"Bir dilim vişneli turta alabilir miyim?"
Esmer olan kibar gülümsemesini göstererek sorduğunda karşısındaki kadın da gülümsemiş ve elindeki ufak not kağıdına bir şeyler karalamıştı.
Tezgahın arkasına geçtiğinde küçük bedeni neredeyse tamamen kaybolmuş gibi görünüyordu, Jongin buna yalnızca tebessüm etmekle yetindikten sonra her zaman oturduğu masaya geçti ve kahverengi ceketini çıkartıp yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Bakışları ufak kafenin her köşesinde gezinse de aradığı şeyi, kişiyi bulamamıştı. Başını buğulu cama doğru çevirdikten sonra buğunun izin verdiği kadarıyla dışarıdaki insanları izlemeye başladı bu nedenle.
Herkes acelesi varmış gibi hızlı hareket ediyordu, bu da esmer olanın anlamlandıramadığı şeylerden biriydi.
"Shuhua, yardım eder misin?"
Kalınlığına ek olarak oldukça da yumuşak olan ses tonu boş kafenin içinde yankılandığında içerideki iki beden de ona dönmüştü.
Shuhua hızlıca kapıdaki bedene ilerleyip elindeki kutulardan birini aldıktan sonra tezgahın arkasındaki yerine döndü. Kyungsoo da hemen arkasından onu takip etti üzerinde hissettiği bakışlarla birlikte.
"Kalanını halledebilirim, teşekkür ederim." Kyungsoo söylediğinde genç kız onu onayladı ve önündeki beyaz, çiçek işlemeli tabağa vişneli turtayı dikkatlice koydu. Tezgahın arkasından çıkacakken bileğinde hissettiği tutuşla durup arkasındaki bedene döndü.
"Kahve de götür, sütsüz ve şekersiz."
"Ama istemedi."
"Bir aydan fazla süredir her akşam geliyor o beyefendi, bir kez bile kahve istemediğini görmedim. Söylemeyi unutmuş olabilir."
Shuhua başını salladı ve hızlıca bir kahve yapmaya başladı.
Kyungsoo aldıklarını yerleştirirken kendisini göz dahi kırpmadan izleyen esmer adama kısa süreli bir bakış atmıştı fakat bunun için pişman hissetmesi de fazla uzun sürmemişti. Elindeki porselen kase bir anlık dikkatsizliği yüzünden büyük bir gürültüyle yerle buluşmuştu çünkü.
Esmer olanın dudaklarındaki tebessüm yerini kaybederken endişeyle ayağa kalkıp yanına ilerledi.
"İyi misiniz?"
Kyungsoo başını salladı ve yere eğilip kırılan kasenin büyük parçalarını toplamaya başladı. Bu sırada Shuhua da elindeki bezle oraya gitmiş ve bir şeyler mırıldanırken kahvenin yanmaması için aceleyle geri gitmişti. Esmer olan ise hala oradaydı. Kyungsoo yardıma ihtiyacı olmadığını söylediğinde o da yere eğildi ve tereddütle Kyungsoo'nun ufak ellerini kırıkların üzerinden çekti. Ters bir tepki almaktan çekiniyordu.
"Lütfen, korkmuş olmalısınız. En azından su için veyahut bir yere oturun. Ben toplarım kırıkları, bir nevi benim hatam sayılır ne de olsa."
"Sizin ne gibi bir hatanız olabilir ki? Tamamen benim dikkatsizliğimden kaynaklanan bir kazaydı."
Kısa olan hala çekmemişti ellerini, diğerinin ellerinin verdiği sıcaklığı sevmişti içten içe.
"Size öyle bakmasaydım dağılmazdı dikkatiniz, rahatsız etmiş olmalıyım."
"Hayır, hissetmemiştim bile. Lütfen yerinize geçin beyefendi. Shuhua turtanızı yakın zamanda getirecektir."
Esmer olan inatlaşmanın anlamsız olduğunu düşünerek ellerini geri çekti ve cevap vermeden kırık porselen parçalarını avucunun içinde toplamaya başladı. Kyungsoo ise bakışlarının onu rahatsız edeceğini düşünerek sessizce yardım etmeye başlamıştı.
