1. Bölüm - Tanışıyor Muyuz?
1. Bölüm - Tanışıyor Muyuz?
Anahtarım, cüzdanım, çantam ve bilgisayarım. Her şeyi aldığıma emin olduktan sonra etrafa son bir kez baktıktan sonra gitmeye hazır olduğumu düşünüyordum. Mavi bantlı ayakkabılarımı giyip, son bir kez aynanın karşısında kendime baktım ve hazır olduğuma kesin bir kanaat getirerek daha fazla oyalanmadan çantalarımı elime alıp, yatak odasından çıktım. Merdivenlerden inerken her sabah olduğu gibi bu sabahta duvardaki resimlere bakarak o anlarda ne kadar mutlu olduğumu düşündüm. Koridorda ilerleyip kapının önüne geldiğimde anahtarımı da alıp çantama koydum. Tam kapıyı açıp çıkacağım sırada ceketimi yukarıda unuttuğumu fark ettim.
Mayıs ayında olduğumuzu ve senin işe arabayla gidip geleceğini göz önüne alırsak ona ihtiyacın olmadığını sende biliyorsun Sina.
Ceketimi alma ihtiyacı duymadan evden çıktım. Asansöre binip garaja indiğimde biraz yürüdükten sonra arabamın yanına gelebildim. Çantalarımı arka koltuğa yerleştirip arabaya bindim. İşte çoğu zaman yorucu ama bana zevk veren bir başka gün daha başlamıştı. Hayatımı seviyordum. Yani içinde bana kaos yaratmayan kısmını gayet seviyordum. İşimi yaptığım, mutlu olduğum, eğlendiğim ve kendime vakit ayırdığım her an bana iyi geliyordu.
İşte bu yüzden elindekilerin kıymetini bil Sina.
Yaşadığım için, sağlıklı olduğum için ve mutlu olduğum için bir kez daha şükrettim. Son iki haftadır mutlu olmak bana çok iyi gelmişti ve bozulsun istemiyordum. Bu mutluluğumun bozulmaması içinse her şeyi yapmaya hazırdım.
Trafiğin, alışılmış İstanbul trafiğinden daha az yoğun olması gerçekten şanslı bir günümde olduğumun işaretiydi. Tahminimce kırk beş dakikaya restoranda olurdum. Zaten ev ve restoran arası mesafe pek fazla değildi. Tahmin ettiğim gibi kısa sürede restorana vardım. Arabayı park edip çantamı ve bilgisayarımı arka koltuktan aldım. Elimdeki çantalarla içeri girdiğimde çoktan servis için her sabah rutin olarak yapılan hazırlıkların başladığını gördüm. "Kolay gelsin arkadaşlar." Öykü, vazolara çiçek doldurma işini bırakıp bana gülümseyerek el salladı. "Günaydın Sina Hanım, Melis Hanım sizi mutfakta bekliyor." ona teşekkür edip beni bekleyen Melis'in yanına, mutfağa gittim.
"Sina, bugün çok önemli bir görüşme yapmak üzere Tuna buraya geliyor. Dün gece rezervasyon yaptırmış." vay canına ne kadar güzel bir karşılamaydı bu.(!)
"Sana da günaydın Melis."
Bana gözlerini devirip konuşmaya devam ettiğinde Melis ile olan ilişkimi gözden geçirmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. "Konu ciddi. Ben Tuna'nın yakın zamanda geleceğini bilmiyordum ama şimdi burada. Eğer hâlâ kafandaki o saçma planı uygulamak istiyorsan seninle arkadaşlığımı bitiririm bunu bilmiş ol." Melis her zaman otoriter bir insandı. Bu onu tanıdığım ilk andan beri böyleydi çünkü babası onu böyle yetiştirmişti. Melis, Gündüz Karakaya’nın ilk kızı ve ilk varisiydi. Onun herkese ve her şeye karşı temkinli durması, iradesini asla kaybetmemesi gerekiyordu. Eğer o yıkılırsa her şey yıkılırdı, ona öğretilen şey buydu. Ve değer verdiği insanları canı pahasına korumak ona doğuştan verilen bir özellikti.
