Bu tür tarihi şeyler bende hep farklı bir his uyandırıyor. Yıllar öncesinde yaşamış insanlar, yaşam tarzları, giysileri, ilişkileri… hep ilgimi çekmiştir. Ha bu arada ben Ege 16 yaşımın ortalarında bi yerlerdeyim. Kendimden bahsedeyim ki beni daha çok sevin. Kahverengi saçlarım yeşil gözlerim buğday bir tenim ve güzel çillerim var. Neyse devam edelim. aslında gezileri pek sevmem ama bu müze gerçekten çok ilgimi çekti; İstanbul Arkeoloji Müzesi. Gerçekten şahaneymiş yaklaşık yarım saattir falan geziyoruz ama ben hala bizanstan kalan lahitleri merak ediyorum. Derken Tuğse beni kolumdan tutarak yanına çekti. Gözlerini karşıdan hiç ayırmıyordu. O tarafa baktığımda işte beklediğim an gelmişti lahit odası…
İçeri girer girmez sanki o tarihte yaşıyormuşum gibi hissettim. O sıcak ve serin hava, sarı nostaljik bi görüntü, eski bir kütüphane kokusu… Tuğse, kendisi en yakın arkadaşım olur. Çocukluğumuzdan beridir arkadaşız. Hiç ayrılmadık. Birbirimizle ilgili her şeyi de biliriz. Tuğse hala kolumdan tutuyordu. Aynı şekilde lahitlerin arasında gezmeye devam ederken bir kaç arkadaşımız ve Yiğit içeri girdi. Aaaah yiğiiiitt.. Mavi gözlüü sapsarı saçlarıyla bembeyaz teninin o uyumu.. Ay gibi parlıyordu.. Tuğsenin beni sarsmasıyla gözlerimi yiğitten Tuğse’ye çevirdim.
-yine dalıp gittin Ege. Unut artık Yiğit ve Ayça sevgililer. Kendini bu imkansızlığın içinde kaybetme. Haklıydı.. Yiğit benim gibi değildi. Beni öyle herkes sevmez, sevemezdi. Farklıyım dedim ya işte benim farklılığım da buydu…
Odada 7 kişiydik. Yiğit, Ayça, Gurur, Rana, Asena, Tuğse ve ben. Yiğit’i ve Tuğse’yi tanıyorsunuz. Ayça, yiğitin aşığı.. Gurur’u fazla tanımasamda okulun basketbol takımının kaptanı olduğunu biliyorum. Esmer, fit bir çocuk. Rana, hayatımda tanıdığım en kıskanç ve kaba insanlardan birisi. Yalnızca kendini düşünen bencilin teki işte. Asena’yı ise sosyal medyadan tanıyorum. İyi bi takipçi kitlesi var. Her anını sosyal medyada paylaşıyor. Yani onu tanımak için arkadaş olmanıza gerek bile yok.
Tuğse ile birlikte lahitleri incelerken diğerlerinin de gruplar halinde olduğunu gördüm. Burası bayağı büyük ve geniş bir odaydı, tavanı da yüksekti. Gezmekte bi hayli zaman almıştı. Zamanın geçtiğini anlamıştık. Artık Duygu hocayı bulup dönmek için bir araya toplandık ve odanın çıkışına yöneldik. Yiğit’ ve Ayça el ele tutuşmuş önümüzden yürüyorlardı. Onları o şekilde gördükçe içim parçalanıyordu. Yiğite olan bu tarafsız ilgim aslında onun yüzünden oluşmuştu. Bir kaç kez İnstagram hikayeme yanıt vermişti. Ee benden hemencecik hoşlanıvermiştim. Ah Yiğit neden yaptın ki bunları.. Derken başımın döndüğünü hissettim, sanki ayaklarım da titriyordu. Tuğse’ye döndüm. Ekşi bi yüz ifadesiyle sanki benimle aynı şeyleri yaşıyormuş gibiydi. 2 saniye bile geçmedi. Ayaklarım sarsılmaya başladı. O an bir şeylerin farkında varıp tavana ve etrafıma bakmaya başladım. Diğerleri de Deprem olduğunu anlamışlardı. Ayça’nın çığlığıyla herkes telaşla ne yaptığını bilmeden öylece kalakamıştı. Tüm bunlar 10 saniye falan sürmemişti, birden koskoca bir sesle kendimi yerde buldum. Öylesine sallanıyorduk ki ayağa bile kalkamıyordum. Çığlıklar bir yandan çatlama sesleri bir yandan birbirine karışıyordu. Yanıma baktım tuğse elleriyle bir yere tutunmuş ağlıyordu. Ellerimle ellerini sıkıca tuttum ve ikimizi de yere kapattım. Hemen ardından öylesine bir ses koptu ki kafamı yukarı kaldırıp baktığımda tavanın üzerimize doğru geldiğini gördüm…
- Ege! Sesimi duyuyor musun? Egee sana diyorum lütfen cevap ver. Lütfen!
Başımın üstünde yükselen o iri ve yakışıklı seslerle gözlerimi açtığımda üzerimde Yiğit’ gördüm. Gözlerini dikmiş sulu gözlerle bana bakıyordu. Aman Allah’ım rüya falan mı görüyorum? Yoksa Yiğit ile ilk defa göz göze mi geldim? Gözlerimi açtığımı gördüğünde sanki hayata yeniden gelmiş gibi bir surat ifadesi ile -şükürler olsun yaşıyorsun. Kalkmana yardımcı olayım. Diyerek ellerimi sıkıca tuttu. Sanırım kalbim duracak! Kendimi zorlayarak onunda yardımıyla ayağa kalktım. Etrafıma baktım. Sanki yer çökmüş, tavanda onun üstüne çökmüştü. Ve biz yerin altında kazılı üstü de kapalı bir kuyunun içindeymişiz gibi bir ortamdı. Diğerleri, onlar neredeler? Diye sordum. Gözlerini gözlerimden hiç ayırmadı. -Bilmiyorum. Ama öğrenicez. Hadi gel etrafımıza bakalım. Dedi. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. İleri doğru yürümeye başladık. Sürekli arkasına dönüp beni yokluyordu.. masmavi gözleri karanlıkta bile parlıyordu. Ay ışığım… biraz ilerden bi ses geldi. Bu ağlama sesi. Tuğse, bu Tuğseydi. Tuğse, diye bağırdım ve sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım zaten kısa bir mesafeydi. Tuğse ve diğerleri yere kapanmış ağlıyorlardı. Bizi gördüklerinde hemen ayağa kalktılar ve hepimiz birbirimize sarıldık. Ya bizi bulamadıkları için ağlıyorlardı. Ya da yerin metrelerce altında bir göçüğün altında olduğumuzdan ama muhtemelen her ikiside…