İçeriğe geç

ÇIKIŞ YOK: SEÇİM

Bölüm 1 · 4 dk okuma

ÇIKIŞ YOK: SEÇİM

Bölüm 1

Ölümün Habercisi

Üstünde siyah, ince askılı atlet ve yine siyah bir tayt vardı; vücudunu sıkıca saran kıyafetlerden hoşlanmamıştı. Yeni oyun oynanacağını söyleyip tüm oyunculara yeni kıyafetler verilmişti. Bu kıyafetlerin hepsi iki parçaydı ve genellikle koyu renkler hakimdi. Kurallara uyulmak zorundaydı çünkü tüm oyunların kuralları vardır ve kurallara uymayanlar, oyun dışı kalırdı. Kurallar... Oyun, şimdiden can sıkıcı bir hale gelmeye başlamıştı. İlk oyunu onun kurduğu grup kazanmıştı ve kazanana ödül olacağı söylemişti, ses. Fakat ne bir ödül ne de bir tebrik vardı. O sese bağırıp, o ödülü hak ettiğini söyleyebilirdi ama yapmadı. Ne söyleniyorsa onu yapıyor, ne eksiğini ne de fazlasını... Sürekli insanlar ona ne derse o şekilde yaşamayı kendine görev bilmişti. Bir kez olsun kendi istediği için bir şey yapmamıştı. Sadece dışarıdakiler ne isterse öyle davranmıştı. Bir koridora girmişlerdi; koyu gri duvarlar şimdiden üstüne üstüne gelmeye başlamıştı. Elleri yavaş sayılacak bir hareketle boğazına götürdüğünde hoparlörden cızırtılı ses yankılandı. Kulakları tırmalayan sese, hiçbir oyuncu tepki vermedi. Artık her birisinin kulaklarına kazınmıştı. Duvarların metalik görüntüsünün ardında saklanan bir şeylerin olduğu kesindi. Ama kimse tam olarak neler olduğunu bilmiyordu. Tüm oyuncular, oyun kurucuların maskelerini düşürüşünü ve gerçekten de buradan çıkışın olmadığını en net şekilde görecekler. Ayakları çıplaktı. Zemin soğuktu ve yapış yapıştı. Yere baktı ama ne olduğunu göremedi çünkü soğuk koridorda ışıklar yeri aydınlatmaya yetmiyordu. Ya aydınlatsaydı, çamurlu su birikintilerinin aslında kan olduğunu anlayabilirler miydi?Kaç tane kan birikintisin vardı? Kaç kan birikintisi kaç ruhun ölümünü taşımakla cezalandırılmıştı. Vücudunu hafif bir titreme esir aldı. Biraz sonra en yakını tarafından kan birikintisine onunda ruhu karışacaktı, bilmeden adımlar atmaya devam etti. En yakın hissettiklerimiz belki de gerçekten en yakınlarımız değildir. Yürümeye devam etti, ayakları çamurla kirlendi ve en sonunda durdu. Karşısında üç kapı vardı, birisi solunda, diğeriyse sağındaydı. Sonuncusu onun ve kardeşinin adının yazılı olduğu kapı ise tam karşısındaydı. Ne olduğunu anlayamamıştı. Kardeşiyle göz göze geldi ama onun gözlerinde tek bir duygu hakimdi. Nefret. Nefret, çok güçlü bir duyguydu, bastırmak zordu. Lakin kimden nefret edeceğini bilmek, dönüşmekten korktuğun kişiye bir adım daha atmaktı. Durdu ama tek duran o değildi, diğerleri de onun gibi isimlerinin yazılı olukları kapının başında öylece bekliyorlardı. Tüm oyuncuların ve hatta herkesin aklında tek bir soru vardı, ‘Şimdi ne olacaktı?’