"Tuna'nın geleceğini senden önce biliyordum zaten," onun yanına gidip kulağına eğildim. "Melis etrafta çalışanlar var. Konuşurken daha dikkatli olmalısın." yanından ayrılıp odama doğru yürümeye başladığım sırada o da peşimden geliyordu. "Tamam, özür dilerim. Ama sen -bu ne kadar saçma olsa da- Tuna ile-" Melis'in acilen bu konuyu kapatması gerekiyordu.
"Melis, bu konu beni ilgilendiriyor. Sen bu konuya karışmak istemediğini söyledin, bu konuyu abartıp uzattığımı söyledin ama ben öyle düşünmüyorum. Bu benim meselem tamam mı? Şimdi gidip öğlen menüsünün hazırlıklarına başlamam lazım." eşyalarımı masaya yerleştirip mutfağa geri döndüm.
Melis ise ben tüm bunları yaparken pes etmeden peşimden geliyordu. Mutfağa girdiğimiz zaman ellerini çırpıp tüm dikkatleri üzerine çekti. "Lütfen herkes beş dakikalığına mutfağı boşaltsın." kimse Melis'e itiraz etmek gibi bir aptallık yapmadan mutfağı terk ettiğinde kavga edeceğimizi anlamıştım. Ancak ben bunu istemiyordum. "Sana yemin ederim ki Sina Dağhan, eğer Tuna'nın saçının teline dahi zarar verirsen seninle ömür boyu konuşmam." iddialı bir tehditti.
Ancak Melis saçmalıyordu. "Bu olayı kişiselleştirmeyi bırakmalısın Melis." her şeye burnunu sokması gereksizdi. Tamam, Tuna onun için kıymetli bir çocukluk arkadaşıydı ancak benim Tuna ile görülecek bir hesabım vardı.
"Bu olayı kişiselleştiren sensin Sina, Tuna ve Su bir şeyler yaşadı ve bitti. Kabullen artık." her şey onun tek cümleyle açıkladığı kadar basit değildi. O da bunun gayet farkındaydı ancak bu konu hakkında konuşmuyordu. "Su'yun bu halde olması Tuna'nın suçu. Bir başkasının değil." bu benim tarafımda doğru olan tek şeydi. Su’yun başına her ne gelmişse bu Tuna’nın suçuydu.
"Su intihar etti Sina!” bunu bağırarak söylemesi hoş değildi. “Büyü artık Sina. Büyü ve bunu kabullen. İnsanlara saçma intikam planları kurmayı da kes." Melis sinirle mutfağı terk ettiğinde sadece arkasından bakıp gidişini izledim. Onun için her şey ne kadar da basitti. Su intihar etti demek çok kolaydı. Kimse Su'ya neler hissettiğini sormamıştı. Neden intihar edecek kadar boşluğa düştüğünü ya da neden kendini bu denli çıkmazda hissettiğini kimse umursamamıştı.
İşte bu yüzden ben Su'yun intikamını alacaktım. Bunu yapabilmek için de önce mutfaktaki zorluğun üstesinden gelmeliydim.
🍽️ | 🍽️
"Tamam, ben burdayım eğer bir pürüz olursa işaret vermeniz yeterli bizzat ben gelirim." Garsonlar tam işlerine döneceği zaman aklıma gelen şeyle onları durdurdum. "Eğer biri sizi aşağılamaya kalkarsa bana kesinlikle bildirin." hepsi onaylayıp işlerine döndüler. Bu uyarıyı yapma nedenim geçen haftalarda yaşadığımız can sıkıcı bir müşterinin tavrıydı. Eğer aynı şey tekrar yaşanırsa çalışanlarımın saygınlığını korumam gerekiyordu. Mutfak işi tam planlandığı zaman da bitmişti ve öğlen servisi başlamıştı. Bende restoranın bar kısmından etrafta olan biten her şeyi izliyordum. İzliyordum çünkü serviste hiçbir şey eksik olsun istemiyorum. Özgür bana bunu öğretmişti.
"Sina, Tuna geldi. Sakın aptalca bir şey yapma." Melis'in gergin sesi üzerine önce ona, sonra restoranın giriş kapısına baktım. İşte Tuna Demirci oradaydı. Bütün endamı ve yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle birlikte buraya doğru geliyordu.
