Nil'in büyüdüğünü okuyoruz artık tekrar hatırlatalım.
İyi okumalar:)
Bugün mezuniyet balosu vardı. Liseyi bitirmiştim, Arda öleli 11 yıl oluyordu artık. Alışmış mıydım, bilmiyorum. Ama yapmam gereken belliydi, yaşamaya devam edecektim.
Bugün kavalyemin Arda olmasını çok isterdim. Bugün baloda bana sınıftan arkadaşım Levent eşlik edecekti. Arda'nın yerini asla tutmazdı ama idare etmeliydim.
Annem artık Semra teyze ile görüşmüyordu. Bana 'katil' dediği için baya tartışmış en sonunda arkadaşlıklarını bitirmişlerdi. Her şey benim yüzümden bozulmuştu.
''Nil, hazır mısın?'' diye beni düşüncelerimden koparan Leventti. Levent yakın arkadaşımdı. Okulda fazlasıyla hayranı vardı.
''Hazırım, gidelim mi artık?'' dediğim anda önümde hafifçe eğilip elini tutmam için elini uzattı. Çok yüksek olmadan kıkırdadım ve uzattığı elini tuttum.
Önümüzde duran arabaya binmem için kapımı açtı ve binmemi bekledi. Bindikten sonra kapımı kapatıp sürücü koltuğuna geçmişi. Hepimiz 18 yaşındaydık. Levent yılın ilk aylarında doğduğu için ehliyeti vardı. Birlikte balonun olduğu yere doğru gitmeye başladık.
''Biliyorum, burada benim yerimde Arda olsun isterdin. Ama sana söz veriyorum Nil, hayatım boyunca sana onun yokluğunu hissettirmemek için elimden ne geliyorsa yapıcam. Sen üzülme, bu bana fazla fazla yeter.'' diyerek arabadaki sessizliği bozdu.
Nasıl yapacaktı ki? Bana hep bunu söylüyordu 'Sana onun yokluğunu hissettirmeyeceğim Nil.' deyip duruyordu. Olmuyor işte, her ne yaparsa yapsın benim için bir Arda olamazdı. Sadece o değil kimse olamazdı.
''Biliyorum Levent,teşekkür ederim.'' diyebildim sadece. Sonra yol boyunca camdan dışarıyı seyrettim.
Ama aklımda dönüp duran o anı durduramıyordum. O günü düşünmemek için aynadan kendime baktım. Makyajım ve saçım bozulmamıştı.
Bebek mavisi, uzun bir elbise giymiştim. Derin bir yırtmacı vardı Saçlarım açık, dalgalıydı.

(Saçlarını daha özenli düşünebilirsiniz.)
Leventse siyah güzel bir takım giymişti, yakışmıştı ona. Siyah ceketinin içine giydiği beyaz gömlek de fazlasıyla yakışmıştı. Üstünde güzel duruyordu.

Balonun olduğu yere gelmiştik. Levent arabadan indikten sonra koşar adımlarla benim olduğum tarafa gelmişti. Kapıyı açtıktan sonra centilmen bir şekilde inmeme yardım etti. Elbisem uzun olduğu için zor oluyordu hareket etmem.
Arabadan indikten sonra yanında durdum, birbirimize dönmeden yüzümüze baktık. derin bir nefes aldım ve girmem için uzattığı koluna girdim.
''İçerdekileri görmedim ama benim için gecenin en güzel kızı sensin Nil.'' dedi kulağıma hafifçe eğilerek. Tebessüm ettim, beni sürekli ettiği iltifatlarla beni utandırmayı başarıyordu.
''Yine formundasın, gece boyunca suratım domates gibi gezeceğim senin yüzünden. Hissediyorum.'' dedim. Yüksek olmayan bir sesle kahkaha attı.
Kapının önündeki güvenliğe isimlerimizi söyledikten sonra içeri girmiştik. İçerde slow bir müzik çalıyordu. Kimisi dans ediyor kimisi oturmuş bir şeyler içiyordu.
Levent bize ayrılan masaya doğru ilerleyince ben de mecburen onunla ilerledim.
"İstersen biraz dinlenelim, daha etraf sakin. Çabuk yorulma, bu gece eğleneceğiz güzelim." dedi.
"Bu gece bana lazımsın diyorsun yani?" dedim gülerken. O da bana eşlik etti. "Sadece yorul istemiyorum. Çabuk yoruluyorsun." dedi düşünceli bir tavırla. Cevap vermeden etrafı izlemeye başladım.
Etrafı izlerken fazla kaptırmış olmalıyım ki masadan kalkıp giden Leventi elinde kadehle gelmese fark etmezdim.
"Çok durgunsun, sana yakışmıyor. Hadi bir şeyler iç." diye elindeki kadehi uzatırken. Teşekkür edip elinden aldıktan sonra şarap olduğunu düşündüğüm şeyi içmeye başladım.
