Çalan alarmdan rahatsız olarak hemen yatağım dan doğrulup alarmı kapattım. Yatakta esneyerek kalktığımda banyoya
doğru yürüdüm. Yerdeki halı büküldüğü için ona takılıp yerde kendimi buldum. Ellerimle yüzümü korumak için vücudumu
yukarıda tutmaya çalışıyordum ama buna diz kapaklarım için söylenemezdi. Diz kapaklarımda oluşan sızıdan hemen yer-
de oturur posizyon aldım. Biraz dizimin sızısı geçince ellerimi yere bastırarak ayakta doğruldum. Banyonun kapısını aça-
rak içeriye girdim. Hemen ince uzun dolaptan havlumu alarak sıcak bir duşa girdim.
Duştan çıktığımda bornozumu üzerime geçirip elimde ki havluyla saçımın ıslaklığını alarak banyodan çıktım. Elimdeki
havluyu yatağa fırlatıp dolabımın karşısına geçerek kapaklarını iki yana açtım. Dolabın içinden beyaz bir gömlek ve altına
siyah bir kargo pantolon aldım. Gömleğimi pantolonun içine sıkıştırdım. Aynaya doğru yürüyüp aynada kendime baktım.
Bence gayet şık gözüküyordu.
Makyaj masasının çekmecesinden fön makinesi ve tarak çıkardım. Fön makinesini prize takıp çalıştırdım. Saçlarımı yavaş yavaş kuruttum. Kurutma işlemim bitince saçımı taradım. En son perçemlerimi taradım. Sırtıma kadar gelen açık kahve saçlarımı bir tutam alarak arkadan kurdaleyle bagladım.
Makyaj masasına geçerek aynada saçlarıma baktım. Ardından masanın üstünde duran ruju alıp dudaklarıma sürdüm. Bir kaç birşey daha sürdügümde çalışma masamda duran dosyalarımı alıp bez çantama yerleştirdim.
Odadan çıkıyordum ki telefonumla kulaklığımı unuttuğumu fark ettim. Hemen yatağımın yan tarafında ki sehpadan ikisini alıp çantama koyarak odadan çıktım.
Uzun vede sonu gelmeyen merdivenleri inmeye başladım.
Merdivenlerin bitiminde Gamze ablayı gördüm. Bana kocaman gülümseyerek gelen kadın üstümde ki kıyafetlerden gözleri ayırmıyordu. Merdivenlerden tamamen indiğimde Gamze abla üstümde ki kıyafetlerden gözlerini ayırıp gamzeli gülüşüyle bana bakarak "Günaydınız Firuze hanım, bugün çok şık görünüyorsunuz" dedi.
Normalde tişört ve eşortmanla üniversiteye gittiğim için bugün herkesten bu kelimeleri duyacağımı anladım.
Bende ona tebessüm ederek "Teşekkür ederim Gamze abla" dedim. Gamze abla salona doğru gittiğinde kimseye gözükmek istemediğim için ayakkabılığa doğru yürüyordum ki arkamda ki sesle durdum. "Bugün ters tarafından kalktın herhalde" arkamı döndüğümde üvey annemin merdivenlerden indiğini gördüm.
Onunda bugün ilk defa elbise değilde gömlek ve pantolon giydiğini gördüm. Simsiyah saçlarını yukarıdan sımsıkı topladığı için çatılmış kaşlarını belli ediyordu.
Ona ifadesiz gözlerle bakarak "Sizde sanırım ters tarafınızdan kalktınız Füsun hanım" diyerek önüme döndüm çünkü onun sinirli yüzünü görüpte gülme krizine girmek istemiyordum. Ayakkabılıktan beyaz spor ayakkabı çıkartarak hemen ayağıma giydim ve kapıyı açıp evden çıktım.
Kulaklıklarımı kulağıma takarak telefonumdan 'Xxxtentacion-Revenge' şarkısını açtım. Kocaman bahçeyi aştıgımda demir kapıyı açıp dışarıda beni bekleyen arabaya yürüdüm. Lowell güneş olmamasına rağmer taktığı güneş gözlüklerini çıkararak beni süzdü. Dudağının kenarı kıvrıldı bana bakarak "Seni böyle görmek varmıymış be" dedi. bozuk türkçesiyle bunu söylüyordu. Ona tebessüm ederek "Varmış işte Lowell" dedim.
