Kapıyı açmaya gittim ancak annem kıpkırmızıydı. Gelen babamdı. "Aaa, babacım hoşgeldin!"
"Hoşbuldum kızım. Merhaba damat." dedi umursamayarak. Acelesi var gibiydi. Oğuz'la birbirimize bakıp "Neler oluyor?" der gibi bir hareket yaptık. Babam annemin kolunu sıkarak onu yerinden kaldırdı ve kapıya doğru götürdü sinirle.
"Baba biraz sakin mi olsan? Neler oluyor anlatır mısınız?"
"Hayır."
"Babacığım lütfen oturun şöyle. Bize ne olduğunu anlatın. Belki bir yardımımız dokunur." dedi Oğuz olabildiğince kibar davranmaya çalışarak. Babam kapıyı kapatmadan önce annem kafasını arkasında çevirdi. Ve babamın tutmadığı koluyla alttan bir hareket yaptı. Ve kapı sertçe kapandı.
Oğuz'a baktım gözlerim dolu dolu... O da bana baktı. Alnındaki damardan akan kanı görebiliyordum. Ne zaman öfkesine hâkim olamazsa o zaman o damar atmaya başlardı. Öfke patlaması yaşayarak kapıya yöneldi. Onu durdurmadım. Çünkü bu sefer babam ölmeyi haketmişti.
Peşlerinden gittik hemen. Babam yolda anneme bağırıp çağırarak el kol hareketleri yapıyordu. Ve durdu bir anda. Elinin tersiyle gözümüzün önünde tokat attı ona. Saçını tuttu. Ve sürüklemeye başladı. Neyi bekliyoruz ki? Hemen Oğuz'u dürtüp kendine getirdim. Koşarak babama uçan tekmeyi geçirdim. Yere yapıştı zaten.
Oğuz annemi kucağına aldı ve evimize götürdü. Bende babamın çenesini ayağımla ezip ağlayarak koşa koşa eve girdim. Kapıyı kilitledim, camları kapatıp kilitledim ve perdeleri kapattım. Perdelerin cam kenarlarında fermuarları vardı kenardan gözükmemesi için onu da kapattım. Çatı katındaki cama kadar hepsini yaptım. Arka kapıyı ve balkon kapılarını kilitledim. Bütün kapılara zincir taktım. Oğuz annemle ilgileniyordu. Bende yanına gittim.
"Oğuz ben içerde annemin yaralarına bakayım senin yanında soyunmasın ayıp olur."
"Bencede canım. Geçin annecim siz herhangi bir odaya. Bende sizlere sıcak bir çorba yapayım."
"Tamam." dedim ve gördüğüm ilk odaya girdim.
Annemin gömleğini çıkardım. Altındaki uzun eteği de indirdim. Saçlarını topladım ve merhem alıp yaralarına sürdüm. Hiçbir yeri es geçmemiş oru*spu çocuğu! Ah annem, ah! Bende sizi dünyanın en uyumlu çifti sanardım. En mutlu çift...
Oğuz kapıyı çaldı. "Girebilir miyim?" dedi. "Girebilirsin canım." dedim.
"Çorbalar hazır içiniz ısınır gelin hadi."
"Sağol annecim ellerine sağlık geliyoruz birazdan."
"Tamam." dedi ve kapıyı kapatarak odadan çıktı.
"Anne kendini iyi hissediyor musun? Doktora gitmek ister misin?"
"Yok kızım iyiyim ben. Siz yanımdasınız ya o bana yeter."
"Tamam o zaman. Hadi Oğuz'u bekletmeyelim." dedim ve ikimizde aynı anda kalkıp kapıya yöneldik.
Annemi yine koltukta aramıza aldık ve biraz konuştuk.
"Anne bak sana yanımızdaki villayı alalım. Bize yakın ol. Kapını biz hariç hiçbir yere açma. Kargo bile gelse açma. Birisiyle buluşmak istediğinde evine çağırmak yerine buraya çağır biz gerekirse evden çıkarız senin için. Sende işin bitince ararsın bizi biz gelince çıkarsın. En azından o pislik hapise girene kadar böyle yapalım. Biliyorum senin benden bile çok paran var ama yine de ihtiyacın olursa maddi manevi her şekilde sana yardımcı oluruz."
"Teşekkür ederim oğlum. Ama sizde canınız birşeye sıkıldığında ilk bana gelin olur mu? Anneniz hep yanınızda... Yan villada. Ahahahahahahaha."
Hepimiz gülüştük. Ağlarken gülüyorduk.
"Acımıza acı katmak için söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama bu olay ne şiddet görene kolay ne annesinin şiddet gördüğünü öğrenen birisine kolay ne de kayın validesinin şiddet gördüğünü öğrenmesi kolay. Hepsi çok zor. Ama biz beraber olursak her zaman herşeyi başarırız." dedim. Annem iki kolunu da omzumuza attı. Ve sarıldı. İlk ayağa kalkıp gözyaşlarını silen ben oldum.
"Hadi artık yeter bu kadar ağlamak. Çorbalar bizi bekler gençlik haydi!" dedim gülerek. Elimize kaselerimizi aldık ve koltukta film izleyerek kafamızı dağıttık. Biliyorum bunu çok kolay atlatamayacak ama biz bu süreci hızlandırmak için hep yanında olacağız...
Annemin morali çok daha düzelmişti. Kahkahalar atıyordu. Hepimiz çok mutluyduk. Ancak artık saat geç olmuştu. O pislik herif hiçbirşey yapmamıştı. Şom ağızlı olmak istemem ama bu işin içinde bir iş vardı.
Yatmak için odalarımıza gittik. Anneme de önceden Sinan'ın kaldığı odayı verdik. Of! Yine aklıma geldi. Artık ağlamak istemiyorum! 9 ay oldu. Bir dakika, bir hafta sonra Oğuz'un doğum günüydü!
"Aşkım, sana doğum gününde bir şey almamı ister misin?"
"Hayır tabiki de, sen zaten bana bir hediyesin minik suratlım."
"Minik suratlım mı? Ne kadar saçma bir lakap! Benim suratım minik falan değil. Bir karış bak." diyerek kafamın karışımla aynı boyda olduğunu gösterdim. O ise güldü ve avucunun içiyle yüzümü kapattı.
"Ama o senin elinle öyle. Benim elime göre suratın serçe parmağım kadar!" dedi gülerek. Tabikide o kadar değildi. Gıcık olmam için şaka yapıyordu.
"Abartma ve yat! Demek ki senin elin ayı kadarmış!" dedim ve ellerimi iki kulağıma baş parmağım deyecek şekilde koydum ve dil çıkardım.
"Minik surat!" diyerek mırıldandı.
Uyuduk.