"Sonra: bir yerlerde bir ırmak olduğunu düşünüp duruyorum," dedi.
"Suları coşkun bir ırmak. Suyun içinde iki kişi var ve birbirlerine tutunmaya çalışıyorlar, bütün güçleriyle uğraşıyorlar, ama sonunda dayanamıyorlar. Akıntı çok kuvvetli.
Birbirlerini bırakmak, ayrı yerlere sürüklenmek zorundalar. Sanırım bizim durumumuzda bu.
Çok yazık kath. Çünkü birbirimizi bütün hayatımız boyunca sevdik ama sonuçta, sonsuza dek birlikte olamayız."**
Son satırın hemen yanında kırmızı bir leke oluşmuştu. Ufak bir leke.
Gözlerim paragrafın son mısrasına değdiğine
Dudağımın üstündeki taze ıslaklık farkettirmişti bana.
Bir damla daha aynı şekilde okuduğum satırlarla buluştuğunda bunu umursamadan hırkamın uzun koluyla silip okumaya devam etmeye çalıştım.
Yapamıyordum.
Kan oluk oluk akıp beyaz kazağıma bulaşıyor midemi mulandıran kokusu burnumu sızlatıyordu. Ne ara düşürdüğümü bilmediğim kitabımı yerden almak üzere uzandığım sırada başıma saplanan korkunç ağrı buna engel olmuştu.
Ellerim istemsizce sızlayan başıma gidiyordu.
Başımı ellerimin arasına alıp sanki acısı duracakmışçasına ellerimi olağan gücümle başımın iki yanına bastırıyordum. Artık durmalıydı.
Bana çekilmez bir acı veriyordu. Dayanamıyordum, ağırlaşan göz kapaklarım netinliğini çoktan kaybetmiş görüşümün üstüne bir perde gibi inerken artık taşıyamadığım bedenimi oturduğum bankın sert zeminine bırakmıştım. Artık başımdaki ağrı tüm uzuvlarıma sirayet ediyordu sanki.
Bedenim darp edilmisçesine sızlıyordu.
O sırada sırtımda ve dizlerimde hissettiğim kollar bedenimi bir çırpıda bankın sert ve soğuk tahtalarından ayırmıştı.
Bilincim yarı açıktı. Hayal meyal anımsıyordum bir yerlere taşıdığım hissini , bana endişeyle bakan tanımadık yüzü.
Beni taşırken ikide bir korku dolu gözlere bana bakıyor ardından tekrar nereye doğru olduğunu bilmediğim adımlarına odaklanıyordu.
Gözlerim açılıp kapanıyor sonunda yarı açık bir hal alıyordu.
Sonra gözlerimin dolduğunu hissediyordum.
Gözlerime dolan yaşların görmemi engellediği yüze bakıyordum. O da gözlerini yoldan ayırmış endişe dolu bakışlarla bana bakıyordu.
Korkuyordu..
Gecenin bu saatinde boş parkta kanlar içinde yatan belkide kucağında ölüm kalım savaşı veren bu güçsüz bedenin kolları arasında can vermesinden korkuyordu.
Onu bulduğu an yardım etme arzusuyla yanıp tutuşan iyimser kalbi şimdi belki yardım edemeden ölmesi korkusuyla atıyordu.
Hızlanan nefes alış verişlerinden ve zaman zaman sarsılan bedenimden adımlarını hızlandırdığını anlayabiliyordum. Hatta belki koşuyordu.
Her adımında göğsüne değen başım uyuma isteğimi bastırıyordu. Tüm yorgunluklarım uyursam geçerdi belki. Canımı yakan tüm o yaralar kabuk bağlardı belki.
Belkide ölüyordum. Ölüm böyle bir şey miydi?
Önce çok yorulsunuz sonrada hayatınızda hiç istemediğiniz kadar uyumak mı istersiniz?
Bir daha uyanmayıp yaşadıklarınızı bir daha yaşamamak üzere ebediyen uyumak mı istersiniz?
Bende öyle istiyordum. Yorulmuştum.
Her şey beni yormuştu. Yalnızca uyumak istiyordum. Bir daha uyanmayı istemiyordum. Yine yeni bir güne uyanıp her şeyi sil baştan yaşamayı istemiyordum.
