Sarmaşık...
Sarmaşıklar genelde acımasız olurdu. Acımasız, soğuk, sert, kibirli... Ve genelde çiçeklere bağırır, işlerini düzgün yapmadıklarını söylerlerdi. Aslında dış görünüş olarak çiçekler daha güzledi ama bu vadide dış görünüşün ya da iç güzelliğin bir önemi yoktu. Önemli olan bitkilerin geçmişiydi...
Geçmişte kim güçlüyse kim değer gördüyse şimdi de bu aynen devam ediyordu. Peki geçmişe bu kadar ayna tutmak doğru muydu, varlık sadece geçmişten mi ibaretti ? Onu bekleyen bir geleceği daha önemlisi şimdisi yok muydu ? Neden sadece geçmişe takılıp kalmışlardı ? Belki de bittiği için.
Sarmaşık bir sabah uyanmış ve hayata daha farklı bakmaya başlamıştı. Artık onun için önemli olan şeyler sadece güç ve rahatlık değil doğanın güzelliği, kuşların ötüşü, güneşin doğuşu, rüzgarın esişiydi. Ona bu farkındalığı kazandıran sevgiydi. Tamam, belki sevgi her şeyi çözmezdi ama belli ki Sarmaşık'ı bu bataklıktan kurtarmıştı. Ama sevgi tek bir kişiden mi gelirdi ? Sarmaşık, sadece bir kişiye duyduğu sevgi ile mi iyileşecekti. Yoksa en sevdiğini bulmak için çıktığı bu yol ona daha neler gösterecekti ? Bu soruların cevabını bulabilmemiz için hadi şu sabaha dönelim. Hani Sarmaşık'ın yola çıktığı o sabaha...
Sarmaşık sabah uyandığında aklında olan tek şey en güzeline kavuşmaktı. Peki kavuşmak nasıl olurdu? Göz mü görmeliydi, kulak mı duymalıydı, el mi hissetmeli yoksa kalbin görmesi yeter miydi kavuşmak için ? Sarmaşık normalde bunları düşünmezdi ama artık sevgi tohumu kalbine girmiş oraya bir çiçek ekmişti. Sarmaşık bu çiçeği en güzeli olarak adlandırmıştı. Herkesin sevgilisi en güzeli değil miydi, Sarmaşık kendi en güzelini nereden bulacaktı ? En güzeli yolunu aydınlatır mıydı, Sarmaşık ona geliyor diye kendini saklar mıydı ? En önemlisi bu çiçek Sarmaşık'ın onu sevdiğini biliyor muydu ? Bilmeden onu bekleyemezdi ki...
Fakat Sarmaşık çiçeğini görmeden, bilmeden, koklamadan, var olduğuna inanarak sevmişti. Çiçek de sevebilir miydi ? En önemlisi Sarmaşık'ın sevgisi çiçeğinin onu sevmesi için geçerli bir sebep miydi ?
Sarmaşık düşünmekten kafayı yiyecek gibi hissedince düşünclerini toparladı. Dün haber ettiği Sümbül'ü alıp yola koyulmak için evinden çıktı. Sümbülün evine gelince yüksek denilebilecek bir ses ile seslendi.
"Sümbül! Hadi gidiyoruz." Sesi duyan Sümbül acele bir şekilde kapıya çıktı ve Sarmaşık'ın yanına geldi.
"Tabii hemen gidelim." Dedi utangaç bir sesle. Sarmaşık önde Sümbül arkada bir süre yürüdüler. Sümbül Sarmaşık'ın neden onunla gelmesi istediğini çok merak ediyor ancak bir türlü soracak cesareti gösteremiyordu. En sonunda sessizliği Sarmaşık bozdu.
"Seni buraya bana çiçeklere konusunda yardımcı ol diye çağırdım. Bana en güzle çiçeği seçeceksin." Sümbül utana sıkıla Sarmaşık'a cevap verdi.
"Ama o sizin en güzeliniz olacak ben sizin neyi sevip neyi sevmediğiniz pek bilmiyorum. En azından bana söyleseniz. Size daha iyi yardımcı olabilirim." Sarmaşık aydınlanmış bir ifade ile Sümbül'e baktı. Yüzünde hafiif bir tebessüm oluştu.
"Benim herhangi bir özellik söylememe gerek yok, o zaten benim yolumu aydınlatacak. Sevgi insanın yüreğini aydınlattığı gibi yolunu, gökyüzünü de aydınlatır. O beni aydınlatınca ben onu bulacağım o benim parlayan yıldızım... Şimdi yolumuza devam edelim bulunca bana haber et."
Sümbül duydukları karşısında oldukça şaşırmıştı.İçinden "onun yolunu aydınlatıyorsa ben nereden bileceğim?" diye geçirdi. O an iç sesi ona cevap veremedi ama verseydi aynen şöyle derdi:
"Varlık sevince göremez gerçeği, ufak bir parıltıyı bile ışık sanar. Varlık sevmeyince güneş söner, ona parıltı bile olmaz..." İşte kör olduğunu bilen Sarmaşık Sümbül'ü bunun için yanında getirmişti. Sümbül bunu ne zaman anlayacaktı ? Orta yolu bulduğu, ne güneşe parıltı ne parıltıya ışık dediği zaman. Yani
uzunca bir süre sonra.