Uyanıp kendinizi yabancı bir tavana bakarken bulursanız, bir alternatif gerçekliğe ya da bir fantezi dünyasına düştüğünüzü düşünebilirsiniz, değil mi? Kafamda zonklayan bir ağrıyla, küf kokan ve inlemelerle dolu eski püskü bir otel odasında uyandım. Yataktan zar zor doğrulabildim; alnımı tutarak kalktığımda üzerimdeki küflü çarşaflar yere kayıp düştü. “Tamam, bakalım…” diye düşündüm. Yanlış hatırlamıyorsam, sınavda başarısız olduğumu öğrendikten sonra uyuyakalmıştım. “Buraya kadar sürüklenmiş olmamın anlamı bu mu?’ “Delirmiş olmalıyım !”Küfrederek doğruldum, bir halime bakmak ve aynada ne kadar dağınık göründüğümü kontrol etmek için sendeleyerek lavaboya gittim. Kamu hizmeti sınavına hazırlanan, önceki gece sarhoş olmuş adamı görmeyi bekliyordum. Ama aynada gördüğüm şey karşısında şokla dizlerimin üzerine çöktüm. “Ah… ne…?” diye inledim, dudaklarımı ısırarak. Bu olamazdı. Ama oluyordu. Titreyen ellerimle saçlarımı taradım, tekrar aynaya baktım. Bana bakan şey tamamen yabancıydı. Zayıf, güzel, genç bir çocuk… Panik dalgasını bastırmaya çalışarak derin nefesler aldım. Daha önce bırakmış olmama rağmen, umutsuzca tekrar sigara içmek istiyordum. Sesim bile tuhaf geliyordu. Konuşmaya çalışırken dilimi ısıracakmışım gibi hissettim. Neler oluyordu? Durumu anlamaya çalışarak odayı hızlıca aradım. Yatağın kenarında buruşturulmuş bir not ve boş bir reçeteli ilaç şişesi buldum. Burada kalan kişi uyku haplarıyla intihara kalkışmış olmalıydı. Notu okuduğumda, bu bedenin sahibinin yetim olduğunu öğrendim. Okulu bırakmış, hayatın yüküne dayanamayıp kendi başına yaşamaya karar vermişti. İçim burkuldu. Başka irinin bedeninde olsam bile, yine kendimi yetim bulmuştum . Makyaj masasının üzerinde bir cüzdan buldum. İçinde birkaç fatura ve bir kimlik kartı vardı: Park Moondae – 0X1215-3xxxxxx Bu adam 2000’lerde doğmuştu. En azından artık daha gençtim. Kimlik kartındaki fotoğrafa uzun uzun baktım. Oradaki çocuk, aynadakinden biraz daha sağlıklı görünüyordu ama yine de içine kapanık bir havası vardı. Buna rağmen çekici sayılırdı. 23 yaşından küçük olmalıydı ama bana daha genç gibi görünmüştü. Derin nefesler alarak kendimi toparlamaya çalıştım. Bir an önce kendi bedenimi bulmam gerekiyordu. Çünkü eğer bu böyleyse… Park Moondae ‘de şu an benim vücudumun içinde olabilirdi. Cüzdanı kaptım, kapıyı itip açtım. Ama birden olduğum yerde donakaldım. Karşımdaki pencereden dışarı baktığımda kar yağıyordu. Dün gece sokaklarda boş boş dolaşırken kesinlikle temmuzdu… Aman Tanrım! Panikle odaya geri dönüp masanın üzerindeki takvime koştum: Aralık 202X. Başım döndü. Takvim üç yıl öncesine aitti. Yine de soğukkanlığımı toparlamam uzun sürmedi. Sonuçta başka biriyle beden değiştirmek, geçmişe yolculuk yapmaktan çok daha şok edici bir şeydi. Yatağın kenarına oturdum. Bir türlü piyango numaralarından birini bile hatırlayamıyordum. Peki neden, milyarlarca insan arasından böyle bir şey benim başıma gelmişti? Tam o anda beynimin uydurduğu o saçmalığın farkına vardım ve başımı birden kaldırdım: “Ya aslında geçmişe gitmemişsem?” “Ya tamamen farklı bir gerçekliğe düşmüşsem?” Bu fikir çılgınca görünüyordu, ama yaşadıklarım zaten gerçek dışı değil miydi? Dahası, böyle şeyleri okuduğum bazı webtoon ve web romanlarda defalarca görmüştüm. Ne türüydü onların adı…? Aksiyon, macera…? Kafamın içinde bu düşünceyi kurarken kendime güldüm. “Tamam… Umm, durum penceresi.” Tabii ki hiçbir şey olmadı. “Kahretsin…” Yatağın iki yanına yumruklarımı