Ben yavaşça ayağa kalkıp eve doğru ilerlediğimde Oğuz arkamdan gelip elini belime attı.
"Eve gidince bir kahve içeriz artık, değil mi?" diye sordu.
"İçeriz," dedim. "Sen bu zamana kadar ne istedin de kabul etmedim acaba?"
Güldü. Yaklaşık beş dakika sonra eve gelmiştik. Ben hemen mutfağa koşup bir bardak su içtim çünkü o kadar susamıştım ki anlatamam.
"Asena," dedi Sinan.
"Asena mı? Yenge, derdin sen," dedim şaşırarak boş bardağı masaya bırakıp.
"Dalgınlığıma gelmiş yenge, pardon."
"Sen ne isteyecektin, hayatım?" dedim samimiyetimizi yanlış anlamayacağını düşünerek.
"Hayatım?" diye araya girdi Oğuz yanımıza gelip.
"Samimiyetimizi yanlış anlamazsınız sandım. Sonuçta Sinan yani. Gidipte elin adamı değil." Ben gayet doğal bir şey yapıyordum ama elbette onlar kafalarında binlerce olasılık kuruyorlardı.
"Tamam, filtre kahvelerimizi bekliyoruz," dedi Oğuz tavır yaparak.
Sinan, Oğuz'un peşinden salona gittiğinde kahveyi hazırlıyordum. Bir yandan da Oğuz ile evlenmeden önce gittiğim okuldaki arkadaşlarla konuşuyordum. Yani aslında bu grup yeni kurulmuştu. İki gün önce falan. Ama çok konuşmamıştık. Çünkü herkes ben olmayınca sohbetin sarmadığını söylüyor. Zaten grubun kurulma amacı da beni özlüyor olmalarıydı.
Damla: Ya aşkım çok özlemişiz senii
Beyza: Ay evet yaa, neredeyse iki senedir görüşmüyoruz
Asena: Ay kızlar neler oldu nelerr
Hamza: Ne oldu aşkoo
Asena: Pardon ya ben sizin olduğunuzu unutmuşum da xjekzkwkx
Alper: Sorun değil beybi
Kahve hazır olana kadar uzun uzun konuştuk. Ben başımdan geçenleri üstünkörü anlatıyordum fakat işlenen cinayetlerden bahsetmediğim için çoğu şey yarım kalıyordu.
Ben tam görüntülü aramayı açmışken ve Alper ile Damla'ya bakarken Oğuz geldi. Ben tam bir şey diyecekken susmamı işaret etti.
"Ya kanka sen neler yaşamışsın öyle ya," dedi Alper. Git gide stres oluyordum. Çünkü hem erkekti hem de Oğuz hakkında bir şeyler söylemesinden korkuyordum. Ve yine şom ağzım kendini belli etti.
"Asena," dedi Alper. "Ben şu enişteye çok gıcık oldum. Ya senin okumana engel oluyor."
"Yani aslında o durum öyle değil. Oğuz aslında benim okumamı istiyordu hatta okula da başlamıştım ama başıma gelenler yüzünden yeniden bıraktım." Bir telefona bir de Oğuz'a bakıyordum.
Kahve makinesi ötmeye başlayınca Alper ve Damla'ya veda edip telefonu kapattım.
"Bon şo onoştoyo gocok oldom yo," dedi Alper'in taklidini yaparak.
"Ya," dedim omzularımı düşürerek. "Alper seni tanımadığı için öyle dedi."
"Zaten adının Alper olması bile onunla arkadaş olmaman için yeterli bir sebep."
"Ya bak ben senin en ufak şeyden bile olay çıkarmandan çok bıktım. Ya herkesin ergenlikten sivilcesi çıkar, benimki seninle kavga etmekten ve yaşadıklarımızdan çıkıyor." Ben kızmasını bekledim fakat o sanki kendisini düzeltmek ister gibi dinledi beni.
"Yani ben seni kötü mü etkiliyorum?" Yüzü düştü. "Yoksa seni mutsuz mu ediyorum?"
Geçmişe bakarak cevap veremezdim bu soruya. Ama beni her zaman mutlu ettiği de söylenemezdi.
"Neden susuyorsun?" diye sordu ben cevap vermeyince. "Seni üzüyor muyum?"
"Bazen," dedim kaçamak cevaplar vererek. "Benim biraz işim var. Size kahvelerinizi katıp onu halletmeye gidicem."
"Tamam, ben bırakırım."
"Yok yok!" Benim bu tepkimi beklemiyor gibiydi ikiside. Çünkü Sinan da kalkıp yanımıza geldi neler olduğunu anlamayarak.
"Anlamadım?" Ben acaba hangi yalanı söylesem Oğuz'a diye düşünürken Sinan düşüncelerimi yarıda kesti.
"Neler oluyor?"
"Hiç," dedim. "Ben sadece dışarıda bir işimi halledicem ve gelicem. Ama senin kankan müsaade etmiyor."
"Tamam, Oğuz bıraksın seni gideceğin yere kadar," dediğinde oflayıp puflamaya başladım.
"Aynı şeyi Oğuz da söyledi. İyi diyorsunuz, güzel diyorsunuz ama ben kendi başıma bir şey yapamayacak mıyım?" Sinan bana öyle bir baktı ki sanki ikna olmuş gibiydi. Benim Oğuz'a söylemek istemediğim şeyler olduğunu biliyor ve anlayışla karşılıyordu. Yine öyle yapacaktı.
