okula doğru yürümeye devam etti. O kadar dalmıştı ki birinin arkasından ona "Yelda." Diye seslendiğini fark edince yerinde durdu ve sesin sahibine baktı.

Yelda bu, sene üniversite birinci sınıftaydı. Öyle ki hep hayali olan mimarlık bölümünü seçmişti.

Eda yanına gülümseyerek " Selam. Naber?" Diye sorarak geldiğinde iki arkadaş yürümeye devam etti. Yelda da arkadaşına gülümseyerek baktı ve " İyi, senden?" Diye sordu.

Ama her ne kadar gülümsemeye çalışsa da başarılı olamadı. En yakın arkadaşı, aynı zamanda da sınıf arkadaşı olan Eda onun bu ruh halini fark edince " Hayırdır, sen iyi misin?" Diye sordu.

Yelda iç çekti ve " Yok bir şey." Dedi. Ama Eda ısrarla ona bakarak " Var, bir şey. Ben, bir senelik olan arkadaşımı tanımayacak mıyım? Hadi anlat, yine şu senin yazdığın hikaye sitesi meselesi değil mi?" Diye sorduğunda ise Yelda da ister istemez başını evet anlamında salladı.

Eda da arkadaşının bu durumuna üzülerek " Ben, sana her zaman diyorum, bu işleri bırak. Ama dinleyen kim." Diye konuştu.

Birlikte sınıfın önüne geldiklerinde ise içeriye girdiler ve en önde bulunan sıraya yan yana oturdular.

Zil çoktan çaldığı sırada ise sınıf ta yavaş yavaş dolmaya başladı. En sonunda hoca yanında müdürle birlikte sınıfa girdiğinde ise ders de böylece başlamış oldu.

Hoca gülümseyerek sınıfta bulunan öğrencilere tek tek baktı ve " Günaydın, arkadaşlar. Bugün, derse geçmeden önce müdür beyin size bir duyurusu olacak. " dedikten sonra da müdüre döndü ve " Buyurun, hocam." Diyerek sözü konuşması için ona bıraktı.

Müdür derin bir nefes aldı ve " Evet, arkadaşlar. Biliyorsunuz her sene okulumuzda yapılan bir proje oluyor. Bu sene de bu projeyi yapmaya karar verdik. Bu, projenin konusu ise kendi el becerinizle sizlerden birer maket yapmanızı isteyeceğim. En güzel ve etkileyici maketi yapan birinci olacak. Maketin nasıl olacağı size kalmış yeter ki sıradışı bir şey olsun. Herkes bu projede bireysel çalışabilir. Evet, iki ay süreniz var. Şimdiden herkese kolay gelsin." Diyerek sınıftan ayrıldı.

Müdür gittikten sonra da sınıfta şaşkınlık dolu konuşmlar devam etti.

Yelda eve geldiğinde ise bütün gün nasıl bir maket yapacağını düşündü. Öyle bir şey yapmalıydı ki herkesin ağzı açık kalmalıydı.

O, yorum yapan kişiye de gününü göstermeliydi. O, heyecanla aklına gelen fikirle eline kağıt kalem aldı ve hayalindeki maketi çizmeye başladı.

Koskoca iki ay boyunca gece gündüz maketi çizdi. Ardından da babasının marangoz dükkanına giderek maketi yapmaya başladı

Maket, gün geçtikçe daha da etkileyici oluyordu. En sonunda o meşhur gün geldi çattı..

2 ay sonra...

Yelda yine okuldaydı. Bugün projenin son günüydü. Konferans salonunda proje tanıltılacaktı.

O yüzden de herkes konferans salonunda toplanmış, heyecanla müdürün konuşmasını bekliyordu.