indirdim. Utanmıştım. Bir şeyin gerçekten ortaya çıkacağına inanmış olmam… tam anlamıyla aptallıktı. [İsim : Park Moondae (Ryu Gunwoo)] Seviye: 0 Başlık: Yok Vokal: C Dans: – Görsellik: C Yetenek: – Özellik: Sonsuz Potansiyel O kadar şaşırdım ki gerçekten işe yaramıştı! Yataktan yuvarlanıp yere kapaklandım. Düşerken bile kendi kendime düşündüm: “Durum penceresi istediğimde görmeyi beklediğim şey kesinlikle bu değildi.” Önümde beliren durum penceresine gözlerimi dikip bir süre öylece kaldım. Sonunda sakinleşebildim. Bunun basit bir şaka olmadığı, gerçekten olağanüstü bir şey yaşadığım kesinleşmişti. O motelden ayrıldım ve yakındaki bir internet kafeye gittim. Yıllar arasında yolculuk etmiş olabileceğimden, bu dünya ile geldiğim dünya arasında farklar olup olmadığını öğrenmek istiyordum. Emin olmak için internet kafenin tezgâhının arka tarafındaki telefonu kullanarak kendi cep telefonumu aradım. Ama operatör, numaranın mevcut olmadığını söyledi. Üniversite hesabıma giriş yapamadım, sosyal medya hesaplarım da yok olmuştu. Kısacası bütün işaretler tek bir şeye çıkıyordu: Bu dünyada hiç var olmamıştım. Ve dürüst olmak gerekirse, bu durum beni çok da hayal kırıklığına uğratmadı. Ortaokuldayken ailemi bir kazada kaybetmiştim. Üniversiteye başladıktan sonra akrabalarımla bağım kopmuş, çok az sayıda arkadaşım kalmıştı. Memuriyet sınavında tekrar tekrar başarısız olduğum o yıllarda ise o arkadaşlarımdan da uzaklaşmıştım. Düşündükçe, o hayata veda etme şansı verildiği için içten içe minnettardım. “İşte sipariş ettiğiniz jambonlu ramen.” Kafe çalışanı tabağı masama bırakırken, “Ah, teşekkürler,” dedim. Yeni hayatım üzerine düşünmeyi bitirdiğime göre artık biraz yemek yiyebilirdim. Bir lokma alırken bilgisayarda arama motorunu açtım. Üç yıl geçmiş olsaydı, bazı şeyler değişmiş olmalıydı. Cep telefonumu ve internet planımı iptal etmiştim, o yüzden ekrandaki sonuçlar bana yabancı göründü. Ama dikkatle bakınca fark ettim ki aslında her şey üç yıl önceki gibiydi. O zamanların popüler olan şeyleri hala aynıydı :oyunları, filmleri, şarkıları, idolleri … İdoller… ha? Yemeği bitirip çubukları boş kasenin üzerine bıraktım. Kollarımı kavuşturarak düşündüm. Ne taraftan bakarsam bakayım, durum penceresi yalnızca bir idol grubunun üyesine açılabilirdi. Benim bu hale nasıl geldiğim hakkında en ufak fikrim yoktu ama kesinlikle bunun durum penceresiyle bir ilgisi vardı. Bu bedenin sahibi Park Moondae, stajyer olmayı ölüm döşeğinde dilemiş miydi? Yoksa sıradan bir öğrenci olarak geçirdiği günlerinden mi kaynaklanıyordu? Hiçbir fikrim yoktu. Yine de elimdeki bu aracı kullanmam gerekiyordu. “Durum penceresi,” diye fısıldadım. O kadar sessizdim ki yanımdaki kişi bile sadece iç çektiğimi sandı, ama pencereler yine gözlerimin önünde belirdi. Visual: C Vokal: C Dans: – Yetenek: – Geri kalan kategoriler boştaydı. Muhtemelen henüz hiçbirini denemediğim içindi. Birkaç teori aklıma gelse de şimdilik kenara bırakmaya karar verdim. Dans ya da visual becerilerimi burada test etmemin bir yolu yoktu. Dikkatimi başka yöne çevirdim ve internet kafeye gelirken yanından geçtiğim karaoke (noraebang) tabelasını hatırladım. ••• “Ovv… güzel.” Şimdiye kadar anladığım kadarıyla, C notu aslında hiç de kötü değildi. Hatta şarkı söylemekte oldukça iyiydim. Vokal tonum sabit, sesim zengin ve nettir. Başka bir deyişle sağlam bir temelim vardı. Gerçekten yetenekli bir şarkıcı olabilirdim. Ama yeni keşfettiğim bu yeteneğimden daha da