Polisler Ayşe’yi o soğuk hastane odasına doğru götürürken, koridorun köşesinde bekleyen Çinli rehber öğretmeni ve yetimhane müdürü öne doğru adım attı. Gözleri doğrudan Alimler’in üzerindeydi. Oraya sadece bir bebeğin elinden alınışını izlemeye gelmemişlerdi; amaçları Alimler’i de bu aileden koparmak, götürüp tamamen bir Çinli olarak yetiştirmekti.
Müdür, Alimler’e doğru kibirli bir adımla yaklaşıp soğuk bir sesle konuştu:
— 小家伙,你跟我们走吧。你现在受到国家的保护了。
(Bizimle geliyorsun küçük adam. Artık devletin koruması altındasın.)
Alimler korkuyla geriye doğru kaçmaya çalıştı ama rehber öğretmen çoktan arkasından dolanmış, küçük omuzlarından sımsıkı yakalamıştı. Alimler çırpınarak kurtulmak istiyordu.
—放开我!我不想离开!ئاتا، مېنى قۇتقۇزۇڭ!
(Bırakın beni! Ben gitmek istemiyorum! Baba, kurtar beni!)
O sırada babası, oğlunun elinden kayıp gitmek üzere olduğunu görünce delirecek gibi oldu. Göğsündeki ağır baskıya rağmen ileri fırladı, Alimler’i kucağına almak için kollarını uzattı:
—放开我的儿子!你们要把他带到哪里去?
( Bırakın oğlumu! Onu nereye götürüyorsunuz?)
Ancak polislerden biri bir duvar gibi babanın önüne dikildi. Sert bir hamleyle onu geriye doğru ittiler . Biri Ali'nin göğsüne jopla vurdu sonra jopu karnına üç kez vurdular.
Bir babanın, ağlayan evladını kucağına almasına, ona sarılmasına bile izin vermediler. Arkada ise polisler annesini çoktan o soğuk hastane odasına kapatmıştı.
Küçük çocuk, rehber öğretmenin kollarında çaresizce çırpınırken koridorun soğuk duvarlarına bakıyordu. İçine düşen o korkunç şüphe bütün bedenini titretti; belki de bu hastaneden sonra annesi Ayşe’yi bir daha hiç göremeyecek, onu doğrudan hapse atacaklardı. Kendisi ise hiç bilmediği bir geleceğe, anne ve babasını ardında bırakılarak gözyaşları içinde gidiyordu belki de asla kimliğini hatırlamayacaktı hatırlamasına izin vermeyeceklerdi.