İçeriğe geç

Close

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Close

Bölüm 3

CLOSE BÖLÜM 3

CLOSE

BÖLÜM III

KIRIK AİLE

İnsanlar aileyi bir limana benzetir.

Ben hiçbir zaman bunu anlayamadım.

Çünkü benim için aile, yaklaşırken bile insanın midesini ağrıtan bir fırtınaydı.

...

İlk kardeşim doğduğunda sekiz yaşındaydım.

Hastaneye gitmiştik.

Koridorlar beyazdı.

Her yer ilaç kokuyordu.

İnsanlar telaşlıydı.

Annem yorgundu.

Ama yüzünde uzun zamandır görmediğim bir şey vardı.

Gülümsüyordu.

Ben de gülümsedim.

Nedenini bilmeden.

Çünkü insan sevdiği birini gülerken görünce, bir anlığına her şeyin düzeleceğine inanıyor.

Ben de inandım.

Belki artık evimiz değişecekti.

Belki babam mutlu olacaktı.

Belki bağırışlar bitecekti.

Belki annem daha az ağlayacaktı.

Çocukların en büyük yeteneği umut etmektir.

Ve bazen en büyük talihsizliği de budur.

...

Babam hastaneye geldi.

Kardeşime baktı.

Bir şey söylemedi.

Sonra sigara içmek için dışarı çıktı.

Ben de peşinden gittim.

Ayakta duruyordu.

Yüzü yorgundu.

İlk kez onun da yaşlı göründüğünü fark ettim.

Çocuklar anne ve babalarını yaşlanmaz sanır.

O gün yanıldığımı anladım.

Bir süre sessizce sigara içti.

Sonra bana baktı.

"Artık ağabey oldun."

dedi.

Başımı salladım.

O an neden mutlu olmadığımı anlamamıştım.

Yıllar sonra anladım.

Çünkü bazı cümleler bir çocuğa söylenmez.

"Artık ağabey oldun."

Bunun anlamı şuydu:

Artık biraz daha büyüyeceksin.

Biraz daha susacaksın.

Biraz daha dayanacaksın.

Biraz daha kendinden vazgeçeceksin.

...

Eve döndük.

Hiçbir şey değişmedi.

Babam yine bağırıyordu.

Annem yine ağlıyordu.

Duvarlar yine sessizdi.

Sadece bir bebek ağlaması eklenmişti.

...

Kardeşim büyümeye başladı.

İlk başlarda her şey normal görünüyordu.

Sonra bazı şeyler farklı gelmeye başladı.

Diğer çocuklar oyuncaklarla oynarken o bazen boşluğa bakıyordu.

Saatlerce.

Bir noktaya.

Bir gölgeye.

Bir şeye.

Ben hiçbir şey görmüyordum.

Ama o görüyordu.

Bunu yüzünden anlayabiliyordum.

Bir gün odasına girdim.

Duvarla konuşuyordu.

Durdum.

Bana bakmadı.

Konuşmaya devam etti.

Sanki odada birisi daha vardı.

Bir süre izledim.

Sonra sordum:

"Kiminle konuşuyorsun?"

Bana döndü.

Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

Sanki soruyu ben değil de o sormalıymış gibi.

Sonra duvarın köşesini işaret etti.

"Oradaki çocukla."

dedi.

Orada kimse yoktu.

İçimde soğuk bir şey dolaştı.

Çocuk aklımla bile bunu hissedebiliyordum.

Bir şeyler farklıydı.

...

Annem zamanla daha çok ağlamaya başladı.

Babam daha çok bağırmaya başladı.

Ev küçülüyordu.

Gerçekten küçülüyordu.

Bazen odalar daralıyormuş gibi hissediyordum.

Sanki duvarlar bize doğru yaklaşıyordu.

Nefes almak zorlaşıyordu.

Bir gün mutfakta annemi gördüm.

Sessizce ağlıyordu.

Beni görünce gözlerini sildi.

Gülümsedi.

Annem hep böyle yapardı.

Ağladıktan sonra gülümserdi.

Çocuklar aptal değildir.

Ben gözlerinin kırmızı olduğunu görüyordum.

Titrediğini görüyordum.