şok edici bir şey oldu: Pencere bir anda değişti. [Görev tamamlandı – İlk Deneme] Seviye: 0 → 1 1 puan kazanıldı Kelimeleri okurken bile yeni bir pencere çoktan açılmıştı: [Devam Eden Görevler] 10 deneme (0/10) 100 deneme (0/100) İlk deneyim (0/1) 10 deneyim (0/10) Aşağı kaydırmayı denedim ama liste sonsuz gibiydi. Şüphesiz görevler, beceri geliştirmeyi teşvik etmek için konmuştu. Fakat ne kadar kaydırırsam bildirimler katlanarak artıyordu. Yarısının açıklaması boş bırakılmış, “daha sonra açılacak” gibi görünüyordu. Bu da motivasyonumu iyice kırdı ve pencereyi kapattım. Ama bir puan kazandığıma göre, normalde bir oyunda yaptığım gibi onu kullanmayı deneyebilirdim. “Durum penceresi.” dedim. Alt kısımda yeni bir yazı belirdi: [Kalan puanlar: 1] “Vokale bir puan aktar.” Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz bilgiler değişti. [İsim: Park Moondae (Ryu Gunwoo)] Seviye: 1 Başlık: Yok Vokal: C+ Dans: – Visual: C Yetenek: – Özellik: Sonsuz Potansiyel] Şarkı C’den C+’ya yükselmişti. “Bu… gerçekten işe yaradı mı?” Daha önce söylediğim şarkıyı tekrar seçtim ve bir kez daha söyledim. “Vay canına…” Fark barizdi. Sesim daha yumuşak, daha dengeli geliyordu. Sanki kaslarım, hafızamdan bir şeyler çıkarıyor, şarkıyı nasıl daha iyi söyleyeceğimi içgüdüsel olarak biliyordu. Bakışlarım, özellik kısmına kaydı. “Sonsuz potansiyel…” Normalde insanlar bazı alanlarda doğal yeteneklidir, bazılarını ise çok çalışarak geliştirir. Ama her zaman bir sınır vardır. Durum penceresine bakılırsa benim için sınır yoktu. Ne kadar çalışırsam o kadar hızlı gelişecektim. Ve tek bir puan bile büyük fark yaratabiliyordu. Çenemi okşayarak düşündüm: “…Bir idol. Bu yeni bedeni kullanmam gereken şey bu mu?” Tam o sırada pencerenin üstünde yeni bir kutucuk belirdi: [Dikkat! Durum Anormalliği: Çıkış Yap Ya da Öl! Herhangi bir zaman diliminde idol olarak çıkış yapmazsanız öleceksiniz. Kalan günler: D-365] “Ne…?” Kulağa saçma geliyordu ve kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Başka birinin bedenine girmek zaten yeterince delilikti; daha da çılgın senaryoların gerçekleşmesi imkânsız sayılmazdı. Uyarıyı okur okumaz pencere kayboldu, fakat artık yeni bir kategori eklenmişti: [İsim: Park Moondae (Ryu Gunwoo) Seviye: 1 Başlık: Yok Vokal: C+ Dans: – Visual: C Yetenek: – Özellik: Sonsuz Potansiyel Durum Anormalliği: Çıkış Yap Ya da Öl] “…Bu gerçek mi?” “Ha… ss…” Kafamı tutup küfrettim.Bedenimden soğuk terler boşalıyordu. Durum penceresinin işlevsel olduğunu zaten doğrulamıştım; o halde bu lanet uyarıyı da göz ardı edemezdim. “Niye birden böyle saçma bir şey çıktı? Az önce idol olmayı düşündüğüm için mi?” Kendi kendime gülüp söylenirken aklımda başka bir ihtimal belirdi. Belki de cezalandırılıyordum. Çünkü… doğruyu söylemek gerekirse, eski hayatımda idollerin fotoğraflarını gizlice çekip hayranlara satarak para kazanmıştım. Bir üniversite öğrencisi olarak sadece para için yaptığım, hiç de temiz olmayan işlerdi. O süreçte türlü dedikodu, türlü saçmalık duymuştum. Ama aynı zamanda çok şey öğrenmiştim. O kadar çok idol fotoğrafı çekmiştim ki, sektöre dair bilmediğim şey yoktu. Bazen araştırmalar yapacak kadar takıntılıydım. Yüzümdeki teri silip kollarımı kavuşturdum. “Her şey saçma ama… ölmek istemiyorsam toparlanmam lazım. Eski hayat zaten geride kaldı. Bu, yeni bir başlangıç olabilir.” Biraz düşününce fark ettim: “Bu sıralarda bir idol hayatta kalma programının seçmesi yapılmıyor muydu? “
Bölüm 1
1. Bölüm