Kadına aşağılama yapmadım, özel bir sebep var. Laren'de öyle bir şey yapacak biri değil.
_____________
Laren'in arabasının arkasından onu takip ediyorduk. Ben şoför koltuğundaydım, Berk hemen yanımdaki yolcu koltuğundaydı, Batuhan ise arka koltukta oturmuş kollarını Berk'in ve benim koltuğumun kenarlarına yaslamış halde duruyordu. Başını da öne doğru uzatmış, yolu izliyordu.
Arkamızdan ise diğer yirmi bir koruma bizi takip ediyordu. Ama onlar düğün salonuna girmeyecekti, Laren'in isteği üzerine sadece biz üçümüz onunla olacaktık.
"Gökmenciğim ne kadar kaldı?"
Batuhan'ın sesini duyunca göz ucuyla ona baktım.
"Nereden bileyim ben Batuhan? Müneccim değilim, kusura bakma," diye yanıtladığımda sıkıntıyla ofladığını duydum.
"Bilsen şaşardım zaten."
"Batuhan sana buradan bir uçarım görürsün, sanki sadece ben bilmiyorum."
"Ben alt tarafı bunu bilmiyorum, başka neyi bilmediğimi gördün?"
"Lan daha yeni tanıştık!"
"Demek ki beni tanıma zahmetine girmek istememişsin, darıldım sana."
"Batuhan!"
"Tamam oğlum ne bağırıyorsun kulağımın dibinde, sustum."
Sessizce homurdanarak önüme döndüm. Bu adam insana sinir krizi geçirtirdi.
Sonunda düğünün yapılacağı salona gelmiştik. Arabaları park edip Laren'in üç adım arkasında durduk. Diğer yirmi bir koruma ise bahçede kalacaktı. İçeriye geçtiğimizde bir sürü ışıklandırılmanın yapıldığı salonla karşılaştık. Salon çok büyüktü, tavanı da epey yüksekti. Kim bilir ne kadar masraf etmişlerdi. Tabii onlar zengindi, bunları dert edindiklerini sanmıyordum. Şu dünyada zengin olana kafa rahat vallahi.
Bir masanın etrafına dördümüz toplandık. Normal düğünler gibi olmuyordu tabii ki bu zenginlerin düğünleri. Masanın yanında sandalye falan yoktu, ayakta dikilmek zorundaydık.
Herkes çok güzel giyinmişti. Kadınlar elbiseli, erkekler ise çoğunlukla takım elbiseliydi. Fakat Laren elbise giymemişti. Dizlerinin altında biten siyah şortu vardı, boldu. Botları ise şortundan hemen sonra başlayıp ayaklarında bitiyordu. Üstünde ise siyah bir ceket ve ceketinin altında siyah bir crop vardı. Yine herkesten farklıydı ama bu ona çok farklı bir hava kazandırıyordu. Bazılarının onu garip bulan bakışlarını pek de umursamıyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra iri yarı bir adam bize doğru yaklaştı. Tam alnının kenarında büyük bir yara izi vardı. Siyah, gür saçları omuzlarına kadar geliyordu. Adam Laren'in önünde durup elini uzattı.
"Hoş geldin Laren."
Laren de onun elini sıkıp, "Hoş buldum Cihangir," diye karşılık verdi.
Anlaşıldı, bu adam o meşhur Cihangir Aslan'dı. Yüzümü buruşturdum, kesinlikle hiç yakışıklı değildi. Ben daha yakışıklıyım. Cihangir yüzümü buruşturduğumu görünce kısa bir an bana baktı. Hemen yüz ifademi düzelttim. Bunu görünce geri Laren'e döndü.
"Yine özel yerlere elbise giymeyerek gelmeye devam ediyorsun anlaşılan," diyen sesi ayıplar gibi çıkmıştı.
Laren ise zerre kadar üstüne alınmadan, "Bu, sen dahil kimseyi ilgilendirmez," dedi kısa ve öz şekilde. E yani, o adam ne karışıyordu ki zaten. Adamın bakışlarındaki kınar gibi ifade hiç değişmemişti.
"Elbisen mi yok acaba Laren? Ya da belki elbise giyince kendini çirkin hissediyorsundur."
Laren'in dudaklarında alaycı bir sırıtış belirdi.
"Ben her halimle herkesten daha güzelim Cihangir. Ama zaten senin zevkinin olduğunu düşünmüyorum, o yüzden bu söylediklerini kafama takmayacağım."
Cihangir'in kaşları çatıldı ve hafif sinirli bir sesle, "Zevkimin olmadığını da nereden çıkardın?" dedi.
Laren gözleriyle bir kadını işaret etti. O kadın da kiloluydu, hatta haddinden fazla kiloluydu. Beline kadar uzanan, boya olduğu her halinden belli olan sarı saçları vardı. Laren onu göstererek, "Zevkin olsaydı karını düzgün seçerdin Aslan. Şimdi başka masalara gidebilirsin, onlar da bir hoş geldini hak ediyor," dedi.
Adamın yüzünde gözle görülür bir öfke oluştu. Kendi düğününde karısına laf edilmesini hoş karşılamamıştı anlaşılan. Cihangir yavaş yavaş uzaklaştı ve başka misafirlerin yanına gitti. Ben Cihangir'den bakışlarımı çekip Laren'e gururla baktım. Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluşmuştu.
O an nedensizce ailemi öldürenlerle Laren'in bir ilgisi olmamasını diledim.