Aman hemen abart Sina! Alt tarafı bir doksan yakışıklı, kumral ve sarışın karışımı, mükemmel gözleri ve gülüşü olan sıradan biri.
Konumuz mu bu cidden?
Beni bozma lütfen.
Arkasındaki üç iş arkadaşıyla birlikte barın önüne geldiğinde Başımla Semih’e işaret vererek Tuna’nın masasını hazırlaması gerektiğini işaret ettim."Sina, seni her gördüğümde daha da güzelleşiyorsun sanki? Melis, seni ne kadar özlediğimi anlatmama gerek olmadığını zaten biliyorsun değil mi prensesim?"
"Teveccühünüz efendim de, sen neden geleceğini bana daha önceden haber vermedin? Hemen dönecek misin?" Melis beni umursamadan çocukluk arkadaşıyla son derece sıradan bir şekilde konuşuyordu. Ancak hasret gidermenin zamanı değildi. "Size masanıza kadar eşlik edeyim beyler. Malum toplantınız varmış." Melis'in fark etmediği ama benim fark ettiğim diğer üç adam Tuna'nın arkasında bekliyordu. Melis, "Sohbetimizi sonra, özel olarak da yapabiliriz değil mi Tuna?" diyerek araya girerek, onu benden uzaklaştırdığında bunui onu benden uzaklaştırmak için yaptığını biliyordum. Ancak buna izin vermeyecektim.
"Şey…" Tuna bir anda duraksama yaşasa bile hemen toparladı. "Yani evet önce iş. Buyurun Beyler, Sina Hanımı takip edelim." benden böyle resmi bir tepki beklemiyordu ama benden alacağı tepkilerin daha çok başındaydık. Onunla ilgili çok büyük planlarım vardı. Tuna'ya ve ortaklarına masalarını gösterip hiç konuşmadan Melis'in yanına döndüm. "Sina, Allah aşkına sen manyak mısın?" hiçbir şey yapmadığımdan ortada beni manyak gibi gösterecek bir şey olduğunu da sanmıyordum.
"Ne istiyorsun Melis? İyi arkadaş rolünü oynayıp olanları unutmamı mı? Yok öyle bir şey. Herkes yaptığı şeylerin sonuçlarına katlanacak."
"Pekâlâ, sende yaptığın şeylerin sonucuna katlanmaya başlayacak mısın peki? Hayır mı? Bazen gerçekten çok bencil oluyorsun Sina." Melis derin bir nefes alıp yanımdan uzaklaştı. Benim zarar görmemi istemiyordu ama bunu yapmak zorundaydım. Herkesin yaşattıklarını yaşaması gerekiyordu ve yaşayacaktı. Kim bilir, belki bir gün bende cezamı çekerdim.
🍽️ | 🍽️
Tuna ve müşterilerinin yemeği bitmişti. Hatta ve hatta adamlar gitmişti ama Tuna hâlâ orada oturup benim olduğum tarafı izliyor, arada bir benimle göz teması kurmaktan da çekinmiyordu.
Bu adam dengemizle oynuyor Sina. Öldür onu! Ama hapse girersen ben gelmem.
Restoranın öğlen servisi bittiği için masalar boşalmıştı, Tuna'nın ki hariç her masa boşalmıştı yani. Artık gitmesi gerekiyordu yada en azından kafe tarafına geçebilirdi. En azından Özgür, silahşörlerim yada… Her neyse, ona buradan gitmesini söylemem gerekiyordu. Yanına gittiğim zaman beni baştan aşağı süzdü ve ifadesini bozmadan gözlerimin içine baktı. "Tuna, servis kapandı. İstersen kafe tarafına gidebilirsin, yada gidebilirsin." yüzüme bakmaya devam etmesi beni sinirlendiriyordu. Yaptıklarını hatırlamak ise öfkemi körüklüyordu.
"Beni kibarca kovuyor musun yoksa?" kovmaktan beter etmek vardı ama bunu sonra yapacaktım. Restoranımı kirletmek istemiyordum.
Sina, şu psikopat tarafını bir süre tatile çıkar lütfen.