Kaşlarını çatarak tebessümüme baktı. "Sen az önce tebessüm mü ettin?" Dediğinde başımı salladım.
Geçektende bugün bana ne olmuştu?
Benim için kapıyı açtı."Hadi bin arabaya küçük tavşan" dedi. Omuz silkerek "Ben bugün metroyla gideceğim Lowell" dedim. Kaşlarını yukarı kaldırarak yüzüne alay dolu bir ifade kondurdu. "Sen metroyla gidiceksin, üşengeç tavşan? Dediğinde başımı salladım. Boş bir ifadeyle yüzüme baktı. "Tamam bende seninle geliyorum" dedi. Omuz silkerek "Ben tek gidiceğim Lowell" dedim ve yola doğru yürüdüm.
Kaldırıma çıkıp dümdüz yürüdüğümde Lowell sesini duydum "Metro o tarafta değil zıplayan tavşan" dedi. Arkamı dönerek ona doğru yürüdüm. Yanına geldiğimde boyu uzun olduğu için kafamı kaldırdım. "Seni metroya kadar bırakıyım hadi gel" dedi. İtiraz ediyordum ki işaret parmağını dudaklarına götürerek sus işareti yaptı.
Arabanın arka koltuğun kapısını açtığında arabanın içine bindim. Oda yerine oturduğun da araba çalıştırdı.
Normalde hep arabada birbirimizle çatışmadan duramazdık. Ama metroya kadar ağzımızı bıçak açmadı.
Metro durağına geldiğimizde arabadan indim. Tam yürüyordum ki arkamda ki kıkırdama sesiyle durdum. Lowell kollarını ğöğsünde birleştirmiş bana gülüyordu. "Ne var gülünücek Lowell?" Ellerini cebine koyup bana doğru yürüdü. "Hayatında hiç metorya bindin mi?" Bana alayla dediği bu soruya kafamı iki yana salladım.
Bana yukardan yukardan metroda ne yapacaklarımı söyledi. En son "Zaten metrodan çıktığın da okulun tam karşıda" dediğin de ne kadar zor bir iş olduğunu iliklerime kadar anladım. Bileğimdeki dijital saate baktığımda dersin başlamasına yarım saatin olduğunu gördüm. Lowell el sallayıp metroya girdim.
Akbil denen şeyi doldurup yürüyen merdivenlerin aşağıya kadar beni götürmesini beklemeden ben kendim indim. Koşarak gelen metroya gidicektim ki bir bedene çarpıp arkaya doğru sendeleyerek düştüm. Alışık olduğum için benim için büyük bir darbe değildi.
Kafamı kaldırdığımda endişeli iki çift göz gördüm. Bu iki çift göz bana çok tanıdık geliyordu.
Çocuk bana elini uzatıp "Acıdı mı" dedi.
ona gülümseyerek uzattığı elini tutmadan "Acelem var" var diyerek ellerimi yere bastırıp doğruldum. Ellerimi topraklardan kurtarmak için iki elimi birbirine sürttüm. Kafamı kaldırıp metronun açık kapıları kapanmadan koşarak metronun içine girdim.
İçeriye girdiğimde oturacak yer aradım ama bir tane bile yoktu. Yukarıda asılı şeylerden birini tuttuğumda metroda benle beraber harekete geçmişti. İçerisi aşarı derece ter ve kötü bir koku kokuyordu. Bu koku çok yakınımdan geldiği için etrafıma baktığımda yanımdaki obez adamın ter ve elinde ne yediğini bilmedim şeyden koku geliyordu. Midem bulandığında yanımdaki genç adamın öbür tarafına geçtim. Ter ve kötü kokunun yerine güzel bir parfüm kokusu burnuma geldiğinde rahat bir nefes alarak taktığım kulaklığımdaki müziği değiştirdim.
Ben müzik dinlerken bütün hayattan sıyrılıp gidiyordum. O yüzden hep bu evrenden sıyrılıp gitmek için sürekli müzik dinlerim. Ama hep roxk dinlerdim. Bu sıkıcı hayatıma renk ve heyecan katmak için ve birazda bu tür müziklere bayıldığım için dinlerim.
