İçeriğe geç

Çiçek Sepeti /MİNSUNG

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Çiçek Sepeti /MİNSUNG

Bölüm 2

Tesadüf...

-Prensim birazdan güneş batacak. Artık geri dönmeliyiz.

-Biraz daha dolaşalım Song. Zaten saraya döndüğümde bir daha aylar boyu dışarı çıkmama izin verilmeyecektir.

-Ama prensim s-

Minho'nun elini havaya kaldırarak susmasını işaret etmesi itirazını yarıda kesti. Song Veliaht Prens Minhoyu korumakla görevli saray askeriydi.

Saat öğleden sonrayı geçeli çok olmuştu ve artık saray yoluna dönmeleri gerekiyordu. Yinede kimse Lee Minho'nun sözü üstüne söz söyleyemiyor, onu ikna edemiyordu.

Yarın prensin doğum günüydü. Ve Prens buna sevinemiyordu. Sebebi ise her doğum gününde sarayda oluşan izdihamdi. Farklı kralliklardan gelen onlarca soylu, halkın arasındaki onlarca zengin ve önemli makamlardan daha birçoğu...

Prens daha saray halkına katlanamazken birde bu kalabalık, sahte guluslerden duyduğu onca samimiyetsiz iyilik ve nice yaş dileği, gösterişli hediyeler ve sırf kendi varlığını yüceltmek için atılan onca takla...

Bunlar lee minho için gereksizdi. Veliaht olarak doğmuştu fakat bunu hiç bir zaman istememişti. Daha küçük bir çocukken bile sarayın ihtişamlı camlarindan dışarıya, ailesine ve gelecekte ona ait olucak ormanlara ve denizlere bakardı.

Her zaman disarda olmayı arzular, kapalı kapılar ardında saatlerce görgü ve politika konulu dersler almayı hiç istemezdi.

Bu gün ise yarın yaşanacak kargaşaya biraz olsun katlanabilmek için annesinden bir erken yas günü hediyesi istemişti.

Her zaman uzaktan izlediği, aylarca bir kez ugrayamadigi o ormanliktaydi.

Yeşil, gür ve canlı renkleriyle göz alan ağaçlar, çimenler, ilk baharın getirisi rengarenk çiçekler ve sarayda asla goremiycegi onca hayvan.

Her biri huzur vericiydi.

Saatlerce gezmeyi dilediği bu ormanlıkta bir an onu yanliz bırakmayan askerler geriden gelsede orda olmaları gerici ve bunalticiydi. Biraz olsun rahatlamak istediği her an baskı altında hissetmesine sebep oluyorlardı.

Onları yanında istemediğini ne kadar söylesede kraliçe oğlunu tek başına geziye gondermemekte çok ısrarcı davranmisti.

Şimdiyse varlıkları bile sıkıcı olan bu adamlar ona artık eve donmeleri gerektiğini soyluyordu. Prens duygularını dışa vuran biri olmamisti hiç bir zaman. Fakat artık sinirlenmeye başlıyordu. Kendi can güvenliğini düşünecek yastaydi ama bu adamlar bebek bakıcılığı yaptıklarını sanıyorlardı.

-daha fazla uzatma Song. Ben dönelim demeden gitmiycez.

Atını önündeki yoldan alıp hafifçe arkasına çevirdi ve diğerlerine bakti.

Yeterince iddialı bir ses tonuyla söyledi.

-eğer saraydaki konfor alanınızda çıktığınız için şikayet edecekseniz veya sıkıldıysanız siz dönebilirsiniz. Kraliçeye yakında orda olacağımı iletin lütfen.

Tabikide hiç biri prensi burda bırakıp gidemezdi. Gitseler bile kraliçe tek döndükleri için cezalandirirdi onları. Sonuçta görevleri prensi korumaktı.

Minho tekrar atını yola çevirdi ve toprak yolda ilerlemisini sağladı. Hiç aceleci olmayan adımlarla etrafı izleyerek gidiyordu yolda.

O bu huzurlu -tabi arkasındaki ayakta durmaktan başka ise yaramayan adamların izin verdiği kadar huzurlu- anların tadını çıkarırken diğerleri resmen başını yerden kaldırmıyor, prensin duymadığını sanarak sıkıntıdan iç çekiyordu. Sırf bu yaptıkları için bile Prens onları azarlayabilirdi fakat zamanını buna harcamak istemedi.

Bir süre daha yolda ilerlediler. Ormanın üstüne düşen kızıllık gu esin batmaya başladığını gösteriyordu. Bir kaç saat içinde hava kararacak ve saraya dönemki zorlaşacaktı.

Yinede kimse prensten bir emir almadan bu konu hakkinda soz edemiyordu.

Bur sırada arkada bur kaç askerin arasında bir halk dedikodusunu bahsi geçti ve diğerlerine bu konu hakkında konuşmaya başladı.

Yıllar önce yıkıldığı bilinen bir krallığın sanılanın aksine kraliçesinin yaşadığı ortaya çıkmıştı. Bu hangi krallikti daha bilinmiyordu. Gerçek miydi o da bilinmiyordu. Eğer önemli bir ülke olsaydı zaten kral çoktan oğluna bu konudan bahsederdi. Bu yüzden minho arkasında duyduğu muhabbeti umursamadı.

