İçeriğe geç

ÇIKMAZ SOKAK

Bölüm 1 · 11 dk okuma

ÇIKMAZ SOKAK

Bölüm 1

1. Bölüm: DOĞUM

21 Aralık 2006 yılı..

Takvimler kış mevsiminin başlangıcı olan 21 Aralık gününü gösteriyordu saatler ise 23:48'i gösteriyordu. 8. Ayına yeni giren, hamile olan Zehra Hanım rahatsızca kocasıyla beraber yataklarında yatıyordu. Yatak ne kadar rahat olsa da Zehra Hanım'ın içi bir o kadar rahatsızdı.

Rüya görüyordu hamile kadın hatta buna rüya demek olmaz, kabus görüyordu. Taa o zaman hissetmişti onları bekleyen olayları...

Zehra Hanım'ın Gördüğü Rüya Onun Anlatımıyla...

Karnıma baktım ve en içten bir şekilde gülümsedim. Elimi karnıma koyarak yavaş ve yumuşak dokunuşlarla karnımı okşadım.

"Az kaldı kızım yakında seninle kavuşacağız. Abilerin özellikle Kadir Abin seninle kavuşmak için o kadar heyecanlı ki anlatamam. Babanı bir görsen var ya senin ilk kız olacağını öğrendiğinde havalara uçmuştu. Şimdi bile hâlâ o kadar heyecanlı ki, o heyecanı hiç bir zaman azalmadı aksine günden güne artarak devam etti. Kesin şuan odanda senin kıyafetlerine bakarak hayaller kuruyordur."

Denize bakan evimizin teras kısmındaki sallanan sandalyeye oturmuş kızımla konuşuyordum. Kızımla kavuşmayı çok istiyordum. Hemen kavuşalım mis kokusu içime çeke çeke vakit geçirelim istiyorum.

Arkamdan dolanan kollarla ilk önce irkildim sonra kocamın sesini duyunca saniyeler içinde rahatladım.

"Hanımım ne yapıyorsun burada? Üşüyeceksin hadi gel içeri geçelim."

"Kocacığım saçmalama hava sıcak ve tam tepemizde güneş var hayatta üşümem."

"Olsun hadi gel biz içeri geçelim. Hasta olmanı istemiyorum."

Neden bu kadar inat ediyordu ki? Üşümüyordum. Hava sıcaktı. Tepemizde güneş vardı.

Peki ama bu ısrarı neden?

Terasta oturmak istediğim için ve kocamı ikna etmem gerektiği için gözlerimi doldurdum. Kocama yavru kedi gibi bakmaya ve sesimi inceltmeye çalıştım.

"Aykut sen beni düşünmüyor musun? Ben ve kızım burada oturmak istiyoruz sen bizim istediğimizi neden engellemeye çalışıyorsun?" Dedim ve dolu gözlerimden ilk yaş sağ gözümden geldi.

"Karıcığım sizi düşünmez olur muyum hiç. Hava durumları birazdan şiddetli yağmur fırtınası olacağını söyledi ondandır bu ısrarım. Sizin iyiliğinizi istediğim içindir bu ısrarım. Tamam 5-10 dakika daha oturalım burada ama sonra içeri geçelim olur mu?"

"Olur kocacığım." Dedim kopardığım izinle sesim mutlu çıkmıştı.

Ah şu hormonlarım daha bir dakika önce ağlarken şimdi ağzım kulaklarıma varırcasına gülüyordum. Ani ruh değişimleri...

"Sancın falan var mı hanımım? İyi misin?"

"Aykut bu soruyu günde yüz defa soruyorsun ama. Evet kocacığım iyiyim ve iyi olacağım, olacağız. İçin rahat olsun tamam mı?"

"Ne yapayım be hanımım artık son aylara girdik ve kızımız sanki birazdan doğacakmış gibi hissediyorum. Çok heyecanlıyım be kadınım, sizin zarar görmenizi istemiyorum. Seni çok fazla sıktıysam özür dilerim sadece ben korkuyorum."

"Neden korkuyorsun kocam biz iyiyiz ve iyi olacağız, söz!"

"Yine de korkuyorum karım, size bir şey olursa dayanamam ben."

"Bize hiç bir şey olmayacak söz veriyorum! kocacığım."

