Annem simsiyah giyinmişti. Sanırım Arda gerçekten ölmüştü.
O günün üstünden 2 gün geçmişti. 2 gün evden çıkmayı bırak odamdan bile çıkmamıştım. Odamın camından bakınca prensimin odasını görüyordum.
Camdan hiç ayrılmadan odasına bakıyordum. Semra teyze yatıyordu yatağında. Kıyafetlerini kokluyor, çizdiği resimlere bakıyor ve yastığına sarılarak ağlıyordu. Onu izliyordum. Ben bir anneyi oğlundan koparmıştım.
Arda benim her şeyimdi. Benden bir yaş büyük olduğu için okuma yazmayı o öğretmişti bana. Dışarda beni her şeyden korurdu. Bir abi gibi davranırdı. Zaten sorana da 'Nil benim kardeşim.' derdi. Ben abimi öldürmüştüm.
Bunları düşünürken Semra teyze kafasını benim odama çevirdi. Köşede olduğum için ilk başta görmedi. Sonra beni fark edince yerinden kalkıp perdeyi kapattı.
Yatağıma yatıp yorganı kafama kadar çektim. Ağlıyordum. Arda ağladığım zaman her yerime çamur sürerdi. Bu halimi görse çamur banyosuna sokardı beni.
Özür dilerim kurbikim, engel olamadım.
Arda kurbağalardan nefret ederdi. Ama ben kurbağalara bayılırdım. Bu yüzden ona kurbikim derdim çok özlediğim zaman. Şimdi de onu çok özlemiştim ama o benim yüzümden yoktu. Ben katildim.
Annemin bir arkadaşını öldürmüşlerdi, öldüren kişi hapse girmişti. Ben hapse mi girecektim?
Bu düşüncelerimin arasında uyuyakalmıştım.
Ardayı görüyordum. ''Sen yapmadın Niloşum. Ağlama artık bak çamurlar geliyor!'' diye konuşuyordu benimle. Ama birden kaybolmuştu. ''Arda, nerdesin?'' diye bağırıyordum. Ama yoktu.
''Burdayım.'' dedi birisi. Sese doğru baktığım zaman gördüğüm kişi Semra teyzeden başkası değildi. Üstüme doğru yavaş yavaş geliyordu. ''Senin yüzünden. Sen öldürdün onu. Pislik!''
Hayır, ben yapmadım. Ben prensimi öldürmedim. Arabayı ben kullanmıyordum. Ben katil değilim. Değilim değil mi?
''Nil kalk kızım. Kabus görüyorsun annecim. Uyan hadi.'' diyen annemin sesini duyuyordum.
Gözlerimi açtığımda annem başımda hala simsiyah kıyafetleriyle duruyordu. Neden gitmemişti hala?
''Anne ben öldürdüm onu. Ben yaptım.'' derken annem su uzattı içmem için. Korktuğumu fark etmişti.
Suyu içtikten sonra ''Nereye gidiyorsun, Ardaya mı?'' diye sordum. Sadece başını evet dercesine salladı. 'Ben de gelebilir miyim?' diye sormadan lafa atıldı. ''Sen gelemezsin Nil. Evde kalman gerek.'' dedi ve odadan çıktı.
Cenazeye mi gidiyordu yoksa hastaneye mi? Annem beni cenazeye hiç götürmemişti ama hastaneye beraber çok gitmiştik. Annem Arda'nın cenazesine gidiyordu.
***
Bu olayın üstünden tam 1 ay geçmişti. Herkes normale dönüyordu, ben hariç. Semra teyzeler apar topar taşındılar. Ardaya dair bana kalan sadece bahçeye diktiğimiz hanımeli asması, beraber çizdiğimiz bir sürü resim, pasta yaparken çamura bulaşmış kıyafetlerim...
Ben hala kendime gelememiştim. Her günüm onunla geçiyordu. Saniyeler içinde iki hayat değişmişti.
Bir hayat devam ederken ya da etmeye çalışırken diğeri tamamen bitmişti.
Devam etmeye çalışan bendim, tüm her şeyi beraber yaptığım Ardam artık yoktu. Alışmaya çalışıyordum.
Bitense Ardaydı, hanımeli koklardı o nefesiyle. Artık koklanmayı bekleyen hanımelleri tek kalmıştı, tıpkı ben gibi. Kendime en çok Arda için gelmem gerekiyordu, onun yapmak istediği her şeyi ben yapacaktım artık.
Arda için yaşayacaktım.
Başarabilir miydim? Arda'nın istediği hayatı onsuz yaşayabilir miydim? Bilmiyorum ama sırf onun için yaşamaya devam edecektim.
Semra teyze ona çok fazla çikolata yedirmediği için Arda en çok çikolata yemek isterdi. Artık çikolata en sevdiğim şeydi.
Arda için mi yaşayacaktım yoksa Arda olarak mı yaşayacaktım? Bilmiyorum ama yaşamam,toparlanmam gerekiyordu.
Seni çok özledim prensim. Belki beni ağlarken görünce kızıyorsundur bana. Ama artık ağlamak yok kurbikim. Şimdi kalkıp senin için çikolata yiyeceğim.