Diğer günlerin aksine inkar edemeyeceği bir huzur hissediyordu Kai, bunun doğru olmadığını bilmesine rağmen. Fakat yanlış da hissettirmiyordu bir aydır gizliden gizliye izlediği adama hissettiği çekim. Sanki bu an için yaşamıştı şimdiye kadar, bunun için var olmuştu ruhu ve bedeni. Az önce ellerine değen elleri de bakışlarındaki sıcaklıktan nasibini almıştı. Özel, aynı zamanda da güzel hissettirmek için sıcaklardı sanki. Aklı tüm bu güzel şeylerle doluyken tüm kırıkları tamamen temizlediklerini dahi fark edememişti.
Elindeki kırık parçaları tezgahın altındaki çöp kutusuna attıktan sonra Kyungsoo'nun teşekkür etmesine fırsat vermeden yerden kalktı ve kafenin içindeki ufak lavaboya girip ellerini yıkadı. Kısa olana bu kadar yakın olması onu gereğinden fazla heyecanlandırmıştı.
Geri döndüğünde oturduğu masada vişneli turtasını ve istediğini belirtmemesine rağmen getirilen bir fincan kahveyi görmüştü. Yerine oturduktan sonra bakışları tezgahın arkasındaki bedenin üstünde gezinmişti uzunca. Ama beklese de Kyungsoo başını kaldırıp da boncuk gözleriyle bakmamıştı ona.
Bir aydan biraz daha fazla süredir her akşam bu kafeye geliyordu, istisnasız. Bazı zamanlar gecikse bile gelmemezlik etmiyordu. Vişneli turtayı severdi ve bu sevimli kafede yediği vişneli turtalar tartışmasız yediği en güzel turtalardandı. Buraya gelmesinin en büyük ikinci sebebi ise hiç şüphesiz iri gözlü, beyaz tenli oğlandı. Öyle güzeldi ki, bağımlılık yapıyordu. Özellikle gülüşü.. Esmer olan diğerinin sıkça göstermediği gülümsemesini görebilmek için her şeyi göze alabileceğini düşünüyordu.
"Şey, teşekkür ederim bayım."
Aniden yanında beliren bedenle irkilmişti. Yine düşünceleriyle boğulmuş olmalıydı ki, diğerinin kendisine yaklaştığını dahi fark edememişti.
"Oturmaz mısınız? İsminiz dahi ezberimde değil bir aydır sizi bilmeme rağmen. Tanışmak kötü bir fikir gibi gelmiyor kulağa."
Kyungsoo beklemediği teklif karşısında afallasa da belli etmemek adına kendini gülümsemeye zorladı ve esmer olanın karşısındaki tahta sandalyeye oturdu. Teklifi geri çevirmenin kabalık olacağını düşünüyordu çünkü.
"Do Kyungsoo."
"Kim Kai, sevgili Kyungsoo. Sizi tanıdığıma memnun oldum."
"Kai? Yabancı asıllı mısınız?"
Kai başını iki yana salladıktan hemen sonra kahvesinden bir yudum aldı. "Kai kendim için seçtiğim bir isim aslında. Eski ismimi hatırlayamıyordum ve isimsiz yaşamak epey kötü takdir edersiniz ki."
Kyungsoo'nun kafa karışıklığı yüz ifadesine yansıyordu; Kalın dudakları kendisinden bağımsız bir şekilde büzülmüştü ve kaşları çatılmıştı. Kai bu görüntüye gülmemek için kendini zorlarken kuru bir öksürükle boğazını temizledi. Karşısındaki oğlan epey sevimliydi ve muhtemelen bunun farkında bile değildi.
"Kusuruma bakmayın lütfen, anlaşılabilir konuşmalıydım. Bir süre önce geçirdiğim kaza yüzünden hafıza kaybı yaşamıştım ve hastanede beni ziyarete gelen kimse olmayınca ismimi de öğrenemedim. Kaza sırasında cüzdanımı, haliyle kimliğimi de çaldırdığım için o şekilde de öğrenme şansım kalmamıştı. Her şeye baştan başlamak zorunda kaldım anlayacağınız. Yeni bir isim, yeni bir ev, yeni bir iş.. Sonrasında bir şeyleri hatırladım tabii ama yeterli değildi. Pek de merak etmiyorum dürüst olmak gerekirse, kendimi zorlamadım hatırlamak için."