"Hayır, sadece mutfak ile ilgilenmem lazım ve senin de burada oturmaman gerek. Çünkü burası temizlenirken ayak altında olmaman gerekiyor." onu daha nasıl kovabilirdim ki?
"Madem işin var neden bunu söylemeye sen geldin? Bak aramızdaki sorun ne bil-"
Yalan yükleniyor...
"Çünkü sen benim müşterimsin, çalışanlarımın değil. Onlar sana hizmet eder ama senin memnun kalmanı ben sağlamalıyım." ne kadar saçma bir cümle kurmuştum öyle?
"Peki bana biraz zaman ayırmanı isteyebilir miyim?" ben ona zamanın en güzelini ayıracaktım ama şu an bunun için çok erkendi. "Akşam servisi için hazırlıklara başlamam gerek. Yani restoran kapanana kadar meşgulüm." onunla konuşmamız için henüz çok erkendi.
"Sen restorandan kaçta ayrılıyorsun? Biliyorsun artık cidden konuşmamız gerek." onunla konuşmak istemiyorum, onu öldürmek istiyorum.
"Saat on iki gibi. Yani bugün konuşmamız imkansız. Neden sormuştun?”
"Sadece soru Peki ben gidiyorum o zaman. Görüşürüz Sina." masadan kalktı. Gideceğini sandım ama gitmedi. Aksine eğilip yanağımı öptü. Bunu Melis'e yapması yanlış olmazdı ama bana yapmış olması beni rahatsız etmişti. Üstelik bana böyle bir şey yapması uygun değildi.
Eğildi diyor, sonuçta adam bir metre doksan iki santim. Tamam sende çok kısa değilsin bir yetmişsin Sina ama… Adam uzun yani Sina.
Yanımdan geçip giderken tek kelime bile etmedim, çünkü ağzımı açsam kötü şeyler olabilirdi. Tuna’nın gittiğine emin olduğum anca yanağımı sildim. Benim kendimi mutfağıma verme zamanı gelmişti, geçiyordu bile. Su'ya odaklanmam gerekiyordu, onu düşünmem lazımdı. İşimi ve mutfağımı düşünerek kendimi sinirli tarafımdan uzaklaştırmam gerekiyordu. Sinirli tarafıma ne zaman kapılsam hep işler kontrolden çıkıyordu. Bunu tekrar yaşamak istemiyordum
🍽️ | 🍽
"Sina Hanım, her yeri toparladık. Kafe tarafı da halloldu. Biz çıkalım mı?" kol saatime bakıp saatin neredeyse on bir olduğunu gördüm. "Tamamdır, işleri bitenler çıkabilir. Hepinize iyi geceler." nihayet herkes için eve gitme zamanı geldiği için son derece memnundum. Barın arkasına geçip restoranı izlemeye başladım. Yorucu bir gün daha sona ermişti ama işimi çok seviyordum. İşim yaşadığım en sancılı dönemde hayatıma girmiş en güzel şeydi. Restoranım benim her şeyimdi.
Teknik olarak her şeyin?
Aniden gelen sesle irkilerek etrafa bakındım. Tezgahın üzerinde titreyen telefonumu görünce derince iç çektim. Dalgınlık hallerim gittikçe artmaya başlamıştı. Öyle ki telefon sesinden bile irkilmiştim. Telefona baktığımda kimin aradığı malumdu, annem arıyordu. Her akşam aynıydı. Uyumadan önce beni arayıp, eve gidip gitmediğimi kontrol ederdi. "Efendim anne?" bu konuşmayı her gün yapmak annemin her cümlesini ezberlememe neden olmuştu.
"Eve vardın mı kızım?" her gün arayıp aynı konuşmayı yapmaktan asla sıkılmıyordu.
"Hayır anne, daha restorandan çıkmadım."
"Aman dikkat et yavrum, başına bir iş gelmesin." başım ne zaman dertten kurtulmuştu ki benim?