Metro durduğunda herkes metro kapısına yöneldiği için metro kapısı tıklım tıklımdı. Yerimde öyle bekliyordum ki yan tarafımdaki adam ilk defa metroya bindiğimi anlamış ki kulağıma "Biraz boşaldığın da kapıya doğru gidin çünkü durağı kaçıra bilirsiniz" dedi. Ona tebessüm ederek kafamı olumlu anlamda salladım.
Adamın dediği gibi metronun kapısında az kişi kaldıgında zayıf bir bedenim olduğu için insanların arasından hemen sıyrılıp metrodan çıkmıştım. Kolumda ki dijital saate baktığımda on dakika gibi birşey kalmıştı. Bu sefer de yürüyen merdivenleri beni çıkarmasını beklemeden ben kendim çıktım.
Sonunda yer altından çıktığımda gökyüzüne baktım. Bulutlu hava yağmur yağıcağının habercisiydi. Yağmur yağmadan okula girmeliydim, bugün farklı olmuştum ve bu farklılığımı yağmur bozsun istemiyordum.
Hemen üniversitenin kapısından kartımı gösterip girdim. Kocaman bahçeyi aşıp Hukuk fakültesi sınıfına girdim. Neyseki geç kalmamıştım ama en arka sıralar hemen dolmuştu. Orta sıralardan bir masa bulduğumda ona yerleştim. İlk dersimiz Hukuka giriş olduğu için onun kitabını çıkardım.
Bu derse giren pf. asi olduğu için dersi dinlermiş gibi yapıyordum çünkü çok sıkıcı geçiyordu. Kafamı sıraya koyup müziğin sesini yükselttim nedeni arka sıramda oturan kız grubun akşam partiye hangi kıyafetleri giyeceklerini dinlemek bana sıkıcı geliyordu. Kafamı kaldırıp kolumda ki dijital saate baktığımda dersin başlamasına bir dakika olduğunu gördüm. Hemen kulaklığımı kapatıp çantama resmen fırlattım. Kitabın herhangi bir sayfasını açıp okuyormuş gibi yaptım. Çok geçmeden sınıfın kapısı hucumla açıldı. Yerimden sıçradığımda sınıfın kapısı yine aynı hucumla geri kapandı.
Pr. ortada herkesin kitabı açıkmı diye sınıfa göz gezdirdiğinde filaş gibi gözleri arkamda oyalandı. Kendi masasına yürüyüp elindeki dosyalarını masanın üstüne sertçe koyduğunda irkildim. Hızlı adımlarla sıraların arasından benim olduğum tarafa öfkeyle yüruyünce yerimde rahatsızda kıpırdandım. Pr. yanımdan yavaşça geçerek arkamda durduğunu hissettim. Kafamı arkaya çevirdiğimde beş kız grubuna gözlerinden ateş atacakmış gibi bakıyordu.
Pr. bir elini masaya koyup diğer elini kar beyazı olan saçı ve sakalında gezdiriyordu. Gözlerini kapatıp kafasını arkaya doğru attı ve sınıftaki bütün oksijeni bitiricek kadar derin bir nefes alıp bıraktı. Gözlerini açıp başını indirdiğinde sakin bakışları beş kızın üzerinde gezindi. Gene hızlı bir şekilde içine nefes çekip "Niye kitaplarının önünüzde değil," dedi. Kızlar ağızlarında endişeyle bir şeyler geveliyordu ama hiç birşey anlaşılmıyordu.
Pr. Eliyle yüzünü parçalamak ister gibi elleri yüzünde dans ediyordu. Birden "Beşiniz dışarı!" Diye bağırınca Lowell dediği zıplayan tavşan gibi yerimde zıpladım. Bana niye bakıyosun dememesi için hemen önüme döndüm.