Fakat ağzıma gelen vişne tadıyla gülmeye başladım. "Annen sana vişne suyu dışında bir şey içimemem için fazlasıyla tehdit etti, üzgünüm Nilcim. Allah beni alkol alan Nilden ve tehdit eden Emel teyzenin azabından korusun." dedi ellerini havaya kaldırarak.
Haklıydı, alkol bana fazlasıyla dokunuyordu. Annemse tehdit ettiyse korkun ondan.
"Ben de diyorum bu ne rahatlık. Şaşırmıştım vişne suyu olduğunu anlamadan önce." dedim gülerken.
"Nil, dans etmek ister misin?" diye sordu heyecanla. Bu haline güldüm. Vişne suyumu bitirdikten sonra ayağa kalktım ve önünde dikildim.
Hafif eğilip elimi ona uzattım. "Bu dansı bana lütfeder misiniz efendim?" diye sordum utanır gibi yaparak.
Düşünüyor gibi yaptı ilk önce. Sonra uzattığım elimi tutup "Bu güzellik karşısında emrinize amadeyim efendim." diyerek karşımda dikildi. Tuttuğu elimi dudaklarına götürüp hafif bir buse kondurdu.
Masalardan uzaklaşarak piste doğru ilerledik, tuttuğu elimi bırakmıyordu. Ortaya geldiğimiz zaman karşımda durdu, gerilmiştim ve nedenini bilmemek beni daha da germişti.
Levent elini belime yerleştirdikten sonra diğer eliyle de elimi tutuyordu. Elimin biri omzunda diğeri ise elindeydi. Müziğin ritmine kaptıratak dans ediyorduk. Etrafıma bakmak istemiyordum. Beni çiğ çiğ yiyecek Levent hayranlarını görmek istemiyordum.
Levent önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp ona bakmam için çenemde tutup kafamı kaldırdı. Bunu yaparken tuttuğu elim boşta kalmıştı. İki elimi de ensesinde birleştirmiştim.
"Senin yerinde olmak isteyen bir sürü kızz var Nil. Ne kadar şanslı olduğunu hatırlamak için bemce deve kuşu gibi başını kuma gömmeyi bırak. Etrafına bak, etrafın güzelliklerle dolu. Çevrendekileri artık fark et." dedi dansa devam ederken.
Çevremde ne vardı? Levent için bana nefret besleyen bir sürü kızdan başka ne vardı?
Ben bunları düşünürken şarkı bitmiş, oyun havaları çalmaya başlamıştı. Hiç kurt dökecek havamda değildim.
Terasa çıkmıştım. Hava serinlemiş, aydınlık yerini karanlığa bırakmıştı. Üşümüştüm ama biraz burda kalmak istiyordum. Herkes aşağıda eğlenirken terasta sadece ben vardım. Yalnız olmak iyi gelmişti.
Gökyüzünü izlerken omuzlarıma gelen şeyle irkildim. Omzumun üstünden gelen kişiye baktığımda Leventi görmüştüm. Ceketini vermişti.
"Tamam annenin bana fırça çekmesine bayılıyorsun ama hasta olmana izin veremem." diyerek terasın demirlerine sırtını dönmüştü.
"Baksana ne kadar çok yıldız var. Belki içlerinden biri Ardadır." dedim yıldızları göstererek.
Kafasını çevirmiş yukarı bakarken bir yıldız kaydı, sonra bir tane daha. Gülümsedim.
"Arda hep senin yanında Nil. Yıldız, bulut, kedi, köpek olmak zorunda değil. Bir şey görüp 'Acaba içlerinden birisi Arda mıdır?' diye soruyorsun hep kendine." dedi ve derin bir nefes alıp verdi.
Elimi tutup kalbime koyduktan sonra devam etti. "Arda burda Nil. Etrafında görmeye çalışma, Arda senin hep yanında. Çünkü sen onu kalbinin en güzel yerinde yaşatıyorsun. Onun için yaşıyorsun."
Evet, Arda için yaşıyordum. Ve ben ne zaman düşecek olsam Levent uzatıyordu elini. Onun sayesinde ayakta durabiliyordum.
İçimden ne geliyorsa onu yaptım, Leventi sımsıkı sarıldım." Teşekkür ederim, her seferinde düşmeme engel olup bana elini uzattığın için teşekkür ederim Levent." dedim boğuk çıkan sesimle.
Eliyle saçlarımı geriye doğru istiyordu. "Seni seviyorum Nil. Düşmene asla izin vermiycem."
"Ben de seni seviyorum prensim."
Uzun bir bölüm oldu.
Balo kıyafetimiz güzel miydi?? Ben çok beğendim.
Levent hakkında neler düşünüyorsunuz?
Leventle yakın arkadaşlar ama bu zamana kadar hiç prensim dememişti. Prensim demesini nasıl buldunuz??
Oy vermeyi unutmayın lütfen :)