"Tamam anne, bunu her gün yapmana gerek yok. Kapatıyorum, sonra görüşürüz." annemle konuşmam bitince Melis'in yanına gittim. Kasaya bir şeyler yerleştiriyordu. "Melis, sen bügün çok yoruldun. Her ne koyuyorsan ben koyarım. Daha geç olmadan eve git." bana dönüp elindeki banknotları gösterdi. "Çok makbule geçer." bana ifadesizce bakarak ayağa kalktı. Melis bugün, yarın yapacağımız “Bağış” daveti için bir sürü şeyle uğraşmıştı ve çok yorulmuştu. Üstelik tartışmasız yüzünden de bana oldukça kırgındı. "Tamam o zaman ben çıkıyorum. İyi geceler." ona gülümseyip paraları yerleştirmeye devam ettim. O bana karşı soğuk olmayı seçse bile ben ona iyi niyetle karşılık verecektim.
Nihayet her şey bitmişti ve artık eve gidebilirdim. Odamı son bir kez gözden geçirip, çantalarımı alarak odadan çıktım. Restoranın karanlık koridorunda geçip arka çıkışın önüne geldiğimde Öykü’nün beni beklediğini gördüm. "Hadi Öykü, çıkalım." Öykü başını sallayarak peşimden geldi. Arka kapıyı kilitleyerek anahtarı bana verdiğinde, beraberce restorandan çıkıp otoparka yürüdük. Öykü’yle otoparka geldiğimiz zaman erkek arkadaşının Öykü’ye sürpriz yapmak için onu beklediğini gördük. Bence bu çok tatlı ve ince bir düşünceydi. Öykü kısa bir an bana baktığında omuz silkerek gidebileceğini belli ettiğimde bana el sallayarak erkek arkadaşına doğru yürüdü. Onlarla vedalaşıp arabama doğru yürüdüğüm sırada gördüğüm şey yerimde donup kalmama sebep oldu.
Tuna arabama yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde öylece duruyordu. “İşlerin beklediğimden de uzun sürdü. Özgür’ün seni bu kadar çok çalıştırması yasal mı?” onun burada ne işi vardı?
“Senin bu saate burada ne işin var?”
“Konuşmak istiyorum, biraz da canım sıkıldı. Sana gideriz diye düşünmüştüm, tabi yani yanlış anlamazsan.” gayette yanlış anlardım. Benimle hiçbir yere gelmemesi gerekiyordu.
İşte bu bir işaret Sina. Onunla gitmemen için bir işaret.
"Tamam, madem bu kadar çok istiyorsun, gidelim. Atla arabaya." arabanın kilidini açıp sürücü koltuğuna geçtim ve kemerimi taktım. Çantalarımı arka koltuğa koyup arabayı çalıştırdığımda Tuna ciddi olmadığımı düşünüyor olacaktı ki halen daha arabanın önünde duruyordu. Kafamı camdan dışarı çıkararak, “Ee, hadi gelmiyor musun?” dediğimde gülerek başını salladı ve arabaya bindi. O biner binmez aklımdaki soruyu sordum. "Sen cidden beni mi bekledin?" diye sorduğumda başını salladı.
"Evet, seninle konuşmak istediğim için bu saate kadar bekledim. Hepsi arkadaşlığımımızın çöp olmaması için. Çocuklukla yapılmış hatalar yüzünden arkadaşlığımız ve güzel anılarımız çöp olsun istemiyorum. istemiyorum." arkadaşlığımızın geri dönülemez bir yola girmesine sebep olan tek kişi kendisiydi ancak o bundan bir haberdi. İnsanların kendi hatalarını görememeleri ne kadar kör olduklaının bir başka göstergesiydi.
Arkamızda bizi takip eden bir araç olmadığına emin olduktan sonra eve doğru sürdüm. "Bak seni evime götürmek bana sorun açacağa benziyor ama eğer senin niyetin de bu konuyu oturup konuşarak çözmekse tamam, ben her şeyi göze alırım." Tuna’yı bu saatte eve götürmek bana büyük sorunlar yaratacaktı ama bir şeyleri çözebileceksek buna değerdi.
Tuna göz ucuyla bana bakarak, "Melis gerçeği anlattı. Yani ben her şeyi biliyorum. Ayrıca evet, Su konusunu konuşup bitirmek bizim için en iyisi." Melis'i kesin öldürmem gerekiyordu. Boş boğazlılık konusunda sınırlarını iyice zorlamaya başlamıştı. Özel hayatımı bu kadar gözler önüne sermesi hiç hoş değildi. Acaba onu bıçakla mı öldürmeliydim yoksa fırına mı atmalıydım? Buna sonra karar verecektim. Sadece, "Anladım." diyerek konuyu kestirip atmaya çalıştım.