Sanki yarı açık gözlerimi kapatırsam beni taşıyanın gördüğüm buğlu görüntüsü son gördüğüm olacakmış gibi hissediyordum.
Eğer gözlerimi kapatırsam bütün herşeyle ilgimi kesecektim sanki. Bu his içime sinmişti. Gözlerimi sonsuza dek kapatma fikri artık daha cazip geliyordu bana. En azından canım acımayacaktı.
Ama biri yada bir şey bana engel oluyordu.
Sanki birileri mutlu olmamı istemiyordu, acı çekmemden zevk alıyordu ve beni hayatta tutuyordu.
Vücudumda azalan ağrılar ve sırtımdaki rahat hissiyat artık onun kollarında olmadığımı gösteriyordu. Başka bir yerdeydim.
Sadece belli belirsiz sesler duyuyordum.
Bu sesler kulaklarımda artık birer uğultu halini aldığında yalnızca gözlerimi kapatmakla yetinmiştim.
kulaklarıma dolan koşuşturduğu belli olan adım sesleri ve yanı başımda duyduğum uğultular bilincimin yavaş yavaş açıldığını gösteriyordu.
İçimde bir yerlerde üzüldüğümü hissetmiştim belki de uyanmak istemediğimdendi.
Başımın hafif ağrısı kaşlarımın çatılmasına sebep olurken ne zaman oturur pozisyona soktuğumu bilmediğim bedenimin nazikçe geriye doğru çekilip sırtımın yumuşak bir şeyle buluşmasıyla yüzümü acıyla buruşturmaya son verip eskisi kadar ağır olmayan göz kapaklarımı yavaşça araladım.
Görüntümü netleştirmek adına gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdıktan sonra bana merakla bakan üç çift gözle karşılaşmıştım. Bunlardan ikisi beyaz önlüklerinden anlaşılacağı üzere doktor öteki ise normal kıyafetleri olan benim yaşlarımda bir genç adamdı.
Onlara bakıp neler olduğunu anlamaya çalışırken başıma tekrardan saplanan ağrı yüzümün buruşmasına ve elimin istemsizce sargılı başıma gitmesine sebep olmuştu.
Başım neden sargılıydıki? Sanırım banka çarpış olmalıydım.
Aklımdan kendi sorumu kendim cevapladıktan sonra doktorlardan birinin sessizliği bozmasıyla oraya döndüm.
"Birazdan hemşire hanım size ağrı kesici getirecek. Bu ağrınızı dindirecektir.
Geçmiş olsun."
Doktorlar söyleyeceklerini söyleyip yanımdan ayrıldıklarında yanımda sadece az önceki genç adam kalmıştı.
Bir süre doktorların kapıdan çıkışını izledikten sonra bana dönüp gergin bir gülümseme sundu.
Ben hala kim olduğunu düşünüyordum.
"Umarım daha iyi hissediyorsunuzdur."
Bir yandan onu nerden tanıyabileceğimi düşünürken bir yandanda başımı evet anlamında sallamıştım.
"Ah sanırım hatırlamıyorsunuz....sizi buraya ben getirdim. Parkta baygın yatıyordunuz ve bende o sırada oradan geçiyordum sizi görünce hemen hastaneye getirdim...İçim rahat etmediği içinde uyanıncaya kadar beklemek istedim."
Genç adamın açıklamasını dinledikten sonra hatırlamaya başlamıştım. Buraya birinin kollarında getirilmiştim. Bu oydu.
" teşekkür edrim"
Sesim oldukça boğuk çıkmıştı. Açıkçası bunu samimiyetsiz bulmasından endişeleniyordum ama o gülümsemesinden ödün vermeden konuşmasını sürdürdü.
"Sorun değil. O an yardıma ihtiyacınız vardı bende size yardımcı oldum."
Ona tekrar teşekkür ettikten sonra o ayrılması gerektiğini söyleyip yanımdan ayrıldığında odada yanlız ben kalmıştım.
Yapacak bir şeyim olmadığından bende oyalanmak adına sol tarafımdaki komodin den başlayıp odaya bakmaya başlamıştım.
Yatağımın hemen karşısındaki kapının biraz solunda duvara monte edilmiş ufak bir askılık onunda biraz daha ilerisinde iki gözlü sade bir dolap duruyordu.