En sonunda müdür kürsüye çıktı ve kendisini izleyen meraklı gözlere tek tek bakarak " Evet, sayın veliler, değerli öğretmenler ve öğrenciler. Hepiniz 2023 -2024 okulumuz tarafından düzenlenen mimarlık proje ödül gecesine hoş geldiniz. Şimdi ismini okuduğum ögrenciler tek tek maketleri ile sahneye çıksın." Diyerek elinde tuttuğu kağıdı okumaya başladı.

Sırası gelen her öğrenci heyecanla sahneye çıktı ve maketini tanıtmaya başladı. Jüriler de kendi aralarında konuşuyor ve elinde tuttuğu not defterine notunu ekliyordu.

Yelda da heyecanla sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. En sonunda müdür onun adını " Yelda, Başaran." Diye söylediği sırada ise Yelda da heyecanla yerinden kalktı.

Sahneye doğru yürümeye başladı. Sahneye çıktığı sırada salonda çıt çıkmıyordu

Müdür Yelda'ya gülümseyerek baktı ve " Evet, Yelda. Maketini gösterebilirsin." Dediğinde ise Yelda da başını salladı. Ardından da arkada bulunan iki öğrenciye başıyla maketin üzerinde bulunan örtüyü kaldırmasını işaret etti.

Öğrenciler örtüyü kaldırdığı sırada ise ortaya kocaman beyaz renkte olan sanki bilim kurgu filmlerindeki o uzay gemilerine benzeyen bir maket çıktığında ise etraftan meraklı konuşmalar duyuldu.

Yelda, derin bir nefes aldı ve müdüre bakarak " Bu, gördüğünüz maket bir zaman makinesi. Çoğumuz, biliyorsunuz önceki yılları büyüklerimizden bir masal gibi dinlerdik. Hep, o günlerin ne kadar güzel olduğundan bahsederlerdi. Ben, sizi bilmem ama o, yılları hep merak etmişimdir. O yüzden bu maketi yapmamın amacı da o, özlem duyduğumuz yıllara kısa bir yolculuk yapmak. Şimdi isterseniz 1960 yıllara gidelim. Ne dersiniz?" Diyerek orada bulunan insanlara sordu..

Kimseden ses çıkmayınca da Yelda mesajı anlamış olacak ki maketin yanına geldi ve üzerinde bulunan kolu aşağıya indirdi. O an etrafa beyaz bir ışık yayıldı ve makine yüksek bir sesle çalışmaya başladı.

Yelda ve orada bulunan insanlar ne olduğunu dahi anlamadan kendilerini eski 1990 yılında buldu. Sanki her şey siyah beyaz bir türk filmini andırıyordu.

Şimdi kocaman tarihi evlerin bulunduğu eski İstanbul zamanıydı. Şimdi ki gibi öyle insan boyu kocaman gökdelenler yoktu.

Bütün, tek bilmediğin bazen iki katlı sokağa açılan evler bulunuyordu. Camların önünde çiçekler vardı. Çocuklar neşe içinde oyun oynardı. Şimdi ki gibi bütün gün bilgisayar başında da oturmazlardı. O zaman çocukların tek eğlencesi körebe, yakar top, ip atlamak olurdu. Sabah oyunla başlar gece yarısına kadar eve girmek bilmezlerdi.

O zamanlar böyle kanser gibi çeşitli hastalık da sık olmazdı. Şimdi her insan bir hastalığa yakalanıyordu. Belki de yedikleri organik yiyeceklerden di kim bilir.

Hep birlikte bir yandan sokağı keşfediyor, bir yandan da neşeyle olanları izliyorlardı.

Neşe içinde kapı önünde sohbet eden bir kaç ailenin yanından geçtiler. O zamanlar televizyon olmadığı için insanlar boş vakitlerini her gün komşularıyla sohbet ederek geçirirdi.

Tam, o esnada ise hemen yanı başındaki bulunan bahçe kapısı açıldığında Yelda merakla o tarafa baktı. Bahçe kapısından iki sevgili neşe içinde el ele gülüşerek çıktılar ve sokağın sonuna doğru koşmaya başladılar.

