"Birazdan geliyorum, sakın buradan ayrılma!" dedi Baş Muhafız. Owen'e gram güveni yoktu çünkü. Önceki vukuatleri halk arasında kulaktan kulağa yayılarak çığ gibi büyümüş, değişmiş ve tüm kasabanın bildiği olaylardan biri haline gelmişti. Bir nevi, efsane, şehir efsanesi. Meydandan geçen birine" Owen'i tanıyor musun?" diye sorsan vereceği cevap %90 ihtimalle" O korkak şövalyeyi mi? " olurdu.
Baş muhafız sağa sola bakındıktan sonra görev yerinden ayrıldı. Owen ise Baş Muhafızı dinlememiş, düşüncelere dalıp gitmişti. Düşünüyordu. Evde bırakıp geldiği, ölen oğlunun yasını tutmaktan hasta olup yataklara düşen annesini, düşünüyordu. Zavallı kadıncağız sürekli "Oğlum, benim ilk göz ağrım. Beni bırakıp gitme" diye sayıklıyordu. Owen annesini komşulara emanet edip görev icabı ülke sınırına gelmişti...
"Daha kendimize bakamıyoruz bir de sokaktan topladığın bu velede mi bakıcaz?!" dedi Shay. Daha kendi çocuklarına bakamıyorken tanımadığı birinin çocuğuna nasıl bakabilirdi ki? Paul ise diretmeye devam ediyordu:
-El kadar çocuk elimize mi yapışır? Hem zavallının kimi kimsesi yok. Sokakta mı kalsın?
Shay bunu duyunca daha da sinirlendi:
-Bana ne be! Annesinin suçu o! Madem bakamayacak neden doğurdu?!
Bunu duyan Mila kendini kötü hissetti. Yaşı küçüktü ama yük olduğunu anlayabiliyordu. Gözünün önüne gelen sarı saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. Elleriyle oynamaya başladı. Rufus ise onu büyülenmiş bir şekilde uzaktan izliyordu. Geldiğinden beri gözlerini ondan ayıramamış, kehribar rengi gözlerini tekrardan görebilmek için ileri geri yapmaktan yorulmuştu. En sonunda yanına gitmeye karar verdi ki annesi:
-Seni küçük velet! Annen baban varken neden bize geliyorsun ki?!
Dedi ve elindeki birkaç kıyafetle tahta kapıyı çekip çıktı. Büyü bozuldu. Rufus annesinin gitmesiyle Mila'yı daha dikkatli incelemeye başladı. O kehribar rengi gözleriyle kesinlikle şeytana itaat ediyor olmalıydı. Belki de şeytan onu Rufus'un anne ve babasını ayırmanın bir yolunu bulması için evlerinin önüne bırakmıştı. Evet, evet kesinlikle! Zaten saçları ve gözleri ile ona ve kardeşlerine hiç benzemiyordu. Çevresinde de hiç böyle bir insan görmemişti. Gördüklerinin çoğu kahverengi saçlı, kahverengi gözlüydü. Bir kaç kere mavi,yeşil ve ela gözlü insanlar görmüştü. Fakat bu turuncumsu rengi ilk defa görüyordu. Rufus Mila'ya baktıkça kinleniyor, annesinin evi terk etmesine sebep olan bu veletin saçını çekiştirerek onu ağlatmak istiyordu. Mila olanları görünce hissettiği fazlalık hissi iki katına çıktı. Paul'un yanına gitti ve:
-Paul amca ben gidebilirim.
Dedi. Bunu duyan Rufus acımasız bir savaşçı edasıyla sırıttı ve Mila'nın yanına geldi:
-Bence de gitsen iyi olur velet! Senin yüzünden annem evi terk etti. Sen annesiz büyümüş olabilirsin ama bunu bize yaşatmaya hakkın yok!
Dedi ve Mila'yı kapıya doğru ittirdi. Evet Mila güçlü bir kızdı. Fakat annesizliğini kabullenecek kadar değil. Yaşlı gözlerle arkasına baktı. Paul tam bir şey diyecekti ki Rufus'un ikizi Rory Mila'nın yanına geldi. Onun altın sarısı saçları okşadı ve sıkıca sarıldı:
-Gitme sarı saçlı kız! Ben seni çok sevdim! Gerekirse yatağımı, kıyafetimi ve ekmeğimi seninle paylaşırım ama yine de gitmene izin vermem!