Yalan söylediğini görüyordum.

Ama hiçbir şey demiyordum.

Çünkü bazı evlerde insanlar birbirlerine yalan söylemez.

Birbirlerini korumaya çalışırlar.

...

Bir gece elektrikler kesildi.

Ev karanlığa gömüldü.

Kardeşlerim korktu.

Annem mum yaktı.

Ben oturma odasında oturuyordum.

Babam pencerenin önünde sigara içiyordu.

Kimse konuşmuyordu.

Mumun ışığı duvarlarda gölgeler oluşturuyordu.

Bir an babamın gölgesine baktım.

Çok büyüktü.

Gerçek hâlinden daha büyüktü.

Çocukken insanların gölgelerini kişilikleri sanırsınız.

Babamın gölgesine baktım.

Ve şunu düşündüm:

Bir insanın öfkesi de gölge bırakır mı?

O sırada babam konuştu.

"Bakma öyle."

Başımı çevirdim.

Bir şey demedim.

O da sustu.

Sonra tekrar:

"Ne bakıyorsun?"

dedi.

Sesinde öfke yoktu.

Ama ben korktum.

Çünkü evde korkmak için bağırış gerekmiyordu.

Ben insanların nefes alışlarından bile korkmayı öğrenmiştim.

...

O gece uyuyamadım.

Tavana baktım.

Çatlaklar biraz daha büyümüş gibiydi.

Belki büyümemişlerdi.

Belki ben öyle hissediyordum.

Sonra bir şey düşündüm.

Bizim ev de tavana benziyordu.

İnce bir çatlak vardı.

Sonra bir tane daha.

Sonra bir tane daha.

Ve bir gün bütün çatlaklar birleşmişti.

Artık neyin önce kırıldığını bile bilmiyorduk.

Annem mi?

Babam mı?

Ben mi?

Yoksa daha doğmadan kardeşlerim mi?

...

Bir ses geldi.

Kardeşimin odasından.

Ağlıyordu.

Gittim.

Kapının önünde durdum.

İçeride tek başınaydı.

Ama konuşuyordu.

Birisiyle.

Ağlayarak.

Yalvararak.

"Gitme..."

diyordu.

"Ne olur gitme..."

İçeri girdim.

Birden sustu.

Bana baktı.

Yüzü bembeyazdı.

Gözleri doluydu.

Yavaşça sordum:

"Kime diyorsun?"

Bir süre konuşmadı.

Sonra fısıldadı:

"Burada bir kız vardı."

Odada yalnızdık.

Kimse yoktu.

Bir an boğazım düğümlendi.

Sonra tekrar sordu:

"Sen onu görmüyor musun?"

Hayır.

Görmüyordum.

Ama o an ilk kez başka bir şey hissettim.

Ya insanlar gerçekten farklı şeyler görüyorsa?

Ya gerçek, herkese aynı görünmüyorsa?

Ya ben de bir gün görünmeyen şeyler görürsem?

O gece uzun süre uyuyamadım.

Bir düşünce gelip zihnimin içine yerleşmişti.

Küçük.

Sessiz.

Ama ağır.

Bazı insanlar dünyayı farklı görüyordu.

Ve bazen...

Bu düşünce beni korkutuyordu.

Bazen de garip bir şekilde rahatlatıyordu.

Çünkü eğer gerçeklik herkese farklı görünüyorsa...

Belki benim yalnızlığım da sadece bana ait değildi.

Belki bu evde hepimiz görünmeyen şeylerle yaşıyorduk.

Babam öfkesiyle.

Annem sessizliğiyle.

Kardeşim gölgeleriyle.

Ve ben...

Ben henüz neyle yaşadığımı bilmiyordum.

Ama bir şeyin yavaş yavaş içimde büyüdüğünü hissediyordum.

Henüz adı yoktu.

Henüz sesi de yoktu.

Ama oradaydı.

Ve yıllar sonra dönüp baktığımda şunu anlayacaktım:

İnsan bazen kırıldığı günü hatırlamaz.

Sadece bir gün içinde yeni bir şeyin yaşamaya başladığını hisseder.

Ve sonra o şey...

Bir daha hiç gitmez.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.