Ne dersem diyeyim kocamın korkusunu engelleyemeyecektim o yüzden sallanan sandalyeden kalktım ve ona sımsıkı sarıldım kızımın sağladığı kadarıyla. Bırakmayacağıma, bizim iyi olduğumuza ve olacağımıza inandırmak için. O da beklemeden bana karşılık verdi, kaslı kollarını belime sardı.

Bir kaç dakika ayakta sarıldıktan sonra beni kucağına alıp kenardaki koltuğa beni indirmeden oturdu. Tabi ben kollarımı boynundan ayırmamıştım ve kafamı boynuna gömerek kendimi huzura bıraktım.

"Hanımım uyudun mu hemen?"

Yüzümdeki saçları kocamın parmakları alarak kulağımın arkasına sıkıştırdı ve yüzüme küçük ıslak dudaklar değmeye başladı.

Gözlerimi hafifçe araladım ve genişçe sırıttım ama olduğum pozisyon çok komikti.

Kocam sanki bebek tutar gibi başımı bi kolunun üstüne atmış dizlerimin altından tutmuş ve kalçam onun kasıkları üzerine geliyordu yani bildiğin beni bebek tutar gibi tutuyordu.

Bu pozisyona nasıl geldiğim hakkında bir fikrim yoktu ama bozmaya da niyetim yoktu. Kocamın kucağında oldukça rahattım.

Yüzüme konun dudaklar dudaklarıma değince sımsıkı kavradım o dudakları ve öpmeye başladım.

Ben kocamın alt dudağını emerken o benim üst dudağımı emiyordu. Dudaklarımız çıkan ıslak sesler bacaklarımın arasında ufak ufak sızlamaya neden oluyordu.

Araya dillerimizde karışınca nazik öpüşümüz hızlı ve sert öpüşmeye döndü.

Bir kaç dakika sonra yer değiştirdik ve ben onun üst dudağını kocam benim alt dudağımı emmeye başladı.

Dili ağzımın içine girmiş ve ağzımı en ufak bir noktasına bile kalmasına itmezcesine dolanmaya başladı.

Artık nefesim kalmadığında zorda olsa ayrıldık.

Kafamı boynuna soktum ve nefesimi düzletmeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü bu kocamın kucağında, tam kalkmış erkekliğinin üstüne oturmuşken pek mümkün değildi.

"Kocam odamıza gidelim." Dedim boğuk sesimle.

"Maalesef kadınım. Artık son aylara girdik bunu yapmamalıyız kızımız zarar görebilir." Dedi boğuk sesiyle.

"Ama-"

"Söz veriyorum kızımız doğduktan sonra tüm bunları telafi edeceğim. Ayağa bile kalkamayacak hale geleceksin ama şimdi değil tamam mı hanımım?"

"Tamam kocacığım," dedim.

Biz kucak kucağa otururken arkamızdan bir ses geldi.

Bu ses... Oğlumuzun sesiydi...

İlk göz ağrımızın sesi... Kadir'imizin sesi...

Hemen oturuşumuzu düzelttik beni yanına nazikçe koydu kocam.

"Baba?"

"Efendim oğlum."

"Baba beraber futbol oynayalım mı? Kardeşlerim benimle oynamıyor."

"Tabi ki de oynarız oğlum. Hadi gel gidelim."

Bana doğru döndü ve anlıma tüy gibi bir öpücük kondurdu.

"Karım ben oğlumuzla futbol oynayıp geliyorum sende buradan bizi izle tamam mı?"

"Tamam kocacığım."

"Anne kardeşim nasıl? İyi mi? Tekme attı mı? Bugün gelecek mi? Uyuyor mu? Canı bir şey istiyor mu? Anne-"

"Oğlum sakin ol. Kardeşin iyi ve canı bir şey çekmiyor. Sanırım şuan uyuyor. Daha tekme atmadı."

"Canın bir şey isterse bana söyle tamam mı ben hemen bulur gelirim. Ben kız kardeşimin kahramanı olacağım."

"Aslanım hayırdır ben olacağım kızımın kahramanı, o yüzden karım canın bir şey isterse ilk bana söyle olur mu?" Dedi bilerek Kadir'i sinir etmek için. Oğlumuzla kapışmayı çok seviyordu.

"Yaa anne babama bir şey söyle!"