Gözlerimi biraz daha yanıma çevirdiğimde bir yatak daha görmüştüm. Ama boştu. Sanırım oda arkadaşım olmayacaktı. Bu iyidi çünkü her zaman yanlız olmayı kalabalığa yeğelerdim.
Tekrar önüme döndüğüm sırada açılan kapı ile dikkatimi oraya vermiştim.
İçeriye elinde tepsiyle giren hemşire olduğunu düşündüğüm orta yaşlı bir bayan ve benim yaşlarımda üzerinde hasta kıyafetleri olan bir genç girmişti.
Genç yan tarafımdaki yatağa doğru ilerlerken bakışlarımı ondan çekip bana ağrı kesici uzatan hemşireye döndüm.
Elindeki ağrı kesiciyi alıp ağzıma attıktan sonra uzattığı bardağı alıp suyu tek dikişte içtim. Onca bayılıp ayılmanın sonrasında susamıştım.
Hemşireye bardağı uzatırken aynı zamanda onu dinliyordum.
"Merak etme yanlızca bu geceliğine bu odada kalacaksın. Yarın bir hastamız taburcu olacak seni onun odasına alacağız.
Şimdilik boş oda olmadığı için burdasın."
Konuşmasını bitirir bitirmez yan tarafımdaki yatakta uzanmış bedene dönüp gülümsemesini genişleterek konuştu.
" jimin ilaçlarını almayı unutma tatlım."
Sonrasında bana ufak bir tebessüm eşliğinde iyi geceler dileyip bir şey dememe izin vermeden çoktan çıkıp kapıyı da kapatmıştı. Ne demek yani bu hastanede ne kadar kalacaktım ki beni başka bir odaya alacaklarını söylüyorlardı. Yanlızca bayılmıştım ve her zamanki gibi burnum kanamıştı. Bu bir sorun muydu?
Kafam bitmez tükenmez sorularla darmadağın olurken beni düşüncelerimden sıyıran yan tarafımdaki yataktan çıkan gıcırtılar olmuştu. Hızla başımı oraya döndüğümde adının jimin olduğunu öğrendiğim çocuğun yatağından kalkıp ilerdeki dolapta bir şeyler aradığını görmüştüm. O dolapla ilgilenirken onu inceleme fırsatı bulmuştum.
Oldukça solgun bir yüzü vardı. Vücudu oldukça zayıftı. Koyu kahve saçları dümdüz alnına dökülüyor ona şirin bir görünüm sağlıyordu. Her hâlinden hasta olduğu belli oluyordu. Genç yaşına rağmen oldukça çökmüş görünüyordu.
Bir süre sonra onu incelemeyi bırakıp kendimi aniden bastıran uykumun kollarına bırakmak üzere battaniyeyi üzerime örtüp uyumaya çalıştım. Ama yapamıyordum. Uykum olmasına rağmen bir türlü uyuyamıyordum.
Burası rahat değildi üstelik odanın diğer yanında tanımadığım bir erkek vardı.
Rahatsızlık içinde yataktaki konumumu değiştirdiğim sırada gördüğüm manzara hiçte iç açıcı değildi.
O ağlıyordu..
Ve bu incinmeme sebep olmuştu. Bu oldum olası böyleydi birilerinin yanımda ağlaması beni hep huzursuz hissettirirdi.
Odanın tek penceresinden içeri sızan ay ışığının aydınlattığı yüzünden hüzün akıyordu sanki. Anlamsız boş bakışları tavandaki bir noktaya sabitlenmiş öylece duruyordu.
Ve bir göz yaşı daha hüzünlü bakışları arasında gözünden düşüp yanağında belirgin bir yol çiziyordu.
======================================
**kazuo ishiguro'nun eserinden bir alıntı
(Bu kitabın bir sürü okuma listesine eklendiğini görüyorum ama neredeyse hiç oy almıyor. Eğer okuma listenize ekleyecek kadar hoşunuza gittiyse lütfen oy vermeyi unutmayın. Oy vermek sizden bir şey eksiltmez. Ama eğer oy verildiğini ya da güzel yorumlar yapıldığını görürsem bu beni çok mutlu eder. Keyifli okumalar^^)