Alimler'in anne ve babası hapisteydi; Ayşe ilk girdiğinde onu soydular ve zorla ona tişör ve kısa şört giydirdiler diğer mahkumlar aynıydı.
Ayşe'yi zorla içeri soktular ve ve ayşe yere düştü.Gardiyan onun karnına tekme atarak:
—你已经没有什么需要保护的了。
(Koruyacak hiçbir şeyiniz kalmadı.)
Sonra gardiyanlar koğuştan çıktı.
Bazıları Ayşe'yi tanıyordu. Umay ona sarılarak:
— تېز ساقىيىپ كېتىڭ، قېرىندىشىم، ياخشىمۇسىز؟
(Geçmiş olsun kardeşim iyi misin?)
Ayşe ağlayarak:
—مەن ياخشى، ئۇلار مېنىڭ بالامنى ئېلىپ كەتتى.
( İyiyim bebeğimi aldılar)
Sonra Umay Ayşeye sarılarak teselli ederek:
—ئاللاھ سىزگە سەۋر بەرسۇن، قېرىندىشىم. سىز يالغۇز ئەمەس، ئۇلار نۇرغۇن ئاياللارنىڭ قورسىقىدىن بوۋاقلارنى يۇلۇۋەتتى.
(Allah sabır versin kardeşim yanlız değilsin nice kadınların bebeklerini karnından kopardılar)
Ayşe ayrı yerde, Ali ayrı yerdeydi...Ayşe’nin tutulduğu o soğuk hapishane hücresinin kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Çinli zengin bir iş adamı Ayşe’yi kendisiyle evlenmesi için istiyordu. Adam, parasına ve gücüne olan kibirli güveniyle Ayşe'nin yanağına dokunmak için elini uzatırken aynen şöyle dedi:
— 我非常喜欢你。你真漂亮,嫁给我吧。我会给你买土星,我会把监狱里成千上万的人都变成你的狗!
(Seni çok beğeniyorum. Çok güzelsin, evlen benimle. Sana Satürn'ü alırım, hapishanedeki binlerce kişiyi senin köpeğin yaparım!)
Ayşe çinli zengin zübbesine kanlı bir tükürük ile tükürür:
—如果猪和狗交配,它们的后代就是你。
(Eğer Domuz ile köpek birleşseydi doğan döl sen olurdun)
Çinli sinirlenerek Ayşeye tokat atar
Bu teklifi kabul ettirmek için Ayşe'ye günlerce işkence yaptılar. Ayşe ise her türlü acıya rağmen o dondurucu hücrede direniyor ve gardiyanların suratına karşı sarsılmaz bir inançla haykırıyordu:
— 如果我阿利姆在那里殉难,我也会在这里殉难,但我绝不会娶你这样的异教徒!必要时,我会娶一个和我祖父年纪相仿的维吾尔族女子,但我绝不会娶一个汉族女子。
(Benim Alim orada şehit olursa, ben de burada şehit olurum ama sizin gibi bir kafirle asla evlenmem! Gerekirse dedem yaşındaki uygurla evlenirimde ama çinli ile evlenmem)
Başka bir hücrede ise Ali yerde yatıyordu zaman o dondurucu hücrede adeta durmuş gibiydi. Ali'nin durumu çok ağırdır. Gözü morarmış, karnında o amansız iç kanama başlamıştır. Acı içinde kıvranarak yattığı o soğuk betonun üzerinde kan kusmaktadır.
Üstelik ona yaşatılan vahşet bununla da sınırlı kalmamıştır; Çinli doktorlar onun akciğerinin çoğunu ameliyatla almışlardır. Ciğerinin çoğunu almalarının sebebi, dışarıdaki zenginlere satmak içindi... Ali'nin göğsünde sadece nefes alacak, onu yarı canlı bir şekilde bu hücrede tutacak kadar küçük bir akciğer parçası bırakmışlardı.
Ali, kendisine bu zulmü yaşatan ve kimliğini elinden almaya çalışan o zalimlere karşı derin bir nefretle doludur. Kesik kesik aldığı her zorlu nefeste, o dondurucu hücrenin duvarlarına karşı içinden sessizce şu cümleyi geçirir: "Alimlerim ve Ayşem ne yapıyor acaba kokularını çok özledim."Ali, maruz kaldığı bu Büyük vahşete gülerken burnunu tutarak acı şekilde gülerek " burnumu kırdılar ama sizin kokunuz direğimin yerini tutuyor "