Cevap vermedim daha fazla. Aşağıya indim. Kahvaltıyı masaya yerleştirdim hızlıca. Benim yine iştahım kaçmıştı. Çayı iki bardağa doldurdum. Çünkü çay bile içmek istemiyordum. Su bile midemi bulandıracaktı resmen. Ama bunun aç olmamla alakası yoktu.
"Ben kahvaltı yapmayacağım. Dışarı çıkacağım ve bu sefer peşimden gelmeyin lütfen. Saat ne erken ne de geç. Ve benimde yalnız kalmaya ihtiyacım var. İzniniz varmı Oğuz Bey?!" dedim sinirle dalga geçerek.
"Üstüne ce..." derken Sinan eliyle ağzını kapattı. Ve onaylayarak göz kırptı. Sinan olmasa şu evde iki saniye nefes alamam resmen. Ben yine de sonbaharda olduğumuz için üşürüm diye ceketimi aldım. Bu sefer daha sade, üzerinde yazı olmayan beyaz bir crobum vardı. Altımda ise gri eşofman vardı. Beyaz ayakkabılarımı giyip çıktım. Biraz yürüdüm. Ama etraf birden ıssızlaştı. Rüzgar çok sert esmeye başladı. Yanımdaki büyük çınar ağacına tutundum. Gözlerimi toz girmesin diye kapatmıştım. Ama birşey oldu ve bir anda bayıldım.
Gözlerimi açtım ve o an kaçırıldığımı farkettim. Ve ceketim yoktu. Niye çıkarsınlar ki? Yoksa bana birşey mi yapacaklar! T@ciz mi edecekler! Allah'ım lütfen sen beni koru yarabbim!
Ben bunları düşünürken karşımda 14 tane adam duruyordu. İri yarı adamlar. Ben ise bir sandalyeye bağlanmıştım. Ağzım bantlı, ellerim arkadan halatla bağlanmış. Ayaklarım da öyleydi. Korkulu gözlerle bakındım etrafıma. Hepsi sırasıyla dizildiler karşıma. Ve yukarıdan asılmış bir sayaç başladı. Yarım saat boyunca birşey olacaktı. 14 tane yarım saat. Yani 7 saat. İki saniye geçti ki sayaç durdu. İçeriden tanımadığım birisi geldi. Bu bir konağa benziyordu. O da konağın ağası olmalıydı.
"Bu zevki ilk ben yaşayacağım." dedi sırıtarak. Yaşlı değildi. 30'lu yaşlarda olduğu kesindi. Sayaç baştan başladı. Kalbim sıkıştı. Nefesim daraldı. Aşırı korkuyordum. Çok stresliydim doğal olarak. Beni dövecekler miydi? Lütfen ne bana ne de namusuma dokunulmasın!
Üzerindeki ceketi ve gömleği çıkardı. Kaslarını göstermeye çalışıyordu. Ama inanın şuanda düşüneceğim en son şey bile değil onun kasları.
Üstü çıplak kalmıştı. Ve parmak uçlarını beni huylandırarak belimde gezdirdi. Daha sonra crobu yukarıya doğru kıvırdı. Kafamı hayır dermişcesine telaşla salladım. O ise "Evet, evet..." dedi ve şerefsizlikle kafa salladı. Ağlamaya başladım. O bana dokundukça bir sağa bir sola çırpınıyodum. Ben bunları yaşamak için daha çok küçüğüm...
(Oğuz'un Anlatımıyla)
(2 buçuk saat sonra)
"Abi biz niye hâlâ mal mal bekliyoruz ya?"
"Oğuz şuanda seni hiç sakinleştiremeyeceğim çünkü telaş yapman gereken bir zaman kardeşim. Bence ben evde eğer Asena gelirse diye bekliyim. Sende git Atalay'ın amaaaan Barış'ın evine bak. Orda da yoksa her yere haber salsınlar en yakın zamanda bulun onu."
"Tamam." dedim ve ayakkabılarımı giyip arabaya bindim.
Gidebildiğim kadar hızlı gitmeye çalışıyordum. Sonunda vardım evlerine.
"Asena burda mı?"
"Hayır. Birşey mi oldu?"
"Karım iki buçuk saat önce dolaşmaya diye evden çıktı ve hala gelmedi. O asla 2 buçuk saat dolaşmaz. Ve alışveriş yapmayı seven bir kız da değil. Gidebileceği bir arkadaşı yok. Bana söyleyemese bile Sinan'a ne yapacağını özel bile olsa söyler ama ona da dolaşacağını söylemiş. Yani kaçırıldı."
"Hemen haber salın her yere! İlk önce İzmir ve çevresine bakılsın. Daha sonra Batı ülkelerine ve en son doğu ülkelerine bakılacak. Acele edin beklemeyin!" dedi Barış.
"Tamam patron." dedi birisi.