"Aykut kızdırma oğlumuzu!" Dedim sahte sinirle kocama.

"Küstüm ben sana sen hep oğlumuzu tutuyorsun." Bunu söyledikten sonra kollarını bağlayıp bize sırtını döndü ve ağzından 'hıhh' diye bir ses çıkardı. O kadar komik gözüküyordu ki sanki 38 yaşında bir adam değil de 8 yaşında bir çocuk gibiydi.

"Oğlum hadi siz gidin babanla futbol oynayın." Dedim.

Oğlumuz önden giderken kocamda arkasından gidecekken kolundan tutup bana doğru çevirdim ve hızlıca dudaklarına bir öpücük kondurdum.

"Hadi kocam sen git te oğlumuzla futbol oyna ben buradan sizi izleyeceğim." Dedim cilveyle.

Kocamın aklını başından almıştım bunu baygın baygın bakan gözleri ve hafif aralık dudakları bariz bir şekilde gösteriyordu. Gözleri dudaklarımdan ayrılmıyordu.

Bir kaç dakika sonra "Karım aklımı başımdan alıyorsun, dayanamıyorum." Dedi.

"Hadi kocam hadi oğlumuz seni bekliyor."

"Sesin o kocam diyen dilini yerim."

"Hadi, gir artık."

Derin bir nefes alıp, hemen dudaklarıma öpücük kondurup oğlumuzun peşinden gitti. O an nedense içime onu sevdiğimi söylemek geldi ve beklemeden söyledim.

"Seni seviyorum kocam! Bunu sakın unutma!"

"Bende seni seviyorum karım." Dedi ve bu sefer gerçekten gitti.

Ben de terasın korkuluklarına yaklaştım ve oradaki sandalyeye oturdum ve beklemeye başladım çünkü hemen terasın altında çocuklarımız için küçük saha vardı ve orada oynayacaklardı.

Bekledim...

Bekledim...

Ve bekledim...

Ama gelen giden yoktu.

Ses yoktu.

Bir anda bana huzur veren ev korku vermeye başladı. Hiç ses kesilmeyen evden ses gelmiyordu.

Issız bir ev olmuştu.

"A-Aykut neredesin?" Dedim korkuyla.

Bir anda her yeri kara bulutlar kapladı. Hava kararmıştı. Neler oluyordu?

"Oğullarım neredesiniz? Kadir? Göktuğ? Gökhan? Umut? Utku? Neredesiniz? Neden kimse bana cevap vermiyor?"

Evi yavaş yavaş dolaşıyordum ama bedenimi saran korku adımlarımın hızlanmasına neden oluyordu.

"Saklambaç mı oynuyoruz? Ama şimdi oynamayalım olur mu çünkü ben çok korkuyorum?"

Ses yoktu. Gözyaşlarım hızlanmaya başladı tıpkı dışarıda yağan yağmur gibi.

Kocam ne demişti daha bir kaç saat önce 'Hava durumları şiddetli yağmur fırtınası olacağını söyledi ondandır bu ısrarım.' Demişti. Neden onu dinlememiştim ki?!

Eğer kocamı dinleseydim belki de şuan beraber çocuklarımızla oturur sohbet ediyor olurduk...

Terasın altındaki küçük sahaya gittim. Belki de beni duymamışlardır, hepsi orada beni bekleyip sürpriz yapıyorlardır olamaz mı?

Saçmalama Zehra dışarıda fırtına kopuyor, ne sürprizi?

Şansımı denemek için dışarı çıktım, çıkmaz olaydım.

Kapı açıp dışarı çıkmamla bir kapı kapandı denedim ama açılmadı. Tam o anda kapıyı zorlarken ilk göz ağrım, Kadir, geldi. Onun arkasından Göktuğ, Emre, Utku ve en arka o gözüktü.

Kocam...

"Annecim hadi açın kapıyı korkuyorum." Dedim.

"Açamam anne. Orada kalmalısın."

"N-Neden?"

"Çünkü sen bunu hak ediyorsun!" Dedi bir anda öfkeyle Kadir.

"Oğlum n-ne diyorsun a-anlamıyorum. Ben neden bunu hak ettim? Bu korkuyu yaşamayı hak etmek için ne yaptım?"

"Onu koruyamadın!" Dedi oğullarım aynı anda.