Bir kaç metre ötede bir kaç kelebeğin dans eder gibi ordan oraya uçtuğunu gördü. Bu eşsiz manzarayı yakından izlemek için onlara yaklasmadan önce omzundan arkasına baktı ve song da dahil hepsinin dikkatinin konuşulan konuda olduğunu fark etti.

Atının adımlarını hızlandırıp daha çok yaklaştı kelebeklere.

İçlerinden mavi olanı göz alıcıydi. Kitaplarda gördüğünden çok daha canlı renkleri ve dansları ile saatlerce izleme isteği yaşatıyordu.

Kelebekler biraz daha uzaklaştı. Onlar uçarak uzaklaşırken prensin ati da sakin adımlarla peşlerinden gidiyordu.

Ne kadar süre geçti bilinmez, prens sonunda dikkatini önündeki manzaradan ayırıp arkasından gelen seslere döndü. Beklediği manzara şu aptal askerlerin goruntusuydu fakat onun yerine patikadan çoktan ayrıldığını gördü.

Etrafta toprak yol yerine yeşil çimenler ve sık ağaçlar vardi. Çatık kaslarla az önce duyduğu sesin nerden geldiğine ve nasıl geri döneceğine karar vermeye çalıştı.

Ses arkasındaki agacliklardan geliyordu. Birinin adımlarının kuru dallar üzerindeki çıtırtısı...

Biraz daha dikkatle dinledi. Bir kişi yoktu. Belki 2 veya 3 ?

Atının huzursuzluğu bu düşüncesinin kanitiydi. Etrafinda veya her neredeyse artık olan kişiler askerleri degildi.

O olmadığı bildiği halde bilerek bir tepki almak ve onu izleyenlerin yerini anlamak için sordu.

-Song, sen misin?

Ardından kısık çok kısık bir kıkırtı duydu.

-o kim bilmiyorum ama, o olmadığımı biliyorum gösterişli şey.

Gösterişli? Evet ormanın ortasında kimse bembeyaz bakımlı bir at, rüzgarın bile dagitamadigi kadar sağlıklı ve sekillendirilmis siyah saçlar ve ben çok pahaliyim diye bağıran bir takımla gezmezdi.

Minho duyduğu hitapla kime denk geldiğini anlamisti ve bu kimsenin duymiycagi şekilde bir küfür mirildanmasina sebep oldu...

-----------------------

-Sen burda kal olur mu? Eve biri gelirse seni görsunki birazdan döneceğimi anlasın.

Sonkez beyaz tüyleri okşadı ve sonra hiç yerinde durmayan oyuncu köpeğini bahçede bırakıp atına doğru ilerledi.

Evinin yakınlarında her ilk bahar çiçeklerle dolup taşan bir çimenlik vardi. Oraya gidip biraz çiçek toplamak ve yılın birkaç haftası olan bu muhteşem manzaranın tadını çıkarmak istiyordu.

Atını ahirdan çıkarırken bir yandan da çiçek sepetini aldı.

Tüm öğleden sonrasını çiçekler arasında yalnız başına dinlenerek geçirmişti. Ne kadar yıldızları izlemeyi sevsede hava kararmadan eve donmeliydi. Güneşin batmaya başlamasıyla yola koyuldu.

Yolda giderken etrafı izliyor bir yandan kısık bir sesle sevdiği şarkıları mırıldanıyordu. Bazıları geçmişte ailesinden kalma, bazıları kasabaya indiği zaman şenliklere ve halk arasında duyduklarıydi. Yinede en sevdikleri hep ailesinden kalanlardı.

Az bir yolu kalmıştı. Ezbere bildiği ağaçların arasında ilerlerken, ağaçlardan birine sırtını yaslamış yerde oturan birini gördü. Yanında at yada başka biri yoktu. Aslında oturduğu bile söylemezdi. Daha çok... baygın gibiydi.

Hemen atindan inip ağacın yanına gitti ve yere çömeldi.

Yakından bakınca dağınık ve kimi yeri kana bulanmış kıyafetleriyle saldırıya uğramış olduğunu anladı.

-Sen iyi misin?

Halen tepki vermeyen siyah saçlı oğlanın yüzünü daha iyi görebilmek ve uyanık olup olmadigini anlamak için bir elini çenesinin altına koydu ve başını nazik bir şekilde yukariya kaldırdı. Kapalı gözleri baygın olduğunun kanitiydi.

Nefes alıp almadığını anlamak için daha dikkatli baktı. Sakin nefes alisverislerini görünce geç kalmadığı için sevindi.

Bir kaç kez seslenmesine rağmen hiç bir tepki alamamıştı. Ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol edip ne yapması gerektiğini düşündü.

Siyah sacli oglanin ormanda gece yarısı tek başına baygın şekilde kalmasi kesin ölümünü getirirdi.

Ve bu asla onun yapabileceği bir şey degildi. Kesinlikle yardım etmeliydi.

Bu tesadüf siyah saçlı oğlana yardım etmesi için kaderin bir kurmacası olmalıydı...

---------------------

Ahh bu hikaye için çok heyecanlıyım. O kadar çok sahne var ki aklimdaaa.

Umarım beğenirsiniz ilk andan izlenimleriniz nasıl?

Yorum ve oy plss

Ve iyi gecelerrrr

Bölüm sonu

3 yorum