"O malum konuyu sana sorsam söylemezdin. Merak ettim ve Melis’e sordum, lütfen bunun için ona kızma." gözlerimi yoldan ayırıp kafamı ona çevirdiğimde, buruk bir gülümsemeyle bana baktığını gördüm. Özgür’ün aksine o içinde bulunduğum durum yüzünden bana acımıyordu.
Kendimi toparlayarak, "Evde konuşalım, dikkatimi dağıtıyorsun. Araba kullanıyorum farkındasın değil mi?" dikkatimi filan dağıttığı yoktu. Sadece sinirlerimi bozacak kadar sakin olması gıcık olmama neden oluyordu.
"Peki, özür dilerim. Ev yakın mı bari?" Tuna rahatsız olduğumu fark ettiği için konuyu değiştirmeye karar vermişti. En azından bana ayak uydurmaya karar vermesi güzeldi. "Yakın sayılır, ne çok uzak ne çok yakın." bugün fazlasıyla yorulduğum için saçmalamaya başlamıştım sanırım. Dinlenmem gerekiyordu. Yolun geri kalanında hiç konuşmadık, bu iyi olmuştu çünkü sesszilikte kafamı daha rahat toplayabiliyordum.
Siteye vardığımız zaman arabayı garaja park edip asansöre bindik. Asansör müziği o kadar sinir bozucuydu ki, bir ara bunu değiştirmeleri için dilekçe filan vermem gerekiyordu. Sessizlik içinde en üst kata geldiğimizde Tuna etrafı incelemeye başlamıştı. Onu görmezden gelerek kapıyı açtığımda, kenara kayarak ona içeri girmesini söyledim. "Ayakkabını çıkartmanı rica ediyorum." gülümsedi ve ayakkabılarını çıkarttı. Evimi kirletmesine izin verecek kadar geniş değildim.
"Ne tarafa gitmem gerekiyor?" işte sonunda güzel ve mantıklı bir soru sormuştu. Ona samimi olduğumu hissettirmek için onu kendi alanıma götürmeye karar verdim. "Merdivenleri izle, en üst kata çık. Bende atıştırmalık ve içecek bir şeyler getirip geliyorum." beni onaylayıp yukarı çıktı.
Evde hali hazırda olan bazı mezeleri tepsiye dizdim. Mezeleri dün gece bir hevesle yapıp buzdolabına koymuştum. İkimize içecek olarak ne koyacağım bir sorundu, çünkü şalgam ve ayran evde olan tek seçeneklerden bazılarıydı. Ben ikisine de aşıktım ama o sevmeyebilirdi.
Çok düşünme, senin onun yanında rahat ve dürüst olduğunu hissetsin. Artık bu sorun çözülsün istiyorum.
İkisini de tepsiye koyup yukarı çıktım, Tuna yine merakla etrafı inceliyordu "Alkol kullanmadığım için evde mevcut değil, ben şalgam ve ayran severim sende sever misin?" çok uykum vardı. Umarım çabucak giderdi. "Benim için hiç problem değil, bunu sende biliyorsun Sina" elimdeki tepsiye bakıp tekrar gülümsedi "Meze türü şeyleri çok severim ama." niye sürekli gülümsüyordu ki?
"Hadi yerken konuşalım."
Oturup getirdiklerimi yemeğe başladık. Sohbetimiz üniversite yılları, yaşadığımız komik olaylar ve ailelerimiz arasında dönüyordu. Tuna karşımda oturuyordu ve birden kalkıp yanıma oturdu. Daha önemli konuları konuşmaya geçiyorduk sanırım. "Esas konuya gelirsek eğer, Sina ben sanırım Melis’le hem fikirim. Bu konunun sadece ve sadece Su ve ben-" gerçekten bu kadar erken mi? Şu an benim evimde mi söylemeyi planlıyordu bunu? Onu cidden öldürmeliydim. "O olay yaşandığında küçüktüm Sina, eski hatalarım yüzünden beni yanlış tanımanı asla istemiyorum. Gerçekten değiştim Sina." gözlerimin içine bakıp bana daha da yakınlaştı,
Sen ciddi ciddi bu çocuk ile öpüşmeyi mi planlıyorsun? Kendine gel Sina!