"Kimi?" Ben kimi koruyamamıştım? Anlamıyordum burada neler döndüğünü anlayamıyordum..

"Kızımı!" Dedi kocam cama yaklaşarak. "Sen kızımı korumadın! Aksine onu sen öldürdün! Senin yüzünden öldü benim kızım!"

"B-Ben kimseyi ö-öldürmedim." Dedim ve kafamı eğip karnıma baktım. Daha bir kaç dakika önce şiş olan karnım şuan dümdüzdü.

Kızım neredeydi?

Fırtınayla birlikte denizde hırçınlaşmıştı sırtım denize dönüktü ama bunu dalgaların evimizin bahçesine vurarak çıkardığı seslerden anlayabiliyordum. Sular ayaklarıma kadar gelmeye başlamıştı. Tülü kedili terliklerim ıslanmıştı. Ama arkamdan gelen ses tüm bedenim titremesine neden olmuştu.

"Anne?" Dedi daha önce duymadığım ince ses. Bir kız çocuğuna aitti bu ses.

Bedenim tir tir titrerken yavaşça arkamı döndüm ve bana anne diyen kız çocuğuna baktım.

Bu kız...

Bu kız benim kopyamdı her şeyimiz benziyordu. İkimizde sırıksıklam olmuştuk. İkimizin de saçları salınıktı ve yağmurdan dolayı yüzlerimize yapışmıştı. Bire bir aynıydık...

"Anne neden beni korumak yerine öldürdün? Benden ne istedin? Ben sana ne yaptım da sen bana bunu reva gördün? Ben senin çocuğun değil miyim?" Dedi.

"K-Kızım ben hiç bir şey yapmadım, sana zarar vermedim." Dedim titreyen sesimle.

"Seni beni öldürdün!"

Yavaş yavaş geriye doğru gitmeye başladı kızım ve o cümleyi aklıma kazımamı istermiş gibi defalarca söyledi.

"Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün! Sen beni öldürdün!

..."

Ayağı tam kenara geldi ve son kez bitkin ,fısıltılı bir şekilde o cümleyi söyledi.

"Beni sen öldürdün Anne!" Dedi ve hırçın deniz onu saniyeler içinde kaptı ve denizin en dibine çekti.

"HAYIR! HAYIR KIZIM BEN SENİ ÖLDÜRMEDİM! BENİ BIRAKMA! BİZİ BIRAKIP GİTME KIZIM!"

Ve bende kendimi onun arkasından denize attım. Beni de çekti deniz en derinlerine.

Karanlık kapladı her bir tarafımı. Hüzün kapladı her bir yanımı.

Nefesimi kesti deniz saniyeler içinde. Ben kapattım gözlerimi karanlığa.

Bu hayat beni kızımdan ayırmıştı. Kızım gitmişti benden. Son cümlesi ise 'Beni sen öldürdün Anne' oldu...

Beni sen öldürdün Anne...

Ben kızımı öldürdüm...

...

İlahi Bakış Açısı

Karnında hissettiği acıyla bağırarak gözlerini açtı Zehra Hanım. Onun bağırmasıyla bir Aykut Bey'de saniyeler içinde kalkmıştı.

Karısını bağırarak karnını tuttuğunu gören Aykut Bey'in içini korku sarmıştı.

"Karım noldu? Sancım mı var? Kızımız mı geliyor?" Dedi.

"Su.. Ahh... Suyum geldi Aykut... AHHH!" Tekrar şiddetli bir sancı vurmuştu Zehra Hanım'ın karnına. O yüzden kocasının sorularına zar zor vermişti cevabı.

Karısını cevabını duyan Aykut Bey hemen arabanın anahtarını ve telefonunu cebine soktu ve karısını kucağına aldı.

Zehra Hanım'ın sancıları durmuyordu buda çığlık çığlığa bağırmasına neden oluyordu. Sesleri duyan evin en büyük çocuğu odasından dışarı çıktı kardeşleri uykuya düşkün oldukları için onlar kalkmamışlardı.

"Baba noldu? Kardeşim mi geliyor?"

"Oğlum çabuk Kerim Abine söyle arabayı hazırlasın. Ve evet kardeşin geliyor." Dedi endişesini oğlundan saklamak için ses tonunu ayarlamak için üstün bir çaba sarf etmişti.