Yelda bir süre arkalarından şok içinde baktı. Bu, iki genç yazdığı hikayenin baş kahramanıydı. Yelda onları kanlı canlı karşısında görmeyi beklemiyordu açıkçası...

Ah, o eski aşklar ne güzeldi. Şimdi ki gibi ulu orta öpüşme yoktu. O zamanlar edep adap vardı. İnsanlar en ufacık bir şeyden utanırdı.

Bir süre daha yürümeye devam ettiler. Sokağın sonunda bulunan kocaman çay bahçesinde durdukları sırada ise Yelda, tam karşısında bulunan neşeyle sohbet eden iki gence baktı.

Genç, bir anda karşısında bulunan güzeller güzeli kadının elini tuttu ve " Seni seviyorum, Handan. Bana evet de yarın seni ailenden gelip isteyelim. " Dediğinde Yelda o an şok içinde tek kaşını kaldırdı.

Merakla kadının ne cevap vereceğini beklemeye başladı. Kadın bir süre cevap vermedi. Kısa bir düşündükten sonra da " Ben, babamla konuştum. Tamam, gelin beni ailemden isteyin." dedi.

Genç, o heyecanla ayağa kalktı ve sevgilisine sımsıkı sarıldı. Birlikte bir süre öylece kaldılar.

Neredeyse akşam olmuştu. Yelda ve arkadaşları ise hala oradaydı. Burası o kadar otantikti ki insan içinden bir türlü çıkarmıyordu.

Yelda ve arkadaşları sokakta yürümeye devam ederken yanlarından sabah gördüğü genç ve ailesi geçti ve eve doğru yürümeye başladı.

Yelda olduğu yerde durdu ve merakla arkasından baktı. En sonunda kapı açıldığında genç kız heyecanla kapıda belirdi. Yüzünde güller açıyordu. Neşeyle karşısında bulunan aileye baktı ve " Hoş geldiniz, buyurun." Diyerek onları içeriye davet etti.

Hepsi içeriye girdi ve kapı kapandı. Yelda ve arkadaşları gezmekten bitap düşmüş bir halde dinlenmek için bir kafeye oturdu.

Bir yandan neşe içinde çay içerken sohbet ettiler. Aradan bir kaç saat geçmişti ki hemen karşısında bulunan evin kapısı sert bir şekilde açıldığında ise hepsinin başı oraya döndü.

Az önce eve giren aile şimdi evden çıkıyordu. Ama sabahkine göre bir terslik vardı. Gencin babası " Bu, ne terbiyesizlik. Bundan sonra Handan filan yok. Bitti." Diye bağırıyordu.

Anlaşılan kızı gence vermemişlerdi. Yelda bu duruma çok üzüldü. Çaylar bittikten sonra da hesabı ödeyip ayağa kalktılar.

Artık geri dönmeleri gerekiyordu. Yelda tekrar zaman makinesini çalıştırdı ve hepsi oldukları yere, salona geri döndüler.

Yelda ise hala olayın etkisindeydi. Acaba genç bundan sonra ne yapacaktı.

Müdür derin bir nefes aldı ve " Evet, arkadaşlar. Şimdi de proje sonuçlarını acıklıyorum. Kazanan öğrencimiz Yelda Başaran." Dediğinde Yelda o an mutluluktan havalara uçtu.

Müdür, gülümseyerek Yelda'yı tebrik etti ve elinde tuttuğu kocaman çeki ona uzattı.

Yelda hem, eski zamanı görmüş hem de ödülün sahibi olmuştu.

Eve geldiğinde ise ailesine bu müjdeli haberi verdi. Babasına neşeyle baktı ve

" Baba, artık bu ödülle senin marangoz dükkanını büyütebiliriz." Dediğinde babası da dolu gözlerle kızına sımsıkı sarıldı.

Yelda için bi

r insanın hayatına dokunmak çok önemliydi ve bugün o, çok sevdiği babasının hayatına ışık olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.