Dedikten sonra Mila'yı kendine çevirdi. Gözyaşlarını eliyle sildi. Mila ise ağlamasını durduramamış, hatta daha da arttırmıştı. Rory'e sıkı sıkı sarıldı ve ağlamaya devam etti. Rufus ikiz kardeşinin bu davranışı karşısında adeta dondu kaldı. Nasıl olurda turuncu gözlü bu şeytana iyi davranabilirdi ki? Babasına zaten başından beri kızıyordu. Annesinden daha mı önemliydi bu velet? Onu tanımıyorlardı bile. Sarı saçlı kız diye hitap ediyorlardı. Neden babası annesi yerine bu sarı saçlı turuncu gözlü cadıyı seçmişti ki? Yoksa bu bir büyücü müydü? Belki de ikizine ve babasına büyü yapmış, ve onları Rufus ve annesinden ayırmaya çalışmıştı.
-Paul amca ve Rory. Ben Mila. Burada kalmama gerek yok. Hemen 2 sokak ötedeyim. Hem orada muhafızlar da var. Onlar beni korurlar. Bana kimse zarar veremez.
Dedi ve gitti Mila, sanki Rufus'un düşüncelerini okumuş gibi. Paul Mila'nın olgunluğuna hayran kalmıştı. Rory ise üzgündü. İkizi ile anlaşamadığı için arkadaşa ihtiyacı vardı ama ikizi yine arkadaş bulma fırsatını elinden çekip almıştı. Rory dişlerini sıktı, elini yumruk yaptı. Bu defa ikizinin saçmalıklarına katlanamayacaktı:
-Seni aptal varlık! Dünya'nın senin etrafında döndüğünü falan mı sanıyorsun?! Her zaman senin istediğininin olmasını mı istiyorsun?! Yine arkadaşımı elimden almanın bir yolunu buldun! Senden nefret ediyorum Rufus!
Dedi ve dışarı çıktı. Rufus artık emindi. Mila kesinlikle bir büyücüydü. Kardeşi ile babasını güzelliği ve şirinliği ile büyülemiş, onları birer itaatkar haline getirmişti.
Ama Rufus onlara katılmayacaktı.
"Seni ahmak bu kaçıncı ha?!" dedi Baş Muhafız. Owen'in diyecek bir şeyi yoktu. Pişmanlıkla yerdeki toprağı eşeliyordu. Böyle olmasını o da istememişti. Ama o, hakketmemiş miydi? Mila Owen'in bacağına daha sıkı sarılıyordu şimdi. Ağlamaktan içi dışına çıkmıştı. Ama Baş Muhafız onu görmüyordu. Keene ise sarılı olan koluna bakıyordu. Kesin kırılmıştı. Owen Mila'ya baktı. Zavallı çok korkmuştu. Mila başını kaldırdı ve Owen'e baktı. O an göz göze geldiler. Mila'nın kehribar rengi gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Owen onu bu halde görünce kan beynine sıçradı. Deli cesaretiyle:
-AMA HAKKETTİ EFENDİM! O PİS SAPIK BU KÜÇÜCÜK ÇOCUĞA DOKUNMAYA ÇALIŞIYORDU! EĞER BEN GİTMESEYDİM-
dedi ama cümlesinin devamını getiremedi.
-KANITIN VAR MI SENİ KORKAK ŞÖVALYE?!
diyen Keene ile lafı kesildi."Gerçekten mi? Bunu herkes söylüyor. Biraz daha yaratıcı olamaz mısın?". Owen tam bir şey diyecekti ki:
-BENİ ZORLA ÖPMEYE ÇALIŞTI MUHAFIZ AMCA! ÇOK KORKTUM!
dedi Mila. Gerçekten de çok korkmuştu. Hâlâ Owen'e sarılıyordu.
-Eğer bu muhafız amca gelmeseydi bana zarar vericekti.
Baş Muhafız susuyordu. Keene yerin dibine girmiş, bu işten nasıl sıyrılacağını düşünüyordu. Owen tekrardan Mila'ya baktı. Bu kadar tatlı bir şeyi kim, neden sokağa atardı ki? Hem uslu bir çocuğa da benziyordu. Yanı kısaca, Owen için Mila sokakta olmaması gereken birisiydi. Baş Muhafız hâlâ susuyordu. Ne diyeceğini bilemediği için susmayı tercih ediyordu. Eline kılıcını aldı, ve ani bir hareketle Keene'nin boynuna dayadı.
-Keene...
ÖL!
Bunu duyan Owen hızlı bir hareketle Mila'nın gözlerini kapattı. Baş Muhafız Keene'nin konuşmasına izin vermeden kılıcını aniden Keene'nin kırılmış olan koluna sapladı. Keene acıyla inledi.
-O kadar kolay bir şekilde öleceğine izin vereceğimi mi sanıyorsun? Acı çekerek gebereceksin! Ölümün yavaş yavaş ve acı verici olacak...
/BÖLÜM SONU/