"Oleyy kardeşim geliyor" diye bağırarak giden çocuk babasının dediğini hemen yaptı.

Ve dakikalar içinde karı, koca ve oğulları arabanın içinde hastaneye gidiyorlardı. Dakikalar geçmişti ama Zehra Hanım'ın sancıları hala geçmemişti.

Yaklaşık 10 dakika süren araba yolculuğunda Zehra Hanım'ın çığlıkları kocasının teselli eden cümleleri ve oğullarının sevinçli sesi kesilmemişti. Sonunda hastaneye varan arabadan aceleyle kucağında karısıyla beraber çıktı Aykut Bey.

"Yardım edin! Karımın suyu geldi! Biri yardım etsin!" Dedi hastaneyi inleten sesiyle Aykut Bey.

Sesi duyan hemşireler tekerlekli sandalyeyle gelip Zehra Hanım'ı onun üstüne oturttular. Ve dakikalar içinde Zehra Hanım bebeğini kavuşmak amacıyla ameliyathaneye girdi.

Bebeğini kavuşacak...

Oğluyla beraber ameliyathanenin yanındaki koltuklardan birine oturdu Aykut Bey. İçinden karısının ve kızının iyi olması için bildiği bütün duaları okuyordu. Karısı ve kızına sağ salim kavuşmak istiyordu..

"Baba kardeşimi ne zaman görebilirim?" Dedi Küçük Kadir heyecanla.

"Bilmiyorum ki oğlum. Doktorlar çıkınca öğreniriz."

"Ben kardeşimi hemen görmek istiyorum baba. Acaba yüzü nasıl? Saç rengi nasıl? Gözleri... Baba sence gözleri hangi renktir?"

"Yeşil. Bence yeşil olsun. Tıpkı annenin gözleri gibi. Annen gibi güzel olacak benim kızım."

"Annem çok güzel baba."

"Evet oğlum annen, karım çok güzel."

...

2 saat sonra...

2 saatin sonunda Zehra Hanım ameliyathaneden çıkmış ve normal odaya alınmıştı. Kızları 1 ay erken doğduğu için geçici olarak küveze alınmıştı.

Normal doğum olmuştu ama Zehra Hanım çok yorulduğu için uyuyordu kocası ise hemen karısının yanına oturmuş karısının saçlarını okşuyordu.

Küçük Kadir ise misafir koltuğuna kıvrılmış uyuyordu. Kardeşini görmeyi çok istiyordu ama uykuya yenik düşmüştü.

Saatler 02.32 gösteriyordu ve Zehra Hanım yavaş yavaş gözlerini açtı ve hemen etrafa baktı kızını görmek için ama görememişti ve o an gözlerinin önüne rüyasındaki yaşananlar düştü. Kızı ölüyordu. Rüyasının gerçek olması Zehra Hanım'ın kalbinin sonu demekti.

Kızının ölmesini kaldıramazdı..

"K-kızım, kızım nerde. Kızımı görmek istiyorum ben. Bana kızımı getirin." Dedi korku ve telaş karışık sesiyle.

Aykut Bey karısının aniden kalkıp telaş yapmasını anlayamamıştı ama onu rahatlatmak için omuzlarından yatağa bastırıp karısının ihtiyacı olan cümleleri söyledi.

"Karım endişelenme. Kızımız erken doğduğu için geçici olarak küvezde. Merak etme bir kaç saatte gelir." Oda bilmiyordu ki kızları ne zaman geleceğini ama karısının içi rahat olsun diye bir kaç saatte gelir demişti.

Zehra Hanım rahat bir nefes alarak kendini yatağa bıraktı. Bir kaç cümle içinin rahatlamasına sebep olmuştu.

Ama nereden bilebilirdi ki bir hareket tüm hayatlarına mâl olacağına...

Herkese merhabaa kitabımızın ilk bölümüyle karşınızdayım. Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur.

Bir sonraki bölümlerimiz Defne'nin ağzından olacak, bu bölümü her şeyin başlangıcı olan olaydan almak istedim umarım beğenmişsinizdir.

Bu arada yıldızı parlatmayı unutmayın, yorum yapmayı da unuttuysanız 2-3 bir şey yazı verin gari.

E.K.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.