Aralarında gergin hissettiren bir sessizlik olmuştu Kai'nin bu açıklamasından sonra. Kyungsoo derin bir nefes aldı ve ellerini mavi masanın üzerinde birleştirdi. "Bunları hatırlamak sizi üzüyorsa eğer, hatırlamanıza sebebiyet verdiğim için bağışlayın beni. Yalnızca meraklı davranıyordum."
Kai güven verici bir şekilde gülümsedi, üzülmüyordu fakat üzülseydi bile bu sözlerden sonra sorun olmazdı.
"Bu konu benim için önemsiz artık. Düzenli ve mutlu bir hayata sahibim ve bu benim için yeterli."
Kısa olan bu sözlerden sonra rahatlamıştı. Can sıkıcı konunun kapanması için gülümsedi. "Yardım ettiğiniz teşekkür etmeye gelmiştim aslında, zorunda olmadığınız halde yardım etmek istemeniz oldukça hoş bir davranıştı."
Alnının yarısına kadar anca gelen açık kahve tutamları kenara ittirmek için elini kaldırdığında Kai de parmağındaki kesiği görmüş ve eş zamanlı olarak kaşlarını çatmıştı. Bir eli ona doğru uzanırken bakışlarıyla ondan izin aldı ve elini nazikçe kavrayarak kendisine çekti. "Acıyor mu?"
"Hayır, fark etmemiştim bile."
Kai elini bırakmayı reddederken boştaki eliyle ceketinin iç cebindeki kumaş mendili aldı ve Kyungsoo'nun parmağını özenli bir şekilde sardı. "Dikkat etmelisiniz."
Kyungsoo yanaklarına allar düşerken elini kendine çekti ve başını öne eğerken kısık bir sesle konuştu.
"Mahcup ediyorsunuz Bay Kim."
"Size olan ilgim mi sizi mahcup eden? Pek utangaçsınız yahu, ileri de gitmedim oysa."
Kısa olan diğerinin açık sözlü tavrından sonra başını kaldırmıştı, böyle sözleri beklemediği açıktı.
"Siz de pek bir açık sözlüsünüz. Ayrıca kahveniz soğuyor."
"Sahi, kahve istediğimi söylememiştim." Dudaklarından eksik olmayan tebessümle sorduğunda Kyungsoo bir süreliğine sessiz kalmıştı.
"Her gün vişneli turtanın yanında kahve içiyorsunuz, bugün de kuru kuru yemenize gönlüm razı gelmedi sanırım."
Esmer olanın yüzündeki gülümseme büyümüştü, Kyungsoo'nun kendisine dikkat etmiş olması içini ısıtmıştı çünkü. "Teşekkür ederim o halde, düşünceli davranışınızı hoş bulmamam elde değil. Ayrıca vişneli turtalarınız çok güzel, söylemeden geçmek istemedim."
İltifat üzerine Kyungsoo genişçe gülümsemişti. Biraz önceki utangaçlığını üzerinden atmıştı zaten. "Bunu duyduğuma sevindim. Yaptıklarımın beğenilmesi güzel hissettiriyor."
"Siz mi yapıyorsunuz sahiden? Hanımefendinin yaptığını düşünmüştüm." Sahte şaşkınlığının anlaşılmaması için büyük bir çaba sarf etmişti uzun olan. Elbette tatlıları Kyungsoo'nun yaptığını biliyordu, ondan hoşlanmasının belirgin sebeplerinden biri de buydu zaten.
"Ben yapıyorum tatlıları. Shuhua daha çok içecek ve servis işlerine bakıyor."
"Ölene dek vişneli turtalarınızdan yiyebilirim sevgili Kyungsoo."
"O zamana dek bu kafeyi ayakta tutabileceğimi sanmıyorum."
Kai kısa olanın bu dediğiyle eğlenmişti. Aklında dolanan gerçeği söyleyip söylememek arasında kalmış ve sessizliğin fazla uzamaması adına söyleme kararı almıştı.
"Kafeyi kast ettiğimi söylememiştim aslına bakarsanız, başka ihtimalleri de göz önünde bulundurmalısınız."
Bunun üzerine Kyungsoo karşısındaki adamın yaptığı imayı anlamış ve kızaran yanaklarını elleriyle gizleme gereği duyarak tabiri caizse masadan kaçmıştı. Kai ise arkasından gülümsemeye devam etmişti tatlısı bitene kadar.