İki ders boyunca dersi dinliyormuşum gibi kafamı sallamaktan boynum tutulmuştu. Sabah geç kaldığım için kahvaltı yapamamıştım. Midemin yanma hissi arttığında bur sonraki dersi beklemek yerine masamın üstündeki eşyalarımı çantama yerleştirdim. Bez çantayı koluma takarak sıramdan çıkıp her basamağın genişliğı iki adım olan merdivenlerden vede sıraların arasından iniyordum. Son basamaktan inip kapıyı açtım ve çıktım ve kapıyı kapatmadan yürüdüm. Hukuk fakültesinden çıkıp tam karşımda olan kafeteryaya ilerledim. Kendime içi bol ve ekmeği yumuşcık bir açma alıp yanına ayran aldım.
Bahçedeki herhangi bir masaya oturarak elimdeki tabağıda masaya bıraktım. Kolumdaki çantamın içinden telefonumu çıkartım mesaj gelmişmi diye baktım. Bir numaradan mesaj olduğunu gördüğümde hemen gelen numaranın attığı mesaja tıkladım.
Ekran açılınca "şimdi eski lisene gel" mesajı yazıyordu. Gözlerimi devirerek gelen meseja baktım. Gene babaannemin hangi düşmanı beni istiyordu. Ben kaçırılır kahraman babaannem beni kurtarırdı.
Küçüklüğümden berli babaannem beni oyunlarına karıştırdığı için haberi kaçırılırdım ama babaannem beni geri alırdı onların elinden. Şimdide öyle birşey olucağını düşünerek masadan kalktım. Elimdeki telefonu çantamın içine attım. O ihtiyarı arıyacak değilim gelsin beni bulsun.
Üniversitenin kapısından çıktım. Ben şimdi eski liseme nasıl gidicektim? Araba kullanmayı biliyordum aslında ama kullanmaya cesaret edemiyorum. Telefonumu çantamdan çıkartıp Lowell aradım. Telefon anında açıldığında acelem olduğu için "Lowell üniversitenin kapısının önündeyim ve bana arabamı getir." Dedim ve telefonu yüzüne kapattım. Normalde taksiyle gitmeyi tercih ederdim ama buğün bir değişiklik yapmışken gene bir değışiklik yapmak istedim.
Çok geçmeden arabam gözüktüğünde oturduğum kaldırımdan kalktım ve tozlanan kıyafetlerimi ellerimle çırptım. Kafamı kaldırıp arabadan inen Lowell baktım. Güneş gözlüklerini çıkardığında telefonu yüzüne kapattığım için burnundan soluyordu.
Karşıma geçip ellerini beline koyarak "Hayırdır küçük tavşan senin havuçlar kaçtı sanırım?" Diyerek aklı yeterek benle dalga geçiyordu. Elimi öne doğru uzatarak "Toplamaya gidiceğim anahtarı verirsen" dedim. Kafasını yana doğru eğerek "Sen zahmet etme istersen ben toplayayım" diyerek bana en koltuğun kapısını açtı.
Eğer Lowell gelirse beni tek bırakmazdı. Başımı olumsuz anlamda sallayarak "Ben kaçırdım havuçlarımı ben toplayaçağım Lowell" dedim. Göz ucuzla ona bakıp arabanın etrafında dolanarak ön koltuğa yerleştim. Anahtarların kontağın üzerinde olması yüzümde sinsi bir tebessüm oluşturdu. Lowell açık kapıdan bana bakıyordu. "İyi ama dikkat et havuçları toplayayım derken kurta yem olmayasın" diyerek kapıyı nasıl onun telefonu yüzüne kapattığım gibi oda kapıyı yüzüme kapatmıştı.
İhtişamlı lisemin önünde dikilmiştim. Ne çok anım vardı. Az mı şu kocaman bahçede saç yolmadım. Az mı birinin burnunu kırmadım. Az mı disiplinlere gitmedim...
O zamanki hallerim film şeriti gibi önümden geçti. Sırıtmaktan çenem ağrımıştı. Keşke o günlere dönebil-
Lafımı tamamlamadan geri alıyorum.
Filmim bittiğinde artık içeri girmem gerektiğini anladım. Adımlarım sanki geri gitmek istiyordu. Galip "İçeri girmeee" diye bana sesleniyordu.
Zorla adımlarımı öne doğru attığımda diğer adımlarımda geldi onla beraber. En nefret ettiğim merdivenlerden çıkmaya başladım.