Tabii ki de onunla öpüşmeyeceğim!
"Sina. Sen de benim için çok değerli bir kız kardeşsin ve eski ilişkim yüzünden bana böyle dav-"
"Sina!" bu ses, cidden onun sesi miydi? Cidden zamanlaması manidar sayılırdı. Tanrı aşkına gelecek başka vakit bulamamış mıydı?
Merhumu iyi bilirdik.
Tuna'yı itip ayağa kalktım ve hızla arkamı döndüm. Bunun burda ne işi vardı şimdi? Lanet olsun sana zamansız herif! "Senin burada ne işin var?" gözleri bir Tuna'yı bir beni buluyordu. Gözlerinde gördüğüm şey saf öfkeydi. Bunu onun gözlerinde nadiren görürdüm. Ancak her şeye rağmen karşısında dik durmak zorundaydım.
"Bende bu evde yaşıyorum. Eğer unuttuysan sana seve seve hatırlatırım Sina. Asıl bu adamın burada ne işi var? Açıklamak ister misin?" elbette açıklamak isterdim. Açıklamak isterdim istemesine ancak bunu onu sinirlendirmeden yapabilecek miydim emin değildim. "Misafirim." diyerek kestirip attığımda, teknik olarak zaten öyleydi.
Ancak o buna tabi ki de inanmamıştı. "Bu saatte? Bu evde ve biraz önceki yakınlıkta? Sen misafirlerimizi hep böyle mi ağırlarsın Sina?" ortamdaki gerilim halay çekilecek boyuttaydı. Tuna da bunu sezmiş olacak ki, "Biz sonra devam ederiz Sina, Size iyi geceler." Tuna kalkıp merdivenlere gidince bende onun peşinden gittim. "Eve geleceğini bilmiyordum, lütfen kusura bakma. Arkadaşım olduğunu muhtemelen unutmuştur, yani adını biliyordur muhtemelen ya da onu da unutmuştur." Özgür’ün bile bazen adını unuttuğu olurdu ve Tuna’yı hatırlamamış olması pekte sürpriz değildi.
Geleceğini kimse tahmin etmiyordu zaten Sina.
"Hayır, asıl sen kusura bakma. O gelmese bile muhtemelen bu gece kesin kavga ederdik. İyi geceler Sina, sonra görüşürüz." en azından anlayışlı bir yanı vardı.
"Görüşürüz." beni yanağımdan öpüp gitti. Bundan rahatsız olmadım çünkü bunu hep yapardık. Arkadaşlığımız hep böyleydi, Melis, Tuna, Özgür, ben ve Su. Her daim birbirimize yakındık.
Tuna gittiğinde sırtımı kapıya yaslayarak derin bir nefes aldım. İşte şimdi celladımla baş başa kalmıştım. Tabi öncesinde ben onun celladı olmazsam. Yukarı geri dönüp, onu yok sayarak tabakları toplamaya başladığımda onun beni yok saymaya niyeti olmadığı çok belliydi. "O adamın benim evimde ne işi vardı Sina?" onunla konuşmayı reddediyordum.
Tepsiyi toplayıp ona omuz atarak mutfağa indim. Bulaşıkları hızla makineye koyup odama çıktığımda benimle uğraşmayı bıraktığını düşünerek rahat bir nefes almıştım. Elbisemi çıkarıp dolapta pijama aramaya başladığım sırada her ne yaparsa yapsın bu gece onu kesinlikle yok sayacaktım. Bir süre sonra kapı açıldı ve yine o geldi. Ben onu yok saymakta kararlı olsamda o varlığını hatırlatmaya devam edecek gibi görünüyordu. "Kapıyı çalmayı öğrenmen lazım." sonunda pijamamı bulmuştum.
"Görmediğim şey değil, hep görüyorum. Ayrıca konumuz bu değil Sina." gerçekten aptal birisiydi.