"O zaman ben bırakayım," dedi Sinan.
Oğuz ile gitmeyip Sinan ile gitmemi yanlış anlayacakları için ona da sızlandım. Fakat en sonunda kabul ettim.
"Tamam!" dedim. "Sinan ile gidiyorum, peki." Adımlarım merdivenlere yöneldiğinde arkamdan seslendi Oğuz.
"Demek üstünü değiştireceksin," dedi. Üzerime baktım. Zaten yeni dışardan gelmiştim. Ve üstüm gayet temizdi. Aslında değiştirmeme gerek yoktu.
"Hayır," dediğimde Oğuz'un morali bozuldu.
"Ama şort," dediğinde elimle ağzını kapattım ve onu susturdum.
"Ben ne istersem onu yaparım, sen de hiçbir şey diyemezsin," dedim ve telefonumu cebime atıp kapıya yöneldim. Sinan da arkamdan geliyordu.
"Telefonunu yanına alman iyi oldu," diye seslendi arkamdan. Ne demek istediğini anlamıştım. Telefondan neler konuştuğumuzu duyacak ve konumuma bakacaktı. Hemen uygulamayı sildim.
"Silme," dedi Oğuz. "Ne gizlediğini öğrenicem."
"Yakında öğrenirsin," dedim. Kendimi özel bir okula yazdıracaktım. Yani öyle karakteri bozuk kişilerin olmadığı bir okula. Bana en iyi şekilde eğitim verecek okula yazılacaktım.
Ben kapıyı kapatmadan çıkıp gittim. Sinan arkamdan koşarak geldi ve beni durdurdu.
"Yenge," dedi. "Yapma, yani her ne yapacaksan onu Oğuz'a söylemeden yapma. Sana yalvarıyorum. Ya sana hiçbir şey yapmıyor ama bütün acısını sen yokken benden çıkarıyor. Gün boyu kafamı sikiyor ya!"
"Ben okumak istiyorum." Sinan tam ağzını açacakken onu susturdum. "Sinan, lütfen engel olma. Çünkü ben sizin gibi üniversite çağlarında bir kız değilim. Ben daha liseyi bile okumadım."
"Merak etme. Biz de kız değiliz," dediğinde güldüm. "Bak birtanem, ben seni anlıyorum. Ve her zaman da arkanda durdum her konuda," derken sözünü kestim.
"Ben niyeyse hiç görmedim o arkamda durduğun günleri." Beni duymamazlıktan gelerek devam etti.
"Yani sen bunu Oğuz'a söyleyerek de yapabilirdin. Ben sana engel olmasına izin vermezdim." Beni arabaya yönlendirdi. "Sen her ne kadar Oğuz'a söylemesen de ben senin arkanda durucam bugün."
Ben arabaya bindiğimde kapımı yavaşça kapattı ve kendisi de şoför koltuğuna bindi.
"Neredeymiş bakalım şu okul," dedi.
"Bak şurası," dedim konumunu göstererek. "Yani biraz pahalı, özel okul sonuçta. Size göre de pahalıysa ben devlet okuluna da giderim hiç sorun değil."
"Sus," dedi.
"Ne?"
"Sus," diye tekrarladı. "Bizim için pahalı diye bir şey yok."
Bazen onların parasını ve egosunu unuturuyordum. Salak Asena. Salak!
Biz okula girip kayıt yaptırırken telefonum çaldı. Elbette Oğuz arıyordu. Zaten ne zaman rahat bırakmıştı ki beni?
Açsam ayrı dert, açmasam ayrı...
"Efendim, Oğuz," dedim.
"Nerdesiniz," diye sordu sanki cevap verecekmişim gibi.
"Bir şey mi oldu?" Bu soruyu elbette ciddi sormuyordum. Sadece kafa karıştırmaya çalışıyordum. Fakat arkadan müdür lafa girdi bir anda.
"Evet Asena Hanım, yarın gelip derslere girmeye başlayabilirsiniz," dediğinde Oğuz sustu. O benim okumamı istemiyor değildi. O benim başıma bela açmamdan korkuyordu.
Oysa ben de başıma bir şey gelmesinden korkuyordum. Evin içinde yaşanacak olan kaosu biliyor olmak beni strese sokuyordu.
"Karıcığım?" Ve derin bir sessizlik oluştu. Müdür bir şeyler olduğunu anlamış olacak ki sesini çıkartmadı.
"Ben seni birazdan arasam olur mu?" diye sordum çekinerek.
"Eve gel," dedi tok bir sesle.
Ben telefonu kapatıp cebime attığımda müdür anlamaz gözlerle bize bakıyordu.
"Evde bir şey olmuş, kusura bakmayın," dedim. "Yarın hangi sınıfta gireceğim derslere? Ve saat kaçta?"
Müdür, kendi kıyafetini düzeltip bana döndü.
"Yarın sabah 8'de dersler başlıyor, öğlen 1'de bir saatlik bir ara oluyor. Ve bu ara esnasında okuldan çıkabiliyorsunuz. Derslerde telefon toplamıyoruz ancak teneffüs harici kullanmak yasak. Sınıfınız en üst kattaki son sınıf olan 9/M. İyi günler," dediğinde teşekkür edip odadan çıktık.
"Sinan," dedim.
"Efendim," dedi bana dönüp.
"Sence şu an eve gitmem mi daha iyi yoksa gitmemem mi?" Bu soruma karşılık vermedi.