. Kapının başında bekledi. Elini kaldırıp kapıya zar zor kazınmış olan isminin, üzerinde gezdirdi. İlk önce ‘e’ hafine temas etti. Duvarlar soğuktu, vücudunu yeniden titreme esir aldığında, f harfine geçti. İşaret parmağını kazınmış her bir çizgiye dokunurken çocukluğunu düşündü. Ayazla birlikte meşe ağaçlarının gölgesinde birbirlerini kovalıyorlardı. Dudağının kenarı kıvrıldığında hayal etmeye devam etti. Küçük Ayaz ondan sadece üç yaş büyük olan ablasını kovalıyordu ama ona hiçbir zaman yetişememişti, çünkü Eflal her zaman çok hızlı koşardı. Bazen küçük kardeşinin kazanabilmesi için yavaş adımlar atardı. Bazen ise birbirlerini salıncakta sallarlardı. Eflal’in siyaha yakın koyu kahverengi saçları rüzgara inat savrulurdu. Pembe çiçekli elbisesi uçuşurdu. İlk önce güneş yerini aya bıraktı. Ardından teker teker tüm meşe ağaçları kayboldu. Ayaz yavaş yavaş büyümeye başlamış, üstünde ki kıyafetlerin renkleri solmuş; Eflal ise pembe çiçekli elbisesiyle öylece ona bakıyordu. Yine Ayaz’ın yüzünde tek bir duygu vardı. Nefret. Vücudu titremişti. Fakat bu sefer soğuktan değildi zaten soğuğa yeterince alışmıştı. Eli aniden kapının üzerinde ki yazıdan ayrılmıştı. Yeniden bir ses yankılandı. Bu ses tüm koridoru doldurmaya yetecek türdendi. Bu keskin ve bir o kadar da kalın çıkan sesi tanıyordu, ilk oyunda eşleşme yapacaklarını söyleyen ses ile aynı sesti. 'Herkes isminin yazılı olduğu kapının önünde beklesin.' yine emir vermişti o ses ama bu sefer verdiği emir bir öncekine göre daha sertti. Diğer oyuncuların ne yaptığını göremiyordu. Acaba sesin söylediklerini hemen yapmış mıydılar yoksa karşı mı çıkıp öylece hareket etmeden beklemişler miydi?Bilmiyordu. Bu oyunu da kazanacağını düşünüyordu fakat kazanamayacaktı. Demir ve soğuk görünümlü kapının üzerinde yazılı olan isimleri bir kez daha okudu. EFLAL- AYAZ Hiçbir oyuncu ve partnerinden doğru düzgün ses çıkmıyordu, herkes kendi sessizliğinde boğulmuştu. Hafif bir gıcırtı duyduğunda düşüncelerinden uzaklaştı. Kapı açılıyordu. Kim bilir onları neler bekliyordu? Kapının açıldığında içeriden gelen soğuktan korkmuştu. Tekrardan üstündeki kıyafetlere baktı.Anlamıştı. Bu bir oyun değildi. Bu onların bir hayatta kalma mücadelesiydi. Bu odadan sadece bir kişi kurtulabilecekti ama bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecekti. Bir adım geri çekilmişti ama şimdi geri çekilmenin hiçbir faydası yoktu. Her şey için çok geç olmuştu. Yüzüne acı bir tebessüm eklenmişti. Odaya yavaş adımlarla giriş yaptı ya da belki de son nefesini verecek olduğu yere. Tuzak. Bu bir tuzaktı. Onlar sadece bir piyondu ve bir vezirin önüne kıskıvrak düşmüşlerdi. Gözünden bir damla yaş yerdeki su birikintisiyle karıştığında sonunun geldiğini ne yazık ki anlamıştı. Arkasında kalan kapıya dönüp tekrardan baktı, koridora gözlerini uzun uzun gezdirdi. Bakışlarını yere indirdi, düşündü. Ardından tüm odayı dolduran klik sesiyle, kapı kapanmıştı. Buradan çıkış yoktu. Kapan.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.