"Beni değil başka kadınları görüyorsundur muhtemelen ama yine de sen bilirsin." pijamalarımı dolaptan çıkarıp on yokmuşcasına rahat bir tavırla üzerimi giydim. "Derdin ne senin? Uyumak istiyorum, izninle." saçımı toplayıp yatağa gireceğim sırada, kolumdan tutup beni yatağın üzerine fırlattı. "O adam kimdi Sina?" kendinde bana hesap soracak yüzü nereden buluyordu bu adam?
"Seni ilgilendirmez." ona boyun eğecek halim yoktu. Yataktan kalkmak için çıpındığım sırada bunu izin vermeyerek beni daha sert bir şekilde yatağa bastırdı.
"Beni ilgilendirip ilgilendirmediğine ben karar veririm anladın mı? Şimdi söyle bana, kimdi o adam?" ciddi miydi? Beni gerçekten yoruyordu. "Beni rahat bırak. Seninle konuşmak istemiyorum."
"Bende kendi yöntemlerimle öğrenirim o zaman. Tamam mı? bunu ister misin Sina?" yine başlamıştık. Telefonu çıkardığı zaman sinirle soludum, onun telefonunu çıkarması iyi bir şey değildi. "Tuna, üniversiteden arkadaşım. Sana daha önce anlatmıştım, eğer dinlemediysen hatırlamazsın." konuyu uzatmak gibi bir niyetim vardı aslında ancak çok yorgundum. Onunla daha fazla uğraşmak istemiyordum.
"Adam az kalsın seni öpecekti! Bu nasıl arkadaşlık Sina?" çocuğun öyle bir niyeti yoktu bile. Neden her şeyi yanlış anlamaktan büyük bir zevk alıyordu? "Abartmaz mısın acaba? Üstelik o benim liseden beri arkadaşım! Ne hakla böyle bir şey söyleyebiliyorsun? Ayrıca bunu çocukluk arkadaşı altındaki eski aşkıyla aşk yaşayan adam söylüyor. Ne ironik ama değil mi?" aşkta ve savaşta her şey mübahtı, bizim aşkımız ise bir savaştı.
"Konuyu saptırma! Ve şunu da unutma öyle bir şey yok Sina! Sen bu saçma konuya obsesif bir şekilde takıntılısın. Hatırlatta, bir ara seni bir psikoloğa götüreyim." kanıtları var mıydı? Hayır. O zaman susabilirdi. Ayrıca ben takıntılı da değildim.
Ciddi misin?
"Pardon da biz tanışmış mıydık? Çünkü ben ne adını ne yüzünü hatırlıyorum." işte adamı böyle beklemediği yerden vururlardı. Yani en azından yaptığım şeyin bu olduğunu düşünüyordum.
Gerçekten mi Sina?
"Soyadımı hatırlıyorsun ama?" tamam, böyle bir cevabı bende tahmin etmemiştim. Ama bu onun benden daha zeki olduğunun bariz bir kanıtıydı. .
"Ne yapalım zorunluluk işte." diyerek üste çıkmaya çalıştığımda bunu sadece yapamaya çalışmıştım.
"Uraz Sağyaşar, hani senin kocan olan?" işte hayatımı mahveden ama aynı zamanda onu inşa eden adam. Beni bu hâle getiren kişi. Her şeyin baş mimarı çok sevgili kocam Uraz Sağyaşar. On bir aylık sevgili kocam, aşık olduğum ama aşkımın bana acıdan başka bir şey yaşatmadığı o adam. O gün o imzayı attığım zaman bu işlerin bu noktaya geleceğini tahmin bile edememiştim. Nereden bilebilirdim ki bu kadar acı çekeceğimi?
"Peki, kendini hatırlatman bittiğine göre artık siktirip gidebilirsin Uraz. Ayrıca unutmadan bir yerlere de not edeyim, seni nadiren görüyorum sonuçta. Yazınca hatırlaması daha kolay oluyor biliyor musun?"
"Bence hiç sevinme sevgilim, çünkü artık daha sık görüşeceğiz." bundan
hoşnut olsam bile belli etmeyecektim.
Savaşacak mısınız yoksa sevişecek misiniz Sina?
Bunu kesinlikle zaman gösterecekti.
[BÖLÜM SONU]
Wattpad: Mearadri
Instagram: Mearadri
Twitter: Mearadri