(Asena'nın Anlatımıyla)
İki buçuk saattir özel bölgemi açıp kapatıyorlar, iç çamaşırlarımı çıkarttılar. Özür dilerim bunu söylediğim için ama özel bölgemi annelerini emer gibi emdiler. Bunu söylerken gerçekten utanıyorum. Eşofmanımı çıkarmamaları için o kadar çırpındım ki... Bacaklarım neredeyse birbirinin içine girecekti. Kendimi yerlere attım. Onlar sürekli kaldırıyorlardı. Ben sürekli kendimi yere atıyordum. Benim üzerimi çıkarmaya çalışanlara omuz atmaya çalışıyordum. Bunu tekrar söylediğim için üzgünüm ama beni emerken sağa sola sallanıp kurtulmaya çalışıyordum. Hatta onlar öyle bir seviyeye geldiler ki kendileri de soyundular ve birisi beni kendi odasına alıp orda rahatça devam etmek istedi. Ancak buna bir şekilde izin vermedim. Engellemeyi başardım.
Ayak fetişi olanlar, kalça fetişi olanlar, kulak fetişi olanlar bile vardı inanabiliyor musunuz? Daha 4 buçuk saat boyunca bu işkenceyi çekecektim.
"Sütyen sana çok yakışıyor neden üzerine kıyafet giyiyorsun ki?" dedi 5. kişi. Gerçekten utanıyordum. Ağlamaktan içim şişmişti. Gözlerimden kan aktığını gördüm. Yansımaya baktığımda gözümden şelale gibi akan kanı gördüm. Daha çok ağlamaya başladım. Gerçekten canım çok yanıyordu. Aşırı acıyordu göğsüm. Ve ben bu işkenceye daha fazla dayanamıyordum...
(Oğuz'un Anlatımıyla)
"Bir haber var patron!" dedi aynı kişi.
"Hemen konumu at. Oğuz hadi senin arabayla gidelim. Benimkinin benzini çok az."
"Tamam." dedim ve arabayı çalıştırdım. Sağ koltuğa Barış binince hızla gaza bastım. 200 ile gidiyordum. 210. Ve 250 ile gidiyordum. Daha fazla gidersem kaza yapacaktım. 250'de kaldım. 10 dakika sonra konak göründü sağımızda. Hızlıca kapıyı açtım indik. Evin kapısını kırdım.
"Asena'yı göster bana!" dedim bizi tutanlara.
"Tabiki. Büyük bir zevkle..." dedi sırıtarak. Neler oluyor burda?
Bizi gizli bir odaya götürdüler. Orada 15 kişi vardı. Birisi ağalarına benziyordu. Yukarıda yarım saatlik bir sayaç vardı. Ve karımı taciz ediyorlardı... Bu dünyanın en acı cümlesiydi. Karımı taciz ediyorlardı...
Onun gözlerinden akan yaşlarla karışık kanı gördüm ben. Ve o 15 adam daha benim bile saygı duyup yapmaya zorlamadığım şeyi yapıyorlardı. Karımın özel bölgelerini... Devam etmek istemiyorum. Ama o gözümün önünde onlardan kurtulmak için çırpınıyodu. Kendini yerden vuruyordu. Biz onu evde televizyon izleyerek beklerken o 3 saattir tahminimce 6 kişi tarafından tacize uğramış. Ve gözlerimin önünde onun eşofmanını çıkarmaya çalıştılar az önce.
Çırpınırken halat koptu. Yere düştü Asena. Hemen kalktı ve kapıya doğru koştu. Beni içeri almıyorlardı. Ben çaresizce camdan izliyordum. Daha sonra Barış bir işe yarayıp yanımızdaki adamı bayılttı. Ve camı kırıp içeri girdik bizde. Asena hemen yanıma koşup sarıldı. Üzerinde yalnızca sütyeni vardı. Eşofmanını elinde getirmişti ve hemen yanımda giydi. 8 kişi sıkıla sıkıla konuşmaya başladı.
"Ama biz nasibimizi alamadık!"
"Ben size vericem nasibinizi!" dedim ve kapının önüne geldik.
(Asena'nın Anlatımıyla)
"Aşkım benim üstümdeki kıyafeti yırttılar da... Böyle dışarı çıkamam."
"Tamam aşkım sen merak etme. Al şu kazağımı." Dedi ve kapşonlusunu uzattı bana.
"Sen?"
"Ben senin için atletle de gezerim. Ama seni çıplak bir şekilde bırakamam daha fazla." Üzerime onu giydim. Hemen arabaya bindik ikimiz. Barış kendi özel şoförünü çağırdı ve onunla gitti.
Arabaya bindiğimiz an ağlamaya başladım tekrardan.
"Oğuz ben kirlendim... Daha reşit bile değilken adım namussuza çıkacak."
"Sen kirlenmedin Asena. Seni onlar kirletti. Kendi pisliğini geçirdiler üzerine. İzin verirsen seni yıkayabilirim. Merak etme. Belden aşağısını ne görücem ne de yıkacağım."
"Sen benim kocamsın Oğuz. Ve bana elin adamları bile dokunuyorsa seninde dokunmak hakkın. Yani en azından benim düşünce yapım o şekilde değiştirildi."
"Hayır Asena. Benim öyle bir hakkım yok. Sen istersen yaparım yalnızca."
"İstiyorum. Senin beni komple yıkamanı istiyorum. Çünkü ben kendimi temizleyemiyorum. Bir daha sıcaktan buharlaşsam bile crop giymeyeceğim. Şort zaten giymedim ama yinede giymeyeceğim. Duşa bile montla girmek istiyorum..."
"Asena kendine gel lütfen. Bunun kıyafetinle ne alakası var. Ayrıca üzerinde ceket vardı senin. Demekki ne giyersen giy yapacak olan yapıyor."